|
İSRAİLLİLER DE ARAPLAR da, evet, aynı Ata kökünden geldiklerini söylerler, hatta yazarlar. Hazreti Muhammed'in Kuran'ı, İslâmlığın, hiç Tevrat-İncil üzerinde durmaksızın, İsâ'dan, Mûsâ'dan önceki en tarihcil ata İbrahim dininden geldiğini yer yer açıklar. Hiç bozulmamış, dolaysız Müslümanlık kaynağı İbrahim doktrinidir. Marks nasıl vülger ekonomistleri silip atarak, doğru klâsik iktisatçılardan yola çıkarsa, Muhammed de tıpkı öyle, İsâ-Mûsâ aşamalarına cepheden çatmamakla birlîkte, İslâm özkaynağının İbrahim ortodoksisinden geldiğini Tanrı diliyle bildirir. Hâl böyle iken, daha İbrahim ile birlikte İsraillilik ile Araplığın arasına, "péché originel" gibi doğuştan bir ayrılık ve sönmez kin girer. Hâcer'in cılız dişi köle elleriyle kurduğu ilk çit "Kâbe" prototipi; İsmail'in, babasız, çöller ötesinde, kimsesiz dünyaya gelmiş bebek topuğu ile debelenirken açtığı "Zemzem suyu".. açıkça, Arab'ın İsrail'e ilk meydan okuyuşudur. Hâcer, İbrahim'in ömrü boyu özlediği erkek çocuğu dünyaya getiren kadın olduğu halde, câriye (dişi köle)dir. Sâre, ocaklarının sönmemesi için, İbrahim'in Hâcerle yatmasına kendisi izin verdiği halde, İsmail oğlanı görür görmez Hâcer'i ta Filistin'lerden Hicaz çölleri ötesine sürdürüp attırırken, dağ başında kurda kuşa, ite uğursuza kurban bıraktırtan, şimdiki Emperyalist kancığı İsrail çıfıtı kadar kıskanç ve insafsız bir zorba Anahandır. En az Finikeli komşularının Astarte'si kadar insan kanı içicidir. Astante'yi bile geçer, çocuk kanı ister. Kutsal masal, İbrahim'in oğlan çocuğu doğarsa onu kurban edeceği üzerine Allah'a söz verdiğini aktarır. Ancak bu yemini Anahan (Matriyark) saf kan İsrail kızı Sâre'nin unutturtmadığı, uygulatmak için direndiği muhakkak. Bu efsane bize, İbrahim zamanı Sam oğullarından hatırı sayılır bir bölüğünü olsun henüz çocuk kurban edecek kadar Aşağı Barbarlık Konağı'nda süründüklerini anar. İbrahim, köle karısı Hâcer'den doğma öz oğlu İsmail'i basbayağı yatırıp kesmeye götürür. Tam bıçağı atacağı anda gökten bir koyun indirildiğini görür. Kanlı tapıncından cayar: İsmail yerine, koyunu keser. Ve İslâmlığın en büyük bayramı olan "Kurban Bayramı" budur. Kurban Bayramı Hicaz-Mekke Araplar'ının da artık Aşağı Barbarlık Konağı'ndan, sürü üretimli Orta Barbarlık Konağı'na geçmeye başladığının dramatik hikâyesidir. Ancak, Muhammed zamanına dek Arabistan insanlarının , ailede bir boğazı, hele doğuran bir boğazı eksiltmek üzere kız çocuklarını diri diri gömme, kurban etme âdetinin sürüp geldiği iyi bilinen gerçeklerdendir. Hiç bir mitoloji "yalan" söylemez. Çünkü her mitoloji, Toplumda yalanın keşfedilmediği çağlar üzerine kurulmuştur. Grek Toplumu'nda Hezyod Allahlar sistemi ile Homer Allahlar destanı, Herodot'un epey açıkladığı gibi, sonradan, bile bile uydurulmuş ve adları takılmış efsâneler olsalar bile, sonraki Uygar toplumun sömürü ve ezi uğrunda insanları silâhsız bırakma aracı olarak icat edilen ve kullanılan asıl bildiğimiz "Yalan"dan apayrı, bambaşka bir iştir. Sam oğullarının bin yıllık çöl-vaha, göç-akın, savaş-barış serüvenlerini çizen "Kutsal Tarih" adlı mitoloji de öyledir. "Yalan" değildir. Bugün bizim kavrayamadığımız, anlayamadığımız sosyal ve tarihcil olayların, Tarih öncesi insanının beyin ve ruh (kendi toplumu) aynasında yansımasıdır. Türklerin: "Söyleyene bakma, söyletene bak" dedikleri yer burasıdır. Efsanelerin nasıl söylendiklerine değil, niçin söylendiklerine bakılmalıdır. Tarih öncesi insanı kendi topluluğu içinde ola gelen değişiklikleri, kendi dünya görüşü ve kendi somut araçlarıyla deyimlendirmek istemiştir. Ona bu isteği dayatan sosyal olaylar ve ortam gözden kaçırılınca, efsaneler anlaşılmaz hiyerogliflere döner. İnsanın her zaman, her yerde, Marks'ın deyimi ıle "Sosyal yaratık" olduğu unutulmazsa, bugün bize en aykırı, olağan dışı görünen mitolojilerin dahi, kendi zamanları ve Tarih-Toplum ilişkileri içinde yorumu, bize sayısız doğruları açıklayabilir. İbrahim-İsmail, yahut Sâre-Hâcer efsaneleri bu metotla ele alındı mıydı, bir çok gerçeklikler arasında, ilk İsrail-Arap çelişkilerinin derin Tarihcil ve Sosyal kökleri de ister istemez ortaya çıkar. Bugün Yahudi (İsrail-Sahyuni) sözü geçer geçmez, her Arab'ın niçin öyle tirtir titreyerek yerinden fırladığı, ta İbrahim çağında başlamış o sonsuz İsrail-Arap düşmanı ikiz-kardeşler kinine dek bağlanır. Yahudi, yalnız 20.yüzyılda Emperyalizmin Arap dünyasının belkemiğine soktuğu bir kama değildir. Yahudi, binlerce yıl ötelerden beri, Nemrut ve Firavun İmparatorlarının elinde türlü oyunlara gelmiş İsrail oyuncağıdır. Bu oyuncak, Mekke kurucusu Hâcer'i kısır bir dağ arasına ölüme bırakan, Hâcer'in doğurduğu İsmail'i kurban etmek isteyen bir korkuluktur. Hâcer'le İsmail, tüm Arabistan insanlarına kutsal başlangıç sayılmış Anahan Atahan'dır (Matriyark Patriyark'dır). Hâcer ve İsmail adları çevresinde Arabistan dünyası Arab'ı âribe (Araplaştıran Arap) ve Arab'ı müstârebe (Araplaşmak isteyen Arap) diye harman olarak gelişecektir. İsrail, daha ilk adımında bu gelişime karşı kin duymuştur. Arap o İsrail kinini efsaneleştirmiştir. O denli kalınsa ne iyi, İsrail, daha göçebeliğini (Orta Barbarlık Konağı'nı) yitirmeden, aracılık ettiği büyük uygarlıklardan kaptığı üretim temelinden bağımsız, Yahudi Allahı, Yahudi Peygamberi, İsrail Dini gibi sopsoyut: Tefeci-Bezirgân ilişkilerinin ta kendisi olmuştur. Uzakdoğu ile Yakındoğu ve Batı arasındaki kervancıl ilişkiler, nasıl Orta Asya Moğol ve Türkler’ini çarçabuk neredeyse sâf ve soyut Bezirgân Kafileleri ve Ordu'ları haline getirdi, geç bir örnektir. Genellikle Sam oğulları, özellikle İsrail oğulları da tıpkı öyle, iki büyük Antika Ortadoğu Bitkicil Uygarlığı arasında mekik dokuyan, hayli soyutlaşmış, sâf, yâni sırf Tefeci-Bezirgân olarak Tefeci-Bezirgân oldular. İbrahim inançları ve gelenekleri ile iyice yerleşip kökleşmeye başlayan İsrail Tefeci-Bezirgânlığı kendi başına, kendi kendisi içine kıvrılıp kalmamıştır. Tam tersine, Süleyman Peygamber - Sultan ve Sebâ Melikesi arasındaki cilveleşmelerin de gösterdiği gibi, Hicaz ve Arabistan üstlerinden atlayarak (şimdiki İsrail Devletiyle Habeş, Afrika devletleri ve Emperyalist casusu Şeyhler arasında olduğu gibi) Hicaz'ı ve Arabistan'ı çiğneyerek Umman yollarına özenmiştir. Arabistan'ı, Hicaz'ı hiç boşlar mı? Antika çağ uygarlıklarının dünya uluslararası en büyük ve en gelenekcil Ticaret şahdamarı Yakın Doğu'nun Orta Yol dediğimiz şey nedir? Umman-Basra Körfezi denizlerinden başlayıp, Şattülarap'tan Fırat-Dicle boyu kuzeye çıkan, sonra ağaç dallan gibi Anadolu içlerinden Karadeniz, Ege Denizi boylarına ulaşan, Kargamış'a varmadan batıda Suriye'ye dönerek Akdeniz'e (Finike'ye, Filistin'e, Mısır'a,) uzanan: Zagros dağları, İran kıyıları ve yaylaları üzerinden Orta Asya İpek Yoluna, Afganistan'dan Sind-Harappa kalıntılarına dek ağlaşan dünya ticaret yoludur. Bu muazzam Orta Yol'un her köklü Tarihcil Devrim kargaşalıkları sırasında yaman yıkıntılarla, gel geç de olsa tıkandığı unutulamaz. Her tıkanışta, Dünya Bezirgân ilişkileri için iki yan geçit kalır: 1- Kuzey Yolu: Hün'lerin, Atilâ'ların Uzakdoğu Çin Uygarlığı ile Batı Roma Uygarlığı arasında açtıkları büyük akınlar ve göçler yoludur. Baykal - Seyhun - Ceyhun - Hazer - Karadeniz kuzeylerinden Orta Avrupa'ya bağlanır. 2- Güney Yolu: Kızıldeniz - Hicaz - Yemen - Aden boylarından Umman Denizi'ne (Sam oğulları geleneğinin Adem Aleyhisselâmı dolaştırdığı) Seylan - Serendip adası amaçlı Hint denizine doğru açılır. Güney Yolu spesifik Arap yolu sayılabilir. Orta Yol şahdamarının her Tarihcil Devrimle tıkanışında, Evren Bezirgânlığı'nın hemen ve ilk başvurduğu yol, bu Güney Yolu - Arap Yolu olur. Zaman zaman, az çok geçici de olsa, böylesine işlekleşiveren ilginç bir Ticaret yolunu hiç İsrail Tefeci - Bezirgânlığı görmez ve içine işleyip tutmak, sömürmek istemez mi? Belkıs - Süleyman "aşk" efsanesi, İsrail Tefeci - Bezirgânlığı'nın ezeli gönül verdiği, kendisine arslan payı getiren Güney Arap Yolu karasevdasının sembolüdür. Onun için İsrail oğulları, daha Mısır dönüşü İbrahim'in Hâcer'i sözüm ona sırf kıskançlık hikâyesiyle Mekke vâdisine getirmesiyle birlikte, Hicaz Araplığını ve Arabistan içlerini Tefeci - Bezirgân gözü ve girişkinliği ile yoklamaya, aralarda Tefeci - Bezirgan üsleri kurmaya başlamıştır. İsrail Tefeci - Bezirgânlığı'nın Hicaz ve Arabistan toplumları içine nasıl bir karver inadıyla sızıp, onları ne korkunç biçimde kemirdiği, Muhammed'in Mekke'den Medine'ye ünlü Hicret'i (Göçü) olayında en keskin ve çiy ışıklarla aydınlanmıştır. Muhammed'i Medineli Arapların çağırışı da, İslâmlığın Medine'de ansızın tutunup güçlenmesi de: hemen bütün Medine Kenti küçük Arap üretmenlerinin tarlalarına, (Solon zamanı Atina'da görülmüş biçimi ile) Tefeci-Bezirgân ipoteğinin konulmuş bulunması trajedisine bağlıdır. Muhammed'i, el altından tefe koyanlar, İslâmlığı gizli gizli alaya alanlar, hep o Tefeciliği (Kuran'ın deyimi ile "Rıbâ"yı) yasak, "haram" eden prensipler önünde sinsice direnmiş Yahudi Evs ve Hazreç kabileleridir. Muhammed o Tefeci - Bezirgân İsrail öncülerini Medine'den kovaladıktan sonra, İslâmlığı gerçek güce kavuşturmuştur. Böylece, aynı İbrahim köküne bağlı İsrail-Arap oğulları arasındaki binlerce yıllık aralıksız düşmanlık ve savaş, Antika çağda en, son aşamasına ulaşmıştır. http://www.onergurcan.org/ ÖNER GÜRCAN KÜTÜPHANESİ ANILAR Dr.Hikmet KIvılcımlı |