|
SAM OĞULLARINI düşünüyordum. Onlardan İsrail oğulları, iki muazzam Antika Uygarlığın (Irak-Mısır'ın) kavşak noktasında (Filistin'de) aracı geçindikleri için, Barbar gelenekleriyle ha bire "Peygamber" (Tarihöncesindeki kutsal Toplum Şefleri) yetiştirdiler. Bu peygamberlerin Irak Uygarlıkları ile düşen kalkanları, yenilgilerine tumturaklı ilintiler, beddualar okumakla ün yaptılar. Evrensel din yapamadılar. Irak: Mısır ve Finike değildi. Mısır'dan çok önce Medeniyet tepe-uçurumlar cycle'ine girmişti. Keldan Semitleri'nden sonra Asur gibi kıyasıya zorba savaşcıl rejimler, İsrail oğullarının kendilerince tanrıcıl Peygamberlerine metelik vermiyordu. Kızınca, İsrail denilen ulusçuğu, bütünü ile Filistin köklerinden kazıyıp Bâbil zindanlarında 40 yıl inleten davranışlar olağanlaşıyordu. Filistin ise, üç Antika medeniyete (Irak-Finike-Mısır'a) buluşma noktaşı, zamanın en evrensel eğilimlerini kendi inbiğinden geçirerek, küçücük habbeyi kubbe yaparak, en basit evrensel ideoloji taslaklarına, Tektanrılı Dinlere elverişli bütün ünlü kervanlar geçidi bir stratejik konaktı. Özellikle Grek Kentleşmeleri Filistin'i her uluslararası yele, fırtınaya açık bir kara transit kervansarayı yapmıştı. Bu Kervansaraydan yalnız cansız mallar değil, mallar ekonomisinin en büyük düzenleyicisi: Arz ve Talep (Sunu ve Dileği) kanunları da, yalnız transit geçmekle kalmıyor, odaklaşıyordu da. İsrail oğullarının inanç ve tapınç görevlileri, Peygamberler ister istemez o yoğun ilişkilerin derin kanunlarına indikçe, büsbütün yalınkat formüllere ulaşıyorlardı. O formüllerin en gözdesi ve yaygını: Evreni toptan yaratıp güdücü Tektanrı çevresinde toplanıyordu. Yaşanan Toplum ilişkilerine, eski Bâbil-Mısır-Finike'de gittikçe bostan korkuluğuna dönmüş, vücutları, organları, zekâları, ruhları, eylemleri, huylarıyla hepsi ham bir insan senbolü olan, Panteonlar dolusu sayısına bereket Çokallahlar (en Antika çağ Babahanları - Anahanları) artık egemen olmaktan hayli uzaktılar. Çokallahlar gibi elle tutulur, gözle görülür olmayan gizli bir güç, Toplumun gittikçe daha çok iliklerine işleyerek, son duruşmada her şeye egemen oluyordu. Bu gizli güç Akdeniz kentlerinde Greklerin "Moyra"ları gibi, Tanrıların ve dolayısıyla insanların alınyazılarında her gün daha etken olan Kader-Kısmet eğilimini çoktan yerleştirmişti. Filistin rasathanesinde oturup, yeri göğü, yıldızları insanları birbirine karıştırarak tepeden gözetleyip yorumlayan İsrail Peygamberleri için, Akdeniz Hayvancıl Uygarlıkları'nda izleri bir türlü silinememiş Somut-Put Tanrıları, Soyut gizli güce indirgemekten başka yapılacak dünya görüşü kalmıyordu. Ne Irak, ne Finike, ne Mısır, ne Grek, ne Roma dünyaları, denenmiş en yukarıdan baskılı girişimlere rağmen, o somutlaştırmaya süreklice varamamışlardı. Bin yılların yerleştirdiği oturmuş Çoktanrılı, yaman anıt-tapınaklı kutsal gelenekler, toplumun her işini ve her zerresini canevinden kontrolü altına sıkı sıkı almış, egemen sınıf ilişkilerini ebedileştirip, Nemrut-Firavun olsa, emrine almış kurumlar, müthiş uyanık, bilgin, teknisyen ve taktisyen düşünür tapınak adamları hiyerarşisi toplum içinden bir tepki ile kolay kolay yok edilememişti. İsrail Peygambercikleri için ise, sosyal olayları soyutlaştırmaktan başka bir iş yoktu. Irak-Mısır-Finike Uygarlıkları'nın her yabancı baskısı, o uygarlık insanları kadar, Çoktanrılarına karşı da saklanamaz bir tiksinti, düşmanlık ve ilk fırsatta isyan yaratabiliyordu. Büyük ve kökleşmiş, kazıklaşmış Uygarlıkların büyük yırtıcı, ezici, disiplinli Ordu güçlerine karşı üç buçuk İsrail oğlu sıptının zaten birbirlerini yiyen durumlarında, vaiz, telkin, duâ-bedduâ'dan başka silâhı kalmamış İsrail Peygambercikleri ne yapabilirlerdi? Bilmedikleri, özledikleri, bin bir deneyle istihareye varıp rüyâda gördükleri, tefa'ülle önceden haber verdikleri o keskin ritmik Tarihcil Devrim patlaması gelir gelmez, donmuş geleneklere en az saplı kalan bir İsrail Peygamberciği, ansızın ortaya atılıyordu. Başardığı eylem kertesinde sentezleştiriverdiği soyut Arz ve Talep kanunlarının Göksel yankılarını sazla, sözle, kinayeyle, mezmurla İsrail oğullarına yayıveriyordu. Eğer Peygamber, Tarihcil Devrim sırasında Mûsa gibi, yıkılan Antika Medeniyet çöküntüleri ortasında İsrail oğullarını kölelikten kurtarabilecek aksiyon şartlarını bulduysa, "göze göz, dişe diş" prensipli bir kurtarıcı ihtilâlci rolünü oynayabiliyordu. Mısır çöküşünde, âsi Mûsa'nın, köle İsrail oğullarını, Nil bataklıklarından, Kızıldeniz Med ve Cezirlerinden kaçırarak, "Adanmış Toprak" Filistin'e doğru Sinâ çöllerinde tundan tuna sürükleyişi böyle oldu. İsrail oğulları "Hınta" (buğday) istedikçe ve alıştıkları altın buzağı gibi Medeniyet damgalı Çoktanrılığa yeniden döndükçe, onlara "Hıtta" (ülke) ülküsünü dayattı. Çok sıkışınca "Tûr'u Sinâ" tepesine çıkıp, idealinde yaşattığı Tektanrı ile de buluştu. Mûsevilik dini doğdu. Yok, çöken Antika Uygarlık, Batı Roma gibi, ölüsüyle bile küçük ulusları kokuşturup ezen bir Tarihcil Devrim konusu ise, -ve hele bin yıllarboyu iyice soysuzlaşıp, Kentleştikçe Çoktanrılı din geleneklerinden ayırt edilemez olmuş Mûsevilik dininin satılık Tefeci-Bezirgân eğilimli din adamları baskısı altında- ne ulusal (küçük ve esir Ulusların Roma canavarına karşı ayaklanması), ne sosyal (Kölelerin Efendilerine karşı ayaklanması) olayı İsrail oğulları içinde dahi tutunamaz. İsrail oğulları, Mûsâ'nın kendilerini Mısır köleliğinden kaçırıp getirdiği Adanmış Toprak Filistin'de iyice sınıflı toplum dejeneresansına karmıştırlar. Onlardan ne kendileri için, ne başkaları için bir kurtarıcı aksiyon beklenemez. Batak soğulcanları ve kurtları gibi, onlar birbirlerini yerip yiyerek, zâlim yabancı efendilerine yaranmaktan başka türlü davranamazlar. Ancak Filistin, Antika bezirgân ilişkilerin ve Arz-Talep kanunu ayarında düşüncelerin soyutlaşıp süzüldükleri dörtyol ağzı olmaktan çıkmamıştır. İsrail oğulları içinden, kendi elleriyle çarmıha gerecekleri bir yarı meczup sembol insan çıkacak, yahut öyle bir senbol yaratılacaktır. İsâ, gerçekte yaşamış olsa da, olmasa da, Roma'nın Tarihcil Devrim kıvranışları ortasında evrenselleşen bir eğilimin sosyal ve tarihsel ürünü olmuştur. Spartaküs gibi eşsiz kahramanlar yetiştirmesine rağmen, Roma çağının köleleri, sosyal sınıf olarak, var olan ezici, gaddar düzeni yıkacak ne bilince, ne örgüte, ne güce sahip değildirler. Sınıfsız Toplum idealine daha çok vakit vardır. O ideal, doğru dürüst tanımlanmış bir "Ütopya" düzeyine bile çıkmaktan fersah fersah uzaktır. İsâ dini: "Bir yanağına vururlarsa, öteki yanağını da çevir, vursunlar" prensibi ile ancak bağdaşır ve kaynaşır. Bu umutsuz teslim oluşun, kaçınılmaz işkencenin enönde ve en canlı örneği, bile bile, seve sevine çarmıha giden İsâ meczubu ile doğar, yahut yaratılır. İsâ dini nedir? İncil okunsun yeter. Öyle bir sistem hayatta değil, kitapta bile uydurma olmaktan çıkamamıştır. İsâ'nın hayal-kuruntu yahut hakikat-gerçek olarak. yaşadığı iddia edilen günden yüzyıl sonra, yeryüzünde: Hepsi İsâ adına yazılmış 400 ayrı İncil bulundu. Bunlardan ancak 4 çeşidi Konsillerce "Kabul" edildi. Geri kalanı yakıldı. Sam oğullarından, Filistin kavşağında dünyanın dört bucağına açık yolların kervansarayına tünemiş bulunan İsrail oğullarının bu kubbede bâki kalan iki yaygın din yankısı: Musacıl'lık (Yahudilik) ile İsâcıl'lık (Hristiyanlık) oldu. Sam oğullarından (Nuh torunlarından), kendisini gene İbrahim dölüne bağlı bilen öteki ünlü büyük kol, Hacer: İlk Apollon tapınağındaki Mısırlı, konuşan siyah Güvercin veya Tapınak kızlarına benzer. Onlar gibi Mısır'dan kaynak almıştır. Onlar gibi ilk tapınak (Kâbe) taslağını çerden çöpten derme bir çit yahut "adacık" biçiminde kurmuştur. Onlar gibi, Hâcer de çevresindeki Barbarlara (Yunanistan'da Greklere, Arabistan'da Araplara) Antika destanlar ülkesi Mısır Uygarlığı'nın bedeninden çıkmış önce Tarımcı Kentleşme, sonra Tefeci-Bezirgân (Uygarlık) tohumlarını saçmıştır. İsraillilerle Arapların her ikisi de İbrahim'i yakın, Nuh oğlu Sam'ı daha uzak, Adem'i ilk Ata saymalarına rağmen... http://www.onergurcan.org/ ÖNER GÜRCAN KÜTÜPHANESİ ANILAR Dr.Hikmet KIvılcımlı |