left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow I - Ö arrow Mihraç Ural arrow  Delikten Atılmamak İçin Ülkeyi Ateşe Atanlar
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
 Delikten Atılmamak İçin Ülkeyi Ateşe Atanlar Yazdır E-posta
Yazar Tuncay ÇELEN   
Thursday, 07 September 2006

“ Delikten” Atılmamak İçin Ülkeyi “Ateşe” Atanlar


İktidar Partisi , nihayet 1 Mart Tezkeresindeki günahını efendilerine karşı ödeyerek, büyük bir mahcubiyetten kurtuldu. Yalanlarla, dolanlarla, gerçekleri kendi milletvekillerinden ve tabanından saklayarak, daha doğrusu tersyüz ederek “ Lübnan’a Asker Gönderme” tezkeresini TBMM’den geçirmeyi başardı. Gerçi AKP milletvekillerinde, öyle kanacak göz yoktu, ama şimdi “vicdanlarının sesini” değil “cüzdanlarının” sesini dinleme zamanıydı. Yakın bir gelecekte seçim vardı. Genel Başkanlarının geleceği ABD’nin, kendi gelecekleri de Genel Başkanlarının iki dudağı arasındaydı. Vicdanlarını dinleyerek gerçekleri tartışmak isteyen ve “oyuna” karşı çıkan  birkaç onurlu “insanın” dışında , AKP milletvekillerinin hemen hemen tamamı, “aptala yatarak” ülkenin ve ülke insanlarıın çıkarları doğrultusunda değil; ABD’nin ve kendi  çıkarlarının  doğrultusunda “oy” kullandılar.  Böylece; Zapsu’nun “Delikten atmayın, kullanın “önerisi, yaşama geçti. ABD yetkilileri kullanarak,  AKP yetkilileri “kullanılarak “ büyük uzlaşmayı gerçekleştirdiler . Bakanlar Kurulunun Tezkere kararıyla, ABD Büyükelçisinin “aferin” ine mazhar olan AKP, Tezkerenin meclisten geçmesiyle de ABD Dışişlerinden kocaman bir öpücük aldı. ‘Amerika Birleşmiş Milletleri Özel Sekreteri’ Kofti Annan’da sonucu çok önceden bilmeli ki, daha oy kullanma işlemi devam ederken, sevgili başbakanımızı kucaklamak için taa uzaklardan geldi. Günahını almayalım, belki de Türkiye’de halkın % 86’inin karşı çıktığı ve yüz binlerin sokaklarda  “ABD ve İsrail askeri olmayacağız” “Tayyip  al ANNAN’ıda Lübnan’a sen git.” Haykırışlarına kulak vererek , “halkın sesini dinleyerek” Tayyib’i alıp Lübnan’a götürmeye geldi.


AKP’ ye oy verenler ise şaşkınlık içerisinde. Dini duyguları istismar edilerek, dinsel temalarla aldatılarak ,  mevcut sisteme , İsrail’e, Siyonizm’e karşı çıkacaklarını,     tüm dünyada Müslümanları koruyacaklarını   sanarak AKP’ ye verdikleri “oyların” , “Müslümanların üzerine bomba olarak “ geri döndüğünü , İsrail’in ve ABD’nin elini güçlendirdiğini giderek fark ediyorlar. Ama büyük bir kısmı hala inanmak istemiyor.


AKP yönetimi, halkın bu şaşkınlığını dikkate alarak, gerçekleri tersyüz ediyor ve “zevahiri” kurtarmaya çalışıyor. Medyanın büyük bir bölümünü elinde tutan işbirlikçi sermaye borazancıları da, her zaman olduğu gibi, yalanları gerçekmiş gibi gösterme işlevlerini sürdürüyorlar. “Aldatma” borularını hep birlikte öttürüyorlar.


Efendim; Türkiye Böyyük Devlet olarak, kesinlikle silahlı bir müdahalede bulunmadan, aslında Lübnan’daki Müslümanları korumak için,   İsrail tarafından yakılan, yıkılan yerle bir edilen Lübnan’ın alt yapısını onarmak için asker gönderiyormuş. Kesinlikle, etliye sütlüye karışmayacakmış, karıştırılmaya kalkan olursa, vallahi de, billahi de askerler geri çekilecekmiş. Biz,  bakmayacakmışız , “İsrail’e askeri operasyon yapma hakkı veren”, “Komutana, bölgedeki Lübnan Ordusu dışındaki silahlı unsurların (yani Hizbullahı T:Ç.) silah dan arındırılması yetkisi veren” BM milletler belgelerine, ANNAN’A bakacakmışız, ANNAN’ DA “silahsızlandırma yok.” diyormuş ve dahi yemin billâh ediyormuş  Hangi, ANNAN ? İsrail günlerce Lübnan’ı bombalarken, savaşta bile kullanılması yasak misket bombalarıyla binlerce masumu katlederken ağzını açamayan, yıllardır Lübnan’da konuşlandırılmış  BM gücü binasının bombalanması ve askerlerinin öldürülmesi karşısında dili tutulan, son Lübnan ziyaretinde canını zor kurtaran ANNAN mı?   Yoksa Kıbrıs’la ilgili bir yığın vaadin birini bile gerçekleştiremeyen ANNAN mı?


Bütün bunlar safsata, bu safsataları söyleyenler, gerçeklerin  bunlar olmadığını bilmiyorlar mı ?

 


1-    Kolay lokma sandığı Lübnan'a saldıran İsrail Yönetiminin , elini yakan Hizbullah “ateşi” karşısında , “ateşi” tutmak için “maşa” kullanılmasını istediğini; Askerlerin Lübnan’a İsrail “yedek gücü” olarak ABD’nin talimatıyla gönderildiğini;

2-    1 Mart tezkeresiyle, efendisin güvenini sarsanların, güven tazelemesi  gerektiğini, bu nedenle “ellerinin mahkûm” olduğunu;

3-    Oynanan oyunun, ABD’nin Ortadoğu'yu işgal planının bir parçası olduğunu, BOP çıkmazında kurtulmak için debelendikçe batan ABD’nin,, işbirlikçi Irak ve İsrail yönetimlerinin yanı sıra bu bataklığa Türkiye’yi de çekerek saç ayağını tamamlayıp, kurtulmak istediğini;

4-    Ortadoğu batağına Türkiye çekilmeden ve komşu ülke halklarıyla düşman edilmeden, Suriye ve İran’ın  içerden ele geçirilerek  veya işgal edilerek enterne edilemeyeceğini;  


Elbette biliyorlar. Ama açıkça söylemekten korkuyorlar. Bunlar “gerçek” ten korkuyorlar. Ama güneş balçıkla sıvanmaz Sıvanmıyor. Efendileri daha pervasız. Açıkça söylüyorlar. İngiliz Daily Telegrah gazetesi yazıyor. “ NATO, Türk askerinin Afganistan’da Taliban ile sıcak temasa geçmesini” istiyormuş. Gerekçe, çok açık , çok yalın “Özellikle Türklere ihtiyacımız var, bunun kafirlerin İslam ile savaşı olmadığını göstermeliyiz” Gördünüz mü gerçeği, Böyyük ve Müslüman Türkiye’nin neden dün Afganistan’a gönderildiğini, Yarın Lübnan’a gönderileceğini. Büyük ABD’nin ve İngiltere’nin askerlerinin ise Afganistan’dan yavaş yavaş çekildiğini ve Lübnan’a  gönderilmeyeceğini. Lübnan’a gönderilecek güçlerden de yarın, Hizbullahla sıcak temasa geçilmesinin istenilebileceğini ?


Şimdi sayın Gül, “Afganistan’a asker gönderme kararını, biz almadık. Hatta ben karşı çıkmıştım.” , “Afganistan’a, Kosova'ya hatta ve hatta Kore’ye asker  gönderenlerin, asker göndermeyi destekleyenlerin, ABD ile sayısı belirsiz ikili anlaşmalar yapanların, ülkenin 101 yerinde Amerikalıların konuşlanmasına olanak tanıyan üslerle donatılmasına onay verenlerin, bizim Lübnan’a asker göndermemize ne  hakları karşı çıkıyorlar ?” “Tenceremizin dibi karaysa, sizinki daha kara”; “Yok birbirimizden farkımız, ama biz Osmanlı Partisiyiz.” derse haksız mı ?Elbette değil.

Böyledir Türkiye’de işbirlikçi iktidar, işbirlikçi muhalefet tahtaravallisine oturtulmuş demokrasi. Muhalefette söylediklerinin  tam tersini “iktidara” gelince yaparsın, muhalefete düşünce “yaptıklarını yapanlara” karşı çıkarsın,  yeniden iktidar “sıran” gelene kadar.


Zor zanaattır, işbirlikçi olmak  benim ülkemde. Hem emperyalizme hizmet edeceksin, hem halka şirin görüneceksin. Tahtaravallinin yüksek yerindeysen daha zor işin, efendilerinin tüm dediklerini aynen yapmak zorundasın, hizmette kusur etmeyeceksin. En ufak kusurunda dürüverirler defterini, süpürüverirler delikten aşağı. Tahtaravallinin diğer tarafında ki “sahte muhalefeti” çıkarıverirler yukarıya. 60 yıldır oynayan “demokrasicilik” oyunudur bu ülkemizde. Oyunu bozanlar, artık  kullanılamayacak olanlar, kullanılıp yıprananlar ise kulaklarından tutulup indirilir tahtaravalliden. Tarihin çöplüğü , kullanılıp yere atılmış, delikten   çöpe süpürülmüş mendillerle doludur.

Ancak ne var ki, korkunun ecele faydası yoktur. Bugün “iktidarda” olmayan dünkü işbirlikçilerin “timsah gözyaşları” da kimseyi kandıramayacaktır. Er veya geç, ama bir gün mutlaka yurtsever halkın örgütlü gücü “iktidar”, “muhalefet” demeden  tüm işbirlikçileri efendileri ile birlikte bu ülkeden süpürüp atacaktır.



 


 


 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin:  Delikten Atılmamak İçin Ülkeyi ... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right