left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Dr.Hikmet Kıvılcımlı arrow Düşman İkizler 1
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Düşman İkizler 1 Yazdır E-posta
Yazar Dr. Hikmet KIVILCIMLI   
Friday, 08 September 2006

ARAP KİM? Sümer "Tufan"ından beri Bitkicil Antika Kent Uygarlıklarının Ortadoğu insanlığına silinmez damgasını vurmuş bitmez tükenmez çöllerin ırkı.

Tarih (yazılı Tarih) ona Semit demiş: Sam oğulları. Çölleri bile kasıp kavurarak dize getiren, "dillere destan" Sam yeli gibi binlerce yılı bir yıl kadar az değiştirip esmişler, yağmışlar, ölmüşler, dirilmişler. Yaşıyorlar. Başka hangi ırk, yeryüzünün değişip değişip son kerteye dek geliştikten sonra, bir kez daha gene hep aynı başlangıç noktasına düştüğüne 7 bin yıl tanık olur da, hâlâ dayanır: evini, barkını, yerini, yurdunu bırakıp dağlara, taşlara, ulu ulu ağaçlara doğru kaçıp gitmez? Bir daha geri dönmemecesine, insan emeği, canlı izi bırakmamacasına, donmuş, kımıltısız kayaları denizden hareketli kum dalgalarına çevire çevire eriten kan kurutucu susuz iklime lânet okuya okuya buralardan uzaklaşmaz?

Tevrat'ta anlatılan Cenneti, ancak öldükten sonra, o da "iyi" kalınabilirse, yâni kimden geldiği ebedî sır olmuş kimi satırların, kimi sayfaların, en sonra kitaplaşmış yazıların dediklerine tıpa tıp uymakta ömür boyu hiç sekmezse, her kum dalgasının ardına pusmuş nice göze görünmez cin, peri tayfasına bir an kapılmazsa.. belki varılacak bir ideal saymış. Cenneti ancak, öldükten sonra, o da, kapısında yılan biçimi ejderha, içinde Adem'e Havva'ya en Ulu Günah meyvasını yedirebilmiş çıngıraklı hile olup, evrenlerde taş taş üstünde bırakmıyan "İzâ zülzilet'il An'ı züzâleha!" serbest nazımlı Kıyamet gününe dek herşeyin yaratıcısı ve kudretle kahredicisi bildiğimiz Allah'a karşı her işte at başı beraber el ense güreş tutan, nâçiz balcıktan yaratılmış Adem oğlunun ise içinin içine ateşten gömlek aşk , onmaz nefs olarak girip yerleşmiş o Şüttülarap çamurundan işlenen çömlek içini pişirirce işlemiş alev yaratığı Şeytan'a ol görüp birkez bile kapılmazsa kavuşabileceği bir ülkü bilmiş. Nedir bu, elimi yüzümü saklasam, tabanımdan kızgın demir olup girerek ciğerimi yakan sonsuz, insafsız, verimsiz güneş Cehennemi toprağından çektiğim? dememiş.

Çifte Fırat'la Dicle'nin, bircik kutsal Nil'in suyu güneşle karıp yılda iki öğün çamuru ekmek eden akışları, neden, lânet zincirinin yaldızlı demir halkaları gibi birbirini kovalıyan Nemrut'ların, Firavun'ların kanlı, zâlim tek ellerinde kalır? düşünmemiş. Semit bu.

         Daha doğrusu Semit hep onu görmüş, onu düşünmüş. Bir karşı durulmaz gizli elle itilip kakılan mekik düzeniyle hep ona gitmiş, ondan gelmiş; ona koşmuş, ondan kaçmış. "O" ne? "O"na bizim "Öztürkceciler" kırık kıçlarından uydurdukları "sözcük"le: Uygarlık diyorlar. Semit'in toptan bir şey dediği yok. Dünya böyle gelmiş, böyle gider, görünüyor.

Semit'in uzak çöllerde bir kervan kolu olan Arap, "O"na ilkin âd, Semût kavimlerinde tanık olmuş. Yemen Seyl'ül Arep'lerinin deli sel yatakları üzerinde kurulu Sed ve Bent'lerin bir tanrısal fare türü yuvalarıyla delik deşik edilerek ansızın yıkıldığını öğrenmiş. Tâ sayılamaz bin yıllar ötesinde ise, İbrahim'den en doğru hikayesini dinlemiş. Neden sonra "O"nu Mekke başta gelmek üzere, Medine’de, nasıl olduğunu hiç bir zaman kavrayamaksızın, bir Tanrı yıldırımı denli çabuk ve yakıcı, yıkıcı gazveler havası ortamında yaşayacak olmuş. Adına: Medine'den (Kent'ten): Medeniyet (Kentleşme) terimini oturtmuş. "O": Adıyla, sanıyla "Medeniyet" (Uygarlık). Semit de "O"nun karşısında, bıkmaz usanmaz "Bedevi" (hiç bir kötü anlam taşımayan, ilkel Komuna düzenini elinden geldiğince sürdürmeye çabalayan) Barbar.

         Semit'i, kimi "bilimin son sözü" teoriler Arabistan çöllerinden kaynaklandırıyorlar. Oysa Semit, ak pak. Rengini karartmamak için yüzüne, gözüne takmadık şal, akel, sarık, peçe bırakmamış. Zenci ile hep: Zeytinyağı ile su gibi, aynı bardağın içinde olsa da, ayrı kalmış. Semit'in kendisi kendisini en az silinebilir kutsal belgelerle "Cennet"ten (Tanrı Bahçesi'nden) yeryüzüne atılmış biliyor. 4 ırmağın kaynak aldığı ulu, sulak, yeşilleri altında: "Tecri fi tahtihel enhar" buzdan duru, "Kevser Şarabı"ndan tatlı çaylar akan Bahçe, açıkça bizim Van gölü -Seyhan Ceyhan arası "Kürdistan"dır. Buralar, "Medeniyet"çe kışkırtılmış istilacı "Atlarının bastıkları yerde ot bitmez" duruma sokulmadan binlerce yıl önce, besbelli Cennet'miş.

         Orada Yılan-Şeytan'ın (Tarım Tanrısı'nın) Barbara "Yasak ürün" (yabancı meyva) olan buğday ve benzeri medeniyet malları kervanlarla taşınıp tanıtılıyor. Semit Havva Ana (Aşağı Barbarlık Yarı-Tanrıçası), toy Adem'e (Çobanlığa henüz giren avcı Barbar'a) Şeytan-Yılan telkini ile Uygarlık ürünlerini tattırınca, iş değişiyor. Semit türü sulak Cennet ikliminden Subtropikal ırmak (Fırat-Dicle ve Nil) boylarında olan bitenlerle ilişkilerini sıklaştırıyor. O ırmak boyları ile aralarına inen Semitler, Kentler uygarlığının Sınıflar Savaşı Cehennemini tanıyor. İlkin, Gılgameş'in yaban yiğit arkadaşı gibi: Medeniyete tutsak-asker oluyor. Sümer Kentleri'nin henüz yayılamadığı, Fırat'la Dicle'nin birbirlerine en yakın aktıkları, şimdiki Bağdat semtlerinde ilk "Agade" Kenti gibi "Yukarı Barbarhk" kurumu Sosyal Hücrelerden medenileşme yolunu tutuyor. Ve bir gün, iç sosyal sınıf boğuşmalarıyla iler tutar yerleri kalmamış en İlk Sümer Uygar Kentleri'ne Akın ediyorlar. Bu Tufan'dır. Yerinden oynamış Semit Kahramanları, artık Sümer bentlerinin kazıklarını sökerek, ortalığı sulara boğan Tufan Allahlandırlar.

         Ne var ki, Agade Semitleri (Tarihin Akkad'ları), Semit Oymakları içinde parmakla sayılacak kertede azlıktırlar. Onlar Fırat-Dicle arası balçıklara yerleşip, sonunda gittikçe Sınıflar Savaşı ateşi ile tutuşurken, öteki göçebe kalmış büyük Semit toplumcukları, Kabiyle Kabiyle (bölük bölük): İki büyük Yakındoğu Bitkicil Uygarlıkları arasında çekilip, itilerek, dolaşır dururlar. Kutsal Tarihin Yakup oğlu Yusuf'a yakıştırdığı serüven: Hiksoslar denilen Semit Barbarları'nın Mısır Medeniyetini kaplayışlarıdır. Sümer Tufanı'nda, kayığına oğulları ile her cins canlıyı bindirip kurtaran Nuh, başı sıkışınca "Balığın karnına" atlayıp canını kurtaran Yunus, Kent Tanrılarına satır attığı iddiasıyla büyük (Sınıflar Savaşı kadar yakıcı) ateşin ortasına atıldığı halde, bastığı yerde ateşi bahçe edip söndüren İbrahim... hep Irak Antika medeniyetlerinde İlkel Komünist kişiliğini henüz yitirememiş Semit Uluları-Kahramanlarıdır.

         Ve İbrahim, artık Tarihin alacakaranlığında masal çizilerini en çok yitirmeye başlamış, en gerçek Semit kişiliğidir. Irak'ın en eski Ur kentinden yola çıktığı yazılı bir olaydır. İbrahim Irak'ın "Cehennem ateşi"nden kaçarken, Fırat boylarından Suriye'ye iner. Orada, korkunç çöl kuraklıklarına pek yem olmamış kısır vâhacıkları yurt edinir. Irak'la Mısır arasındaki alış veriş aracılığına araç göçebe geleneği ile Mısır'a da gider gelir. Belki o zaman Irak Kent kargaşalıkları ile tıkanmış Basra Körfezi'nden Umman Denizi'ne bağlı Orta Yol işlemediği için, çok sonra Muhammed'in haşmetle açacağı (daha önce, Tahtı yeller üzerinde uçan Sultan Süleyman ile Sebâ Melikesi'nce denenmiş) Güney Umman Yolu'nu yoklamak, Arabistan madenlerine doğru uzanmak için İbrahim'i ansızın Mekke'ye uğramış buluyoruz. Kutsal Tarih bu olayı, bir kıskançlık masalına bağlar: İbrahim, Mısır seferinde Firavun'dan armağan aldığı cariye (dişi köle) Hâcer'i, eski karısı, belki de, dediğini, koca Babahan (Patriyark) İbrahim'e zör kötek dayatabildiğine göre, toplumda korkunç gücünün geleneğini yitirmemiş Semit Anahan Sâre'den yılarak tâ oralara dek götürüp bırakmıştır.

         İşte, hepsi aynı kökten veya dölden gelmiş sayılan Sam oğullarının büyük bir kesinlikle bir daha geri dönmemecesine ikiye parçalanışı efsanenin burasında gerçekleşir. Bütün Sam oğulları kendilerine ortak Ata olarak İbrahim'i benimserler. Suriye-Filistin dörtyol ağzı karalarında, her gelip geçici Yakındoğu Uygarlığı'nın dehşetli kılıcı altında ezilip doğranan Sam oğulları, iki büyük Antika Medeniyet yıkılışını edebiyatlaştırıp mistikleştiren ve bugünkü Batı-Doğu (ama daha çok Batı) dünyasını Filistin'den (Adanmış Toprak'tan) ağarı etkileyip büyülemiş en yaygın iki büyük Din'in kurucularını yaratmıştırlar. Biri, Girit Medeniyeti'yle birlikte Antika Uygarlık, daha oynak Hayvancıl karakterini kazanırken, Mısır'da Hiksoslar egemenliği devrildiği sırada, ayaklanan Semit köleleri Filistin'e kaçıran, göçüren Musa Peygamber'in Museviliği (Yahudilik) idi. Ötekisi, Akdeniz Grek Kentleşmeleri'nin en son derlenip Saltanatlaşma (Nemrutlaşma - Firavunlaşma) aşamasını temsil eden Antika Batı Roma Uygarlığı yıkılırken, silâhlı ayaklanmayla çıkar yol bulamayan kölelere sosyal ve fizik sancılarını unutturmak yönünde Filistin'den tüm dünyaya yayılan (varlığı işkilli) İsâ Peygamber'in Hıristiyanlığı (İysevilik) oldu.

http://www.onergurcan.org/

ÖNER GÜRCAN KÜTÜPHANESİ
ANILAR Dr.Hikmet KIvılcımlı 
 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Düşman İkizler 1 ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right