left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Askar Yılmaz arrow Ulusal Egemenlik Paylaşılamaz !
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Ulusal Egemenlik Paylaşılamaz ! Yazdır E-posta
Yazar Askar Yılmaz   
Sunday, 23 April 2006

Bazı deyimler ve kavramların oynaklığı ve değişkenliğine karşılık, bazı kavramların uzayan zaman süresi içinde muhteva derinliği kazanarak, zenginleştiği görüyoruz. “Ulusal egemenlik”, kavram olarak, hem uzun bir zaman diliminde oluştu, hem de muhtevası zenginleşerek güncelleşti. Dil dağarcığımızda bu denli uzun bir zaman dilimi içinde muhtevası derinleşerek gelişen ve güncelleşerek önem kazanan ne kadar deyim bulunabiliriz?

23 Nisan 1920’lerde başlayan siyasi, ekonomik, kültürel devrimler, bağımsız, özgür ve egemen bir ülkede gerçekleşebilirdi. Son yıllarda, özellikle AB’ne bağlanmanın gerekçeleri olarak ileri sürülen tüm savlar, 23 Nisan’ın devrimci ruhunu ifade eden ulusal egemenlik kavramına bütünüyle aykırıdır. Emperyalizme ve gericiliğe karşı kazanılan ulusal iradenin 86. yılını kutlamaya hazırlandığımız şu günlerde, ulusal egemenliğin paylaşılamaz olduğunu daha iyi anlıyoruz. Çağımızın en çarpıcı gerçekliğinden biri, “ulusal egemenlik paylaşılamaz” gerçeğidir. Bu gerçeklik, hem içinde bulunduğumuz çağı tanımlamakta, hem de, ezilen ulusların, emperyalizmden kurtuluşularına yön çizmekte. Ulusal eğemenliğin zorunlu bir sonucu olan ulusal devlet, sınırlarını emperyalizmeden kopuş sonucu oluşturması bakımından, ezilen ulusların dünyamızda varolma mevzisidir. Bu nedenlerle, bütün devrimler gibi, anti-emperyalist ulusal devrimlerin yönelimi, emperyalizmi hedef almak zorunda olmasıdır.

Dünya gericiliğinin merkezleri, hala emperyalist merkezlerdir. Dünyamızı ve insanlığı ilerleten bütün siyasi, sosyal ve kültürel gelişmeler, gerici merkezleri hedef almadan gerçekleşemez. Geçtiğimiz yüzyılın başında başlayan 23 Nisan 1920 Türkiye ulusal kurtuluş devrimini, ulusal devrimler büyütecine taşıyan olay, emperyalizmin, ulusal düzlemde yenigisi sonucu gerçekleşmiş bir devrim olmasıdır. Bugünün neo-liberal teorilerin, “devrimler bitti” ve “ulusal devlet eskidi” lafları, sadece devrimler gerçeğini gizlemeye dönük demogojidir. Küreselleşmenin, emperyalizmin ezilen uluslar alehine genleşmesinden başka bir şey olmadığı gibi, kapitalist gelişmenin zorunlu bir sonucu olarak yüz yıl önce başlamıştı.

Yüzyıl öncesinede, Türklerin egemenlik alanları olan pek çok ülke paylaşılırken, yurdumuz Türkiye’de, emperyalistlerin paylaşım hedefleri içindeydi. Ulusal kurtuluş savaşımız bu paylaşmaya karşı, kapsamı bakımından dünyanın en etkili direnişi sonucu başarıya ulaştı. Ulusal kurtuluş devrimi, emperyalizme karşı, salt bir askeri başarı değildi elbette. Askeri başarımız, ulusal egemenlik proğramının bütünü içinde taktik bir başarıydı. Ulusal egemenlik projesi, Ulusumuzun kazanımlarını koruma ve pekiştirme eksenli, siyasi, ekonomik, kültürel ve ittifaklar düzleminde, kapsamlı bir proğram olarak ortaya çıkmıştı. Türkiye devrimi, bütün bu özellikleriyle, ulusal olduğu kadar uluslararası bir özelliğe sahiptir.

Yüz yıdır süren emperyalist eğemenlik ve emperyalizme karşı sürdürülen devrimci egemenlik mücadeleleri hala sonuçlanmadı. Dünya ölçeğine iki proje hala karşı karşıya. Birinci proje; kapitalizmin emperyalist aşamaya ulaşmasıyla başlayan, emperyalizmin dünya egemenliği projesi. İkincisi; empeyalizme karşı proleter ve ulusal kurtuluş devrimleri projesi. Türkiye kurtuluş devriminde somutlanan anti-emperyalist proje dünyamızın şekillenmesinde hükmünü sürdürmeye devam ediyor. Yüz yıldan fazla bir zamandır, bu iki proje dünya genelinde karşı karşıya. Emperyalizmin dünyayı şekilendirmesi ve onun alternatifi ve kaynağını 23 Nisan 1920’den alan dünyayı ezilen uluslar lehine şekillendiren, ulusal egemenlik projesi.

Ulusal egemenlik kavramı, özellikle kurtuluş savaşımızın zaferinden sonra, ulusal devrimler ve ulusal devletlerin örgütlenmesi süreçlerinde yeni deneyimlerle zenginleşti. Ulusal kurtuluş savaşları, ezilen ulusların, emperyalist küreselleşmeden kopmasıdır. onun, sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel ve askeri, bütün etkilerinden uzaklaşmasıdır.

Bugün, sömürüden baskıdan kurtulmak isteyen, her ulus, ulusal egemenlik kavgasına yöneliyor. Latin Amerika, Afrika ve Asya’nın ezilen uluslarının sığındıkları mevzi ulusal devlet eğemenliği mevzisidir. İşte bu nedenlerle, emperyalist merkezlerde geliştirilen neo-liberal teorilerin özünün, dünyamızdan, devrim ve ulusal egmenlik düşüncesini yok etmeye yönelik olması dikkat çekicidir.

Emperyalist merkezlerin, ulusal egemenlik fikrinin yok edilmesi amaçlı saldırılarının bir başka nedeni, Ulusal egemenliğin, emperyalizmin yenilgisi üzerinde gerçekleşen ve evresllik kazanan bir kavram olmasıdır . Ulusal kurtuluş savaşımızın dersleri ve onun önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün emperyalistlerin ve ezilen ulusların pratiklerinde farklı biçimlerde yer edinmesinin nedeni, Kemalizmin ulusal egemenlik projesinin, ezilen uluslar projesi olmasıdır.

Kurtuluş savaşımızın ve ulusal egemenliğin öncüsü, Mustafa Kemal Atatürk başlattığı devrimleri, ulusal egemenliğin güçlendirilmesi ve sürdürülmesi açısından ele aldı ve uyguladı. Çünki, kalkınma, refah ve çağdaşlaşma ancak bağımsız ve egemen koşullarda bir anlam kazanabilir. Büyük önderin, bütün enerjisini ve çabasını bağımsız bir devlet inşasına vermesi bu yüzdendir. Bağımsızlık olmadan kazanılacak hiçbir gelişme olamazdı. Zaten, Atatürk “bağımsızlık benim temel karekterimdir” derken uzun vadeli hedefi tanımlıyordu. Bütün eylemlerinin hareket noktası, bağımsızlığın, korunması ve sürdürülmesiydi.

Batılı emperyalist devletlerin, dün olduğu gibi bugün de, dünya egemenliği stratejileri içinde, Türkiye’nin bölünmesinin önemli bir yer tutması, emperyalistlerin hedeflerin değişmediğinin göstergesidir. Türkiye, ezilen ulus coğrafyasında yüzyıl öncesinde olduğu gibi, yine öncü roller oynayacak, siyasi, ekonomik, kültürel ve askeri potansiyellere sahiptir.

23 Nisan 1920, ulusal kurtuluş devriminin gerçekleşmesinden bu yana, dünyamızda pek çok değişmeler yaşandı. Emperyalistler, dünyamızı değiştiren sosyal ve siyasal devrim projelerinin önünü kesmek için son 50 yıldır pek çok planlar geliştirdiler. Ülkemizin bugün içine düştüğü tüm sıkıntıların nedeni, egemenliğimizi zorla ellerinden aldığımız devletlerle, eşit olmayan ilişkiler kurmamız ve ulusal egemenliğimizden verdiğimiz ödünlerdir. Ulusal egemenlik, tüm uluslar için, ödünsüz- koşulsuz sürdürülmesi, ulusların yaşama sürecinin her döneminde zorunludur.

23 Nisan 1920’lerin devrimci kazanımlarının sürdürülmesi, dün olduğu gibi bugün de zorunludur. Çünki, 23 Nisan 1920, sorunlarımızın çözüme kavuştuğu, hem ulusal, hem de evrensel bir değerdir. 23 Nisanı’ın devrimci anlamını gururla, emperyalizme karşı savunuyor ve ulusal egemenlik paylaşılamaz diyoruz.

Dünyamızın geçirdiği bütün değişimler, bütün gelişmeler, ulusal egemenliği savunmayı ve ona sarılmayı dahada zorunlu hale getirmiştir. Ulusal egemenliğini kaybetmiş veya kazanamamış tüm uluslar, en azından “yüzyıllık yanlızlığı” ve sıkıntıyı yaşadıkları da değişen dünyanın değişmeyen bir başka gerçeğidir.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Ulusal Egemenlik Paylaşılamaz ! ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right