|
Ulus ve Ulusal devlet kavramlarını her kullanışımda , bazı solcuların tepkilerini adeta duyumsamaktayım. Ulus ve ulusal devletin savunulması, içinde yaşadığımız sürece özgü olguların nesnel sonuçlarıdır. ABD emperyalizminin, işgali altında, kan çanağına sokulan Iraklı, Lübnanlı, Suriyeli Araplar ve ABDnin hedef aldığı İran Ulusu ile Türk Ulusunun hiç bir farkı yok. Ortadoğu kapsamında, BOP gereği sınırları emperyalist zor altında değişime uğratılacak ulus ve yurtlardan birisi de, biz Türkler ve yurdumuzdur. Kimsenin bu durumda, ben yurtseverim, ulusa yönelik saldırı beni ilgilendirmez deme seçeneği yok. Empeyalizme karşı mücadeleyi, temiz kalma adına salt işçi sınıfıyla sınırlamak, baştan yenilgiye atılmaktır. Emperyalizmin presleme hareketinin sonucunda istemediğimiz güçlerle yanyana gelmemiz, irade dışı gelişmelerdir. Ayrıca anti-emperyalist güçlerinin zengin ve geniş cepheli olması emperyalizme karşı bir üstünlük. Marksizme göre düşünceler, olguların beyine yansıması sonucu oluşur. Olgulardan bağımsız düşünce olamaz, böyle bir düşünce sadece metafizikçilerin kafasında vardır. ABDye karşı oluşan savunma erekli, Türk ulusal davasına şaşı bakmak bir yana, onun en başında olmamız gerekiyor. Türkiye sosyalistleri yüz yıldan fazla bir zamandır emperyalizme karşı savaşıyor ve bu savaşı nihai zafere dönüştürmekten başka bir seçeneğimiz de yok. Ulusal devlet, karekteri ne olursa olsun, ulusal sınırlar içinde yaşayan her ulus için göreceli savunma aracıdır. Emperyalizm çağında ulus olmanın en temel özelliği, ulusal devlet biçiminde örgütlenmiş olmasıdır. Kurtuluş savaşımız ve Türk ulusal devletinin örgütlenmesi ve devrimler, ulusal devletin inşasının temelleridir.Ulusal kurtuluş savaşıyla başlayan inişli çıkışlı ulusal devletin örgütlenmesi, işçi sınıfı iktidarı altında da devam edecektir. Bizim gibi ülkelerde ulusal devlet örgütlenmesinin hedefinin emperyalizm olması sosyalistlerin yadırgayamıyacağı bir sorundur. Özellikle, 1960lardan bu yana, Türkiyenin ilerici ve sosyalistleri, anti-emperyalist bilinç ve mücadele içinde, bir avuç işbirlikçiyi tecrit hedefli, ulusal bir mücadele sürdürüldü ve bu mücadele hala sürüyor. Bağımsız Türkiye ve Kahrolsun Amerika sloganı sosyalistlerin kitlelere yaydığı düşüncelerdir. Türkiye halkının % 90lara varan en geniş kesimleri bu slogana destek vermeye devam ediyor. Deniz Gezmişlerin en büyük başarıları budur ve onlar bu sloganda yaşamaya devam ediyor. Ulusun, değişik sınıf ve tabakalardan oluştuğu hiç bir zaman göz ardı edilemez. Ulusun çoğunluğunun iradesi bir avuç işbirlikçi tarafından gasbedilmiş olması, ulusal sorunlara duyarsız kalmayı gerektirmez. Ulusal sorunlar en fazla sosyalistleri ilgilendirmektedir. En kararlı anti-emperyalistler, sosyalistlerdir. Anti-emperyalizmin özü, ulusal düzlemde, emperyalizmin hedef aldığı her karış toprağı, kurumu ve gücü savunmaktır. Türkiye sosyalistleri böylesine zorlu bir mücadelenin öcülüğünü üstlenmekten kaçınmadı ve kaçınamaz. Devrimimizi, bugün daha fazla anti-emperyalist karekterli kılan nesnel gerçekelerdir. Türkiye işçi sınıfının iktidarı bu mücadele sürecin içindedir ve sürecin ayrılmaz parçasıdır. Ulusal davalarla, sınıfsal davaların ayrılmazlığı ilkesi, devrimin karekteriyle ilgilidir. Emperyalist merkezlerde hazırlanan, Kuzey Kıbrısı terkedin, Ermeni soykırımını kabul edin, Egeyi Yunanistan üzerinden Avrupaya verin, Türkiye, Doğu Anadoludan çekilsin gibi dayatma proğramlar, uğruna mücadele etmemizi gerktiren, işçi sınıfı öncülerinin ulusal sorunlarıdır. Bu dayatma proğramlar yeni Sevr dayatmalarıdır. Bu proğramı kabul edemeyiz. Kürt meselesiyle ilgili, emperyalist devletlerle pazarlık olamaz. Kürt sorunu, bize özgü, bizim çözmemiz gerken, çözümünü iki halkın kardeşliği içindele görmeliyiz. Kürt sorununun 21. yüzyıla taşınmasında esas sorumlular, emperyalizm ve işbirlikçileridir. Kürt sorunu, Tamamen içsel ve bölgesel bir sorundur. Bu sorun bölgesel inisiyatif içinde, kardeşçe çözümü hiç bir biçimde ABD ve AByi ilgilendirmez. Kürt yurttaşlarımızda bu yaklaşım içindeler Ezilen ulusların kendi kaderlerini belirleme hakkı, emperyalizme karşı mücadele içinde gerçekleşti ve gerçekleşmeye devam ediyor. Serbest rekebet kapitalizmi hükmünü sürdürebilseydi, iç sınıf mücadelesi içinde üstünlük sağlayan sınıflar veya güçler iktidar olabilirdi. Serbest rekabet dönemi yerini, tekelci kapitalizme, emperyalizme bıraktı. Teklci kapitalizm, Büyük sosyalist önderlerimizden Hikmet Kıvılcımlının deyimiyle, geberen kapitalizm tanımlaması, Marksın 19. yüz yıla ilişkin teorilerinin, 20. yüzyılda zenginleşmiş halidir. Kapitalizmin 20. yüzyılda uğradığı karektere bağlı olarak, Marksist teori, 20. yüzyılın değişen koşullarına uygun olmalıydı. Böyle olmasaydı, Marksizm, Anarşizm gibi marjinal kalmaya mahkumdu. Marksizmin 20. yüzyılda ulaştığı aşama, Türkiye de Hikmet Kıvılcımlı düşüncesiydi, dünya da Leninizmdi. Lenin, emperyalist bir ülkede sosyalist devrim yaparak Marksizmi geliştirdi. Sovyetlerde gerçekleşen proleter karekterli devrim bir başka ülkede gerçekleşmesi olanaksızdı. Çünki, emperyalizm çağında devrimler ezilen ülkelerde gerçekleşebilirdi. Öylede oldu. Emperyalizmin ezdiği geri kalmiş ülke devrimlerini Lenin, anti-emperyalist karekterli devrimler olarak tanımladı. Türkiye, anti-emperyalist devrimlerin öncü ülkesi olarak ilk anti-emperyalist ulusal kurtuluş devrimini gerçekleştirdi. Ulusal kurtuluş devrimi deneyimimiz, bizim için olduğu kadar, tüm ezilen uluslar içinde büyük önem taşıması devrimin emperyalizme karşı ulusal karekterli olmasındandır. Devrim yapmış bir ulus ve halk olmamıza rağmen, hala emperyalizme karşı ulusal demokratik devrimin, teori ve pratiğiyle uğraşıyoruz. Emperyalizmin vahşi karekteri bizi yeniden ve yeniden devrim yapmaya zorluyor. Emperyalizm çağında, oluşan bütün devrimler anti-emperyalist karekterliydi. Çin devrimi, Balkan devrimleri, Vietnem,Küba ve Kuzey Kore devrimleri, anti-emperyalist karekterli ulusal devrimlerdir. Bugün bu ülkeler, devrimlerin yaşatılması içinde ABD emperyalizmine karşı direnişi isürdürmekteler. Dünyanın durumu değişmedi. Değişen, ABD emperyalizminin saldırı ve işgal uygulamalarının artmış olmasıdır. Ülkemiz, son 60 yıldan bu yana emperyalizmin her türlü tertip ve tuzakları içinde etkisiz kılınmak isteniyor. Pek çok devlet, emperyalizmin çıplak zoruyla karşı karşıya kalırken, Türkiyenin tuzaklar içinde etkisiz kılınması, emperyalist devletlerin Türkiyeye özgü özel bir uygulama içinde olduklarını gösteriyor. Türk ulusunun, Kurtuluş savaşında ortaya koyduğu büyük varoluş mücadelesini empertyalist dünya kabullenemedi. Emperyalist işgali zafere dönüştüren bu ulusu, emperyalist kuşatma ve sistemin içinde etkisizleşitirmenin yollarını aradılar. ABD destekli 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri, Türkiye halkını etkisizleştirme hareketleridir. ABD destekli bu saldırılara karşı en büyük bedeli sosyalist önderler ödedi ve ödemeye de devam ediyor. Bölgemizde gerçekleşen ABDnin işgalleri yurdumuzun kuşatılmasına dönüşmüştür. ABD kuşatması arttıkça, işbirlikçilerin ihanetleride artmaktadır.Türkiyenin, bugün yaşadığı tüm sıkıntıların nedeni, tam teslim alınmanın sıkıntılarıdır. Bu sorunun çözümü, sosyalist önderliğin tüm ulusal güçleri kucaklamasına bağlıdır. |