left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Askar Yılmaz arrow Hangi Paşa?
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Hangi Paşa? Yazdır E-posta
Yazar Askar Yılmaz   
Saturday, 25 March 2006

Yinemi farklılık? Farklılıklardan bıktığımız bir dönemi yaşıyoruz. Ben de herkes gibi, farklılıklar yerine, birlikteliklerden yanayım. Aykırılıkları hiç sevmedim. Çünki aykırılıklar çocukça bir geriden yürümek.

ImageAma şu "Paşa" eylemcilerine, "Paşa öncülere" söylenecek, anımsatılacak bir kaç tümcem var.

"Yeni yolu"un geniş yüreiği aracılığıyla "paşacılara" ,"paşa paşa" bir kaç noktada alçakgönüllü anımsatmalarda bulunmak istiyorum.

Bilindiği gibi, Türk tarihinde paşalık önemli bir kurumdur. Adeta devlet kuruculuğu ve kollayıcılığı gibi öne çıkar. Tarihimizin kılıcı, mızrağı gibi durur paşalık. Tarihimizde her paşanın farklı bir yeri ve özgünlüğü var. Paşalık, Batıyla vuruşmamızda, sadece ulusumuzun değil, tüm Doğu halklarının mücadele simgesi ve Batının korkusu olmuştur. Paşalığın, bu nedenle ulusal tarihimizdeki yeri son derece önemlidir. Türk paşalarının pek çoğu Batıya karşı, Doğuyu temsil etti. Çünki Batı’nın Doğuya karşı uzun bir istilalar tarihi var. Batının, Doğuya doğru sürdürdüğü istila hareketine karşı koymayı, nerdeyse Türkler tek başlarına üstlendi. Türklerin karşı koymaları sonucu istilacı Batı, bugünün Avrupasına doğru sürüldü. Türklerin tarihi, Batı istilacılığına karşı uzun bir savunma ve karşı koyma tarihidir. Batıyla olan savaşımız, gel-gitler biçiminde süren ve yüzlerce yılı kapsayan uzun bir tarihtir. Esas olarak savunma ve karşı koymalar biçiminde süren, Batı’ya karşı savaşımımız, pek çok dehalar ve askari alanda büyük paşalar yarattı. Büyük mücadelelerin, büyük kahramanlar ve askeri dehalar yaratması kaçınılmazdı.

Paşalık, bir bakıma Türklerde devlet sembolüdür. Bileği güçlü devlet adamlığı sembolüdür. Bu durum bir özgünlüktür, farktır. Sınıflı tolum aygıtı olarak oluşan devlet, Türklerde paşalıkla özdeşleşmiştir. Osmanlı Devleti, devlet olma yolunda nice paşalar yetiştirdi. Fatih Sultan Mehmet Paşa, devletle özdeşleştiği için, paşa oldu ve İstanbul gibi tüm Avrupa’ya başkentlik yapan, tarihin şehrini ele geçirdi. Paşalık büyük hedefleri ve hesapları olan, devlet kurumu olarak, daha büyük başarıya koşan, önderlik gerektirmektedir. Fatihten sonra yarışma çıtasını yükselten komutanlar, Batının üstüne yürümede sembolleştiler.

Osmanlı’nın ilerlemesinde ve yükselişinde olduğu gibi, büyük düşüşünde ve gerilemesinde de paşalar rol oynadı. Düşüşün ve gerileyişin paşaları, tarihin büyük kılıcını taşa çaldılar. Hedefsiz ve zamansız vuruşlar, büyük yankılar yaratmakla beraber, sonuçlar kılıcın çıkardığı sesler kadar kısa oldu. Buna rağmen, gerleyişlerin ve düşüşlerin paşaları, tarihimizde ap ayrı bir yerleri vardır.

Özellikle koca Osmanlı tarihi, paşaların tarihidir. Osmanlının her dönemi paşalarla tanımlandı. Bu tanım cumhuriyetin kuruluşuyla da sürdü ve sürüyor.

Tarihimizde Olimpos’un üçlü halkası gibi duran, Osmanlı’nın son üçlü paşası, bütün büyüklüklerine karşın, tarihsel gelişimin kaldıracını doğru zamanda, doğru yerde ve doğru biçimde kullanamadılar. İşte Mustafa Kemal Paşa farkı burada ortaya çıkıyor. Cumhuriyetin Kurucu Paşası, bu nedenle tarihe büyük düştü. Buna karşın, Osmanlı’nın son üçlüsü, ulusal belleğimizde olmasa bile, tarihin içinde “küçük” kaldılar. Bazı çevreler durumu farklı algılayabilir. Algılamaların tarihsel durumla örtüşebildiği oranda bir anlamı vardır.

Bugün, paşa tartışmaları ve paşacı şekillenmeler içinde sorunlara yaklaşmanın olanağı yok. Sorunların çözüm merkezi, paşaların mezar taşları da olmaz. Paşalarımıza bakışımız, tarihsel bilincin, geleceğe ilişkin perspektiflerin büyümesinde yarar sağlayabilir. Geleceğin kazanılması eylemlerinin morel değerleri olabilir. Tarihimizin hangi vuruşu, dönemsel vuruşa katkı sağlayabilir? Tarihin güncele taşınması nedeni, güncel vuruşa etkisi nedeniyle olmalı. Tarih bu yönüyle antika olmaktan, müze olmaktan çıkarak güncele kan taşıyıcı işlev görür.

Tarihsel bağlamda, döneme uygun paşalarımızın öne çıkarılması, morel değerlerimizi etkilemesi açısından önemlidir. Bugünün, başlarına çuval geçirten paşalarıyla, başlarına tarihin çuvalını geçirten paşalarla, içine itildiğimiz olumsuz süreci, olumluya dönüştürmenin olanağı yoktur. Dönem Batıya teslimiyet sürecidir. Batıya direnen, Batının üstüne yürüyen, hatta Batıyı, Batıya doğru süren tarihsel tavrlar, ulusal kudret olabilir. “Ulusumuzun gereksinim duyduğu damarlarındaki asil kan” batıyla, akılcı ve cesur restleşmede yatmaktadır.

Batıyla olan Ulusal restleşmemizde, Mustafa Kemal Paşa adının olağanustü bir önemi var. Hangi Paşa? Sorumuzu, Mustafa Kemal Paşa’nın adı etrafında bir tartışma oluşturmaktan ayrı tutarak sormalıyız. Bu soruyu ortaya atma kastımızda, bir yeğlemenin ötesinde güncelin desteklenmesine ardığımız tarihsel destek nedeniyledir. Talat Paşa ve diğer son paşalarımız, tarihimizin acı çıkmazının görüldüğü halkalarıdır. Bütün sonuçlarıyla geçmişimizim acılı yanlarıdır.

Tarihsel gelişmelerin ışığında aydınlanan güncelin gereksinimi içinde, paşacı tavırların gereği görülmektedir. Türkiye Halkı bugün paşa tavrı beklentisi içinde olduğu gerçektir Ama hangi paşa tavrı ulusal beklentiye yaraşır o­nunda özellikle saptanması gerekir.

Emperyalizme karşı, ABD ve AB emperyalizmine karşı paşacı tavır, özellikle, Kuzey Kıbrısın Batılı devletlerin pazarlık masasına yatırılması karşısında kendini göstermektedir.Çünki KKTC\'nin batıya kaptırılması, Merzifonlu’nun Viyana bozgunundan daha büyük olumsuz etki yapmaktadır. AB’ye hediye biçiminde paketlenip süslenen, Kıbrıs düğümünün, ülkemiz lehine çözümü, büyük bir ulusal bekleyiştir.

Kıbrıs üzerindeki ulusal varlığımız, AB dayatmaları karşısında teslim edilmek isteniyor. Teslimiyet bu noktada kırılmalıdır. Kıbrıs’ta teslimiyetin, teslimini, Talat Paşa ile aşmak zor. Buna karşın, bir başka Osmanlı Paşası, Sokollu Mehmet Paşa, Kıbrısla özdeşleşen bir anıt gibi. Osmanlının heybetli paşası, Sokollu Mehmet Paşa, “Biz sizden Kıbrıs\'ı alarak kolunuzu kestik, siz ise donanmamızı yenmekle yalnızca sakalımızı kestiniz; unutmayın ki, kol bir daha yerine gelmez, ama sakal eskisindende gür çıkar.” demişti. Sokollu Mehmet Paşa sanki bu sözü bugünün teslimiyetçilerinin yüzlerine karşı söylemiş gibi heycan uyandırıcı.Yıllarca Osmanlı tarihine bağlı kalan, bugünkü siyasi kadrolar, iktidara gelir gelmez , bütün inançları gibi, tarihe olan inançları da yılıldı.

Bugünün sorunlarını, tarihi şahsiyetlerin mezarlarına taşımakla bir yere varılamıyacağı ortada. Mezarlık eylemlerinin niceliksel bir önemide yok. Çünki eylemin alanın niteliği, niteliksiz olmasıdır. Nıteliksiz eylemler, topumsal gelişmeyi etkilemez. Bu tür eylemler olsa olsa, gözü kapalı tarih hayranlığınıdır. Manevi antikacılıktır. Manevi antikacılık, tarih goygoyculuğu hengi sorunların çözümüne yardımcı olacak?

Kıyaslamalar , karşılaştırmalar ve yeğlemeler her zaman olumlu olmayabilir. Talat Paşa eyleminden sonra, Benim Batı karşıtlığımı, emperyalizm karşıtlığımı Sokollu Mehmet Paşa\'nın tavrınada buluyorum. Çünki, Kıbrıs, Türkiy\'ye çok yakışıyor. Akdenizli kimliğimi Kıbrıs tamamlıyor. Bu nedenle Kıbrıs, AB’ye teslimiyetin karşırtı ve timsali gibi duruyor. Bugünün Ulusal özlemi, emperyalizm karşıtlarının özlemini Sokollunun tavrında aramak daha gerçekçi. Çok daha somut. Çünki, AKP hükümeti, Akdenizde, Sokollu Mehmet Paşayla kestiğimiz Avrupa kolununun protezi olarak işlev görüyor. Bugün temel sorunu, 1571 yılında Kıbrısı almakla kestiğimiz Avrupa kolunun, AKP vasıtasıyla oluşturmaya çalıştığı protez kolunuda koparmaktır. Bu nedenle , Sadrazam Sokollu Mehmet Paşayı, daha güncel ve anlamlı buluyorum. Akdenizdeki AB\'ın protez kolunun yeniden oluşturulmasına, anti emperyalist tutum gereği karşı çıkıyorum.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Hangi Paşa? ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right