left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Devrim İnsanlık İçin Gereklidir Yazdır E-posta
Yazar Askar YILMAZ   
Monday, 17 July 2006

 

 

Devrim İnsanlık İçin Gereklidir

 


İnsanlık, milyonlarca yıl süren  evrim ve devrim süreçleri içinde büyük gelişmeler gösterdi. İnsanlığın  gelişimi, ortak biyolojik kökünden ayrışarak uzaklaşması, arınması, insana farklı işlevler yükledi. İnsanın tür olarak evrimleşmesi, biyolojik ortak kökeninden kopması sürecinin, farklı farklı tanımladığını görüyoruz. Eğer “insanın türeyişi”ne  bilmin verileri ışığında bakıyorsak pek çok konuda ortak düşünceler etrafında birleşmek olası. İnsanın gelişimini ve bir tür olarak uğradığı farklılığı anlayabilmek için  doğmalardan kurtulmak en basit zorunluluktur. Büyük flozof Charles Darwin’in  de, “İnsanın Türeyişi”ne ilişkin bulgularının bilimsel düşünceye en uygun çözümleme olması, doğmalardan uzaklaşmasıyla ilgilidir. Charles Darwin,  dinsel doğmaları bilimsel alandan  ötelemesi sonucu, insanın evrimsel sürecinin araştırmasını  ve doğru sonuçlara yönelmesini sağladı. Çünki bilimsel araştırma, koşullanmış düşünce kalıplarını aşmak zorundaydı.

 


İnsana özgü bilimsel yaklaşımlar ve bilimsel açıklamalar, farklılıklar göstermekle birlikte, tüm tanıların toplamı insanın bütünselliğini oluşturan resmin kendisidir. İnsanın “alet yapan” , “beyinsel fonksiyonları gelişmiş, düşünen hayvan”, “politika, kültür ve sanat yapan”, hayvan olarak tanımlanması, aynı zamnda, insana doğada üstünlük sağladı. İnsan bu üstünlüğünü, pratik-akıl yoluyla, doğayla olan uyumunu oluşturdu. Pratik-akıl, sonsuz olaylar  çıkrığında, bilimsel akıl’la bütünleşerek, bilimsel teori ve buluşların önü açıldı.

 


Kapitalist sisteme yön veren, siyasal haydut insan, bu gelişim sürecini tersine çevirme çabalarıyla, bilimsel ve pratik aklı da ortadan kaldırarak, insanlığın evrim ve devrim tarihsel sürecinin bütün evrelerini yadsımayı, yeniden insanlığın önüne koymuş olması, gelinen sürecin en büyük açmazı ve çelişmesidir. Bu vahşi gelişmenin önü kesilmeden insanlığın, daha boyutlu nitelik kazanmasının olanaklarının  sınırlı olduğu yaygınlaşmaktadır.

 


İnsan, tarihin çok sınırlı bir dönemleri dışında, doğayı  ve doğal dengeyi korumaya özen gösterdi. Pratik akla uygun olan bu gelişim, bilimsel akla da uygundu. İnsan denilen doğanın sıradan bir parçası olan varlık, pratik ve bilimsel bağlantılı aklın  ışığında, bağlı olduğu doğaya, gücünü  ve becerilerini  katarak, katkıda  bulunmayı sürdürdü ve sürdürmeye de devam ediyor. Kapitalizmin emperyalist evresinde ortaya çıkan siyasal insan tipi, şiddet unsurunu öne çıkararak, insanı, doğal gelişim süreciyle çatışmalı ortamın içine çekti. İnsanlığın önündeki en büyük görevlerden birisi, kapitalist emperyalist sistemin siyasal insanını, bir anlamda sistemin yöneteni olmaktan çıkmış, makinaların yönlendirmesi altına girmiş olan insanın kurtarılmasıdır.  Çünkü, küremizin egemen sistemi, insanı yok eder bir hal almıştır. İnsanın yeniden aslına uygun, yaratıcı, barışçı ve bütün  ilişkilerinde sorumlu toplumsal  bir varlık olabilmesinin  yolu, kapitalist-emperyalizmin ortadan kaldırılmasına bağlıdır.

 


Yaşadığımız yüzyılda insanı tanımlamaya çalıştığımızda, bilinen tanımlamaların günümüz insanını açıklamaya yetmediği gibi, eski tanımlamaların, eksik kaldığını görüyoruz. Çünki insan, yaşadığı sistem içinde kabını genişletmekte veya daraltmakta. İnsanın içine girdiği kap, bir anlamda kendine yaraşan sistemi, ulaştığı düzeyi açıklar. Çağımızın “düzeyli”, “yaratıcı”, “kültürlü” ve “uygar” insanı, kendini tüketmenin yan sıra, kendisiyle birlikte yaşadığı doğayı tüketmenin sorumluluğunu yaşıyor. Kısacası kapitalist emperyalizmin insanı , kendisiyle birlikte, bütün ilişkilerinde  çatışmalı bir süreci yaşıyor. İnsan toplumları arasındaki barışı ve uyumu yıkan insan, doğanın uyumunu ve barışını da bozan , yıkan  bir türü haline sürüklendi.

 


Sınıflı toplum insanının müthiş buluşu olan şiddete dayalı sistem, insana yıkıcılık ve savaşçılık özelliği kattı. Sınıflı toplumun insanı yüzyılların şiddet pratiği içinde, şiddetle iç içe geçti. Bu aşamada insan, doğasıyla çatışan, “silah yapan” ve doğasıyla “savaşan” bir varlık haline dönüştürüldü. Alet yapan insan, üretim yapan insanın kendisiyken, “silah yapan” dolayisiyla “savaşan” insan, kendine aykırı bir türe dönüştü. “Silah yapan” ve “savaşan insan” ın tarihsel süreç içinde kazandığı insana özgü bütün kültürel ve insana ait olan değerlerin de yitirilmesi, düzey kaybı olarak ortaya çıktı.. “Özgürlük”, “demokrasi” ve “insan hakkı” gibi kavramlar, “silah yapan” emperyalist sistemin insanı için, içi boş slogan olmaktan öteye de gidemez oldu.

 


“Silah yapan” ve “savaşçı” özelliği gelişen insan, kapitalist toplum insanının kendi kendisini tüketiminin özetidir. Belgesellerde izlenen yıtıcı hayvan, gereksinimi oranında vahşi ve  bu nedenlede, güç kullanması o oranda sınırlıdır. Diğer türlere karşı ilişkisinde yırtıcılığı,  gereksinimiyle orantılıdır. Vahşi olarak görülen hayvanın saldırganlığı ile,  gereksinimleri  arasında sürekli bir denge vardır. Gerksinimlerini karşıladıktan sonra sakindir ve uyumludur. Ama kapitalist-emperyalist toplumun egemen insanı, vahşeti, saldırganlığı ve uyumsuzluğu tin haline getirmiştir. Sınıfsal kimliğinin en nitelikli yanını oluşturur.  Kapitalist toplumun emperyalist evresinde, insanın insanla ve insanın-doğayla oluşan dengesi, dengesizliğe uğramıştır.Bu denge kaybı, insan bireylerinin iradesinden  bağımsız, yaşanılan sistemle ilişkili olduğunu bilimsel aklın onaylayabileceği basit veriler olduğu bilimsel gerçeklerdir.

 


Kapitalist toplumda, hakim sınıf insanı dışında, diğer sınıflara ait olan insanlarda, hakim şiddetin sonuçlarından yararlanabilmektedir. Kendi sınırları içinde, ezilen bir sınıf olma algısı, dışsal ilişkilerde, hakim sınıfıyla ortaklığa dönüşmekte. Bu ikili özellikleri, kapitalist emperyalist toplumun insanını daha fazla “aletlerin yönettiği” ve yönlendirdiği, aletlerin komutası altına sokmuştur. İnsanın evrimsel kaynaklarıyla ve doğasıyla çatışmalı durumu, sistemle ilgilidir. Hiç bir sınıflı toplum insanı, emperyalist dönemin insanı kadar, sistemle uyumu bu denli  sağlanamamıştı. Kapitalist toplum insanının sistemle olan  uyumu, irade dışı, sistemin zorunun yaratması sonucu oluşan suni bir  uyumudur. Kapitalist sistem, insana özgü olmayan, özellikler yüklemiş  ve insanı, çıkar dürtüleri içinde  motive etmiştir.

 

Sınıflı Toplumlarda İnsan

 


Sınıflı toplumlarda, özellikle kapitalizm öncesi toplumlarda insan, kendi gelişimini sürdürmeye çalışan bir sürecin içindeydi. Insanlık kendine karşı konumlanmanın ötesinde, kendini üretmeye yönelikti. İnsanlığı  tehtit eden etmenler, bugünlerle kıyaslanmayacak ölçüde düşük yoğunlukluydu.

 


Kapitalizmin insanı, özellikle kaitalizmin oluşum sürecinde, insanlığın gelişimine büyk bir ivme kazandırdı. Kapitalist burjuva ilişkilerin gelişimi, insanlığın toplumsal morel dokusu üzerinde çok olumlu etkiler yarattı.

 


Kapitelist üretim, insanın aşırı ajitesi ve motivasyonu içinde, insanı baskı altına alması zordu. Kapitalist sistem, bu nedenle kendini örgütlerken insanı sistemin içine soktu. Sistem, insanı üretim ilişkisinde içinde örgütlerken, bir anlamda insanın  tüketimini örgütledi. İnsanlığın maddi ve manevi  kazanımları, sermayenin örgütsel ağları içinde, tekellerin elinde toplandı. Büyük çoğunluğun çıkarları, üretim içindeki konumları, tekellerin büyümesine katkı sağlamak üzerine kuruldu. Kapitalist emperyalizmin, insan ilişkileri üzerinde kurduğu  aykırı ilişkiler içinde, insan yabancılaşması olarak dillendirilen sorunlar doğdu. Kapitalist toplumun insanı çalışmak için üretmeli ve tüketmeliydi. Teknolojinin gelişmesiyle, kapitalizm geniş kesimleri, çalışma yaşamındanda uzaklaştırmaya başladı.İnsana verilen rol sadece tüketimdi. Sistemin insana bakışı, tüketim endekslidir. Tüketmeyen insan değildi. Tüketim, insan emeğinin önüne geçirildi. Önemli olanın herkesin yoğun olarak tüketimin içine çekilmesiydi.

 


Kapitalist üretim ilşkisi içinde, ilk başlarda ortaya çıkan toplumsal daynışma ve mücadele yerini tüketim anarşisi içinde şiddete bıraktı. Tolumsal ilişkilerde şiddetin öne çıkması, tolumsal  şekillenmenin  bireysel parçalanma biçiminde gelişmesine yardımcı oldu.

 


Kapitalist sistemin toplumsal  örgütlenme projesi, toplumsal örgütlenmenin dağıtması biçiminde geşişti. Bugün, kapitalist toplumda, toplumsal irade oluşamıyor.Çünkü bireysel ilişkiler, toplmuda etkin olan bir eğilim biçimidir. Bireysel ilişkiler içinde, alt sınıflar, kapitalist şiddet altında savunmasız ve dirençsiz kalmalarına yol açtı.Kapitalist emperyalist toplumun örgütlü toplum olduğu savı büyük bir aldatmacadır.

 

 

İnsanın kurtuluşu

 


Yaşanılan gezegene uyumsuzluğu örgütlenen emperyalist toplum insanın, dogaya uyumlu kılınması, kabına olan uyumunun sağlanması, onu çevreleyen kabuğunu kırması, bir anlamda insanlaşma sürecinin yeniden önünün  açılmasıyla olasıdır. Bu nedenle devrim, insanın kurtuluşu ve insan olma bilincine erişebilmesi için de zorunludur. Sosyalist ideoloji, geçirdiği olumlu ve olumsuz deneyimler içinde, insana özgü ve insanın biçimselliğini, insana dönüştürebilecek biricik ideoloji olmaya devam ediyor olması sosyalizmin alternatisizliğine en büyük örnektir.Tarihin hiç bir döneminde, insan olma bilinci ve hedefleri için devrim olmadı. Ne yazık ki, kapitalist emperyalist toplumsal sistemin insanlığa yüklediği olumsuz yükler ve bu yüklerinden kurtulabilmesi için devrimi daha da yakıcı bir sorun haline getirmiştir.

 


Afrikanın, Asyanın “vahşi” olarak sunulan insanının vahşeti son derece sınırlı ve geniş kesimleri etkileme gücünden uzaktır.Ama gelişmiş toplumların örgütsel sistemlerinin yarattığı tehlike arzı, her zaman küresel boyut kazanmıştır. Onların günahalarıyla sevapları geniş bir alanı etkilemektedir. Bu sürecin kapanması sonucu  insanın kendine dönmesini sağlamasının yanı sıra, doğayı yıkımın eşiğine getiren ve doğa üzerinde yük olan  sistemden, hem insan, hemde doğanın kutuluşu gerçekleşecektir.

 


Ağacın dibine pisleyen, ve o oranda çevreye “zarar” veren, “geri” insanla, dünyanın kaynaklarını yok eden, damını delen sistemin “ileri” insanı, doğaya eşit oranda zarar verdiği ne zman görüldü? İnsanlığın  kurtuluşu, insanlığı esir ve alet haline getiren sistemden kurtulmakla olasıdır.

 


Sistemin ideoloğları uydurabildikleri yalanlara rağmen, insanı tutsak eden sistemin sürdürülebilirliği kalmamıştır. Bu düşünce insanlığın genelinde yaygınlık kazamakta ve devrimci bir seçenek olarak sosyalizm, yüzyılı aşkın bir süredir pratik olarak insanlığın  gündemine girmiştir. İnsanlığın  kurtuluşuna ilişkin ortaya konulan sosyalist  teori ve pratik, insanlığın gereksinimi olarak gündenmdeki yerini, bu nedenle  hep korudu.  Bu nedenle insanlığın kurtuluşunu sağlayacak olan sosyalizm, salt bir ütüopya değil, giderekten insanlığın ortak iletkenlerinde yer edinen ve daha fazla gelişen olgudur.

 


Dengesizlikler, uyumsuzluklar doğada uzun erimli bir dönemin belirleyicileri olmamıştır. Denge ve uyum doğanın en belirgin özelliğidir. Canlı ve cansızıyla, doğanın, düzeni sağlamada,  kendi yasalarını yerleştirmesi zorunluluktur. Sistemin efendilerinin zayıflıklarının en canalıcı yanı doğallığın dışına çıkmış olmalarıdır. Bir dönemin özgür ve yaratıcı insan topluluklarının ülkeleri, kapitalist emperyalist süreçte, tutuculaştı, kokuştu ve taşlaştı. Bu nedenlerle, kapitalist emperyalist sistemin, insanlık yasları karşısında olduğu gibi, doğa yasaları  önünde de  yasallıkları ve gelecekleri kalmamıştır.

 


Doğal afetler karşısında çoğunlukla çaresiz kalan  insanlık, yaşanılan sistemden kaynaklanan afetler karşısında çaresiz olmadığını defalarca kanıtladı. Kapitalizmin emperyalist evresinde ortaya çıkan ve sistemin doğasından kaynaklanan, savaşlar, işgaller ve  vahşi sömürü  gibi afetler, emperyalizme karşı insanlığın kurtuluşu mücadelesini geliştirmektedir. Doğal yaşamda olduğu gibi, sosyal ve siyasal alanda da her oluşum karşıtlaıyla birlikte vardır.

 


Bilimsel felsefenin öngörüleri ve önermeleri, kapitalizmin astrolojisi gibi, bilim dışı  yöntemlerle örtülemez. Bilimsel olan, doğal olduğu oranda, insana daha yakındır. Çünki bilim, insanın doğayla olan ilşlilerini çözümler. Bilim, doğa-insan ilişkilerinde olduğu gibi, insanlar arası ilişkininde yönünü belirler. İnsanlığın en büyük buluşu, insan beyninin ürünü olan bilmin, insanla birlikte, insan doğa ilişkisini düzenlemek zorunda olduğu gerçeğidir.

 


Sistemin efendileri bu gerçeği, teknolojik bulguları ve yalan aygıtlarıyla değiştirmeleri, veya ortadan kaldırmalarının olasılığı yok. Gerçeğe ve olguya karşı direnmenin perişanlığını, kendileriyle birlikte bazı uluslarıda sürükledikleri yaşanılan gerçekliktir. Sistem, kendi perişanlığını giderme pahasına, pek çok ulusu ve toplumu perişanlığa itmekten kaçınmadığını görüyoruz.

 


Son 25 yılın sosyal ve siyasal kurgularını, sonuçlarıyla birlikte döne döne seyretmekteyiz. Emperyalist vahşetin yarattığı tablo karşısında insanlığın geniş kesimlerinin yürek sızlamaları artarken, çok az bir kesimin yürekleri taşlaşmaktadır. Acılı yüreklerin acılarının dindirilmesinin olanakları yanında, taşlaşan yüreklerin parçalanması bir çaredir.

 


 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
bence çok güzel şeyler yazmışsınız bizi çok bilgilendirdiniz size teşekkür ederim
Gönderen hatice on Monday, 16 February 2009 at 10:41


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Devrim İnsanlık İçin Gereklidir ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1994
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 5470815
Syndicate
 
left
Top! Top!
right