left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Emperyalizmin Yarattığı Kaos Ve Çıkış Yolu Yazdır E-posta
Yazar Askar Yılmaz   
Sunday, 24 July 2005

Kapitalist demokrasinin taşlaşması

Demokrasi, büyük burjuva devrimlerinin yarattığı en büyük sosyal ve siyasal gelişmedir. Burjuvazi bütün gelişmesini demokrasi aracılığıyla gerçekleştirebildi. Sosyal ve siyasal atılımlarını o müthiş buluşu aracılığıyla sağlayabildi. Demokrasi ortamında değişimini ve dönüşümünü tamamladı. Her güç gibi batılı burjuva sınıfları da dönüşümün sınırına erdi. Dün demokrasi burjuvazi için bir manivellaydı, yüksek atlayıcının elindeki bir sırık işlevi görüyordu. Bugün durum değişmiştir, burjuvazi tekelleşerek gelişme ve dönüşme potansiyellerini tüketti. Sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel ve teknik gelişmeleri sürdürmek bir yana, onu korumanın yoğun gayreti içine girdi. Gücünün sınırına ulaşması nedeniyle, demokrasi, tekelci burjuvazi için gelişim aracı olmaktan çıkarak, korunma aracı haline geldi. Feodal beylerin şatolarını çevreleyen surlar neyse, batılı tekelci burjuvazi için demokrasi odur. Kapitalist -emperyalist sistem için demokrasi denen olgu bir sur’dur artık. Burjuvazi için, demokrasi, onu koruyan beton duvar ve dalgakırandır. Geliştirdiği silahlar, ordular, işgal ve dünyayı talan etme isteği, demokrasinin de tükenmesiyle birlikte yürümektedir.


Emperyalist demokrasinin aşılması sosyalizmle gerçekleşebilir

Batılı tekeller iç gelişimini tükettikleri ölçüde vahşileşmekte, dünyanın geniş kesimleriyle çatışma içine girmektedir. Birinci ve ikinci, dünyanın paylaşımı savaşları batılı burjuva demokratik sistemlerinin çöküşü üzerinden gerçekleşmişti. Bu çöküş sürecnin birinci ve ikinci paylaşım savaşları döneminden daha yıkıcı olmasının nedenleri çöküş debisinin şiddetiyle ilgilidir.

Marks, burjuva toplumunun doğuşunu belirleyen metaları tahlil ederek kapitalist toplumun tümü üzerinden sonuçlara ulaştı. Teorisini basit ilişkiler içinde geliştirdi.Bu nedenle, hala iki yüz yıldır aşılamıyan teorisyenlerdendir. Burjuvazinin her türlü sadırı ve baskısına rağmen uluslararası proletaryanın ve ezilen halkların ümidi olması, onun yeni bir dünyanın yaratılmasına önderlik etme potansiyeli taşımasıdır.

Marks’ın kapitalist toplumu tanımlayan teorik ve pratik açılımlarını, Lenin, yeni bir analizle ve pratikle tamamladı. Lenin’in en büyük katkılarından birisi, kapitalizmin, para-meta-para aşamasını tamamlayarak yeni bir aşamaya, tekelci aşamaya ulaştığı gerçeğini teorileştirmesi ve bu teoriye uygun olarak devrim yapmasıydı. Lenin,Marks’ın takipçisi olarak, sınıf mücadelesinin zorunlu olarak ezilen sınıf olan proletaryanın iktidarını gerçekleştirerek Marksizmi geliştirdi. Çünkü Marksizm işçi sınıfının ideolojisi olarak , işçi sınıfını iktidar yapayı amaçlıyordu. Lenin ve takipçileri sınıf mücadelesi pratiği, sosyalist mücadele içinde Marksizme büyük katkılarda bulundular.

Gerçekten batılı burjuva ideologlarının uydurdukları gibi Marksizm “bittimi”? İşçi sınıfı iktidara “elvedamı” etti! Yahut, sınıf mücadelesinin yerini, “kültürler çatışması”mı aldı? Dünya ölçeğindeki çelişmeler ve bu çelişmelerin çözümü “uygarlıklar savaşı” olarak geliştirilen, dinsel, etnik, milli çatışmalarlarmı insanlığı barış ve sömürüsüz bir dünyaya taşıyacak?

Bütün bu sorulara bugün verilen yanıt, insanlığın genel istemlerine uygun yanıtlar olmadığını görüyoruz. “Kültürler çatışması”, “uygarlıklar savaşı” olarak ortaya çıkan tabloda kanlı bir kör dövüşü var. İşte size “uygarlıklar çatışması”!

Batılı tekelci burjuvazi, kendi sistemi etrafına ördüğü “demokrasi” surlarıyla sistemini korumaya çalışırken, tüm dünyayı kaos’a sürüklemektedir. Kaos kaçınılmaz olarak kendi ördüğü surları aşarak anavatanına “terör” olarak girmektedir. Yüzyıldır tekelleşme eğilimi içindeki kapitalist emperyalist sistem ektiğini biçmektedir.

Burjuvazi, sınıf mücadelesinin öldüğünü kanıtlamak, bir anlamda sınıf mücadelesinin hızını kesmek için dünya çapında, sosyal ve siyasal sorunlara etnik ve dinsel bir bakış dayattı. Bu dayatma belli bir dönem içinde olsa etkili oldu ve dinsel ve etnik kimliğin öne çıkmasına ve ideolojik kirlenmeye yolaçtı. Etnik ve dinsel bakış, yanılma, gerçeğin kırılması ve ideolojik kirlenme olarak ortaya çıkmaktadır. Geçici olarak kapitalist emperyalist sistemin işini kolaylaştırmıştır.

Emperyalizmin kendi bunalımını, gerikalmış ülkelerin sırtına yıkma politikasının sonucu olarak, ezilen dünya büyük kargaşarlıkların içine itildi. Ezilen halklar ve uluslar karşılıklı olarak birbirlerine kırdırıldı. Toplumsal gelişmelerin önü dinsel bağnazlıkla karartıldı. İnsanlığın bilimsel materyalist ideolojik kazanımları yadsındı.Bütün bunlar dünyamıza emperyalizmin yaydığı kaos olarak yansıdı.

Emperyalizmin yarattığı ideolojik kirlenme, sosyalizmin yeniden yükselme süreci içinde arınacaktır. Umutla beklediğimiz dünya halklarının emperyalizme karşı mücadeleleri gelişme eğilimi göstermektedir. Bütün bu olgulara bakarak, emperyalistlerin ezilen dünya için öngördükleri politikaların çökmekte olduğunu söyleyebiliriz. Bu eğilim önümüzdeki yıllarda hızlı bir biçimde gelişecektir.


Dünyadaki genel gelişmelerin unsurları

Kapitalist emperyalist sistemin insanlığa yüklediği sıkıntılar geçmişle kıyaslanmayacak ölçüde artmıştır. Bu sıkıntıları aşma eğilimi ulusal düzlemelerde gelişmektedir.

Dünya çapında emperyalist saldırganlığa karşı tepkiler yükselmekte. Kapitalist ülkelerin halklarında da savaş ve saldırıya karşı adil bir dünya özlemi güçlenmektedir.

Dinsel ve etnik ayrımcılığın zararlı sonuçları dünyada olumsuz deneyimler olarak agılanıyor.

Ezilen dünyada ulusal korunma önlemleri, emperyalizme karşı önlemler biçiminde gelişerek ezilen dünya’ya karlı kazançlar olarak yansımakta.

Emperyalizmin, borçlanma yoluyla bunalttığı ve sıkıntı içine itilen devletler, borçları ödememeyi tartışmakta yer yer uygulamaya koymaktalar.

ABD ve İngiltere ikilisinin oluşturduğu saldırganlığa karşı tepkiler yükselmekte. Önümüzdeki dönemde bu tepkilerin dahada gelişeceğini söylemek kehanet olmayacaktır.

ABD emperyalizminin, BOP ve yeni dünya düzeni gibi emperyalist hakimiyet projelerinin uygulama olasılığının önündeki engeller çoğalmaktadır.

Bütün bu olgular bugünden yarına ortaya çıkan olgular olarak algılanmamalı.Bu olgulardan bazan biri güç kazanırken diğer bir olgu ona paralel gelişmektedir.

Bütün bu gelişmelerin yanı sıra, Marksizm insanlığın bilincinde ve bir kurtuluş teorisi olarak yaşamaya devam etmekte olduğunu görmek bir başka olgudur.


Dünyanın hakim Sınıfları olarak kapitalist-emperyalist burjuvazi.

Kapitalist-emperyalist sistemin sınıfı, tekelci burjuvazisi, Lenin’in emperyalizmi tahlil ettiği dönemden daha fazla çürüme içine girmiştir. Emperyalizm yüz yıl önce sermaye ihracı sürecinde tekelci özellik kazanırken, göreceli olarak üretme fonksiyonlarını da kaybetmemişti. Tekelleşme sürecinde üretimide gelişiyor ve dünyanın geri bölgelerini sermaye ihracı yoluyla, yeni pazarlar açarak göreceli ve sancılı bir gelişimede yol açıyordu. Bugün durum tamamen farklıdır. Kapitalist- emperyalist ülkelerdeki üretim durmuştur.Var olan gelişme, silah teknolojisi ve silah ticareti üzerinden sağlanan ticari sömürünün dahada artmış olması en belirleyici unsurdur. Hitlerin sloganı olan “tereyağı yerine top” üretimi politikası Hitler’i çok geride bıraktı.

Dünya ölçeğinde ticari ve elkoyma yoluyla sağlana gelişme bütün üretim faaliyetinin önüne geçmiştir. Kapitalist ülkelerde gelişme durma noktasındadır.İşsizlik hızla büyüyen ve kapitalist ülkelerin iç istikrarlarını tehtit eden boyutlardadır.

Dünyayı bir avuç ABD ve Avrupa tekelleri sömürmektedir. Sistemin hakim sınıfları olan tekeller, kapitalist emperyalist devleti her alanda yasadışılığa ve daha fazla şiddetin içine itmektedir. Özellikle ABD’nin Vietnam savaşından daha şiddetli tepkilerle karşılaşma olasılığı artmaktadır.


Ulusal devlet korunmacılığı

Dünya ölçeğinde ekonomik ve sosyal gelişmeyi sürdüren ülkeler, ulusal politikalar geliştirerek emperyalizme direnen ülkeler olduğunu görüyoruz.Doğal olarak ulusal devlet politikalarının farklı uygulamalar içerdiği önemli bir olgu. Bu olgu tıpkı sınıf mücadelesi olgusuna, kısmen sendikalizme benzer bir olgu gibi sürmekte. Sınıfın kararlı ve kararsız kesimlerinin gösterdiği tutum gibi dünya ölçeğinde görülmektedir. Emperyalizmin bugün en önemli amacı, gelip dayandığı son nokta, ulusal direniş içinde gelişim gösteren ekonomilerin yıkılması. Bugün emperyalizm açısından en önemli engel, ulusal ekonominin direnme mevzisi olan siyasal örgütlenmenin, daha açık bir deyimle ulusal devletlerin yıkılması öcelikli hedef haline gelmiş olmasıdır.

Empeyalizm, gerek ABD, gerekse AB kendilerini çevreleyen dış dünyaya karşı geliştirdikleri en önemli politikaları, ezilen ülke pazarlarının ulusal korunmanın dışına çıkarılmasıdır. Bunun için , ulusal devletleri iç kargaşalarla siyasal zaafa uğratmak, özelleştirmeler, ekonomik çöküş ve borçlandırma yoluyla emperyalist hakimiyeti ağırlaştırmak en belirgin yöntemlerdir. Ulusal devletlerin çökertilme süreçlerinin en çarpıcı örneği Türkiyedir. Türkiye ABD ve AB politikaları arsında sıkıştırlarak batıya teslim olmaktadır.

Bazıları bu çökertilme sürecini Türkiye’nin “demokratikleşmesi” olarak algılaması soruna etnik ve dinsel perspektifle yaklaşmasındandır.Boyun eğdirilerek, emperyalist dayatmalarla demokatikleşmenin olmadığı, olamıyacağı en basit bilimsel bilgi olarak anlaşılmalıdır.Emperyalizmin yarattığı İdeolojik kirlenme bu basit bilginin dahi üzerini örtmüş olması dikkat çekicidir.


Dünyanın temel sorunu


Emperyalizmin dünya ölçeğinde yolaçtığı sorunların hafifletilmesi ve giderilmesinin yolu, dünya genelinde birleştirici işiçi sınıfı ideolojisinin ve politikalarının geşimesine bağlıdır. Emperyalizmin dünya geneline yaymak istediği, ideolojik darlığın aşılması sosyalist düşüncenin yaygınlığı ölçüsünde giderilebilir.Emperyalizme karşı direnmenin teorisi, politikaları, sosyalist devrimlerin pratiklerinde aranmalıdır. Emperyalizmi korkutan da bu mücadelelerin yeniden güç kazanmakta olamsaıdır.

Türkiye’nin sosyalistlerinin en önemli görevleri, emperyalizme karşı uzun vadeli anti-emperyalist politikalar geliştirmeli ve en geniş kitleleri birleşik mücadeleler için kazanmaya çalışmak olmalıdır. Türkiye, Türkü ve Kürdüyle önemli deneyimler edindi. Sosyalist mücadeleye karşı geliştirlen dinsel bağnazlık ve onun siyasetleri Türkiye’yi emperyalizm karşısında köleliğe sürüklemektedir. Gerek sınıfsal gerekse ulusal düzlemde emperyalizme boyuneğişi Türkiye halkına onaylatmak olanaksızdır. Birinci paylaşım savaşından bu yana gelişen, Türkiye halkının emperyalizme karşı direnme kararlılığı, Türkiye sosyalistleri için en önemli tarihsel başarı pratiği olarak ele alınmalıdır. Bu pratiğin yeniden kavranması yakın dönemde yaşadığımız başarısız pratiklerin aşılması açısından da önemlidir.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Emperyalizmin Yarattığı Kaos Ve Çık... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1994
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 5470808
Syndicate
 
left
Top! Top!
right