|
03/07/2006 saat 21.00 suları. İşten gelmiş, yorgun vaziyette kendimi koltuğa atmışım. Televizyon kanallarını karıştırıyorum. TRT 2 de takıldım kaldım. Terörizm konulu bir program. Adı “Kırmızı Hat” Programda anlatıldıkça, hem eski bilgilerimi tazeliyorum hem de yeni bilgilere ulaşıyorum. Neler anlatılmıyor ki programda; Modern çağın ilk terör eyleminin 1946 yılında İngiliz sömürgecilere karşı, sağcı, aşırı dinci Yahudi İrgun örgütü tarafından, İngilizlerce karargah binası olarak kullanılan otelin havaya uçurulması olduğu, Yahudi İrgun örgütünün daha sonra eylemlerini Kıta Avrupa’sına taşıdığını bunun sonucunda da İngiltere’nin Birleşmiş Milletler Örgütünden çözüm istediğini, Yapılan oylama sonucu ABD’nin desteklemesiyle, 33 kabul, 13 ret, 11 çekimser (ya da çekinser) oyla İsrail Devletinin kurulduğunu, İrgun Örgütü başkanı olan ve İngilizlerce karargah olarak kullanılan oteli havaya uçuran bombaları koyan kişi olan Ben Gurion’un da kurulan İsrail Devletinin ilk Devlet Başkanı olduğunu. İsrail Devleti kurulduktan sonra İrgun Örgütü’nün dağıtıldığını ya da DEVLETLEŞTİRİLDİĞİNİ, Kurulan İsrail devletinin, çıkan (ya da çıkarılan) bölgesel savaşlarda tüm Arap Dünyasını yendiğini, çaresiz kalan Arap ve Filistinlilerin de teröre başvurmak zorunda kaldığını, Avrupa’nın terör örgütleri olarak bilinen IRA ve ETA ’nın sivil inisiyatif girişimleri olarak doğduğunu, bir süre sonra da, yine sivil inisiyatifler tarafında reddedilmesi sonucu güç kaybederek siyasi mücadeleye giriştiklerini. Günümüzde terör denilince ilk akla gelen El-Kaide ve Taliban Örgütlerinin aslında Afganistan’da Sovyetler Birliği’ne karşı ABD tarafından kurularak desteklendiğini, Soğuk savaş döneminde terörün sistemler tarafından rakiplerine karşı kullanıldığını, Terör konusunda tüm bunların bir izahının olduğunu, ama “11 eylül” den sonra terörün giderek araç olmaktan çıkıp amaç haline dönüştüğünü, bunda da ABD’nin tek dünya hegemonu olarak “teröristlerle görüşmeme, pazarlık etmeme” politikasının belirleyici olduğu, eskiden pazarlık etmek üzere alınan rehinelerin artık pazarlık edilecek karşı taraf bulunamadığından öldürüldüğü, bu sayede ses duyurulmaya çalışıldığı, Terörün artık yöntem de değiştirdiği; eskiden terörist eylemin kaçma aşamasından geriye doğru planlanırken artık intihar eylemleri nedeniyle kaçma aşamasının plan dışı kalması ve zeki-akıllı-(bu akıllı ABD’nin Akıllı Curise Füzesi değil bizzat insan) bomba ile maddi hasarın yanında en büyük tahribatı psikolojik olarak yapması ve önlenmesinin neredeyse imkansız olması, canlı bombaların da “ŞAHADET” düşüncesi ile bu eyleme koşarcasına giden Müslümanlardan oluşmasının terör olgusunun Müslümanlarla eşdeğer tutulmasına yol açmıştır tespitine, programda konuşturulan terör uzmanlarından birisinin; “ben bunu çok rahat izah edebiliyorum. El-Kaidenin Londra bombalamaları sırasında G 7’ler olarak anılan dünyanın gelişmiş 7 ülkesi ve BM ile İMF temsilcileri İskoçya’da toplantı halinde idiler ve bombalamalar sonrasında Blair önde diğerleri arkada terörü lanetleyenlerin arasında bir tek bile Müslüman önder yoktu. Bu G 7’lerin tüm gündem maddeleri ise Müslümanlar üzerineydi, görüşlerine ihtiyaç duyulmayan Müslümanlara da görüşlerini terörizm yoluyla duyurmaktan başka yol kalmamıştı” tespitine kadar her şey anlatılıyordu. Programın “Ölüm Ticareti” başlıklı ikinci bölümü ise daha da çarpıcı bilgilerle doluydu. Bir Kanada Kuruluşunun raporuna göre; Dünyada, askeri harcamaların toplamı yılda 1,12 trilyon dolarmış. Silahlanmaya günde 2,75 milyar dolar harcanıyormuş. Bunun % 48 i ABD tarafından yapılıyormuş. (Babasının hayrına değil herhalde) ABD’yi %4 ve %5 ile İngiltere-Fransa-Japonya ve Rusya uzak ara izliyormuş. Dünyada 600 milyon ateşlenmeye hazır hafif makineli silah varmış. Her yıl da 8 milyon hafif makineli silah bu sayıya ekleniyormuş. Her yıl dünyada ki tüm insanları iki sefer öldürmeye yetecek kadar, yani 14 milyar adet hafif makinalı silah mermisi üretiliyormuş. Askeri ekonomi artık Global dünyanın belirleyici sektörü haline gelmiş. Savaşlar ve krizler nedeniyle artan petrol fiyatları da, petrol üreticisi olan, Suudi Arabistan, İran, Irak,Rusya, Azerbaycan, Venezüella gibi ülkelerin silahlanma harcamalarının artmasını sağlıyormuş. Mesela 2004 yılında Suudi Arabistan’ın silahlanma harcaması 4,5 milyar dolar iken 2005 yılında 30 milyar dolara çıkmış. İran silahlanmaya yılda 7 milyar dolar harcıyormuş. Şaşırtıcı belki ama; Dünyanın en büyük silah ihracatçısı, pazardaki %30 payıyla Rusya imiş. Onu %27 payla ABD, ve onları da %7-8 payla İngiltere-Fransa-ve Çin izliyormuş. Dünyada açlıktan ölmek üzere olan 600 milyon insanın kurtarılması için ise 2 milyar dolar gerekiyormuş. Dünyanın açlık ve yoksulluk problemini çözmek için geliştirilen BM Gıda Programı ise 13 milyar dolar ödenek bulunamadığı için askıya alınmış. “KIRMIZI HAT” Programını hazırlayanlara göre tüm bunların çözümü en büyük silahın “BARIŞ SİLAHININ” geliştirilmesi olacakmış. Bu tabloya, Dünya ilaç tekellerinin cirosunun % 75 inin savaşan ülkeler tarafından oluşturulduğunu ve bu cironun %10’ nun savaşların sürmesi için propaganda ve ikna için harcandığını ekleyin. “Kulanpara sarmasına” mı geliyoruz yoksa?. Ya da başka bir deyişle “tavşana kaç, tazıya tut” mu diyorlar. Her halde, en doğru çözüm program yapımcılarının dediği gibi “barış silahının” üretilmesi olacak. Ama; aklım karışmış vaziyette. “Barış Silahını” geri kalmış-geri bıraktırılmış-üçüncü dünya ülkesi-güneyliler mi yoksa silah sanayini geliştirmiş kuzeyli ülkeler mi üretecek. Değeri kaç milyar, ya da trilyon dolar olacak?. “Barış silahı” üretilince dünyanın tüm egemenlik ve yönetim sorunları çözülecek mi? Dünyadaki tüm insanlar kardeşçe bir arada yaşayabilecek mi? Bu proje Silah tekellerini 1,12 trilyon dolar, ilaç tekellerini ise 650 milyar dolardan vazgeçirebilecek mi? Yoksa, düşünme şeklimi değiştirip, tüm bu insanlık dışı paradoksları insanlara yaşatan yönetim tarzını yani KAPİLALİZMİ VE ONUN KAR DÜRTÜSÜNÜ tarihin çöp sepetine mi atmam mı gerekiyor?. En büyük sorun ORTADOĞU olduğuna göre çözüm de ORTADOĞUDAN çıkabilir mi?. İnsanlık tarihinin tüm semavi dinlerinin doğduğu Ortadoğu İnsanlığa yeni bir çözüm sunabilir mi? Tarihte, “MEDENİYETİN”beşiği (ya da “İNSAN”lığın katili) olmuş olan ORTADOĞU yeni bir “MEDENİYETİN ( ya da yeniden İNSANLAŞMANIN) beşiği olabilir mi? Olabilmesi lazım! Galiba tüm koşullar mevcut. Emperyalizmin azgınca saldırmasından belli değil mi?.....
|