left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Dilek Özbek arrow Yalçın Yusufoğlu Nereye???
Monday, 06 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Yalçın Yusufoğlu Nereye??? Yazdır E-posta
Yazar Dilek Özbek   
Sunday, 18 June 2006


                                                 ‘’Cumhuriyet kelimesi büyülü ve hoş bir deyim gibi görünür. Oysa ‘Cumhuriyet’ demek, ‘devlet’ demektir.’’
                                                   (Yalçın Yusufoğlu / 17 Haziran 2006 tarihli Birgün Gazetesi))

        Tam bir sivil- toplumcu bombardıman yapılıyor dünümüze- bugünümüze.... Gelmişimize- geçmişimize… Üstelik ‘’ilericilik’’ maskesi ardına saklanılarak yapılan bu bombardıman, hergün biraz daha ‘’gerici’’ yüzünü çıkartıyor ortalığa… Tıpkı Yalçın Yusufoğlu’nun yukarıdaki satırlarını alıntıladığım ‘’Devlet ve Cumhuriyet’’ başlıklı makalesinde olduğu gibi…

        Yazı, adı geçen gazetenin ‘’forum’’ sayfasında yer alıyor ve yazar, ‘’Batı’’ taklitçisi ‘’sol’’ aydınların tam bir kafa kargaşası içinde ‘’devlet’’, ‘’cumhuriyet’’, ‘’milliyet’’, ‘’ulus’’ kavramlarının tümünü gerici ilan ediyor. Neyi ilerici buluyor olduğunu ise ‘’Allah bilir’’. 

     Kendi ifadesine göre:
    ‘’İnsan haklarına ilişkin evrensel normları hiçe sayarsınız, ‘Dincilik ve bölücülük arttı, Cumhuriyet elden gidiyor’ diye o Cumhuriyetin sizin gibi savunucularının çetelerini, Şemdinli benzeri cürümlerini aklarsınız. Ülkede Danıştay benzeri provokasyonlar tertiplenir, ‘Şeriatçılar Cumhuriyetin hakimini öldürdüler, bu ikinci Menemen Vakası’dır’ diye ayağa kalkarsınız, ardından başka bir şey çıkar, sesiniz sönümlenir (hani, ne oldu İkinci Kubilay vakası?)
   Ve bütün bunlar olurken Cumhuriyet kelimesi büyülü ve hoş bir deyimdir. Oysa ‘Cumhuriyet’ demek;’ devlet’ demektir.’’ (a.g.yazı)

   Anlaşılıyor mu şimdi; bütün bu aniden şahlanışa geçen ardı ardına provokasyonlar ve dezenformasyonlar, ondan evvel devlet ve hükümet kurumlarını çetelere- hortumlara- rüşvete- mafyalaşmaya bulamalar; gerçekte neyi hedefliyor? Emperyalizmin ‘’kurumları’’ sinsi işgalinden ne anlaşılıyor?

     Her türden (asker- sivil) yönetim kurumlarını önce 12 Mart’lı- 12 Eylül’lü emperyalist ‘’güdümlü’’ darbeler karanlığında içten içe hepten kuşatır, asker- sivil aydın gerçekliğini zindanlarla, ölümlerle, her anlamda çürütür, un ufak edersin. Emperyalist kirlenmeye en diri ses çıkartabilecek aydınlarının başını ezersin. Böylece kendi samimi ‘’aydın’’ının başına ‘’çuvalı’’ kendin geçirirsin. Sonra bir ‘’etnik hadise’’ karanlığında askerini kendi halkıyla karşı- karşıya getirir, onları ‘’düşman’’ belletir ve o düşman bellenişle de her türden ‘’çeteciliği’’ meşrulaştırır, alttaki askere de sivile de ‘’çeteleşmek’’ ve ‘’mafyalaşmak’’tan başka neredeyse hiçbir yaşama ve mesleğinde yükselme şansı da tanımazsın. Ve bunlardan kurtulmamakta direndiğin için bir gün gelir emperyalizm sana bizzat yol verdiği bu olguların tümünü, senin başına çuval geçirmek için kullanır. Dün ‘’rüşvetle- çeteleşme’’yle kirlettiğini, bugün, sana karşı ‘’şantaj’’ olarak kullanır. Kendi merkezinden planladığı her türlü eylemini, ‘’güdümlü basın’’ sayesinde dezenformasyon bombardımanına uğratıp senin üstüne de yıkmaya kalkar.

    Bu da yetmez! Hedefi aslında bu da değildir. Hedefi senin ‘’bağımsızlığın’’ ve ‘’cumhuriyetin’’ dir. Başlar bu yaşanmışlıklardaki yanlışlarını da sana karşı kullanıp zaten hemen hemen sıfırladığı ‘’bağımsız’’lığını, bir de ‘’cumhuriyetsiz’’leştirme çabalarına…

    Özellikle sol ve sosyalist aydınların uğratıldığı sürekli vurgunun verdiği haklı kırgınlık ve kızgınlıklar, kendi ülkelerinden kopuk ‘’Batı’’dan aktarma ‘’yarım aydın’’lıklar, ortama yapılan bu türden ‘’basın- yayın’’ bombardımanı ve bu bombardıman için ‘’kullanılabilirlik’’ potansiyeli yüksek operasyonel olan- olmayan ‘’sol’’ dan devşirme kadrolar…

   Yalçın Yusufoğlu kimdir? 12 Mart’ın hemen ardından kurulan TSİP (Türkiye Sosyalist İşçi Partisi) nin Oya Baydar’la birlikteki kurucularından birisidir. TSİP nedir? 12 Mart’a duyulan haklı öfkenin ve 68 kuşağı devrimci hareketine duyulan haklı sempatinin içinin boşaltılarak örgütlenme denemesidir. TSİP’in o dönemde adını kullanarak ideolojik açıdan içini boşaltmaya yöneldiği bir diğer devrimci de Dr. Hikmet Kıvılcımlı’dır.

   68 döneminde geleneksel aydın eylemciliğiyle buluşmuş olan Dr. Hikmet Kıvılcımlı düşüncesi; bu nedenle azımsanmayacak bir kitlesellik potansiyeline kavuşmuş idiyken, 12 Mart sonrasında önce TSİP, ardından Vatan Partisi’nin Demir Küçükaydın’lı yollarından; bizzat Dr. Hikmet’in 1965’lerde yazdığı ‘’Tarih- Devrim- Sosyalizm’’ ışığındaki tespitlerini çürütmek üzere kaleme alınmış olan İdris Küçükömer’in ‘’sivil- toplumcu’’ tezlerine doğru evriltilmeye çalışılmak ve bu gelenekten gelen kadroları (başta Sarp Kuray gelmek kaydıyla) dışlanmak, yok sayılmak suretiyle dönemin sosyalizmden yana tercihli aydın eylemciliğinden hem fiilen, hem de ideolojik açıdan yalnızlaştırılmıştır.

   Bir noktanın daha altını çizmek isterim ki; ‘’çetecilik’’ asla tek boyutlu olarak salt eline silah alanla, ya da eline silah tutuşturulanla izah edilebilecek bir kavram değildir. O işin ‘’görünen’’ ve en kolay’’harcanabilen’’ yanıdır. ‘’Çetecilik’’le baş edebilmek için esas olarak ‘’fikri veren’’e, ‘’organize eden’’e, ‘’dezenformasyon’’a bakmak gerekmektedir.

    ‘’Dezenformasyon’’ ise asla tek boyutlu bir kavram olmayıp; kimi zaman ‘’tutmasa da izi kalır’’ misali ‘’çamur atma’’,kimi zaman ‘’susuşa getirme’’, kimi zaman da hepten ‘’ideolojik zırvalar arkasına saklanma’’dır. Bunların tümünün zeminleri; bizim kendi ülkesinin insanına da, tarihine de fazlasıyla ‘’yabancı’’ yarı- aydın entelektüel camiamızda (diğer zafiyetlerin yanı sıra) ne yazık ki fazlasıyla bulunmaktadır. Türk solu, bu türden ‘’aydın çarpıtmacılığına’’ özellikle 12 Mart’tan bu yana fazlasıyla maruz bırakılmıştır. Şu an Kürt Demokratik hareketini de anaforuna almış olan bu türden bir süreci Türkiye’li devrimciler ilk kez yaşamamaktadırlar. Kendi geçmiş her türden birikimlerini ‘’yok sayma’’ inkarcılığı diyebileceğimiz bu ‘’bilimcil yöntem sapkınlığı’’ ; ne yazık ki Türkiye’li sosyalistlerin her türden ‘’kendi değerlerini’’ kendi kendilerine ‘’yok etmeleri’’nden başka hiçbir şeye hizmet etmemiştir. Çeteciliğin bence bu en tehlikeli türünün sistemli çabalarının da etkisiyle gerek zihinsel, gerek kadrosal anlamda pek çok değer birikime dönüşecek yerde ne yazık ki tüketilmiştir, tüketilmeye de devam edilmektedir. Bütün bunların ardından şimdi de sıra kendi ‘’tarihimizin’’, kendi ‘’kültürel değerlerimizin’’ topyekun inkarına gelmiş görünmektedir. Konuyu bu nedenle de önemli bulduğumu vurgulamak isterim.

    Yalçın Yusufoğlu’na cevabı ise, kendisi de bizzat Kurtuluş Savaşı’na katıldığı halde 1925’lerden 1971’de yurtdışında ölene kadar ‘’sivil yönetimler’’ döneminde 25 yıl cezaevlerinde yatmış ve ağır işkenceler görmüş olan Dr. Hikmet Kıvılcımlı’dan alalım:

      "Mustafa Kemal Türkiye'yi yüzyıllardan beri iki büyük kahredici gücü, iki büyük lanetlenme gücü ezdiğini haykırdığı gün, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gönderesine ilk Cumhuriyet bayrağım çekmişti.
Bu iki kahredici, lanetleme, baş belası güç neydi? Mustafa Kemal'e göre birisi Emperyalizm, öteki saltanattı. Emperyalizm neydi? Batıda, serbest rekabetçi tasım tarağını toplamış ve iç çatışmalarım, dünya ölçüsünde kangralandırmış olan tekelci kapitalizmdi
Saltanat neydi? Kadim tefeci bezirgan sermayenin her türlü gelişimi taşlaştırıp dondura koymuş olan derebeylik biçimiydi. Bu iki güç birbiriyle domuz topu olmuştu. Emperyalizmin yeryüzündeki egemenliğim sağlayan yerli avadanlık, geri ve sömürge ülkelerde Emperyalizmin teslim aldığı irili ufaklı saltanatlardı.
1919 yılı yalın savaş kılıcıyla, kadim çağ derebeyliği olan Emperyalizmin yüzde yüz emrine geçirilmişti. Onun için, Anadolu içlerinde, gavura karşı kıpırdayan baş kaldırma karşısında, ilkin sözde Müslüman olan saltanatı buldu. Emperyalizmin papaz Fru'ları, saltanatın Molla Necmettinlerini parayla tuttular ve Anadolu topraklarında sarıklı -cüppeli kılıklarla casus ve baltalayıcı olarak gönderdiler. Ege cephesinde Milli Kurtuluş Cephesinin ilk kurşunu, Yunanlılardan önce, sözde Müslüman mütegalibe hacı ağalarına karşı sıkılmak zorunda kalındı.
Onun için Türkiye Cumhuriyeti demek, Türk milletinin bağrına oturmuş olan emperyalizmle saltanata karşı kurduğu bir savunma kalesi demektir...
Türkiye Cumhuriyeti Mustafa Kemal'in ilk olarak gördüğü ve gösterdiği hedefe vardı mı? Daha kabaca söyleyelim : Türkiye de Cumhuriyet, saltanatı kökünden devirip, emperyalizmi kökünden kazıdı mı?
l - SALTANAT'ın tepesi padişahlık ve hilafetti, saltanatın tabam tefeci bezirganlıktı. Cumhuriyet tepedeki padişahlığı ve hilafeti kaldırdı. Tabandaki kadim tefeci -bezirganlık ne oldu?
Vaktiyle, "irtica" denilen gericilik isyanlara, suikastlara giriştikçe ezildi. Kabuğuna çekildikçe rahat bırakıldı, hatta ayrıcalandı. Yalnız ara sıra tefeciliğe karşı resmi savaşlar açıldı. % 10 dan "aşırı" faizler kanunla yasaklandı. Oysa politikanın etkileyemediği kanunlar vardı. Türkiye ekonomisinde kadim tefeci - bezirgan sermayenin kökünü ancak genlikli (prosper:müreffeh) ve hızlı bir modern sanayileşme kazıyabilirdi. Geniş üretim alanımız, toprakta küçük ekici, sanayide esnaf eliyle yürütüldükçe kaçınılmaz sonuç belliydi. En ufak teşkilatına göz yumulmayan, her kımıldanışı "ağa" ağırlığı ile boğulan bin bir devlet vergisi ve banka mükellefiyetleri altında her gün biraz daha ezilen KÜÇÜK ÜRETMENLER tefeci bezirgan torbasında kekliktiler.O yüzden en iyi niyetli olsun veya olmasın, bütün "resmi yasaklar" ister istemez kitapta kaldı. Hayatta kadim tefeci - bezirgan ilişkileri, şehir bankalarından güç alarak bütün hınçlarını ve uğursuzluklarıyla işlediler. Eski "saltanatlarını" (yeni egemenliklerini) yürüttüler ve git gide büyüdüler.
2 - EMPERYALİZM' in tepesi - o günler - Yunan kralı ile Türk padişahının gölgesinde çöreklenmiş: İngiliz, Fransız, Amerikan, İtalyan ve ilh. Emperyalist silahlı güçleriydi. Emperyalizmin Türkiye içindeki tabanı: yabancı komprador sermaye, yani bankalar ve şirketlerle onların acenteleriydi.
Mehmetçik yunan ordusunu baskına uğratınca, Yunan kralını maymun ısırdı. Türk padişahının kavuğu devrildi. Emperyalist silahlı güçler paratonersiz kaldılar. Ana yurtlarındaki grevlerde, halk hareketlerinde Sovyet ihtilalini bastırmaya vakit bulamayan emperyalist silahlı güçlerim de şeytan aldı götürdü. Tabandaki modern yabancı şirketlerle acenteler ne oldular. Duyunu umumiye alacaklıları "şark isyanlarını" ve şirketler "Gazi'ye suikastları" kışkırttıkça, yerli yabancı firmalar devletleştirildi. Çoğunluğu Rum, Ermeni, Yahudi olan komprador burjuvazi "vatandaş Türkçe Konuş" kampanyaları ile sindirildi Sermayeci tıkırına baktıkça okşanmaktan da öteye şımartıldı ve varsa yoksa biricik devlet gözdesi yapıldı.
Cumhuriyetin başlıca "hikmeti vücudu" : birincisi saltanattı (Türkçe'si :DOĞU GERİCİLİĞİNİ) , ikincisi emperyalizm (Türkçe'si: BATI GERİCİLİĞİ) yok etmekti.
1919 - 29 arası Türkiye de kadim doğu gericiliğinin kavuğu olan saltanat devrildi. Ö kavuğun örttüğü doğu gericiliğinin başı: tefeci - bezirganlık dım dızlak parladı kaldı. O yüzden eski "irtica" yeni "gericilik" budanmış ağaç gibi, her zamankinden daha zor kötekli ve daha gürbüz olarak dört bucağımıza dal budak sardı.
1919 - 29 arası, Türkiye de modern batı gericiliğinin şapkası olan emperyalizm, silahlı kuvvet biçimiyle önce kapıdan kovuldu : o şapkayı taşıyan eskimiş ve iler tutar yeri kalmamış komprador burjuvazi saf dışı edildi. Emperyalizmin şapkasını yerli - milli şirketler başlarına geçirdiler. Kapıdan kovulan yabancı sermaye "batıcı demokrasi" ve "dış yardım" adı verilen Truva'nın atıyla yurdumuza bacadan girdi. Birde baktık, 1923 yılı finans kapital şeytanının alıp götürdüğü yabancı silahlı güçleri, aynı şeytan satamayıp geri getirdi ve yüzlerce üs' te yuvalandırdı.
1919 - 29 yıllan birinci Milli Demokratik Devrim sosyal bir kümeye "komprador burjuvaziye" karşı gerçekleşti. Ancak kompradorların yerine Türkiye de genlikli ve ilerici bir sanayi burjuvazisi geçemedi. "Eşsiz Örneksiz" devletçiliğimiz sayesinde : tebdil gezen en kodaman kadim tefeci bezirganlar ve en kodaman büyük toprak emlak ağaları bankalar kubbesi altında harman edildi, hepsinden son sistem "her mahallede bir milyoner" parolalı yerli milli FİNANS KAPiTAL OLİGARŞİSİ yaratıldı…
…1959 - 69 yılları ikinci Milli Demokratik Devrim, 27 Mayısın ışığı altında çim çiğ aydınlandı. Burada nükleer başlıklı Amerikan üslerine sırtını dayamış bulunan finans kapital oligarşisi, Mustafa Kemal'in "EMPERYALİZM" dediği "BATI GERİCİLİĞİDİR". Burada köylerimizi inlete inlete sömürdükçe biti kan1anan tefeci hacı ağalık Mustafa Kemal'in saltanat dediği DOĞU GERİCİLİĞİDİR Her iki gericilikte 48 yıl önce Kuvva-i Milliye atalarımızın savaş açtıkları aynı iki başlı ejderhanın bu günkü gelişimidir, iki kahredici, iki lanet olası büyük baş belamızdır.
Birinci Kuvva-i Milliyecilik: silahlı, askercil, sıcak savaştı. Bu savaşın bütün yokluklarına rağmen cephesi açıkça belirliydi. Stratejisi ve taktiği az çok genel kurallara göre basitti. Hedefi ise olağanüstü anlaşılırdı. İkinci Kuvva-i Milliyecilikte, cephe ne denli baş döndürücü, strateji ve taktik ne denli karma karışık, hedef ne denli güç anlaşılır olursa olsun. Birinci Kuvva-i Milliyeciliğin devrimci, kutsal Mustafa Kemal gelenekli CUMHURİYET BAYRAĞI başımızdadır.”
(Dr. Hikmet Kıvılcımlı / 29 Ekim 1968 tarihli Türk Solu Dergisi / ‘’CUMHURİYET Devrimi Nedir?’’ başlıklı yazı)

Ve bir yanıt da Gazi Mustafa Kemal Paşa’dan:
   ‘’ Cumhuriyet, düşünce serbestliği taraftarıdır. Samimî ve meşru olmak şartiyle her fikre hürmet ederiz. Her kanaat bizce muhteremdir. Yalnız, muarızlarımızın insaflı olması lâzımdır.’’
1923 (Atatürk’ün S.D. III, s.71)


  ‘’ Cumhuriyet, imkân demektir. Cumhuriyet, yalnızca adıyla bile fert hürriyetini aşılayan sihirli bir aşıdır. Görülecektir ki, Cumhuriyet imkânları olan her memleket, hürriyet davasında er geç muvaffak olacaktır. Cumhuriyet, kendisine bağlı olanları en ileri zirvelere götüren imkânları verir. Bağımsızlık ve hürriyetine sahip olan milletler, ilerleme yolunda imkânlara sahip demektirler. O halde cumhuriyet, her alanda ilerlemenin de en belirgin teminatıdır. Cumhuriyeti bu mânasıyla ve bu kapsamıyla anlamak lâzımdır. ‘’
(Atatürk’ten B.H., s. 45)

 

   Cumhuriyet Devriminin emperyalist- kapitalizm ve tefeci- bezirgan prekapitalist gericiliğinin güdümünde vardırıldığı kendi halkını, asker- sivil aydınını her anlamda ezen- sömüren ve böylece hem ekonomik hem de sosyal tahakküme uğratan gerçeklikle savaşmak; 1919’ların devrimciliğinin ve bu devrimsel kazanımların inkarından değil, tam tersine onlara sonuna kadar sahip çıkılarak emek eksenli bir çizgide güncelleştirilmesinden, o gün hedeflenen ‘’Demokratik Halk Devrimi’’nin tamamlanarak ekonomik- demokratik-bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti’nin yapılandırılmasından geçecektir.

   Kafa yorulması gereken de, değerlendirilmesi gereken de, elbirliğiyle üretilmesi gereken de yalnızca budur. Ve bunu gerçekleştirebilmenin tek yolu; AB ve ABD güdümünde olmayan, kendi halkının inisiyatifinden başka da hiçbir şeye güvenmeyen ‘’bağımsız’’ bir halkçılaşmadan geçecektir.

  ‘’Sine- i millet!’’ Ama yalnızca ‘’oy istemek için değil… Yalnızca ‘’oy isterken’’ de değil. Karar alırken, karar verirken ve yönetirken, seçileni denetlerken, adaleti ve üretimi tanzim eder ve paylaşırken sine-i millet!

   Vekillerin, ‘’efendi’’ değil, gerçekten ‘’hizmetkar’’ olduğu, ‘’ tek efendi’’nin ise üretken halk tabakaları olduğu bir ‘’sine-i millet!

    Hala daha bunu yapmaya direnenler, yalnızca ülkeye ihanet etmeye devam etmiş olmanın ötesine geçemeyeceklerdir. İster asker olsunlar, ister sivil olsunlar.

   Belki de önce yeni bir ‘’Anayasa’’ yapılmalı ve önce Anayasa demokratikleştirilip halkçılaştırılmalı!

    Belki de kafa kargaşasının da, geriye götürülmenin de en öncelikli tedbiri bu.

     Belki de önce, 12 Mart ve 12 Eylül’le hepten geriye götürülüp hepten halksızlaştırılan Anayasa’yı; 1960’larda bırakılan yerden alıp demokratikleştirmeli- güncelleştirmeli…

      Belki asker- sivil tüm ‘’yürütme’’ güçleri; üniversitelerle, sivil toplum kuruluşlarıyla, gerekirse ‘’referanduma’’ başvurarak direk halkla mutabakat içinde önce ‘’anayasal’’ bir demokratikleşmeye- halkçılaşmaya yönelebilmeli hep beraberce…

    Derler ki: ‘’Yiğit düştüğü yerden kalkar!’’
    Türkiye Cumhuriyeti, bugünkü ağır kuşatılmışlık pozisyonuna, kendi halkıyla arasına duvar gibi örülen ‘’anayasal’’ halksızlaştırılma ve demokratiksizleştirilme yollarından sürüklenerek düşürülmüştür.
  
  Öyleyse en öncelikle yapılması gereken şey; 1921  Anayasası’nın ve 1960 Anayasası’nın güncellenip geliştirilerek halkla- cumhuriyet arasına örülen ‘’yasal’’ duvarın ortadan kaldırılması doğrultusunda bir demokrasi seferberliği yapmaktır.

                                                                                                

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
dilek kardeş yazınıza bazı itirazlarım var.şöyleki,senin 'dün' dediğin şey ne ? proleter sosyalist hareketin 'dün' olarak adlanırdığı şey ne? Türkiyede yaşayan bir yığın ilerici devrimci demokrat kesime göre birbirinden farklı dünler olduğu gayet açık iken yekpare bir yapay dün mefhumundan hareketle sosyalistleri eleştirmek ve bunu yaparken ad hominem in kıvrak dans figürlerinde dolaşmak neyin nesi
kardeş! Bizim dünlerimiz farklı. Proleter sosyalistler düne bakdığında 1921 de karadenizin azgın sularında boğulan yoldaşlarını görüyor. Siz düne bakdığınızda bizim komunist yoldaşlarımızı karadenizde hunharca katleden cumhuriyeti görüyorsunuz. Yalçın yusufoğlu gibi proleter sosyalistler düne baktıkları zaman kürtllerin nasıl kandırıldığını ,cumhuriyetin kürtlere nasıl ihanet ettiğini ve dersim i görüyor. Siz düne baktığınızda geçmişin onur öymenlerini görüyorsunuz
Proleter sosyalistler düne bakdığında şefik hüsnülere , hikmet kıvılcımlara,reşat fuatlara,nazımlara,hasan basri alplere, ruhi su lara ,arif damarlara,ahmet ariflere,ve isimsiz onlarca komuniste kan kusturmuş vatansız bırakmış chp hükümetlerini ve onların saraçoğlu gibi faşist başbakanlarını görüyor. Biz düne bakdığımızda nazi yanlısı cumhuriyeti görüyoruz. Biz düne bakdığımızda 51 tevkifatını görüyoruz.örnek çok.siz düne baktığınıza kaynaşmış ,sınıfsız ,imtiyazsız yekpare bir millet arzusunu görüyorsunuz.
Peki allah aşkına günümüzde, devlet,ulus,cumhuriyet, milliyet kavramlarının neresi ilerici . bu kavramların işçilerin sosyalist ikdidarına giden yolda nasıl ilerici bir misyon yüklendiğini ,nasıl ilerici bir rol oynadığını anlatında örgenelim. Yalçın yusufoğlunun neyi ilerici bulduğunu allah bilmez. Biz biliyoruz. Yalçın yusufoğluna göre marksizm leninizm ilericidir. Yalçın abime göre muhteviyati ve dinamikleri ne olursa olsun koşulsuz şartsız kürtlerin ayrı yaşama hakkını talep etmeleri ilericidir. (leninist ilke meselesi.siz anlamazsınız) Yalçın abime göre ne şart larda olursa olsun devlet,cumhuriyet ,bayrak, vatan millet sakarya nutuklarına kanmadan sınıf bilincine sahip çıkmak ve proleter tavrı yitirmeden işçilerin sosyalist ikdidarı için her türden revizyonizme karşı mücadele etmek ve sınıf savaşının komnist toplum yaratılasıya kadar asla bitmeyeceğini bilmek ve proleteryayı bu savaşta sağlam teori ve sağlam pratik ile donanımlı hale getirerek her daim karşı devrime uyanık ve hazır tutmak ilericiliktir. Anladınız mı dilek hanım yalçın abimin neyi ilerici bulduğunu
Neyse devam edelim
Proleter sosyalistlerin bu düne itirazı var. Vatan millet sakarya kandırmacalarının ilericilik diye yutturulmasının bombardımana tutulması gerekiyor. Ve yalçın abim de bunu yapıyor .,proleter devrimci sosyalistlerin saflarını belirleştirmeye çalışmasından neden gocunuyorsunuz? Ve bu bombardımanın da elbette sivil toplum cephesinden yapılması gerekiyor. Türkye işçi sınıfı, türkiye yoksul köylüsüi türkiye gariban esnafı ,türkiyenin tekmil ezilen mazlumları sivil değil mi kardeşim. Bunlar sivil toplumu oluşturan unusrlar değil mi.türkiyenin burjuva kapitalst devlet i türkiyenin burjuvalarının ikdadarı manasına gelen bir burjuva devleti ve şu cumhuriyetçi paşalar da bu devletin koruyucuları değil mi ? yoksa bizim bilmediğimiz ve henüz anlamadığımız bazı esrarlı mekanızmalar aracılığı ile türkiye devleti türkiye halkının ve yukarda saydığımız ezilen sınıfların ikdidarına tekabül ediyor da biz bir türlü bu esrara mı vakıf oluyoruz. Ne oluyoruz yahu. Bu ne biçim ilericilik? Bu ne biçim sosyalistlik ? bu ne biçim akıl tutulması kardeş!
68 türkiyesinin küçük burjuva kemalist mdd ci giderek de goşizme evrilmiş sol revizyonist devrimci demokrat hareketlenmelerine ,kümelenmelerine proleter sosyalistlerin itirazı var. hem de sivil itirazları var. proleter sosyalistlerin maalesf askeri ,devletçi cepheden desteği olmadığı ,nesnel olarak da olamayacağı için
proletrya sosyalistylerin bombardımanı elbette sivil toplumcu cepheden olacak. ya nereden olacağadı. bu ne yahu. eleştiri bu mu?
sivil olmak ne zamandır beri eleştiri konusu oldu. veyahut devletçi, elit bürokrat,cumhuriyetçi cephede saf tutup sosyalist olduğunu idda etmek de nasıl bir akıl tutulmasına emsal teşkil ediyor bunu da görmüş olduk. artık nihayet bizim de nur topu gibi, sosyal şoven ve sosyal faşistlerimz oldu .türkiye siyasi arenasına hayırlı uğurlu olsun

tsip e gelince
önce şu saçmalığı bir daha okuyalım
Yalçın Yusufoğlu kimdir? 12 Martın hemen ardından kurulan TSİP (Türkiye Sosyalist İşçi Partisi) nin Oya Baydarla birlikteki kurucularından birisidir. TSİP nedir? 12 Marta duyulan haklı öfkenin ve 68 kuşağı devrimci hareketine duyulan haklı sempatinin içinin boşaltılarak örgütlenme denemesidir. TSİPin o dönemde adını kullanarak ideolojik açıdan içini boşaltmaya yöneldiği bir diğer devrimci de Dr. Hikmet Kıvılcımlıdı

Değil kardeş ,değil

Öncelikle yalçın abime ad hominem  vuracaksın da bunun için tsip deyince aklına gelen isim oya baydar dan başka yok mu ? oya baydar dan ne kötülük gördün. Tsip iki kişi ile kurulan bir parti mi ? diger kurucularını internetten bulamadın mı yoksa? Ben yardımcı olayım . hepsi de proleter sosyalist mücadele içerisnde ve sendikalarda yetişmiş
Ahmet kaçmaz, veli gürcan, ali kar, tektaş ağaoğlu, öner ciravoğlu. Hade bakalım tıkla google bakalım hangi hatalarını ,kişisel yanlışlıklarını , batıcı önyargılarını bulacaksın bu isimlerin görelim. Ad hominem in sınırı yok nasılsa
Tsip 12 mart faşizmine duyulan haklı öfkeyi tüm bir cumhuriyet tarihi faşizmine duyulan öfkeye dönüştürmenin adıdır. Tsip 68 kuşağının devrimci hareketine duyulan haklı sempatinin kemalist etkenlerini türkiye işçi sınıfının proleter sosyalist bilinci ve disiplini ile değiştirip , doldurulmasının adıdır.dr un devrimciliği ve komunistliği meselesnde de tisp in doktorun savlarını marksist lenininst bilimin ışığında yeniden düzene sokmasında ne sakınca var. Dr özünde devrimci, tkp liydi ama dr un ne kadar marksist leninist olduğunu ne kadar olmadığını türkiye sol camiasında herkes biliyor. Tsip dr u marxizm leninzim ile buluşturmuş. Kötü mü etmiş kardeşim

Dr un 65 de yazdığı tarih devrim sosyalizm ne kadar sosyalistti ne kadar marksist leninistdi.
Bunu yazsana . dr un cumhuriyet hakkındaki düşünceleri ni yazmışsın. diyalektik tarihsel materyalist anlayışın esamesi yoktur dr da. Ama gene de biz ona komunist  olmaya çalışan dürüst bir devrimci olduğu iiçinsaygı duyarız. Ama bu saygı bizim dr un nevi şahsına münhasır ve çoğunun gerçeklerin masumane ama cahilce başka bir dilden anlatımı olan çarpık ifadelerini marksism leniinmz ile kaynaştırma gayretinden ala koyamaz.
Alıntı yapılan yazıda açıkça görülüyor ki dr kadro dergilerinden aparttığı marxist terminoloji ve jargon ile kurtuluş savaşının ve cumhuriyet ilanının aklınca sosyalist bir yorumunu yapmaya çalışıyır. Agalar, tefeciler, bezirganlar, komprador burjuvalar, ecnebi tekelci sermaye versus anadolu sermayesi, bezirganlığın ortadan kalkmasının çaresi endüstriye gelişmedir tezleri, doğu gericiliği (saltanat) , batı gericiliği (emperyalizm) , mustafa kemalin kendinden menkul sınıf perpektifinden uzak emperyalizm tanımını sola çekme gayretleri.vesaire vesaire.. tüm bunlar ve dr un sınıflar mücadelesine ait anlattıkları dr un marksizm idrakının ancak kadro dergisinden alabildekleri ile sınırlı olduğudur.(kadrocuların polis görünce bülbüle dünüşen ötücü çakma marksistler oldugunu da anlatırdım ama başka sefere umarım)
Dr un hapishane de her türlü kaynak ve araştırma olanağından yoksun olarak kafasından geçen enterasan düşünceleri marksizmin klasik done leri ile harmanlayarak tez ler oluşturması eskilerin malumudur. Ama yeniler bilmez. (ben yeniyim .ama biliyorum. Çünkü ben bilimsel sosyalizmi ve diyalektik yöntemi henüz 14 yaşında bıyıkları terlemmeiş bir tıfıl iken genç sosyalist  , roja welat dergilerinden,gerçek broşürlerinden ,kitle den ve ilke den örgendim.ilanen duyurulur)
Alıntıdaki temel çelişk:
dr mustfa kemalin bilimsel ve sınıfsal temelden yoksun emperyalizm anlayışını görmezden gelip hatta bilinçli olarak tahrif edip onun yerine Marksçıların ve / veya lenin in emperyalizm anlayışını koyuyır. (muhtemelen bunu da kadro dan veya komintern belgelerinden veya dr şefik ten kulaktan dolma öğrenmiştir). Mustafa kemal emperyalizmin kapitalizmin tekelci aşamasındaki mali oligarşisi oldugunu nerde söylemiş ? nerde yazmış ? bilen var mı ? yahu adam emperyalizmden işgalci ,Sevrci, dış güçleri anlıyor
Komintern Dr unda o zamanlar içinde bulunduğu TKP lilere ikinci cihan harbinin azgın faşist saldırısı altında inleyen sosyalist anayurdu savunma kaygısı ile güney sınırınını sağlamda ve güvende tutmak isteyen sscb nin tc ile ilişkileri iyi tutmsk maksadına uygun olarak  kemalistlere destek olun,chp nin feodal unusrlara karşı ilerici uygulamalrına ve cumhuriyet kazanımlarına sahip çıkın bu kazanımlarda kendinize sağlam sosyalist mevziler edinin fazla ortalıkta görünmeyin günü gelince bu mevziler sosyalist devrime giden yolda işe yarayacak  diye emir gönderdi ya dr ne yapsın kemalistlere destek olma işini kemalistleri markscı leninci manada antiemperyalist miş gibi göstermeye kadar götürüuor. Hatta kominternin emrine uymayı daha da ileri götürüp bu kazanımlar içerisinde kendine sosyalist mevzi  yapmayı bırakıp cumhuriyeti topyekun ilerici mevzi ve kemalistlerin burjuva reformlarını tekmil anti emperyalist halk ikdidarının uygulamaları gibi görmeye başlıyır .bunların burjuva reformları oldugunu görmesine engel olan bir tutku ile sarılıyor burjuva sumhuriyeteine ama buna rağmen bir türlü damdan kurtulamıyor. Onu hapiste tutan şeyin aslında dr un ilerici sandığı bu cephe olduğunu ,bu cepheninde aslında dr un dürüst bir komünist olduğunu, el kaza ilerde Marksizm leninizmi öğrenirse kendisi için ne kadar tehlikeli olabileceğini ve bu yüzden içerde tutmak istediğini bir türlü göremiyor. Dr şahane bir şekilde anadolu türk burjuvazisi ile osmanlının ecnebi burjuvazi aarasındaki ikdidar mücadelesi olduğunu görüyor ama bunun marksist yorumunu yapacağı yerde hangi öğretiye ve bilimsel disiplene ait olduğunu bir türlü kavrayamadığımız marksizm dışı sınai gelişmenin ve milli burjuva yaratılmasının eskinin sömürgeci bezirgan sınıfını ortadan kaldıracağı tezini sallıyor. Yerseniz. Amaç buydu ama olmadı diye sızlanıyuor. Ee olmaz tabi dr amca senin tefeci bezirhan dediğin burjuva olmadan ,vice verse ,burjuva de tefeci bezirgan olmadan yaşayamaz. Tefeci gider banka gelir . ah be doktırum. Milli burjuvayı yaratırsan milli burjuva osmanlı bezirganını tepeler ama kendi milli bezirganını milli banka donunda yeniden yaratır. Emperyalizmi biraz hatım etsen bunu çözecektin ama suç sende değil ki hapishane de ne rosa vardı ne lenin ne de genç buharin. Varsa yoksa biraz kadronun eski sayıları, biraz komintern talimatı biraz da dr şefik babadan kulaktan dolma bilgiler.dr amca senin elin kolun bağlıydı. Sen kurtuluş savaşına önderlik eden milli burjuvaların arkasında aslında sonradan yok olacağını sanıpta yok olmadığını görünce hayıflandığınız tefeci bezirganların oldugun göremedin ve bu önderleri devrimci ,anti emperyalist sandın.ah be dr amca musta kemal emperyalizm den sevri dayatmış işgalci dış güçler olarak anlıyordu .Tamam sen tutsaktın göremedin ama aradan 80 sene geçmiş bunu hala bizim sosyal faşistler görmüyır. Sen başımızın tacısın ama bunları nedecez
Sıkıldım . bitiriyorum. O kadar çok yanlışlık , o kadar çok tutarsızlık varki hangi birini düzelteceksin
Gönderen lojbat on Friday, 26 February 2010 at 9:58

her süreç vardığı yerden kendi konumunu beyenmeyenlere şöyle seslenir 'ben bunu amaçlamadım beni birleri bu yere getirdi,benim istediğim ,amaçladığım yer burası değildi'. bu cevap başaramayanların cevabıdır. oysa o yolunu kendi çizmiştir ve geldiği yer, amçladığı yer olmasada gelebileceği tek yerdir. bu cumhuriyet dedikleride gele gele buraya geldi . bu sürec kurucusundan tutunda bu gün cumhuriyet erkini elinde tutanlara kadar herkesin ortak cabasıyla oluşturulmuştur. manzarayı iyi görmek için yaşadığımız bu günlere iyi bakmak lazım ne görüyorsunuz onu söyleyin lütfen...
Gönderen sarp on Sunday, 11 March 2007 at 12:05

DEGERLI DILEK ÖZBEK; 1974-75'DE MASKESI DÜSÜRÜLEN YALCIN YUSUFOGLU´NUN YENIDEN 'KIM' VE 'NE' OLDUGUNU HATIRLATAN YAZINIZ COK YERINDE OLMUS, ELINIZE KAFANIZA SAGLIK...YAZINIZI ASAGIDAKI SERBEST KÜRSÜ ADRESINE TASIDIM. SELAM VE SAYGILAR.
II. KUVAYI MILLIYE RÜZGARI
http://f23.parsimony.net/forum53543/messages/12144.htm
Gönderen II. KUVAYI MILLIYE RÜZGARI on Wednesday, 21 June 2006 at 5:35


 1  2  Sonraki Sayfa >
Sayfa 1 / 2 ( 4 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Yalçın Yusufoğlu Nereye??? ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right