left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Cumartesi, 10 Ocak 2009
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Bize Ulaşın
Devrimci Mirasın Aktarılabilirliği Yazdır E-posta
Yazar Askar Yılmaz   
Pazartesi, 02 Mayıs 2005

Çoğu zaman övgüyü eleştiriye yeğleriz. Oysa eleştiri eksiklikleri ortaya koyması açısından yararlı ve gereklidir.Buna karşılık övgünün ise pratikte fazla bir yararı yoktur.Yaşamın bütün alanlarında eleştirinin, pratik bir yararı vardır.

Geçmiş olayları değerlendirmede, eleştirel bakış yerine, övgüyü yeğlemekteyiz. Bu nedenle,övgü bir anlamda olumsuz işlev görmektedir.

Kızıldere katliamının yıldönümü nedeniyle Tuncay Çelen’in Yeni Yol’da yazdığı yazı dikkatimi çekti.Tuncay Çelen sosyalist hareketin tanınmış isimlerinden.Doğal olarak Kızıldere gibi eylemlerin sonuçlarını en iyi bilen insanlardan.

Kızıldere-1972 eylemi, oldu ve bir daha tekrarlanmamak üzere kapandı. Aradan 35 yıl geçmesine rağmen bu eylemi, “destansı bir direnişe, kanlı bir yargısız infaza,” gibi ikili bir yaklaşımla değerlendirmek doğru değil.İki farklı cümlecikle, tek bir tümce yapıldığında, cümle kendi içinde anlam çelişkisine uğramakta. Dilbilgisi kuralına aykırı olduğu gibi, iki farklı düşünceyi yansıtması açısından, ikircikli bir durumdur. Bir olayla ilgili olarak hem, “destansı bir direnişe,” hem de “ kanlı bir yargısız infaz”, deyimleri düşünsel olarak biribirini tamalamıyor.

”destansı bir direnişe, kanlı bir yargısız infaza,” cümlesinde, koşullar infazcının lehinedir. Direnen açısından, “direnmek veya teslim olmak” gibi bir seçenek yoktur. “Yargısız infaz”, infazcının seçeneğidir. Hakim sınıflar, Kızıldere eylemcilerine “teslim olma hakkı” tanımadılar. Kızıldere benzeri eylemlerin pek çoğunda inisiyatif “infazcıların” elindeydi.

Tuncay Çelen arkadaşın “Kızıldere” başlıklı yazısı salt bir anımsama yazısı olmanın ötesinde, bugün açısından pek çok yanlışı içermektedir. Kızılderede yaşamlarını, idealleri için feda eden arkadaşlara olan saygımızı belirtmekle birlikte, o eylemleri doğru değerlendirmeliyiz. 35 Yıl sonra onları anmakla , onların eylemlerini olumlamak farklı olmalı.

1971’i yaşayanların pekçoğu, 71 eylemlerine sıcak bakmaları, o eylemlerin bugün doğru olduğu anlamına gelmez. 71 eylemlerinin eleştirisi yine o eylemler içinde yaşamlarını feda eden arkadaşlara haksızlık olarak da ele alınmamalı. Doğrular her zaman “kahramanlar”la birlikte olmayabilir.

Kızıldere, sonu kanlı olduğu gibi, bir anlamda yanlış eylemlerin bitiş noktasıydı. Öylede oldu. O tür eylemler hem dünyada, hemde ülkemizde bir daha sürdürlemeyecek türden eylemler olarak anımsanmaktadır. Kızılderede yaşamlarını “feda” eden arkadaşlar; “ bu eylemler bir daha yapılamaz dercesine” bize mesaj bıraktılar. O eylem biçimleriyle, hiç bir “halk kurtuluşu” olamıyacağı “onların” değerli anılarında gerçeklik kazanıyordu. O yüzdende ”destansı bir direniş,” söylemleri gerçeği anlatmaktan çok uzak. Herkesin bildiği gibi Kızıldere eylemcileri, “destansı bir direniş”den çok trajik bir imha hareketine uğradılar. Kızılderede direnişden çok, Amerikan işbirlikçi hakim sınıfların vahşetinin boyutunu anımsıyoruz.

Yenilgiler tarihin küçük bir kısmıdır.

Halkların ve ezilenlerin tarihlerinde de zaferler, bütünün çoğunluğunu oluşturur. Nedense Türkiyeli sosyalistler, örnek aldıkları tarihlerinde hep yenilgileri kutsadılar. Tuncay Çelen’de yazısında Anadolu halk hareketinin yenilgilerini örnek almaya devam ediyor. Bir tarihimizi varsa, ezilenler için de model olabilecek pek çok başarılı tarihi eylemlerimiz var. Önemli olan ilerici tarih mirasına sahip çıkacak bilinçte olmamamızdır.

Silahlı eylemler doğrumuydu?

TİP’e karşı konumlanan pek çok sosyalist, 1970’lerde silahlı mücadele saplantısı içindelerdi. Silahlı eylemler’in dokunulmazlığı hakimdi. Dünyaya ve Türkiye'nin içinde bulunduğu duruma baktığımızda, Türkiye sosyalistlerinin eylem biçimleri silahlı eylemler olmamalıydı. Bana göre Türkiye Cumhuriyeti, 12 Mart ve 12 Eylül dönemleri de dahil, silahlı muhalefeti haketmedi.

Sosyalistlerin neden silaha başvurmamaları gerektiğinin gerekçelerini uzun zuzun sıralamanın anlamı yok. Sosyalistlerin 1970 lerde silahlı eylemleri mücadele aracı olarak seçilmesi yanlıştı.Türkiyenin konumu nedeniyle silahlı mücadele yanlıştı. Türkiye sosyalistlerinin önünde uzun bir yasal mücadele ve yasal yollarla iktidar alternatifi olma olanakları vardı.Silahlı eylam anlayışı, sosyalistlere hem trajedi yaşattı, hemde sosyalistlerin ezilmesine ve halk üzerindeki etkilerinin kaybolmasına yolaçtı. Tuncay Çelen’in silahlı eylem övücülüğünün bir anlamı yoktur. Çünki o eylemlerin sürdürülebilirliği, o günde yoktu, bugün zatan yok oldu.

TİP Doğrumuydu?

TİP’in o gün için bazı yanlış politikaları ve Türkiye’yi yanlış değerlendiren politikalarına rağmen, görece olarak MDD’cilerden daha doğruydu. En azından silahlı eylemciliği reddetmesi ve Türkiyenin yasal çalışma özgünlüğünü yakalaması önemliydi. Bu alanda da çok başarıl işler yaptı. Sosyalistler TİP’e karşı yanlış yaklaştılar, hatta TİP karşı şiddet kullandılar.Giderekten sol içi şiddet sistematik bir hal aldı.Şiddet, sosyalist sol içi bir mücadele halini aldı. Bunlar çok yanlış eylemlerdi. Sol içi şiddet, solun hem birbirinden, hemde kitlelerden kopmasına yolaçtı. Bence bu sorunların tartışılması bugün için çok önemli.

Bütün bunlar sosyalistlerin tartışarak netleştirmeleri gereken konular olduğu halde Tuncay Çelen gibi o dönemin sosyalist öncülerinin Kızıldere eylemlerinin yıldönümünde bu tür yazılar yazması en azından geçmiş olaylara hala duygusal yaklaşıldığını gösterir.

Devrimci dayanışma Örneğimi?

Kızıldere eylemi, devrimci dayanışma eylemine örnek olabilirmi? Bu soruya olumsuz yanıt vermek o arkadaşların inançlarına saygısızlık olmaz bence. Tuncay Çelen, Kızıldere sürecinin gelişimini bilmeyenleden biris olsaydı, “bilmiyorsun” denebilirdi. Ama Tüncay Çelen o süreci en iyi bilenlerden.O halde, hakim sınıf imhasına kurban giden bir eylemcilik niçin bir model olarak kutsanıyor? Kızıldere “onlar” için bir komploydu, “onlar”için acı bir sondu. O eylem üzerindeki olasılıkları dahi tartışamıyoruz. Çünki Kızılderede bütün inisiyatif “infazcıların” elindeydi. Eylemciler son derece pasif ve masumlardı. Yapacakaları hiç bir olasılık yoktu. “İnfaz” ucu dışında bütün uçlar kapalıydı.

Önemli olanın gerekli ve doğru sonuçları çıkarmak ve yakın geçmişin değerlendirilmesi üzerinde netllik kazanmaktır. Elbetteki “onlar” anılacak. Elbetteki sosyalist harekete yaşamını adayanların deneyimleri bugünlere ve yarınlara taşınacak.Önemli olan geçmişin olumlu ve olumsuz deneyimlrini doğru ve objektif olarak taşımaktır. Gerçekçi olmayan yaklaşımlar, genç kuşaklara olumsuz eğitim notları olarak yansır.

 
< Önceki

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Devrimci Mirasın Aktarılabilirliği ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1220
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 985016
Syndicate
 
left
Top! Top!
right