|
AMARGİ DERGİ FEMİNİZM İÇİN ÖLÜ DOĞDU AMA BÜYÜK ORTA DOĞU PROJESİ İÇİN UMUT VADEDİYOR. İtiraf etmeliyim ki AMARGİ Feminist Dergi’nin çıkışını meraktan da öte umutla bekliyordum. Tarihsel arka plandaki belgeler bir yana, 80 sonrası ivme kazanan feminizm mücadelesinin ülke içinde oluşturduğu yayınların, elimden geldiğince takipçisi oldum. Onların kimilerine ulaşabilmek için sıradan okuyucu/satın alıcı’nın ötesinde ”ısrarlı bir arayıcı” olmak da gerekiyordu. Doğası gereği sistemden beslenmeyen, güç almayan ve profesyonel yayıncılık ilkeleriyle hareket ve refleks yeteneği olmayan ve bu nedenle de okuyucusuna kolayca ulaş(a)mayan yayınlardı. AMARGİ Feminist Dergi de geleneği sürdürerek aynı özellikleri gösterdi. Dergiye ulaşabilmek için neredeyse bir tam gün harcadım. Oysa; gerek teorinin tartışılması, gerekse tartışılan teorideki pratiğin hayata geçirilişini görebilmek adına, karşılıklı iletişimin –bilgi, deney ve haber alışverişinin- kolayca yapılabilmesi birincil sıralarda önem taşıyor. Yine teorik bir feminist dergide birincil sıralarda yer alan bir başka konu; yayın içeriğinde ve bu içeriğin ele alınış biçiminde gösterilen tutarlılık, bilim ve bilimsellikten yana geliştirilen tavırdır. Eğer bu tavırda reel politik / popülist / güncel / konjonktürel kaygılar ön planda yer almışsa, bütün bilimsel (ve duygusal da) inandırıcılık kaybolur ve yerini 80 öncesinin Türkiye solunda görülen “fraksiyon sayısı kadar teorik yayın” görünümü alır. Ve yine bu tavır; ileride (ve şimdi de) pratiğe yön vereceğinden (amaçlanan da bu olduğundan) bedeli ne olursa olsun, bilimsel dürüstlükten taviz verilemez. Yayına ve onu oluşturan bireylere karşı gelişen baskı (veya ihtimali), zorluklar, tehditler, imkânsızlıklar, engellemeler, vs. karşısında ”durum bunu gerektiriyor!”, “henüz toplum kaldıramaz!” , “gücümüz yok!” vs.,vs. sığınarak suya sabuna dokunmamak egemenin (ataerkinin/kapitalizmin) ekmeğine yağ sürmek demektir. Hele de onların istediği biçimde ve de “hak ve özgürlükler” kisvesi altında bu yapılıyorsa; cehenneme doğru giden yoldaki iyi niyet taşları gayretle döşeniyor demektir. AMARGİ Feminist Dergi’nin ilk sayısında yer alan dosya konusu; Örtünme Ya Da Örtünmeme. Konu; Başörtüsü mü, Açıklık mı, Özgürlük mü? Başlığı ile sunuluyor. 80 sayfalık derginin dörtte üçünü kapsayarak 14 yazar ve çevirmenle ele alınan dosya ve ele alınışındaki yaklaşım; öyle görünüyor ki; bu “feminist teorik dergi”nin şimdi ve ilerleyen süreçte dünyaya ve olaylara bakış açısının temel kulvarını belirleye-cek. YAKLAŞIM NE Başörtüsü Yasağı Üzerine / Zeynep Direk / S:16-17-18/ “Bana kalırsa eleştirel feminist arayış, her iki alanda da özgürlüğün imkanını yaratmaya çalışır.kutsalın alanında dolaşmaya, dindeki erkek egemenliğine deşifre etmeye muktedir entelektüellerin başörtülü oldukları için üniversitelerimizde barındıramaması, feminizm adına tabii büyük bir kayıptır…. “… Başörtülü kızlarımızı üniversiteden etmek benim gözümde aydınlanma hareketinin önünü kesmektir; kadın bedenine uygulanan şiddete göz yummak olduğu ölçüde de anti feminist bir konumdur…” Zenciler Birbirine Benzemez / Aksu Bora / S:22-23/ “…Başörtüsüyle üniversitede okumak isteyen kadınlara yönelik şiddetli öfkenin arkasında bu tür haddini aşma algısı olduğunu düşünüyorum. “ Biliyorsunuz deneyimler “kişisel” dirler ve kişisel olan hiçbir zaman sadece o kişinin alanında ve o ilişkinin içinde olup bitmez, çok daha geniş bir örüntüler ağı içinde kurulur (toplumsal cinsiyet derken bunu kastetmekteyizdir) Feminizm de bunu görebildiği için özgün bir politik hat çizebilmiştir. .. “kimlik politikalarının dağıtıcı etkilerinden, politikasızlaşmadan söz ettiğimiz bir zamanda türban meselesini biraz da bu yönüyle ele almanın ufuk açıcı olacağını düşünüyorum” Siyasal Simge Kalmadı, Rol Modeli Verelim mi?/ Hidayet Tuksal / S:24-25-26-27-28 / “…Liseden mezun olduğumda, okumak ve düşünmek için daha fazla zamanım oldu. Bir zamanların sıkma başı Şule Yüksel Şenler’in kitaplarından biri geçti elime. Bu kitapta çeşitli “hidayet hikayeleri’ anlatılıyordu ve gerçekten çok etkilendim…. “..Kitabı bitirdiğimde, büyük bir utanç duygusuna gömüldüğümü hatırlıyorum. Şöyle düşünmüştüm. Ben ki doğduğumdan beri Müslüman’ım, üç yıldan beridir de namaz kılıyorum, güya dindarım ama şunların azmine şevkine bak! Fedakârlıklarına bak! Demekki dinimi onlar kadar ciddiye almamışım. Yazıklar olsun bana! Ve böylece o kitabın başından, daha iyi ve ciddi bir Müslüman olmak adına ilk adım olarak , başımı örme kararıyla kalktığımı hatırlıyorum…” Bir Ayrımcılık Meselesi Olarak Başörtüsü / Melek Göre genli / S:29-30-31 “ Bu yazıyı, bu coğrafyadaki türlü ayrımcılıkların en koyularından ve belki de en karmaşıklarından bir olan, kadına yönelik ayrımcılığın sosyal psikolojik arka planını anlamamıza ve başörtülülerin “aramıza karışabilmelerine” katkısı olabilir düşüncesiyle yazdım…” “…bir kadın sosyal bilimci olarak en az başka bir yerden, en az yukardan bakan, en az züppelik riski taşıyan yerin bu meseleyi bir ayrımcılık alanı olarak anlamaya çalışacağım yer olarak düşünüyorum.” Kırılmış Bir Vazo Gibi /Pınar Selek/Söyleşi-Röportaj Yıldız Ramazanoğlu/ S:32-33-34-35/ Not: Bu sayfalarda Pınar Selek’in kendi düşünce ve fikirleri (doğrudan) yoktur. Ünlü İslamcı kadın yazar Yıldız Ramazanoğlu’na, kendini ve düşüncelerini (sanki AKP iktidarının koruyucu kanatları altında çalışmalarını yürüttüğü, Mazlum Der, Özgür Der, Ak Der ve çeşitli şeriatçı gazete ve dergilerde… Yeterince ifade edemiyormuş gibi) en iyi şekilde şeriatı anlatacak “çanak” sorular yöneltiliyor ve cevapları alınıyor. Ramazanoğlu’na sorulan “çanak” sorular ve alınan yanıtlar, bir feminist teori dergisinin rengini “mor “ dan “İslami cihat yeşili” ne çevirebilecek nitelikte. Siyasette Kadının Sembolleşmesi / Fatma Nevin Vargün/S:54-55/ “Başını örten tüm kadınların şeri sistem içinde yaşamak istediklerini ve bu sistem için hazırlık yaptıklarını söylemek mümkün değil; ancak şeriat konusu9da söylemlerinin netilikten uzak ve açıklayaca olmaması bu kaygıyı besleyerek büyütmekte. Zor bir durum. Böylesi bir konuda açık konuşmak hem toplumsal açıdan hem de radikal kesimlerin tepkisini kestirememek açısından tehlikeler içeriydr. Gonca Kuriş yürekli öne çıkışıyla umut verici olmuştu. Ama sonu aynı oranda caydırıcı oldu..” “Başörtülü kadınların söyledikleri bir şeye katılıyorum “Bu bez benim özgürlüğüm”… Kadın ve İslam Türban Medine’ye İniyor / Fatima Mernissi /Çev: Aslı Zengin / S:56-57-58/ Kadının örtünmesini İslami tarih içinde incelemeye çalışan yazı Hadislere (Peygamber buyruklarına) bağlanarak inceleniyor ve sonuçta “ Demokrasi üzerine yapılan tüm tartışmalar, kadın sorunu üzerinde düğümlendi ve bugün insan haklarına karşı olan o bir parça giysi, Müslüman kimliğinin özü olduğunu iddia ediyor.” Deniliyor “Türban, Kadını Ezme ve Aşağılama Sembolüdür” / Müjan Arpat’ın Berlinli Feminist Avukat Seyran Ateş’le Söyleşisi / S:36–37. -Feministlerin türban konusuna yaklaşımı nasıl olmalı? -Kesinlikle karşı çıkmaları gerekiyor. Bir feminist için bunun başka alternatifi olamaz. Türban görüntü itibariyle kadını ezme ve aşağılama sembolüdür.” Denilirken, Gülru Çakmak ,/ Kemalist babanın Çağdaş kızı-*Kafasının İçinde ve Dışında /S:46-4748-49-50 Süreyya Ayhan olayını ve erkek egemen medyanın Ayhan üzerinde sergilediği tahakkümü (sanki bu ilkmişçesine) irdelemiş ve okunması için elektron mikroskobu gerektiren kaynakça ile de beslemiş (e yani Feminist bir teorik dergide türban olayı diye Süreyya Ayhan inceleniyorsa yarım sayfayı aşan dipnotu da ilaç prospektüsü gibi dayatılır. Akademiklik kolay değil) Özetle; AMARGİ Feminist Dergi’nin türban/başörtüsü konusunda genel yaklaşım ve (sezilen değil) açıkça görülen tutum.” İslami esaslara göre, türban veya başörtüsü takan kadın “kamusal alan” da ne kadar çok var olursa o kadar çok özgürleşecektir. Bunu inançlarımızdaki bir farklılık olarak algılayıp bir arada yaşamayı (ileride birlikte mücadeleyi) başarabilmeliyiz” olarak belirleniyor Hemen sorulmalıdır ki bu “kapanma” türbanlı kadının “kadın olarak” kendi talebi midir? Ve bu talep gerçekleştirildiği oranda örtünmeyen kadınların “kapanmama” özgürlüğünü ters orantılı olarak geriletmeyecek midir? Açıkça görülebilir ki; bütün “errrkekçe mantık” ve “eril dil” söylemlerine karşın İran, Afganistan, Pakistan, Suudi Arabistan, kuzey Afrika Ülkeleri, hatta Malezya, Filipinler vb. gibi verilebilecek reel örnekler ortada duruyor. Eğer AMARGİ Feminist Dergi Türban/Başörtüsü/Kapanma konusunu egemen medyanın televoleci mantığı ile ele alıp “Bu konu traj arttırır, ilgi çeker” düşüncesi ile ele almamışsa, Örtünmenin dinle (İslamla) doğrudan ilgisi olduğu gerçeğini belirtir ve konuyu kaynağından, dinden (Kur’an’dan) incelemeyi ve dosya konusu yapmayı deneyebilirdi. Yeryüzünde kadın sorunun temelinde özel mülkiyet ve ataerkinin şeytansı bir sarmalla yer aldığını ve bu sarmalın koruyucusunun (Anayasasının) tek tanrılı dinler(yaşadığımız coğrafyada İslam) olduğunu bilmek çok zor olmasa gerek. Engels’ten, Taylor’dan Evelyn Reed’e- Sımone De Beavour’dan Juliet Mıtchell’e, S. Firestone’dan Sheıla Rowbotham’a, Elisabeth Badınter’e…bu konuda, kimler, neler yazmadı ki… Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi çok mu uzaktaydı? Veya İstanbuldaysanız Fatih’te Beşiktaş’ta Ankaradaysanız Hacı Bayramda… Herhangi bir dini yayınlar kitapevine girip bir Türkçe Kur’an edinilemez miydi? Bilinen gerçekleri “bilinemez” kılıp yapay bir akademiklik ve kız kardeşlik dayanışması filmi daha önceleri hiç gösterime girmemiş miydi? BİLİNEN GERÇEK Bilinen bir gerçektir ki; bütün tek tanrılı dinler (kimi çok tanrılılar da) sosyal yaşamda kadına, evcil hayvanla eşya arasında bir statü belirler. Yine bilinen bir gerçektir ki; batılı özellikle ABD orijinli silah, enerji, finans, gıda, otomotiv, ağır endüstri, bilişim….tekelleri stretejik planlarını uygularken hedef saptırmak (bu arada silah da satmak için) ilk önce ve birinci sırada din/inanış öğesini kullanırlar. Bu yeterli gelmezse etnik farklılıklardan, futbola uzanan bir spektrumda yüzlerce enstrüman kullanılabilir. Televizyonların; gelin kaynana ve röntgencilik programlarından sonra en ezeli ve ebedi reyting malzemesi "tartışma" programlarında konu "islam ve kadın" olduğunda, hemen bütün kanallarda sergilenen manzara - siz ona tezgâhlanan oyun da diyebilirsiniz – hemen hemen aynı. Bir yanda siyasal İslamcı-şeriatçı -ama öyle olduğunu asla söylememe kurnazlığı ve yüreksizliğindeki- sakallı veya tesettürlü zevat. Diğer yanda, dine ve Allah'a inandığını ama bu inancının tanrı ile kendisi arasında olduğunu söyleyen -muhtemelen Atatürk'den, laik devletten, çağdaşlıktan ve aydınlanmadan söz eden- birileri. Siyasal İslam’dan yana olan -ne yazık ki kadınlar- söz aldıklarında; temel olarak, inançları gereğince yaşamak istediklerini, ancak "laikci" düzen ve onun koruyucularının buna izin vermediğini işaret ediyorlar. Üzerinde ısrarla ve samimiyetle durdukları nokta "inançlarının ve kutsal kitabın" bunu gerektirdiği ve inandıkları gibi yaşamak istedikleri. Karşısında laik düzeni savunan, "çağdaş", "demokratik", "Atatürkçü", "ilerici" vb.vb. kurum ve kuruluşların temsilcilerinden oluşan kimi kadınlar ise; "Hayır!" diyorlar. "Din, tanrı ile bizim aramızda bir inanç meselesidir. Ama sizler inanç maskesi altında İslami kurallara göre yönetilen bir devlet ve toplumsal yaşama biçimi getirmek istiyorsunuz. Bunu açık açık söylemiyorsunuz (yasalar karşısında suçlu duruma düşmemek için) söyleyemiyorsunuz veya inançlarınızı kullanarak birilerinin sizleri kullandığının farkında değilsiniz. İnanç başka şeydir, inanca dayalı devlet ve toplumsal yaşam sistemi bir başka şey..." Şeriat savunucularının samimiyetsizliği; (takiyyesi) -kendi mantıkları içinde inandıklarını- şeriat devleti isteklerini açıkça dile getiremeyişleridir. Çünkü bu suç. 163'ncü madde yürürlükteyken aynı tür tartışma programlarında ve yazılı tüm ifadelerinde, boyunlarını büküp mazlum bir ifade ile "Anlatamadıklarımı sen anla!" yı sergilemekteydiler. Şimdilerde bunu açıkça yapıyorlar. Ama bütün samimiyetsizlikleri bu noktada... İnançları gereği şeriat istiyorlar, ancak yasalar ve egemen olan güçler buna izin vermediği için; insan hakları, inanç özgürlüğü, bireyin kendini özgürce ifadesi kavramlarının arkasına sığınıyorlar. Karşılarındaki "çağdaş", "demokratik", "Atatürkçü", "ilerici" vb.vb. kurum ve kuruluşların temsilcilerinden oluşan kimi (kadınların) aydınların samimiyetsizliği ve tartışmalarında yürüttükleri mantık çok daha vahim, -kadın özgürlüğü açısından- çok daha tehlikeli, oportünist ve kaypakça. "Yüzde doksanı Müslüman ülke" söyleminin halk yalakalığı. Popülizm ötesi, inançlarıyla yaşamlarını birleştiremeyenlerin sıkıntılı kıvranmaları. Genelde bu eksen üzerinde sürüp giden tartışmalarda, hiç kuşkusuz - Tv. Kanalının artan reytingi/ yazılı veya sanal basının, derginin artan trajı dışında- hiçbir sonuca ulaşılamıyor. Taraflar bilinçli ya da bilinçsiz olarak samimi değil.
NEDEN? Ya, karşısında oldukları fikir/ideoloji/sistem' in temelini oluşturan kutsal buyruklar sistemi olan Kur'an'ı bilmiyorlar, okumamışlar, anlamamışlar. Bu durumda tartışma platformlarında bilerek ya da bilmeyerek, kaypak, halk yalakası, münazara mantıklı lise öğrencisi bir tablo sergileyerek, şeriat yanlılarının ekmeğine yağ sürüyorlar. Kitle önünde verdikleri mesajlar inandırıcı olmaktan uzak, arkalarındaki "Kemalist-ordu-derin devlet- yasalar" gücüne dayalı, zorba ve dayatmacı bir duruş sergiliyor Ya da Kur'an'ı biliyor, okuyor ve anlıyor, ama -iç hesaplaşmalarını, siyasi hesaplaşmalarını, ideolojik politik hesaplaşmalarını, çıkar hesaplaşmalarını, makam, mevki, kariyer hesaplaşmalarını...- yapamadıklarından karşı çıkacak cesareti bulamıyorlar. Çükü: "İnanıyorum!" dediklerinde, kendilerine yönetilebilecek en basit öneri, "Öyleyse inancın gibi yaşa!" dır. İşte tam da bu noktada (İslami) "inaç" ın kadına neler getirdiği? Kadınlarla ilgili neler vazettiğini bilmek, tam olarak anlamak gerekmektedir. Temelde "din" olgusunu incelemenin ve verileri oradan kaynaklandırmanın gereği yadsınamaz. Ancak; "Siyasal İslam ve Kadın" çerçevesi içinde konuya yaklaştığımızdan ve coğrafya Türkiye olduğundan ve Türkiye kadınlarının "aydın", "demokrat", "ilerici", "çağdaş"...larının duruşu ve mesajları söz konusu olduğundan ister istemez, Kur'an ve kadın... İşte bazı tespitler ve sorular: Bütün dinlerde bütün peygamberler -ki Tanrı'nın elçisi, en güvenilir, en sevdiği kulu- neden erkek? Neden, bütün dinlerde bütün kutsal kitaplar, erkek -peygamber- lere hitap eden bir dil kullanırlar? Kaynağından bakalım mı? İşte son günlerin, en popüler, en çağdaş, en kadından yana... Kur'an yorumcusu, düşünür ve reformist ve parti başkanı Yaşar Nuri Öztürk'ün çevirisiyle 'KUR'AN-I KERİM MEALİ' (Türkçe çevirisi.)
Nisa Suresi, Ayet 34 Erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler (Aile reisidirler, çoluk çocuklarının davranışlarından sorumludurlar, onların geçimini temin için) mallarından harcamaktadırlar. İyi kadınlar(Allah'ın emirlerine) itaatli olan (eşlerinin hakkına riayet eden, onların gıyabından can,mal ve aile sırları gibi hususları) Allahın himayesine sığınarak, koruyan kadınlardır. serkeşlik etmelerinden endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, kendilerini yatakta yalnız bırakın, (Yine uslanmazlarsa çok acı vermeyecek şekilde) dövün.Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine bir yol aramayın, ( Eski yaptıklarını başlarına kakmayın, çünkü günahtan tevbe eden, hiç günah işlememiş gibi olur) Şüphe yok ki Allah Yücelerin yücesidir.. Bir de Diyanet İşleri Başkanlığının (Komisyon) çevirisinden bakalım mı 34 - Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkar olanlar ve Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün. Eğer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür Bakara Suresi, Ayet 223 Kadınlar sizin tarlalarınızdır. O halde tarlalarınıza dilediğiniz şekilde varın. Öz benlikleriniz için önceden bir şeyler gönderin. Allah'tan korkun ve bilin ki, O'na mutlaka ulaşacaksınız. İman sahiplerine müjde ver. Bakara Suresi, Ayet 222 Sana adet halini de sorarlar. De ki: "O insana tiksinti ve rahatsızlık veren bir haldir. Hayızlı (regl.çev) oldukları sırada kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın. İyice temizlendiklerinde Allah'ın emrettiği yerden onlara gidin." Şu bir gerçek ki Allah, çok tövbe edenleri sever, iyice temizlenenleri de sever. Bir başka Çeviri de Dr Orhan KUTMAN'dan Bakara Suresi Ayet 228 Boşanan kadınlar üç ay adet beklerler. Allah’a ve son güne inanmışlarsa, Allah'ın rahimlerinde yarattığı gizemleri helal değildir. Kocaları bu müddet içinde barışmak isterlerse, kadınlarını almaya tam hakları vardır. Aşırı ve eksik olmamak üzere kadınlar, kendi aleyhlerine olduğu gibi lehlerine de hak sahibidirler. Ancak erkekler kadınlardan her bakımdan üstündür. Allah da yüce ve üstündür. Hüküm ve hikmet sahibidir. Azhap Suresi Ayet 5 Onları(insanları) babalarının adlarını anarak çağırın. Bu Allah katında daha doğrudur. Nur suresi Ayet 26 Murdar karılar, murdar erkeklere, murdar erkekler murdar karılara...temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara....bunlar ötekilerin söylediklerinden arınmışlardır. Bunlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.
31. Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına ziynetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz. Yaşar Nuri Öztürk Çevirisi. Nisa Suresi Ayet 15 Kadınlarınızdan eşcinsellik/sevicilik yapanlara karşı içinizden dört tanık getirin; eğer tanıklık ederlerse o kadınları, ölüm canlarını alıncaya ya da Allah kendileri için bir yol açıncaya kadar evlerde tutun. Yaşar Nuri Öztürk çevirisi Âli İmran Suresi Ayet 14 Kadınlara oğullara, altın ve gümüşten oluşturulmuş yığınlara, salma atlara, davarlara ve ekinlere tutkunlukların sevgisi, insanlar için süslenip püslenmiştir. Tüm bunlar geçici-iğreti hayatın nimetidir. Allah'a gelince varılacak yerin en güzeli onun yanındadır. Daha sayılamayacak yüzlerce hüküm bulabilmek mümkün. Kutsal kitap Kur'an, tartışmaya yer bırakmayacak bir açıklıkla kadın hakkında hükmünü belirtmiş. Kur'an'da kadın; Altınlar, gümüşler, davarlar ve atlarla birlikte erkeğe verilmiş bir metadır. Serkeşlik yapan kadınlar dövülebilir.
Eşcinsel (lezbiyen) kadınlar ölüme mahkûm edilmiştir. Menstürasyon (regl), kirlilik ve pislik içeren bir durumdur. Kadınlar erkeklerin tarlalarıdır. Erkekler kadınlar üzerinde hâkimdirler. Erkekler kadınlardan her bakımdan üstündürler. İki kadın tanık bir erkek tanığın yerini tutamaz BU DURUMDA KADIN, TÜRBAN TAKSA NE OLUR TAKMASA NE OLUR? Bu konuda bilinen itirazlardır "Efendim, yanlış tercüme! Arapça zengin bir dildir! Önüne gelen çeviremez!, Bundan o anlam çıkmaz!" önermelerine (!) karşı bu yazının sonunda, Kur'an da kadın ve kadınlara ilişkin hükümlerin sure ve ayet numaralarıyla bir dökümü verilmiştir. Özellikle, kendilerine feminist diyen ve bu anlamda mücadele eden kadınlara ve bu arada “İslami esaslara göre, türban veya başörtüsü takan kadın “kamusal alan” da ne kadar çok var olursa o kadar çok özgürleşecektir. Bunu inançlarımızdaki bir farklılık olarak algılayıp bir arada yaşamayı (ileride birlikte mücadeleyi) başarabilmeliyiz” diyen Amargi Feminist Dergi’nin yazarlarının dikkatine sunuyorum Diyanet İşleri Başkanlığı Komisyonu, Yaşar Nuri Öztürk, Orhan Kutman, Zekeriya Beyaz., İslamî Cemaat ve Tarikat yayınları, Diyanet Vakfı yayınları...ndan hangisini bulursanız Kuran'a bir bakınız (önerimiz aralarında karşıtlık var gibi görünen yazarların çevirilerine aynı anda bakmanız ve kadın konularındaki ayetlerde şaşırtıcı "aynı, birebir" çeviri üsluplarını görmenizidir.) Diğer taraftan; Kur'andaki kadınlar aleyhine yapıyı, benzer ifadelerle, hatta kimi daha ağır hükümler içeren bir anlatımla İncil'de ve Tevrat'ta rahatlıkla bulmuyor muyuz? Örneğin: kendi irademiz dışında içine doğduğumuz İslam, insanların/toplumun devlet idaresi, komşuluk ve ticaret ilişkileri, yardımlaşma ve sosyal davranış kuralları, evlilik ve eşler arası ilişkileri (hatta cinsel ilişkinin biçimlerini bile (cima), insanların nasıl düşünmesi gerektiğini, savaşı (cihat), barışı (hazar)... yani yaşamdan ölüme tüm bireysel ve toplumsal yaşamı kurallar ve bu kurallara göre hükümlere bağlıyor. Ve inananların uygulamaları için. Tartışmaya yer bırakmayacak (Apaçık) hükümler taşıdığını bildiriyor. Bu kurallar ve getirilen sistematik; doğruluğu tartışılamaz, değiştirilemez, eleştirilemez, aksi düşünülemez, hiçbir biçimde dokunulamaz özellikler taşır. Çünkü, doğrudan doğruya Tanrı’nın sözleridir. Bu nedenle İslamiyet (Musevilik ve Hıristiyanlık gibi diğer tek tanrılı dinler de) kayıtsız şartsız, hiçbir ön koşulsuz ve hiç şüphe duymadan itaat/kabullenme/inanma içeren "iman" la işe başlar. Şüphe (hele de bilimsel olanı), deney, tekrar, kanıt ve ispat...gibi tüm enstrümanlar "iman"ı zayıflatıcı ve yok edici neden olarak belirir.. Kutsal kitabın kuralları tartışılamaz, bir kısmı kabul edilip diğer bir kısmı ret edilemez. Geçici bir süre askıya alınamaz... Zebur, Tevrat, İncil, Kur'an söz konusu olduğunda, "Şu bölümlerine katılıyorum, şu bölümlere katılmıyorum!..." diye bir önerme ileri sürülemez. Kendi içlerinde, bütünüyle kabul yani "iman" veya bütünüyle red yani "inkâr" seçeneği sunulmuştur. Kutsal kitaplar (özellikle Kur’an) söz konusu olduğunda, bırakınız bir bölümü, bir cümleyi, tek bir harfi bile sorgulanamaz. Tek bir harfin bile sorgulanması "din dışına çıkma" nedenidir. Çünkü o, onlar Tanrının sözleridir. Bu nedenle bütün dillerde ve dinlerde Tanrının kitabı "kutsal"dır. Yine bütün dillerde bu " kutsal"ın anlamı, saygı duyulan, yüce, iyi, merhametli, erk olan...dan daha çok dokunulması yasak olan "tabu" ve "cezalandırıcı" anlamında bir kutsallıktır. O nedenledir ki bu dinlerin mensupları inandırıcı ve kendilerini bağlayıcı olmak adına söz verirken (yemin ederken) sıklıkla kutsal kitabın üstüne el koyarak bu işlemi yaparlar... Bütün tek tanrılı dinlerde Tanrı, evreni ve dünyayı yaratmıştır. Arkasından Âdem’i (insanoğlunu) topraktan yaratmıştır. (Ve kimi söylence ve dini metinlerde de, kadını Ademin kaburga kemiklerinden birinden yaratmıştır.) Yarattığı insanların nasıl yaşayacağı konusunda kurallar (kutsal kitap) indirmiş ve uyanlar için ödül (Cennet) uymayanlar için ceza (cehennem) belirlemiştir. Ve tüm kutsal kitaplar belirttikleri yaşam sistematiği içinde kadının yerinin ne olması gerektiğini tartışmaya yer bırakmayacak bir netlikte ve (Kur'ana göre "Apaçık") belirtmişlerdir. Egemen güçlerin, özellikle ataerkinin, sömürüsünü ve varlığını sürdürürken kullandığı en etkili araçlardan biri din. Kadına yönelik; bütün o gelenek, görenek, töre oluşumlarının temelini din (Türkiye ve pek çok ülkede İslam) oluşturmaktadır. İslamın kadına bakışı nedir? Bütün "çeviri yanlışı", "uygulama yanlışı", "geri kalmış toplumların töresi" sığınmalarına girmeden, Kuran'nın kendisinden bakalım mı? İşte Kur’anda kadınlara dair Sureler, Ayetler ve numaraları. Sure Ayet Bakara 35 Bakara 178 Bakara 221 Bakara 222 Bakara 223 Bakara 226–227–228–229–230–231–232–233–234–235–236–237–240 -241–282 Ali İmran 14 Nisa 3–4–7–11–15–16–24–25–35–129–176 En'am 9–139 Araf 81–189 Rad 8 Nur 2–3–4–5–6–7–8–30–31–33–58–60 Lukman 14 İsteyen herkes kolayca bir/veya birkaç Kur’an çevirisine (veya Arapça biliyorsa aslına) kolayca ulaşabilir. Alır! Okur! Ve eğer ayakkabı numarasından biraz yukarıda bir IQ’ya sahipse bu metinleri anlamakta zorlanmaz. İster istemez akla, sorular geliyor Amargi Feminist Dergi’ nin genel duruşunu oluşturan İslami esaslara göre, türban veya başörtüsü takan kadın “kamusal alan” da ne kadar çok var olursa o kadar çok özgürleşecektir. Bunu inançlarımızdaki bir farklılık olarak algılayıp bir arada yaşamayı (ileride birlikte mücadeleyi) başarabilmeliyiz” savını öne çıkaran, tartışmaya açan (hemen hemen hepsi akademik unvanlı) kadın yazarları durumun farkında değiller mi? Ya, gerçekten farkında değiller (bu bir facia) farkında olmadıkları konu üstünde (istemeseler de) tehlikeli bir önderlik rolleri oluşuyor. Her ne kadar “Yaşam tarzı feminizmi, ne kadar kadın varsa o kadar feminizm biçimi olabilir”e sığınmak isteseler de, veya “Bizim önderlik vb. isteklerimiz yok!” a yatsalar da (çok gördük) bu savlarının hepsi Amargi Feminist Dergi, 2000 baskıyla matbaadan çıktığı anda fiilen yok olur. Yayın-Önderlik-fikirleri yayma… de facto başlamıştır. Ya, farkındalıkları yerli yerindedir (daha büyük facia) ama bilim insanının bilimsel tavrını yerine getireceklerine, kim bilir hangi itkiyle ve temel çelişkiyle kol kola “ Ilımlı İslam”a doğru yelken açıyorlar. Doğrusu Büyük Orta Doğu Projesi uygulayıcıları bu yapı içinde kendilerinde “umut verici gelişmeler” görebilir. Esenlik Dileklerimle Davut Güzel Hamiş - Soru1: Sayın Gülnur Acar Savran’ın bu “Türbanlıyla kol kola, kız kardeşlik” yapısı içinde kendini nasıl hissettiğini şiddetle ve samimiyetle merak ediyorum Hamiş 2: Ulaşabilirse Sayın Seyran ATEŞ’e, Sayın Dicle KOĞACIOĞLU’na ve Sayın Nilgün YURDALAN’a alkış ve saygılarımı sunuyorum. -
|