left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Ali Kemal Özcan (Dr.) arrow Şemdinli-Yüksekova: Nereye?
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Şemdinli-Yüksekova: Nereye? Yazdır E-posta
Yazar Dr. Ali Kemal Özcan   
Friday, 18 November 2005

Buradan kim nereye varmak istiyior, kim nereye varabilir?

Sosyal süreçlerde örgütlü insan iradesinin gücü nereye kadardır?

Varılacak yer tehlikeli, hatta tehlikeli-ötesi ise, önüne geçilebilir mi?

Bu sorulara, gerçeklerle oynamadan, “millete daima ve daima gerçeği söylemek”ten vazgeçmeden ― yani namussuzlaşmadan ― Şemdinli’den başlayıp Yüksekova’ya şıçrayan olayların dili ile kısaca cevap vermeye çalışalım.

Şemdinli’deki “kıs-kıvrak” durumu, aslında herkesi ― yakalananlar hariç ― “‘derin devlet’veya ‘yaşayan Susurluk’ suçüstü yakalanmışır”da birleştirdi. Buraya kadar fazla mesele yok. Zaten operasyon “en üst agız”ların birinde üstlenildi. Genelkurmay Başkanlığı’na en güçlü aday olduğu söylenen bir general, KK Komutanı, “bu assubayı ben tanırım, beraber çalıştım, suç işleyecek adama benzemiyor” deyiverdi. Türkçesi: “Assubayımızın talimat dışı hareket ettiğini sanmıyorum”dur. Yani, “bu bir özel harp operasyonudur, herkes ayağını denk alsın!” Burda fazla mesele kalmadı.

Mesele; bu nereye götürür? Yani herkes ayağını denk alacak mı?

Hemen buna yapışık soru: “Herkes” şimdilik bir yana, üstüne gidilen “potansiyel”in “denk”e gelmeyeceği (nüfusu onbinlerde olan Yüksekova’da onbinlercelik bir potansiyelle cenazeler kaldırılarak) iyice anlaşıldığına göre, ve dolayısıyla kötü yere götüreceği aşikârlaştığına göre, bu gidişin önüne geçilebilir mi?

“Bölücüler” başlıklı yazımızda, ilk iki yegâne “bölücü merkez” olarak, birincisi genelkurmayda, geleceğini dört-koldan Amerikan operasyonlarına bağlamış bir “en-üst kabuk”, ikincisi de AKP önderlikli hükümet demiştik. Ve kimseye haksızlık etmemek için de, bunun şimdilik bir iddia olduğunu, ancak mütevazi bir “Halep-arşın” araştırma anketiyle saptanabileceğinden sözetmiştik. Öyle görünüyor ki, böyle bir “masraf”a gerek kalmayacak!


Şemdinli-Yüksekova artık oynanamaz çıplaklıkta ortaya çıkarageliyor ki:

1) Öcalan ve örgütü PKK, Türkiye Kürtleri arasında, düşündüğümüzden de güçlü bir sosyolojik potansiyeldir (Sorunları, handikapları, iç-dinamiğindeki çelişki ve tehlikeleri, bu vakayı [fenomen] tanımanın ötesindeki bir tartışmadır. Zaten bu tanınmadan, bu tartışma da yapılmaz).

2) Bu potansiyeli yok sayan veya ütüne gidip “seni yok edeceğim” diyen her girişim bölücüdür. Çünkü Türkiye’yi ancak Öcalan ve PKK’yi hedeflemek bölebilir. Gene çünkü; böyle ― devlet adına hukuk-dışı, yasadışı operasyonlarla ve terör-ve-şiddet ile üstüne gidildiğinde ― bu potansiyelin biteceğini, Türkiye ile barışıklaşacağını, Türkiye’nin “bütünlüğü”ne entegre edileceğine inanan varsa buyursun, beri gelsin..

3) Bu bölücüleri durduracak bir güç (bir şiddet gücü değil bir siyaset gücü, bir terör gücü değil bir sosyoloik güç) çıkmazsa, Şemdinli-Yüksekova’dan adamakıllı bir bölünmeye gidilecektir. “Adamakkılı”dan kastım, sınırları-pasaportları olan bir “hayırlı bölünme” olsa, amenna: kastım, yüzyılımıza yayılacak bir etnisiteler boğaşlaşmasıdır.. Amerika ve Amerikancıların da hesaplamadığı/hesaplayamadığı budur.


Ne yapılmalı, ne yapılabilir?


İlk elden:

a) Ayağını denk alıp ― bu “yol”un onların da paçayı kurtaramayacağı bir “yer”e götüreceğini görerek ― kendilerine gelecek olanlar bu “bölücü merkez”lerin derin merkezleridir. (Bu çerçevede Cemil Çiçek’in cenaze törenlerine ilişkin “barış-sükunet-sağduyu” içerikli son konuşmasının böyle bir aklı-selimin başlangıcı olarak görmek istiyor insan. Umarız, bunu KK. Komutanı generalimizin benzer bir itidal ve iç-sorgulu söylemi takibeder).

b) Kırk yıldır kapısında helak olduğumuz Avrupa Birliği’nin yasalarına, mevzuatına göre çalışan bir Tv. kanalının (Roj Tv) bir muhabiri ile “aynı havayı solumamak” için, iki başbakanın programlanmış basın toplantısından kaçacak kadar bilincini yitirmiş Erdoğan ve bu aklı veren etrafındakileri Yüksekova cenaze törenleri öğreticiliğinde, bir “yeniden kendine gelme”ye girişmelidirler.

c) Bu PKK Potansiyeli’nin gazına gelip, gerginlik siyaseti üzerinden parsa toplamaya çalışacak Kürt ilkel ve ilkel-ötesi milliyetçileri, kendilerine yeni bir “siyaset” aramaya çıkmalıdırlar.


İkinci elden:

d) Avukatları ile görüşmelerinden de öteye, Öcalan’a, örgütüne ve Kürt-Türk halkına mesajlarını ulaştırma imkânı acilen sağlanmalıdır.

e) Türkiye’yi enaz ticaretleri, işleri-güçleri kadar sevenler, “bütün” olarak sevmek isteyenler, sevdiğini iddia edenler kolları sıvamalı, taşın altına elini koymaya girişmeli; Türkiyenin başına “tombaladan” çıkmış bu yeşil-ticaret―nakşibendi―ulema örgütlenmesi AKP hükümetine namuslu bir alternatif aramaya/yaratmaya koyulmalıdırlar.

f) Öcalan’a bağlı PKK üst yönetimi de, “ordudan korkuyor, onun için adım atamıyor” türü herhangi bir bilimsel veriden yoksun “tespit/sonuç”lardan hareketle Erdoğan―AKP’ye duvara çarpacak “pas”lardan vazgeçerek, Öcalan’ın İmralı sürecinde ısrarla-tekrarla yaptığı gibi, Türkiye’nin gerçek tek gücü olan ordudan, bir “M. Kemal 1919 ruhu” arayışlarının pratiği ve “dil”i üzerinde yeniden yoğunlaşmalıdırlar. (Hatırlardadır ki; Erdoğan’ın Diyarbakır konuşmasına heyecanla olumlu cevap vermek üzere Brüksel’de basın toplantısı planlayan Z. Aydar’a AKP hükümeti Belçika’ya yakalama emri göndermiş, toplantı bunun üzerine iptal edilmişti. Tam aynı şekilde, dört-beş gün önce yayınlanan ― ve içinde oldukça önemli, içten ve sorumlu açıklama ve tespitler de mevcut olan ― röprtajında Duran Kalkan, “Erdoğan ordudan korkuyor, yoksa birşeyler yapacak” demeye getiren sözlerinden hemen sonra, bu Erdoğan, Roj Tv. muhabiri mevcudiyeti üzerine başbakanlık düzeyindeki bir basın toplantısından kaçarak “rüştü”nü ıspatlamıştır).

Başka da ne yapılmalı/yapılabiliri olanlar, “millete daima gerceği söyleme” namusundan olmamış oanlar, beri gelsinler, onlar da saymaya başlasınlar. Bu memleketin, bu ortak vatanın bu milletin aşıkları ― tabii ki ― sadece biz değiliz..

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Şemdinli-Yüksekova: Nereye? ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right