|

"ORTADOĞU
PROJESİ"NİN GERCEKLEŞMESİ İÇİN GENELDE ORTA DOĞU'DA, ÖZELDE TÜRKİYE'DE
HAZIRLANAN PROVOKASYONLARA GELMEMEK İÇİN TABANDA TÜRKİYE ÇAPINDA
GERÇEKLEŞMESİ GEREKEN BİRLİK ÜZERİNE
Günümüzde yerini
"terörizm ve İslam ülkeleri" "tehlikesi" propoganda ve taktiklerine
bırakan, "Komünizm tehlikesi" propagandasını artık büyük ölçüde
Emperyalistler bile bıraktı..Sadece bu propogandanın etkisinin hakim
olduğu bilinçsiz kitlelerin yoğun olduğu müslüman ülkelerde, Sol ve
Sağın emperyalizme karşı birleşmesini engellemek için, ama kendi
taraflarına çekmek istedikleri "sözde sosyal demokratları" karşıı
tarafa itmeyecek derecede,kullanmaya devam etmekteler..
Emperyalistlerin
kitlelere yönelik “hedef" i değişti, Emperyalizm bugün, "insan hakları,
özgürlük,sosyal demokrasi,globalizm ve laiklik " yaygaralari
yapmakta..Bir zamanlar "Komunizm tehlikesi, Din , Vatan elden gidiyor"
yaygaraları ile kendi yanlarina çekmeyi başardıkları ve en SADIK
DOSTLARI haline gelen "Dindar ve Milliyetçi kesim", günümüzde
yayılmacılıklarının önünde en büyük engel olarak ortaya çıktı.
‘…Bu
yeni dünya döneminde …...Milli Devletler dünya ilişkilerinde en güçlü
oyuncular olarak kalacaklar… Samuel Huntington , Yani, “Yeni Dünya
Düzeni” teori ve pratiğinin amacina ulaşmasi için, (diğer)
ülkelerin Lübnanlaştırılması, milli niteliklerinin ve bütünlüklerinin
ortadan kaldırılması gerekir.
Soğuk savaş dönemindeki "Komunistler"
tehlikesinin yerini “Islamcilar ve Milliyetciler" aldı. Temel olarak
Emperyalizme ve yayılmacılığına karşı olan, ona karsı savaşmada
deneyimli Marxist örgüt ve sempatizların emperyalizme karşı Dindar ve
milliyetçi tabanla bir Cephe Kurma olasılığı Emperyalizmin Kabusu
haline geldi..
Bir taraftan "laiklik" yaygaraları ile, sosyal
demokratlarla dindar kesimi karşı karşıya getirme çabaları, diğer
taraftan Komunizm "tehlikesi" cığırtkanlıgı ile sol ve sağı karşı
karşıya getirme provokasyon çabaları şüphesizki bilinçsiz
kitlelerde hala bir ölçüde taraf buluyor kendisine.
Mimarı
Huntington ve Lewis olan bu Neo-Demokratik-kolonici politikasının
pratikte uygulayıcı lideri olarak seçilen kişinin John
Negroponte olması ve pratiğin “ElSalvador Seçeneği” olarak
isimlendirilmesi , genelde Orta Doğu, özelde Türkiye için hayati bir
önem taşımakta.
Latin Amerika ülkelerinin köleleştirilmesinde en
büyük rolü oynayan John Negropontenin taktik ve yöntemleri bugün
belgelerle bilinmektedir. Tarihin en ilkel yöntemi olan
Böl-parçala-birbirine düşür ve kontrol altına al politikasini Medyanın,
kiralık katillerin ve “provokatörlerin kullanılması ile en modern hale
getiren Negropontenin Irak a tayin edildigi dönemden bu güne kadar olan
gelişmelere bir bakarsak aldığı sonucu görürüz. Işgalcilerin kontrolu
altındaki TV yayınları, gazeteler, gazetecilerin ve yüzlerce profesör,
ve aydınların kim vurduya gitmesi, camilerin ve carşıların
bombalanması, Şiilerin! Sunnileri planlı bir şekilde katletmesi,
dikkatleri başka tarafa çekmek için komşu ülkelerle arasını açma ve
uzlasmaz hale getirme çabaları. Bunlar Elsalvador seçeneğinin,
yani Elit-Vurucu-timleri dedikleri, Ölüm tugaylarının gerek
karşılarındaki gücü bölüp birbirine düşürmek için provokatör olarak ve
gerekse kendilerine karşı etkili olabilecek her bireyin öldürülmesi
plan ve pratiğinin hayata geçirilmesinden başka şeyler değildir.
Latin
Amerikada bağımsızlık için mücadele eden gerillaların yanında papazlar,
rahibeler ve bir sürü sivil lider ve halkın işkencelere çekildigi,
liderlerin teker teker, kitlelerin toptan katledildiği bu “bastırma,
Köleleştirme” yöntemlerini bu sefer de “Orta Doğu Projesi” nin
gerçekleşmesi yönünde Irak ta kullanıldiğının cüretkar itirafları ve
pratikleri sayfalara dökülmeye başladı.
"Orta Doğu Projesi" (yani
Orta Doğu ülkelerinin "Lübnanlaştırılması" projesi) nin
gercekleşmesinde en önemli engellerden birisi Türkiye, diğeri, belkide
en önemlisi İran. Yetmiş milyon nüfusu, "milli" niteliği ve askeri
gücüyle, bugün her bilirkişinin vurguladığı gibi, ABD nin saldırısının
bir intihar olacağı İran, Neo-Demokratik Kolonicilerin korkulu rüyası.
İran
ın gelişmesi ve çevre ülkelerde etkin olması, "Yeni Dünya Düzeni" kurma
planlarında başlattıkları "Demokrasi ihraç etme", "terörizme-İslam a
karşı savaş" planları ters tepki yaratıp Türkiyenin de "Barışçıl" yolla
uzun vadede Lübnanlaştırılması (AB üyeliği) planları
bozulabilir (yada kendileri bozar) ve "Savaş" yoluyla bunu
gerçekleştirme alternatifi ile karşı karşıya gelmek zorunda
kalabilirler.
Burda herkesin soracağı, “iyide Latin Amerikada başı
belada, İranla ve hatta Suriye ile bile uğraşacak askeri olarak bir
gücü yokken Türkiye de böyle bir plan mantıksız olmazmı”? olacak. Uzun
süredir yarı açık tartışılan alternatiflerin/ bir kaç teorilerin
üzerinde biraz duralım;
Türkiyenin konumu İrandan çok farklı.
Birincisi; Türk halkı 80 yılın üzerinde bir laik geleneğe sahip. Iran
gibi bir “din’i devlet oluşma olasılığı “dışardan” hazırlanan senaryo
ve bu senaryo sahneye koyulmadan, imkansız. Ancak bu arada İranda da bu
dini liderlerin nasıl başa geldiğini de unutmayalım. (Dini liderlerin
Avrupada yaşadığını mesela, ve Fettullah gibi örgütlerin nerede
olduğunu ve kimler tarafından desteklendiğini)
Emperyalistlerin,
en büyük düşman olarak gösterdikleri “fanatik müslümanlar”larla is
birliği yaparak (daha doğrusu onları kullanarak) Laik bir devleti yıkma
faaliyetine girme olasılığı varmı sorusuna cevap olarak 1980 öncesi
Afganistan Laik hükümeti yıkarak Talibanı başa getirmesi , Irak ta laik
bir ülkenin yıkılması , Arab Emiretden tut hemen bütün Arap ülkeleri
güzel cevap olabilir. Burda içinde yaşadığımız dönemde “Laik bir ülkeyi
yıkma” derken onların “amacı” olarak “yıkma” işlevinden değil,
“kurtarıcı” olarak müdahele etme ortamını yaratma amacından söz
edeceğim. Unutmayalımki bugün Afganistanda “kadınlara özgürlük
getiriyoruz” diye övünenler, bir zamanlar o çevrede kadınların üretime
en geniş ve özgür bir şekilde katildığı o ülkeyi Talibanın eline
bırakanlardır. Yani Laikliğe karsi olan fanatik Müslüman örgütleri
destekleyen gene onlardır. Kısacası, emperyalistlerin çıkarları
doğrultusunda, planlarını gerçekleştirme sürecinde, kontrol altında
tuttuğu sürece yardım etmeyeceği, “kullanmayacağı” hiç bir “Taraf” yok.
“Demokrasi ihraç etmeyi” kendilerine görev sayan, daha doğrusu
dolaysız-kolonici hedeflerinde araç olarak kullanan emperyalist
güçlerin ülkeleri direk askeri işgal yapmalarına “demokratik”,
“insancıl” bir kılıf hazırlamaları gerekir. “Askeri müdehale”
gereksinimi için “ortamın” hazırlanması, yani “nedenlerin” yaratılması
gerekir. Türkiye de şu anda böyle bir “ortam”, yani “müdahele için bir
kılıf” yok. Ama şuna inanalım ki bu kılıfın senaryoları hazırlanmakta,
yada plana geçme döneminde.
Başörtü ve benzeri olaylar, senaryonun
provokasyonlarının, “Laiklik” yaygaraları dolu yazılar da, satın
alınmış medya ve yazarların bu senaryonun hayata geçirilmesinde ve
kitleleri oluşturmada rollerini belirlediğinin örnekleridir. Türkiye de
“laik”liğin kaldırılma tehlikesi yok, ama böyle bir “tehlikenin
yaratılma”, (dikatleri dağıtma, başka yöne çekme, halkı bölüp birbirine
düşürme ve sonundada müdahele için kılıf hazırlama) tehlikesi var.
Bu
laikliğin tehlike içine düşürülmesi “müdahale” için yeterli bir
”kılıf” olamaz denilecek, doğru, tek başına yeterli bir kılıf olamaz
çünkü Türk halkı kendi başına böyle bir tehlikeyi göğüsleyecek güce
sahip. O zaman gelelim İranla farkli olan ikinci özelliğimize;
Yakın
tarih çok açıkca göstermiştir ki emperyalistlerin gücü hiç bir ülkeyi
bölüp parçalamadan, birbirine düşürmeden ve en önemlisi kendilerine
“yandaşlar” bulmadan işgali rahatlıkla gerçekleştirmeye ve uzun süreli
“kalmaya” yeterli değil. Yani, emperyalistlerin “kullanacağı” iç
“yandaşların” oluşturulması ve silahlandırılması gerekir.
İran
da Kürt nüfusun sayısının “önemi”, emperyalistlerin oraya kadar el
uzatıp örgütleme olanaklarının kısıtlandığından, Türkiye deki şartlarla
karşılaştırılamaz.
Burada Kürt asıllı Türk vatandaşların haklı
olan “demokrasi” mücadelelerini tartışmayacağım. Haklı bir mücadelenin
önderliğinin gericiler tarafindan ele geçirilmesi ve yönlendirilmesi o
mücadelenin özünü ve amacını kaçınılmaz olarak çarpıtır. Haklı
mücadeleleri desteklemekle, gerici bir önderliği desteklemek arasında
çok keskin bir çizgi vardır.
Herşeyden once bu gerici önderlik
halkın iradesi ile değil, onların iradesi dışında gelişmiş ve
emperyalistlerin bir maşası ve kozu haline gelmiş bir önderlik.
1980 li dönemlerde yüzünde Kürt dostu maskesi olan emperyalistlerin
uşagı bir iktidarin ve emperyalistlerin planları sonucu ellerine tepsi
ile verilen bir önderliktir bu. Ne ilginçtir ki Kürt halkı üzerindeki
baskı ve işkenceler bu 80 li dönemde daha da arttırılarak, Kürt
gençliğine “ya işkencelerle yaşama, ana ve/veya babasının gözleri
önünde işkence edilmesine seyirci kalma, yada bu gerici önderliğin
saflarına katılarak “demokrasi!’ mücadelesi verme seçeneği
bırakılmıştır. Bu bir tesadüf değil, tam tersine planlanan senaryoların
hayata geçirilmesidir. 1970 li dönemlerde “devrimci kuruluşlardan
“tasfiye” edilen, yani atılan, Avrupada karınlarını zor doyuran
“kişilerin” birden yaşamlarının değişmesi ve “nefret kusucu”, “Türk”
(devlet demiyorum) düşmanlığı körükleyen yazılarının internette ve
gazetelerde, sonrada kitaplar halinde çıkması da tesadüf değil..
Yani
İran dan farklı olarak, Türkiye de önderliği emperyalistlerin elinde
olan, onlar tarafindan beslenen ve silahlanan, tabanın da “yandaş
edilme” provokasyon ve planları içerisinde olan bir kitle var. Bu
gerçeği reddetmek duygusallıktan ve aynı şekilde bu uşak/faşist
önderliği sırf “popüler” liğe “sığmaz” gibi duygusal bir tavırla
“ilerici” görme , hatasına düşmektir.
“Askeri müdahele alternatifi
senaryosunun” bu ikinci etkeninin “senaryonun kendi içinde”
de değişik alternatifleri oluşmakta.
Birinci alternatif,
önderliği gene uzun süredir dışarılarda beslenen Fanatik Müslüman
örgütün yada örgütlerin, Türkiye de dini hak ve hürriyetlerinin (planın
bir parçası olarak) biçimsel olarak kısıtlanmasına tepki olarak
fanatikleşme yönünde eğilim gösteren dindar kitlelerin önderliğini ele
geçirmesi! (yani onlara emperyalistler tarafindan önderliğin tepsi
içinde sunulması), provokasyonlarla ve önemli-kişilere, önderlere
yönelik cinayetlerle bir çatışma ortamı yaratılması. Bunu takiben,
ikinci kozlarını harekete geçirerek bir iç savaş ortamı
yaratılınabilecek. Bu iç savaş döneminde her iki kozlarını silah vb ile
besleyerek Türkiye deki gerçek yurtsever, demokratik güçler tamamıyle
zayıflatılacak. İşte bu dönemde, adı Türk olan medya ve zaten bu
planlardan haberdar olan “Neo-Demokrasi” yanlıları emperyalistlere
“müdahele” etme yeşil ışığını yakacaklar..Yani “demokrasi” adına
müdahele etme ortamı ve kılıfı hazırlanmış olacak.
Bu senaryolar ne
kadar başarılı olur kendileri de bilmiyor. Özellikle yakin geçmişteki
senaryolarda evdeki hesaplar tamamiyle çarşıya uymadı.
Çin’i
kontrol etmenin tek yolu olarak , onların gelişen ekonomisinin enerji
ihtiyacını kontröle alma ve Orta Doğu projesi ni hayata geçirme
peşindeyken, Latin Amerikadan büyük darbeler yeme yolundalar,
Çin’in Afrika da, Afrikalıların “batının” alışılagelmiş “soygun” ve
“Sömürü” politikasının dışında bir yaklaşımla etkinliğini ve ticaretini
her geçen gün arttırdığı bilinmekte. Yani bir anlamda dışarı
pirince giderken evdeki bulguru kaybetme sorunları var. Bunu
engellemenin tek yolu İran, İran a geçiş te Türkiye den..
Sessizce
devam eden diğer bazı gelişmelere bakınca ve tarihe dönüp karşılaştırma
yaptığımızda, ikinci senaryoları daha da fazla ürpertici görünüyor.
Tarihe
baktigimizda 1850 yılına kadar Türkiye de yaşayan müslüman ve
hristiyanlar genellikle barış içinde yaşamışlar. Neden 1850 yılı
önemli? Türkiye ye ilk hristiyan misyonerlerin akın tarihi 1831 lere
dayanıyor. 1850 ile 1914 yılları arasında oluşan Amerikalı
misyonerlerin sayısı bütün dünyanın misyonerlerin toplam sayısından
daha fazlaydı. (Forty Years in the Turkish Empire; or, the Memoirs of
Rev. William Goodell)..
1850 den sonra Osmanlı Türkiyesinde
hristiyan ve müslüman vatandaşlar arasında oluşan "yabancılaşma" ve
devamındaki çatışmalarda bu misyoner akınının bir rol oynamış
olamıyacağını iddia etmek saflıktan başka bir şey olamaz. Heleki, bugün
artık belgelere çıkan CIA öncesi OSS in (Office of strategic Services)
, yabancı istihbaratın bu misyonerleri kullandığı ve işe aldığı
gerçeğini de düşünürsek bu rolün önemi ciddiye alınması gerekir.
""According
to Gerard Colby and Charlotte Dennett, the association between the
intelligence community and Christian missionaries predates the public
emergence of the CIA.""....""" Interestingly, the link between the CIA
and missionary groups was quite often """This is written of in great
detail in Thy Will Be Done:
O zamanlar akın edilen şehirler ve
bölgeler konuya biraz daha açıklık getirebilir ;(American Board of
Commissioners for Foreign Missions) dan alınan bilgilere göre;
Istanbul,
Izmir, Trabzon, Adana, Diyarbakır, Erzurum, Antep, Malatya, Harput,
Kessab?,……(isteyen bu bölgeleri Ermeni olaylarındakı bölgelerle de
karşılaştırabilir, şu anki konumuz o değil). Son bir kaç yılda Türkiye
ye akın eden misyonerlerin de seçtikleri bölgeleri
karşılaştırdığımızda tarihsel benzerlik inanilmaz bir tesadüf!!!..
“Iyide
doğru dürüst hristiyan yokki o böolgelerde, ne olacak yani” dedikten
sonra bu misyonerlerin en azından bir bölümünün gizli örgütler
tarafından kullanılabieceği gerçeğini vurgulamak gerek. Gizli
örgütlerin dini pratikten çok, örgütleme, kadrolar yetiştirme ve
provokasyonlar düzenleme pratiği yaptığını bilmeyecek kadar kitap
okumayan olduysada, Hollywood filmi seyretmiştir.
Burda akla
gelen, “Bir zamanlar Kafkaslardaki ve orta doğudaki doğal kaynakları
ele geçirme, Türkiye yi paylaşma amacıyla, Kafkaslarda Çerkezlerin göçe
zorlanmasına ve katliama uğramasına göz yuman, Türkiye ve Suriye de
Ermeni ve Süryanileri kullanıp onların göçe zorlanmasında ve
katliamında asıl sorumluluğu taşıyan emperyalistler, acaba o zamanki
provokasyonun Kurtuluş Savaşı ile engellenmesi ile yarım kalan
amaçlarını tamamlama provokasyonları ve yeni katliam planları içindemi”
düşüncesi.
1991 de bir sürü vaadlerle kendi yanlarına çektikleri
Irak Kürt lerini, ve Şii leri Irak savaşında kullanan sonradan
bırakıp onların katledilmesine göz yuman emperyalistler, amaçlarının
gerçekleşmesi doğrultusunda dost-düşman çoluk-çocuk herkesin
“harcanabilir” listesinde olduğunu ‘gören gözlere”, “düşünebilen
beyinlere” ispat etmiştir. Emperyalistlerin önlerine attıkları
kemikleri yalamanın sarhoşluğu içinde Türkiye de Türk Kürt düşmanlığı
ve nefreti yaratma yolunda azda olsa yol katetmiş olanlar bu “gerçeğin”
bilincindeler. Ancak “sarhoşluğun”verdiği bir anlayışla, sahiplerinin
onları hep koruyacaklarına inanıyorlar.
Dönelim senaryolara; eğer
“iç savaş” döneminde “Laiklik” senaryosu çalışmazsa, provokasyonlarla
ve kendi ajanlarının gerçekleştirdikleri katiamlarla, “Kürt
Katliam”ı senaryosu sahneye konulacak ve “Ermeni katliamı” na engel
olamıyan !! “medeni batı” nın “bu sefer sessiz kalamıyacağı” kılıfı ile
“müdahele“gerçekleştirilecek..teorisi…
Içinde yaşadığımız;
gerçeklerin komple teorisi olarak, kapalı kapılar arkasında yazılan
senaryolarında “gerçek”, olarak sunulduğu bu dönemde böylesine ciddi ve
hayati sonuçlar verebilecek “teori”leri bütünüyle kulak ardı etmenin
“beklenilen” tavır olması, sadece “hazırlıksızlığı” yaratır, buda
yenilgiyi getirir.
Türkiye den, forumlardan ve gruplardan okuduğum
binlerce yazıdan anladığım kadarıyla, dedelerimizin ve ninelerimizin
kanları ve canları ile Kurtuluş Savaşı nda kazandığı bağımsızlığın
barışçıl yada askeri bir şekilde elden gitme tehlikesi olduğu ortak bir
seziş ve/yada anlayış. Ancak bu anlayış sadece tabanda, birlik,
beraberlik ve önderlikten yoksun, çaresizlik içinde.
Gelinen yerde
Türkiye capında dindarından solcusuna, milliyetçisinden demokratına
kadar tabanda bir birliğin gerçekleşmesi, hazırlanan provokasyonların
başarıya ulaşmasını engellemek için hayati bir önem taşımakta.
Yurt
çapında bir birlik ve beraberliğin gerçekleşmesinde önemli olan TAVANDA
BİRLİK DEĞIL TABANDA BİR BİRLİĞİN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ İÇİN
UĞRAŞMAK. Tarih boyu gerek iç ve gerek dışda gördüğümüz ve tanık
olduğumuz tecrübelere baktığımızda, TAVAN da her zaman kendi KİŞİSEL,
GRUPSAL ve PARTİ çıkarlarını ÜLKE çıkarlarının üstünde tutan, yani UŞAK
nitelikte insanların olacağının kaçınılmaz olduğunu görüyoruz. Bu
yüzden birleşmeye yaklaşımımız PARTİcilik anlayışı dışında, partileri
zorlayacak bir şekilde TABANDA , Türkiye Cumhuriyeti nin Vatandaşlari
olarak AB-D nin ve onların kemik yalayan "Aydin!!" larının,
provokatörlerinin, provokasyonlarına, BÖL PARÇALA - YÖNET
POLİTİKA VE TAKTIKLERINE karşı TABAN ı uyanık tutmak, bu
provokasyonları engellemek ve "VATANSEVER" lik temelinde, Partiler!
dışında halkımızın;öğrenci gençliğin, köylünün, işçinin memurun
herkesin birliğini sağlayabilmek.
Tabanda olan Düşünce
farklılığı doğal dır, ama UZLAŞMAZ farklılıklar değildir. Bu
Farklılıkları UZLAŞMAZ hale getirmek isteyenler
1- Parti başındaki POLİTİKACILAR, (parti-Kişisel-grupsal çıkarlar için)
2-
AB-D gibi dış güçler; (BÖL PARÇALA VE BİRBİRİNE DÜŞÜR taktiği ile
düşmanı zayıflatma ve birbirine düşürme amacını güdenler) Yani ülkeleri
"Lübnanlaştırma" peşinde koşan Neo-Demokratik
koloniciler.
Bugün uygulanmakta olan
Neo-Demokratik-kolonici politikasinin mimari Samuel Huntington un
yazısını iyi kavramak gerekir; """"Bu yeni dünya döneminde
çatışmaların temel kaynağı ideoloji yada ekonomik olmayacaktır.
İnsanlar arasındaki büyük ayrılık ve çatışmanın temel kaynağı
kültürel olacaktır. Milli Devletler dünya ilişkilerinde en güçlü
oyuncular olarak kalacaklar........"""" diyor Huntington
Huntington
batının ABD nin tartışılmaz önderliğinde dünya hakimiyetini önerir.
Huntington "Batı Kültürünün varığının devam edebilmesi" için bu sözde
tehlikeye karşı askeri gücünü ve birliğini koruması gerektiğini önerir.
Gene AB nin ve NATO nun Avrupanın bütün katolik ve protestan ülkelerini
içine almasını, Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan gibi Ortadox
ülkelerin Rusya kontrolu altına itilmesini öngörür.
Huntingtonun
dünya görüşüne göre, George Kennannın teorisinde Komunizm olan ana
"Tehlike" şimdi Çin ve İslam.O yüzden onların (Müslüman ülkelerin ve
Çin in) gerek ekonomik ve gerekse askeri gelişmelerinin
sınırlandırılması gerekir.
ABD nin dünya önderliği konusunda kesin
görüşe sahip olan Huntington, ABD nin kesinlikle "diğer medeniyetlerin,
(yani hristiyan ülkelerin)" bölgelerine müdahele etmekten
çekinmesini, bu "medeniyetlerin" her birinin "öz/bağımsız bir " milli
devlet olmasını, herbirinin diğerinden daha güçlü olan devletler
kurmasını" önerirken, müslüman olan ülkeleri "öz/bağımsız bir " milli
devlet olmaya uygun nitelikli görmediğinden dışlamış, yani onlarin bu
hristiyan-medeni devletlerin kontrolü altında olmasını öngörmüştür.
Temelde
dünyayı yeni paylaşım dilimlerine bölmeyi öngören Huntington, bu
dilimlerin, bu "öz/ bağımsız, milli. medeni, hristiyan" devletler
tarafindan paylaşımasınıda yapmıs bile. Buna gore avrupanın da
önderligi elinde olan ABD , Rusya ve Çin.
"Sovyetlerin dağılması
Türkiye ye yeniden canlanmış , Yunanistan dan Çin'e kadar , yedi
devletden oluşan olan bir Türkik medeniyete önderlik yapma
şansını tanımıştır" diyen Huntington, ayni zamanda Türkiye yi "en
bariz ve tipik yıpranmış bir ülke" olarak yorumluyarak, ""öz bir
milli devlet" liderlik yapma niteliği olamayan yani Lübnanlaştırılması
gereken ülkeler içine sokmayı unutmamış..
Bu teorinin diger
mimarlarindan birisi olan Lewis un temel görüşü, "şimdiki adı
batı olan Hristiyanlığın, yüzlerce senelik mücadelesinin artık son
safhada olduğu, ve hristiyanlığın hakimiyetini gerçeklestirecegi
görüşüdür. "Hiç bir şüphem yok ki 11 eylül olayı en son savaşın (Haçlı
Seferinin) bir başlangıcıdır " diyen Lewis, Bush un Ahmet Çelebi sinin
Neo-konlar tarafindan "yukardan aşagı Kemalist demokrasinin Irak ta
getirilmesinde rol oynayacak 'günümüzün Atatürkü" olarak
tanımlanmasında temel alınan teorisyendir..
Ancak "birisi
Emperyalizme karsı Kurtuluş Savaşı veren bir önder, diğeri ise
emperyalizme çanak tutan kukla biri olduğunu" göremiyen
"sözde-aydınlar" bunu bir iltifat olarak görebilir. Aslında bu Türkiye
ye ve Türk Kurtuluş hareketine, Atatürk e yapılan hakaret den başka
birşey değildir.
1960 larda İngiliz Dışişleri için hazırladığı "
Modern Türkiye nin Doğuşu" araştırma yazısında, Kemalizmin ve Türkiye
nin modernleşmesine karşı gelinip, Osmanlı İmparatorluğu nun yeniden
canlandırılıp ,Israil le birlikte hem Rusya hemde Arap ülkelerine karşı
Ingilizlerin kontrol etme gücüne sahip olmasını öneren Lewis ün birden
Atatürkçü kesilmesi "düşünebilen" beyinleri biraz düşündürmesi gerek.
Huntingtonun
teorisini daha da somutlaştıran ve hedefleri daha da açığa çıkaran
Lewis "bugün islamik terrorizmin doğuşu tamamiyle genelde hakim
olan Islami görüş olan 'hristiyanlarin islamik yasalar altına
alınmasıdır" gibi uydurmaca bir teoriyle bütün müslümanları aynı
kategoriye koyarak, Huntingtonun "medeniyet ve kültürler arası "
savaşında hedefin Islam olduğunu göstermiştir.
Lewis, Huntington
gibi ortadoğuda, yada müslüman ülkelerde "Milli-devletler" döneminin
sona ermesi, bölünüp parçalanması, bir kaos içine girmesi ve sonunda
"Hristiyan, öz/bağımsız, milli , medeni devletlerin" boyunduruğu altına
girmesini dilemekte ve amaçlamaktalar.
Lewis "Dışısleri
yazısında"; 'Bütün bölgenin Lübnanlaştırılması, Israili kurtarır.
Ortadoğudaki çoğu ülke...suni oluşmuş, ve bu Lübnanlaştırılmaya
hazır. Eğer merkez güç yeteri kadar zayıflatılırsa, ne politik
kimliği bir arada tutabilecek sivil bir toplum, ne GERCEK ANLAMDA BİR
MİLLİ NİTELIK , nede MİLLİ-DEVLET NITELİĞİ OLUŞTURABİLECEK bir güç
kalacaktır.Devlet, o zaman, Lübnandaki gibi dağılır, ve kaos,
birbiriyle savaşan dini ayırımlar, kabileler, bölgeler ve
partiler.....""" diye devam eder.
Su yukardaki kısacık
alıntılardan bugün Türkiye için hazırlanmış ve işleme konulmuş
planların neler olabileceğini anlamak mümkün. Medya propogandası için
320 milyon dolar harcayan, generallere ve politikacılara milyonlarca
rüşvetler (20 kuruşa bile mal olmayan 100 dolarlık kağıt parcalari ile)
veren Neo-Demokratik-kolonicilerin bu oyunlarına karşı EN BÜYÜK GÜÇ,
PROVOKASYONLARA GELMEYEN, BÖLÜNMEYEN, BİRBİRİNE DÜŞMEYEN, TAM
TERSİNE SANKİ YARIN İŞGAL OLACAKMIŞ GİBİ "VATANSEVERLİK" TEMELİ ALTINDA
TABANDA BİRLEŞİK BİR CEPHE KURAN TÜRKİYE CUMHURIYETİ VATANDAŞLARI
OLACAKTIR, OLMAK ZORUNDADIR.
Türkiye de tabanda sağcınında,
solcununda dindarının da ORTAK ÇIKARLARI BÖYLESİNE BİR BİRİĞİN
KURULMASININ SAĞLANMASIYLA DİREK BAĞLANTILIDIR. Gündemde olması gereken
BİRLİK ve BENZERLİKLER, ORTAK YÖNLER; YANİ VATAN IN ÇIKARLARI DIR.
Barışçıl
Lübnanlaştırma ıle ilgili olarak AB YE KATILMAYI SAVUNAN BİR SOLCU ,
SOLCU OLAMAZ; EN BASİTİNDEN BU KATILIM (BİNLERCE TÜRK GENCİNİN VE
BEYNİN AKINI İLE, AVRUPA İŞÇİ SINIFININ MUCADELESİNE,
SENDIKALAŞMAYA VURULACAK EN BÜYÜK DARBEDIR, YANİ GREV KIRICILIĞIDIR,
YANİ INSANLARIN KÖLELEŞTİRİLMESİNE HIZMETTİR, Bunu gerçek bir
solcu için açıklamaya gerek yok , anlamıyorsa zaten solcu olamaz.
AB
YE KATILMAYI SAVUNAN BIR MİLLİYETÇİ OLAMAZ; ÇÜNKÜ ARTIK NE POLİTİK, NE
ASKERİ, NE YASAL, NE EĞİTİM VS , VE DOĞAL OLARAK DA COĞRAFİ BIR
BAĞIMSIZLIKTAN BAHSEDEMİYECEĞİN, "MİLLİ HİÇ BİR NİTELİĞİ OLMAYAN"
BİR ÜLKEDE "MİLLIYETÇİLİK" OLAMAZ..
AB YE KATILMAYI SAVUNAN BIR
"DİNDAR" OLAMAZ; ÇÜNKÜ BATIDA CAMİLERDEN EZAN OKUNMASINA MÜSADE
EDİLMEZKEN, (VE BIR MÜDDET SONRA TR DE), ÜLKENDE ÇANLARIN ÇALMASI
"MEDENİYET" OLACAKTIR. ÇÜNKÜ, BATIDA HERKESİN BOYNUNDA HAÇ, HER OTEL
ODASININ ÇEKMECESINDE BİR İNCİL NASIL DOĞALSA, TR DE DE OLACAKTIR.
NASIL BATIDA CAMİLER VIDEO VE POLİS KONTROLÜNDE İSE, Türkiye de DE OYLE
OLACAKTIR...
Barişla halledilmezse TR nin "Lübnanlaştırılması",
savaş ve işgal ile gerçekleştirilme alternatifi olasılığına inanmayan
varsa kendisini aldatıyor. İşgalciler ne senin sağını, ne solunu, ne de
dinini bilir..sadece birbirine düşürmek icin kullanacaktir bu
ayrılıkları. Afganistanda ,Irak ta gördükki Düşen bombalar, atılan
kurşunlar hiç görmüyor kişiler arasindaki görüş farklılığını.
YANİ
KISACA ÇIKARLAR İSTERSEN SAG, İSTER SOL İSTER "DİNDAR" OL...AYNI...ama
TABANDA aynı. Üst kesimden her partiden Aleviler, Karzailer
çikacaktir.TABANDAN çikabilecek uşakların etkinliği, TAVANDAN zaten var
olan ve olabilecek uşakların "etkinliği" kadar tarihte hiçbir yerde
olmamıştır ve olamaz.
TABANDA BİRLİK EN GÜÇLÜ BİRLİKTİR, VE ZORUNLU
BİR BİRLİK, SAĞLANMASI GEREKEN BİR BİRLİKTİR...ÖNEMLİ OLAN BUNU GEÇ
KALMADAN GERÇEKLEŞTİRMEK...
PRATİĞİN BİRİNCİSİ, TEMEL KALKIŞ NOKTASI..
* Türkiye nin içinde bulunduğu tehlikeleri kitlelere anlatmak ve kavratmak,
*
Neo-Demokratik kolonicilerin 10 cente bastığı 100 dolarlıklarla bir
sürü medyayı, Politikacıyı ve askeri satın aldığını veya alabileceğini
örneklerle göstermek
* Bu satın almalarla BİRLİĞİN ENGELLENMESİNİN
ve KARDEŞİN KARDEŞE DÜŞÜRÜLMESİNİN asıl amaç olduğunu göstermek. (Irak
ve Afganistan buna güzel örnek, Güney Amerika ve Afrika ya gitmeye
gerek yok)
* Gene bu amaçlar doğrultusunda ASIL GÜNDEMDE OLAN BU
TEHLİKEYİ , Ermeni meselesi vs gibi suni/yaratılan meselerle GÜNDEM
DIŞI BIRAKMAK ve DİKKATLERI BAŞKA TARAFA ÇEKMEK, BÖYLECE Kitlelerin
Birleşme olasılığını geciktirmek..olduğunu kitlelere GÖSTERMEK..
* Kitlelerin gözünden HOLLYWOOD gözlüğünü çıkartmasını sağlamak
* Barışçıl (AB yada) savaşla kaybedilecek coğrafi özgürlüğün SONUÇLARININ NELER OLABİLECEĞİNİ Kitlelerin kafasına dank ettirmek
BUNLARI SAĞLAMAK PRATİĞİN KENDİSİ,PRATİĞİN TEMELİ VE SAĞLANMASI GEREKEN BİRLİĞİN ORTAK/TEMEL ÇIKIŞ NOKTASI.
*
Eğer köylü öğrenirse ki yakında bir gün kendilerinin olan topraklarında
köle gibi çalışmak zorunda kalacaklarına, bir zamanlar kendi
ürettikleri, çokluğundan çöpe attikları meyve ve sebzeleri satın almaya
güçleri yetmiyeceğine. (Hondurasdan tut Hindistana kadar Genetik
tarımın sonuçları çok güzel örnekler)
* Eğer savcısının hakiminin
kafasına dank ederse yakında birgün onların kararlarının yabancılar
tarafindan onaylanması gerekeceğini (ki şimdiden olmaya basladı zaten)
* Eğer asker anlarsa yakında bir gün yabancıların emrinde kendi kardeşlerini ve komşularını öldürmeye gönderileceğini
*
Eger "Solcu" anlarsa yakında birgun Sendika ve örgütlenme diye birşeyin
ortada kalmıyacağını, "halkların köleleştirlmesini engellemeyi
amaçlayan Enternasyoneli yerine Tekelci şirketlerin halkları
köleleştirme enternasyonelinin (Globalleşme) kurulacağını (daha
doğrusu başarıyla sonuçlanacağını)
* Eger anlarsa Milliyetçi yakında
birgün "Milliyetçi" olabilecek coğrafi bir ülkenin ortadan kalkacağını,
herkesin, hipokratlıktan ve biçimsellikten başka birşey olmayan 6 ncı
sınıf "Batılı" olacağını
* Eğer anlarsa Dini inançlarını günlük
hayatta uygulayan dindar insanlar artık dini inançlarını bile özgürce
uygulayamayacaklarını
Ve anlarlarsa Lider olarak gördükleri "parti" insanlarının çoğunun bu yolda hizmet ettiklerini...
ANCAK
O ZAMAN BAŞKA ÇARELERİ KALMAYACAK, ÖRGÜTLENME KENDİLİĞİNDEN, YUKARDAN
AŞAGI DEĞİL AŞAĞIDAN YUKARI OLUŞACAKTIR. KİTLELER KENDİ LİDERLERİNİ
KENDİLERİ YARATACAKTIR.
Kitlelere ortak noktalarını, birliğin ve
beraberliğin sağlanmasının önemini ve Acilliğini göstermek ve kavratmak
birliğin sağlanmasını oluşturmadaki temeli atmaktır.
Bununla aynı
doğrultuda gidecek ve buna bağımlı olan diğer bir pratikse ; kitleleri
"takımcılık", "Particilik" , özellikle AB-D taraftarı partiler den
"gerçekleri" göstererek, soyutlamaya uğrasmak olması gerek.
Özetle,
insanlara "neden" birleşmeleri gerektiğini anlatmak "pratiğin/icraatin"
kendisi, onlara bunu kavratmak "örgütlenme", "organize" olma işlevinin
kendisi dir.
Pratiğin temeli kitleleri uyandırmak ve birlik olmazsa, olası geleceği onlara göstermek. Gündemde olan acil Pratik bu..
Birliğin sağlanması yolunda uygulanacak Temel" pratik, ORTAK çıkarların vurgulanması ve kavranmasıdır.
Türkiye
de birliğin gerçekleştirilmesi, gerek hazırlanan provokasyonları
önlemede, gerekse olası bir savaş ve işgale, bunun kılıfının
hazırlanmasına karşı mücadelede hayati bir önem taşımaktadır.
Erdoğan
Nisan 15, 2005
NOT
Mayis 19, 2006
Türkiye
de geçtigimiz hafta Savcının öldürülmesi olayını, “Türkiye içindeki
“gerici” çevreler” kapsamı içerisinde görmek, düşünmek ve yorumlamak,
yapılan provokasyonun başarili olmasina yardimci olmaktir. Heleki
provokasyonlari, (bazilari açikca provokasyonun devamı olan gelen
E-postalarda gördüğüm) İran la, “başörtü” ile ilişkili olarak
göstermek, bunu tam da senaryosu yazılmış provokasyonun “ sonuçta
yaratmak istediği”, “laikliğe” karşı bir saldırı olarak görmek,
provokasyona gelmekle eşdeğerdir. Çünkü yapılan saldırı “laikliğe”
değil, “laikliğe karşı” kisvesi altında, ülkenin bagımsızlığına karşı
planlanmış, hazırlanmış provokatör saldırılardan sadece birisidir, ve
arkası gelecektir. Başlıktada belirttiğim gibi, Türkiye de laikliğin
elden gitme tehlikesi değil, böyle suni bir tehlike ortamı yaratılarak,
vatanın elde gitme tehlikesi gündemdedir.
Bir iktidar, hükümet,
yada devlet (her kişinin yorumuna göre) Yıllardır “demokratik”
geleneklere sahip olan bir ülkenin vatandaşlarından bu demokratik
hakları geri alamaz. Bu demokratik haklar sadece ve sadece kitlelerin
kendi rızalarıyla vazgeçmesiyle geri alınabilir. Kitlelerin kendi
rızalarıyla demokratik hak ve hürriyetlerinden vazgeçmesi için de bu
vazgeçmeyi gerektiren “daha önemli nedenler” olması gerekir. Bunun
bilincinde olan hakim gruplar/sınıflar ancak bu “nedenleri” yaratacak
“ortamı” oluşturarak kitlelerin elinden demokratik hak ve
hürriyetlerini geriye alabilirler. En son ABD deki gelişmeler bunun en
güzel örneğidir. Yaratılan “terörizm tehlikesi” ve ortamı sonucu
kitleler gönüllü olarak bir sürü demokratik hak ve hürriyetlerinden
vazgeçmişlerdir.
Kitlelerden tepki görecek “planların ve bu
planların hayata geçirilmesi için”, kitlelerin kabulleneceği, manipule
edilebileceği bir “ortamın” yaratılması gerekir. Bu “ortamlar” tarih
boyunca hep provokasyonlarla yaratılmıştır. Türkiye de de hayata
geçirilmeye başlanan ve kitlelerden gelen tepkiye göre
biçimlendirilecek provokasyonların amacı, Orta Doğu ve Türkiye icin
hazırlanmış olan planların basarısı için gerekli olan “ortam” ın
yaratılması faaliyetinden başka birşey değildir. Yaratılacak “ortam” ,
kitlelerin nekadar bu provokasyonlara gelip gelmediğine bağımlı olarak
ve “hazırlanan senaryo alternatiflerine” göre değişim gösterecektir.
Sonuçta gene kitlelere düşen, bu provokasyonları engelleyebilecek tek alternatif olan BİRLİĞİN ve BERABERLİĞİN SAĞLANMASIDIR..
|