left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Şafak Mert arrow Provakasyonlar ve Birliğin Acilliği
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Provakasyonlar ve Birliğin Acilliği Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Erdoğan   
Thursday, 25 May 2006

Image
 

"ORTADOĞU PROJESİ"NİN GERCEKLEŞMESİ İÇİN GENELDE ORTA DOĞU'DA, ÖZELDE TÜRKİYE'DE HAZIRLANAN PROVOKASYONLARA GELMEMEK İÇİN TABANDA TÜRKİYE ÇAPINDA  GERÇEKLEŞMESİ GEREKEN BİRLİK ÜZERİNE

Günümüzde yerini "terörizm ve İslam ülkeleri" "tehlikesi" propoganda ve taktiklerine bırakan, "Komünizm tehlikesi" propagandasını artık büyük ölçüde Emperyalistler bile bıraktı..Sadece bu propogandanın etkisinin hakim olduğu bilinçsiz kitlelerin yoğun olduğu müslüman ülkelerde, Sol ve Sağın emperyalizme karşı birleşmesini engellemek için, ama kendi taraflarına çekmek istedikleri "sözde sosyal demokratları" karşıı tarafa itmeyecek derecede,kullanmaya devam etmekteler..
Emperyalistlerin kitlelere yönelik “hedef" i değişti, Emperyalizm bugün, "insan hakları, özgürlük,sosyal demokrasi,globalizm ve laiklik " yaygaralari yapmakta..Bir zamanlar "Komunizm tehlikesi, Din , Vatan elden gidiyor" yaygaraları ile kendi yanlarina çekmeyi başardıkları ve en SADIK DOSTLARI haline gelen "Dindar ve Milliyetçi kesim", günümüzde yayılmacılıklarının önünde en büyük engel olarak ortaya çıktı.
 ‘…Bu yeni dünya döneminde …...Milli Devletler dünya ilişkilerinde en güçlü oyuncular olarak kalacaklar… Samuel Huntington , Yani, “Yeni Dünya Düzeni” teori ve pratiğinin amacina ulaşmasi için, (diğer)  ülkelerin Lübnanlaştırılması, milli niteliklerinin ve bütünlüklerinin ortadan kaldırılması gerekir.
Soğuk savaş dönemindeki "Komunistler" tehlikesinin yerini “Islamcilar ve Milliyetciler" aldı. Temel olarak Emperyalizme ve yayılmacılığına karşı olan, ona karsı savaşmada deneyimli Marxist örgüt ve sempatizların emperyalizme karşı Dindar ve milliyetçi tabanla bir Cephe Kurma olasılığı Emperyalizmin Kabusu haline geldi..
Bir taraftan "laiklik" yaygaraları ile, sosyal demokratlarla dindar kesimi karşı karşıya getirme çabaları, diğer taraftan Komunizm "tehlikesi" cığırtkanlıgı ile sol ve sağı karşı karşıya getirme provokasyon çabaları şüphesizki bilinçsiz kitlelerde  hala bir ölçüde taraf buluyor kendisine. 
Mimarı Huntington ve Lewis olan bu Neo-Demokratik-kolonici politikasının pratikte  uygulayıcı  lideri olarak seçilen kişinin John Negroponte olması ve pratiğin “ElSalvador Seçeneği” olarak isimlendirilmesi , genelde Orta Doğu, özelde Türkiye için hayati bir önem taşımakta.
Latin Amerika ülkelerinin köleleştirilmesinde en büyük rolü oynayan John Negropontenin taktik ve yöntemleri bugün belgelerle bilinmektedir. Tarihin en ilkel yöntemi olan Böl-parçala-birbirine düşür ve kontrol altına al politikasini Medyanın, kiralık katillerin ve “provokatörlerin kullanılması ile en modern hale getiren Negropontenin Irak a tayin edildigi dönemden bu güne kadar olan gelişmelere bir bakarsak aldığı sonucu görürüz. Işgalcilerin kontrolu altındaki TV yayınları, gazeteler, gazetecilerin ve yüzlerce profesör, ve aydınların kim vurduya gitmesi, camilerin ve carşıların bombalanması, Şiilerin! Sunnileri planlı bir şekilde katletmesi, dikkatleri başka tarafa çekmek için komşu ülkelerle arasını açma ve uzlasmaz hale getirme çabaları.  Bunlar Elsalvador seçeneğinin, yani Elit-Vurucu-timleri dedikleri, Ölüm tugaylarının gerek karşılarındaki gücü bölüp birbirine düşürmek için provokatör olarak ve gerekse kendilerine karşı etkili olabilecek her bireyin öldürülmesi plan ve pratiğinin hayata geçirilmesinden başka şeyler değildir.
Latin Amerikada bağımsızlık için mücadele eden gerillaların yanında papazlar, rahibeler ve bir sürü sivil lider ve halkın işkencelere çekildigi, liderlerin teker teker, kitlelerin toptan katledildiği bu “bastırma, Köleleştirme” yöntemlerini bu sefer de “Orta Doğu Projesi” nin gerçekleşmesi yönünde Irak ta kullanıldiğının cüretkar itirafları ve pratikleri sayfalara dökülmeye başladı.
"Orta Doğu Projesi" (yani Orta Doğu ülkelerinin "Lübnanlaştırılması" projesi) nin gercekleşmesinde en önemli engellerden birisi Türkiye, diğeri, belkide en önemlisi İran. Yetmiş milyon nüfusu, "milli" niteliği ve askeri gücüyle, bugün her bilirkişinin vurguladığı gibi, ABD nin saldırısının bir intihar olacağı İran, Neo-Demokratik Kolonicilerin korkulu rüyası.
İran ın gelişmesi ve çevre ülkelerde etkin olması, "Yeni Dünya Düzeni" kurma planlarında başlattıkları "Demokrasi ihraç etme", "terörizme-İslam a karşı savaş" planları ters tepki yaratıp Türkiyenin de "Barışçıl" yolla uzun vadede Lübnanlaştırılması (AB üyeliği) planları  bozulabilir  (yada kendileri bozar) ve "Savaş" yoluyla bunu gerçekleştirme alternatifi ile karşı karşıya gelmek zorunda kalabilirler.
Burda herkesin soracağı, “iyide Latin Amerikada başı belada, İranla ve hatta Suriye ile bile uğraşacak askeri olarak bir gücü yokken Türkiye de böyle bir plan mantıksız olmazmı”? olacak. Uzun süredir yarı açık tartışılan alternatiflerin/ bir kaç teorilerin üzerinde biraz duralım;
Türkiyenin konumu İrandan çok farklı. Birincisi; Türk halkı 80 yılın üzerinde bir laik geleneğe sahip. Iran gibi bir “din’i devlet oluşma olasılığı “dışardan” hazırlanan senaryo ve bu senaryo sahneye koyulmadan, imkansız. Ancak bu arada İranda da bu dini liderlerin nasıl başa geldiğini de unutmayalım. (Dini liderlerin Avrupada yaşadığını mesela, ve Fettullah gibi örgütlerin nerede olduğunu ve kimler tarafından desteklendiğini)

Emperyalistlerin, en büyük düşman olarak gösterdikleri “fanatik müslümanlar”larla is birliği yaparak (daha doğrusu onları kullanarak) Laik bir devleti yıkma faaliyetine girme olasılığı varmı sorusuna cevap olarak 1980 öncesi Afganistan Laik hükümeti yıkarak Talibanı başa getirmesi , Irak ta laik bir ülkenin yıkılması , Arab Emiretden tut hemen bütün Arap ülkeleri güzel cevap olabilir. Burda içinde yaşadığımız dönemde “Laik bir ülkeyi yıkma” derken onların “amacı” olarak “yıkma” işlevinden değil, “kurtarıcı” olarak müdahele etme ortamını yaratma amacından söz edeceğim. Unutmayalımki bugün Afganistanda “kadınlara özgürlük getiriyoruz” diye övünenler, bir zamanlar o çevrede kadınların üretime en geniş ve özgür bir şekilde katildığı o ülkeyi Talibanın eline bırakanlardır. Yani Laikliğe karsi olan fanatik Müslüman örgütleri destekleyen gene onlardır.  Kısacası, emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda, planlarını gerçekleştirme sürecinde, kontrol altında tuttuğu sürece yardım etmeyeceği, “kullanmayacağı” hiç bir “Taraf” yok.
“Demokrasi ihraç etmeyi” kendilerine görev sayan, daha doğrusu dolaysız-kolonici hedeflerinde araç olarak kullanan emperyalist güçlerin ülkeleri direk askeri işgal yapmalarına “demokratik”, “insancıl” bir kılıf hazırlamaları gerekir. “Askeri müdehale” gereksinimi için “ortamın” hazırlanması, yani “nedenlerin” yaratılması gerekir. Türkiye de şu anda böyle bir “ortam”, yani “müdahele için bir kılıf” yok. Ama şuna inanalım ki bu kılıfın senaryoları hazırlanmakta, yada plana geçme döneminde.
Başörtü ve benzeri olaylar, senaryonun provokasyonlarının, “Laiklik” yaygaraları dolu yazılar da, satın alınmış medya ve yazarların bu senaryonun hayata geçirilmesinde ve kitleleri oluşturmada rollerini belirlediğinin örnekleridir. Türkiye de “laik”liğin kaldırılma tehlikesi yok, ama böyle bir “tehlikenin yaratılma”, (dikatleri dağıtma, başka yöne çekme, halkı bölüp birbirine düşürme ve sonundada müdahele için kılıf hazırlama) tehlikesi var.
Bu laikliğin tehlike içine düşürülmesi  “müdahale” için yeterli bir ”kılıf” olamaz denilecek, doğru, tek başına yeterli bir kılıf olamaz çünkü Türk halkı kendi başına böyle bir tehlikeyi göğüsleyecek güce sahip. O zaman gelelim İranla farkli olan ikinci özelliğimize;
Yakın tarih çok açıkca göstermiştir ki emperyalistlerin gücü hiç bir ülkeyi bölüp parçalamadan, birbirine düşürmeden ve en önemlisi kendilerine “yandaşlar” bulmadan işgali rahatlıkla gerçekleştirmeye ve uzun süreli “kalmaya” yeterli değil. Yani, emperyalistlerin “kullanacağı” iç “yandaşların” oluşturulması ve silahlandırılması gerekir.
 İran da Kürt nüfusun sayısının “önemi”, emperyalistlerin oraya kadar el uzatıp örgütleme olanaklarının kısıtlandığından, Türkiye deki şartlarla karşılaştırılamaz.
Burada Kürt asıllı Türk vatandaşların haklı olan “demokrasi” mücadelelerini tartışmayacağım. Haklı bir mücadelenin önderliğinin gericiler tarafindan ele geçirilmesi ve yönlendirilmesi o mücadelenin özünü ve amacını kaçınılmaz olarak çarpıtır. Haklı mücadeleleri desteklemekle, gerici bir önderliği desteklemek arasında çok keskin bir çizgi vardır.

Herşeyden once bu gerici önderlik halkın iradesi ile değil, onların iradesi dışında gelişmiş ve emperyalistlerin bir maşası ve kozu haline gelmiş bir önderlik.  1980 li dönemlerde yüzünde Kürt dostu maskesi olan emperyalistlerin uşagı bir iktidarin ve emperyalistlerin planları sonucu ellerine tepsi ile verilen bir önderliktir bu. Ne ilginçtir ki Kürt halkı üzerindeki baskı ve işkenceler bu 80 li dönemde daha da arttırılarak, Kürt gençliğine “ya işkencelerle yaşama, ana ve/veya babasının gözleri önünde işkence edilmesine seyirci kalma, yada bu gerici önderliğin saflarına katılarak “demokrasi!’ mücadelesi verme seçeneği bırakılmıştır. Bu bir tesadüf değil, tam tersine planlanan senaryoların hayata geçirilmesidir. 1970 li dönemlerde “devrimci kuruluşlardan “tasfiye” edilen, yani atılan, Avrupada karınlarını zor doyuran “kişilerin” birden yaşamlarının değişmesi ve “nefret kusucu”, “Türk” (devlet demiyorum) düşmanlığı körükleyen yazılarının internette ve gazetelerde, sonrada kitaplar halinde çıkması da tesadüf değil..
Yani İran dan farklı olarak, Türkiye de önderliği emperyalistlerin elinde olan, onlar tarafindan beslenen ve silahlanan, tabanın da “yandaş edilme”  provokasyon ve planları içerisinde olan bir kitle var. Bu gerçeği reddetmek duygusallıktan ve aynı şekilde bu uşak/faşist önderliği sırf “popüler” liğe “sığmaz” gibi duygusal bir tavırla “ilerici” görme , hatasına düşmektir.
“Askeri müdahele alternatifi senaryosunun”  bu  ikinci etkeninin “senaryonun kendi içinde” de değişik alternatifleri oluşmakta.
Birinci alternatif,  önderliği gene uzun süredir dışarılarda beslenen Fanatik Müslüman örgütün yada örgütlerin, Türkiye de dini hak ve hürriyetlerinin (planın bir parçası olarak) biçimsel olarak kısıtlanmasına tepki olarak fanatikleşme yönünde eğilim gösteren dindar kitlelerin önderliğini ele geçirmesi! (yani onlara emperyalistler tarafindan önderliğin tepsi içinde sunulması), provokasyonlarla ve önemli-kişilere, önderlere yönelik cinayetlerle bir çatışma ortamı yaratılması. Bunu takiben, ikinci kozlarını harekete geçirerek bir iç savaş ortamı yaratılınabilecek. Bu iç savaş döneminde her iki kozlarını silah vb ile besleyerek Türkiye deki gerçek yurtsever, demokratik güçler tamamıyle zayıflatılacak. İşte bu dönemde, adı Türk olan medya ve zaten bu planlardan haberdar olan “Neo-Demokrasi” yanlıları emperyalistlere “müdahele” etme yeşil ışığını yakacaklar..Yani “demokrasi” adına müdahele etme ortamı ve kılıfı hazırlanmış olacak.
Bu senaryolar ne kadar başarılı olur kendileri de bilmiyor. Özellikle yakin geçmişteki senaryolarda evdeki hesaplar tamamiyle çarşıya uymadı.
Çin’i  kontrol etmenin tek yolu olarak , onların gelişen ekonomisinin enerji ihtiyacını kontröle alma ve  Orta Doğu projesi ni hayata geçirme peşindeyken,  Latin Amerikadan büyük darbeler yeme yolundalar, Çin’in Afrika da, Afrikalıların “batının” alışılagelmiş “soygun” ve “Sömürü” politikasının dışında bir yaklaşımla etkinliğini ve ticaretini her geçen gün  arttırdığı bilinmekte. Yani bir anlamda dışarı pirince giderken evdeki bulguru kaybetme sorunları var. Bunu engellemenin tek yolu İran, İran a geçiş te Türkiye den..
Sessizce devam eden diğer bazı gelişmelere bakınca ve tarihe dönüp karşılaştırma yaptığımızda, ikinci senaryoları daha da fazla ürpertici görünüyor.
Tarihe baktigimizda 1850 yılına kadar Türkiye de yaşayan müslüman ve hristiyanlar genellikle barış içinde yaşamışlar. Neden 1850 yılı önemli? Türkiye ye ilk hristiyan misyonerlerin akın tarihi 1831 lere dayanıyor. 1850 ile 1914 yılları arasında oluşan Amerikalı misyonerlerin sayısı bütün dünyanın misyonerlerin toplam sayısından daha fazlaydı. (Forty Years in the Turkish Empire; or, the Memoirs of Rev. William Goodell)..
1850 den sonra Osmanlı Türkiyesinde hristiyan ve müslüman vatandaşlar arasında oluşan "yabancılaşma" ve devamındaki çatışmalarda bu misyoner akınının bir rol oynamış olamıyacağını iddia etmek saflıktan başka bir şey olamaz. Heleki, bugün artık belgelere çıkan CIA öncesi OSS in (Office of strategic Services) , yabancı istihbaratın bu misyonerleri kullandığı ve işe aldığı gerçeğini de düşünürsek bu rolün önemi ciddiye alınması gerekir.
""According to Gerard Colby and Charlotte Dennett, the association between the intelligence community and Christian missionaries predates the public emergence of the CIA.""....""" Interestingly, the link between the CIA and missionary groups was quite often """This is written of in great detail in Thy Will Be Done:
O zamanlar akın edilen şehirler ve bölgeler konuya biraz daha açıklık getirebilir ;(American Board of Commissioners for Foreign Missions) dan alınan bilgilere göre;
Istanbul, Izmir, Trabzon, Adana, Diyarbakır, Erzurum, Antep, Malatya, Harput, Kessab?,……(isteyen bu bölgeleri Ermeni olaylarındakı bölgelerle de karşılaştırabilir, şu anki konumuz o değil). Son bir kaç yılda Türkiye ye akın eden misyonerlerin de seçtikleri  bölgeleri karşılaştırdığımızda tarihsel benzerlik inanilmaz bir tesadüf!!!..
“Iyide doğru dürüst hristiyan yokki o böolgelerde, ne olacak yani” dedikten sonra bu misyonerlerin en azından bir bölümünün gizli örgütler tarafından kullanılabieceği gerçeğini vurgulamak gerek. Gizli örgütlerin dini pratikten çok, örgütleme, kadrolar yetiştirme ve provokasyonlar düzenleme pratiği yaptığını bilmeyecek kadar kitap okumayan olduysada, Hollywood filmi seyretmiştir.
Burda akla gelen, “Bir zamanlar Kafkaslardaki ve orta doğudaki doğal kaynakları ele geçirme, Türkiye yi paylaşma amacıyla, Kafkaslarda Çerkezlerin göçe zorlanmasına ve katliama uğramasına göz yuman, Türkiye ve Suriye de Ermeni ve Süryanileri kullanıp onların göçe zorlanmasında ve katliamında asıl sorumluluğu taşıyan emperyalistler, acaba o zamanki provokasyonun Kurtuluş Savaşı ile engellenmesi ile yarım kalan amaçlarını tamamlama provokasyonları ve yeni katliam planları içindemi” düşüncesi.
1991 de bir sürü vaadlerle kendi yanlarına çektikleri Irak Kürt lerini, ve Şii leri Irak  savaşında kullanan sonradan bırakıp onların katledilmesine göz yuman emperyalistler, amaçlarının gerçekleşmesi doğrultusunda dost-düşman çoluk-çocuk herkesin “harcanabilir” listesinde olduğunu ‘gören gözlere”, “düşünebilen beyinlere” ispat etmiştir. Emperyalistlerin önlerine attıkları kemikleri yalamanın sarhoşluğu içinde Türkiye de Türk Kürt düşmanlığı ve nefreti yaratma yolunda azda olsa yol katetmiş olanlar bu “gerçeğin” bilincindeler. Ancak “sarhoşluğun”verdiği bir anlayışla, sahiplerinin onları hep koruyacaklarına inanıyorlar.
Dönelim senaryolara; eğer “iç savaş” döneminde “Laiklik” senaryosu çalışmazsa, provokasyonlarla ve kendi ajanlarının gerçekleştirdikleri katiamlarla,  “Kürt Katliam”ı senaryosu sahneye konulacak ve “Ermeni katliamı” na engel olamıyan !! “medeni batı” nın “bu sefer sessiz kalamıyacağı” kılıfı ile “müdahele“gerçekleştirilecek..teorisi…
Içinde yaşadığımız; gerçeklerin komple teorisi olarak, kapalı kapılar arkasında yazılan senaryolarında “gerçek”, olarak sunulduğu bu dönemde böylesine ciddi ve hayati sonuçlar verebilecek “teori”leri bütünüyle kulak ardı etmenin “beklenilen” tavır olması, sadece “hazırlıksızlığı” yaratır, buda yenilgiyi getirir.
Türkiye den, forumlardan ve gruplardan okuduğum binlerce yazıdan anladığım kadarıyla, dedelerimizin ve ninelerimizin kanları ve canları ile Kurtuluş Savaşı nda kazandığı bağımsızlığın barışçıl yada askeri bir şekilde elden gitme tehlikesi olduğu ortak bir seziş ve/yada anlayış. Ancak bu anlayış sadece tabanda, birlik, beraberlik ve önderlikten yoksun, çaresizlik içinde.
Gelinen yerde Türkiye capında dindarından solcusuna, milliyetçisinden demokratına kadar tabanda bir birliğin gerçekleşmesi, hazırlanan provokasyonların başarıya ulaşmasını engellemek için hayati bir önem taşımakta.
Yurt çapında bir birlik ve beraberliğin gerçekleşmesinde önemli olan TAVANDA BİRLİK DEĞIL TABANDA BİR BİRLİĞİN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ İÇİN UĞRAŞMAK.  Tarih boyu gerek iç ve gerek dışda gördüğümüz ve tanık olduğumuz tecrübelere baktığımızda, TAVAN da her zaman kendi KİŞİSEL, GRUPSAL ve PARTİ çıkarlarını ÜLKE çıkarlarının üstünde tutan, yani UŞAK nitelikte insanların olacağının kaçınılmaz olduğunu görüyoruz. Bu yüzden birleşmeye yaklaşımımız PARTİcilik anlayışı dışında, partileri zorlayacak bir şekilde TABANDA , Türkiye Cumhuriyeti nin Vatandaşlari olarak AB-D nin ve onların kemik yalayan "Aydin!!" larının, provokatörlerinin,  provokasyonlarına, BÖL PARÇALA - YÖNET POLİTİKA VE TAKTIKLERINE karşı TABAN ı uyanık tutmak, bu provokasyonları engellemek ve "VATANSEVER" lik temelinde, Partiler! dışında halkımızın;öğrenci  gençliğin, köylünün, işçinin memurun herkesin birliğini sağlayabilmek.  
Tabanda olan Düşünce farklılığı doğal dır, ama UZLAŞMAZ farklılıklar değildir. Bu Farklılıkları UZLAŞMAZ hale getirmek isteyenler
1- Parti başındaki POLİTİKACILAR, (parti-Kişisel-grupsal çıkarlar için)
2- AB-D gibi dış güçler; (BÖL PARÇALA VE BİRBİRİNE DÜŞÜR taktiği ile düşmanı zayıflatma ve birbirine düşürme amacını güdenler) Yani ülkeleri "Lübnanlaştırma" peşinde koşan Neo-Demokratik koloniciler.    
Bugün uygulanmakta olan Neo-Demokratik-kolonici politikasinin mimari Samuel Huntington un yazısını iyi kavramak gerekir;   """"Bu yeni dünya döneminde çatışmaların temel kaynağı ideoloji yada ekonomik olmayacaktır. İnsanlar arasındaki büyük ayrılık  ve çatışmanın temel kaynağı kültürel olacaktır. Milli Devletler dünya ilişkilerinde en güçlü oyuncular olarak kalacaklar........"""" diyor Huntington
Huntington batının ABD nin tartışılmaz önderliğinde dünya hakimiyetini önerir. Huntington "Batı Kültürünün varığının devam edebilmesi" için bu sözde tehlikeye karşı askeri gücünü ve birliğini koruması gerektiğini önerir. Gene AB nin ve NATO nun Avrupanın bütün katolik ve protestan ülkelerini içine almasını, Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan gibi Ortadox ülkelerin Rusya kontrolu altına itilmesini öngörür.
Huntingtonun dünya görüşüne göre, George Kennannın teorisinde Komunizm olan ana "Tehlike" şimdi Çin ve İslam.O yüzden onların (Müslüman ülkelerin ve Çin in) gerek ekonomik ve gerekse askeri gelişmelerinin sınırlandırılması gerekir.
ABD nin dünya önderliği konusunda kesin görüşe sahip olan Huntington, ABD nin kesinlikle "diğer medeniyetlerin, (yani hristiyan ülkelerin)"  bölgelerine müdahele etmekten çekinmesini, bu "medeniyetlerin" her birinin "öz/bağımsız bir " milli devlet olmasını, herbirinin diğerinden daha güçlü olan devletler kurmasını" önerirken, müslüman olan ülkeleri "öz/bağımsız bir " milli devlet olmaya uygun nitelikli görmediğinden dışlamış, yani onlarin bu hristiyan-medeni devletlerin kontrolü altında olmasını öngörmüştür.
Temelde dünyayı yeni paylaşım dilimlerine bölmeyi öngören Huntington, bu dilimlerin, bu "öz/ bağımsız, milli. medeni, hristiyan" devletler tarafindan paylaşımasınıda yapmıs bile. Buna gore avrupanın da önderligi elinde olan ABD , Rusya ve Çin.
"Sovyetlerin dağılması Türkiye ye yeniden canlanmış , Yunanistan dan Çin'e kadar , yedi devletden oluşan olan  bir Türkik medeniyete önderlik yapma şansını tanımıştır"  diyen Huntington, ayni zamanda Türkiye yi "en bariz ve tipik  yıpranmış bir ülke" olarak yorumluyarak, ""öz bir milli devlet" liderlik yapma niteliği olamayan yani Lübnanlaştırılması gereken ülkeler içine sokmayı unutmamış..
Bu teorinin diger mimarlarindan birisi olan Lewis un temel görüşü, "şimdiki adı  batı olan Hristiyanlığın, yüzlerce senelik mücadelesinin artık son safhada olduğu, ve hristiyanlığın hakimiyetini gerçeklestirecegi görüşüdür. "Hiç bir şüphem yok ki 11 eylül olayı en son savaşın (Haçlı Seferinin) bir başlangıcıdır " diyen Lewis, Bush un Ahmet Çelebi sinin Neo-konlar tarafindan "yukardan aşagı Kemalist demokrasinin Irak ta getirilmesinde rol oynayacak 'günümüzün Atatürkü"  olarak tanımlanmasında temel alınan teorisyendir..
Ancak "birisi Emperyalizme karsı Kurtuluş Savaşı veren bir önder, diğeri ise emperyalizme çanak tutan kukla biri olduğunu" göremiyen "sözde-aydınlar" bunu bir iltifat olarak görebilir. Aslında bu Türkiye ye ve Türk Kurtuluş hareketine, Atatürk e yapılan hakaret den başka birşey değildir.
1960 larda İngiliz Dışişleri için hazırladığı " Modern Türkiye nin Doğuşu" araştırma yazısında, Kemalizmin ve Türkiye nin modernleşmesine karşı gelinip, Osmanlı İmparatorluğu nun yeniden canlandırılıp ,Israil le birlikte hem Rusya hemde Arap ülkelerine karşı Ingilizlerin kontrol etme gücüne sahip olmasını öneren Lewis ün birden Atatürkçü kesilmesi "düşünebilen" beyinleri biraz düşündürmesi gerek.
Huntingtonun teorisini daha da somutlaştıran ve hedefleri daha da açığa çıkaran Lewis "bugün islamik terrorizmin doğuşu tamamiyle  genelde hakim olan Islami görüş olan 'hristiyanlarin islamik yasalar altına alınmasıdır" gibi uydurmaca bir teoriyle bütün müslümanları aynı kategoriye koyarak, Huntingtonun "medeniyet ve kültürler arası " savaşında hedefin Islam olduğunu göstermiştir.
Lewis, Huntington gibi ortadoğuda, yada müslüman ülkelerde "Milli-devletler" döneminin sona ermesi, bölünüp parçalanması, bir kaos içine girmesi ve sonunda "Hristiyan, öz/bağımsız, milli , medeni devletlerin" boyunduruğu altına girmesini dilemekte ve amaçlamaktalar.
Lewis "Dışısleri yazısında"; 'Bütün bölgenin Lübnanlaştırılması, Israili kurtarır. Ortadoğudaki çoğu ülke...suni oluşmuş, ve bu Lübnanlaştırılmaya hazır.  Eğer merkez güç yeteri kadar zayıflatılırsa, ne politik kimliği bir arada tutabilecek sivil bir toplum, ne GERCEK ANLAMDA BİR MİLLİ NİTELIK , nede MİLLİ-DEVLET NITELİĞİ OLUŞTURABİLECEK bir güç kalacaktır.Devlet, o zaman, Lübnandaki gibi dağılır, ve kaos, birbiriyle savaşan dini ayırımlar,  kabileler, bölgeler ve partiler....."""  diye devam eder.
Su yukardaki kısacık alıntılardan bugün Türkiye için hazırlanmış ve işleme konulmuş planların neler olabileceğini anlamak mümkün. Medya propogandası için 320 milyon dolar harcayan, generallere ve politikacılara milyonlarca rüşvetler (20 kuruşa bile mal olmayan 100 dolarlık kağıt parcalari ile) veren Neo-Demokratik-kolonicilerin bu oyunlarına karşı EN BÜYÜK GÜÇ, PROVOKASYONLARA GELMEYEN, BÖLÜNMEYEN, BİRBİRİNE DÜŞMEYEN,  TAM TERSİNE SANKİ YARIN İŞGAL OLACAKMIŞ GİBİ "VATANSEVERLİK" TEMELİ ALTINDA TABANDA BİRLEŞİK BİR CEPHE KURAN TÜRKİYE CUMHURIYETİ VATANDAŞLARI OLACAKTIR, OLMAK ZORUNDADIR.

Türkiye de tabanda sağcınında, solcununda dindarının da ORTAK ÇIKARLARI BÖYLESİNE BİR BİRİĞİN KURULMASININ SAĞLANMASIYLA DİREK BAĞLANTILIDIR. Gündemde olması gereken BİRLİK ve BENZERLİKLER, ORTAK YÖNLER; YANİ VATAN IN ÇIKARLARI DIR.
Barışçıl Lübnanlaştırma ıle ilgili olarak AB YE KATILMAYI SAVUNAN BİR SOLCU , SOLCU OLAMAZ; EN BASİTİNDEN BU KATILIM (BİNLERCE TÜRK GENCİNİN VE BEYNİN AKINI İLE,  AVRUPA İŞÇİ SINIFININ MUCADELESİNE, SENDIKALAŞMAYA VURULACAK EN BÜYÜK DARBEDIR, YANİ GREV KIRICILIĞIDIR, YANİ INSANLARIN KÖLELEŞTİRİLMESİNE HIZMETTİR, Bunu gerçek  bir solcu için açıklamaya gerek yok , anlamıyorsa zaten solcu olamaz.
AB YE KATILMAYI SAVUNAN BIR MİLLİYETÇİ OLAMAZ; ÇÜNKÜ ARTIK NE POLİTİK, NE ASKERİ, NE YASAL, NE EĞİTİM VS , VE DOĞAL OLARAK DA COĞRAFİ BIR BAĞIMSIZLIKTAN BAHSEDEMİYECEĞİN, "MİLLİ HİÇ BİR NİTELİĞİ OLMAYAN"  BİR ÜLKEDE "MİLLIYETÇİLİK" OLAMAZ..
AB YE KATILMAYI SAVUNAN BIR "DİNDAR"  OLAMAZ; ÇÜNKÜ BATIDA CAMİLERDEN EZAN OKUNMASINA MÜSADE EDİLMEZKEN, (VE BIR MÜDDET SONRA TR DE), ÜLKENDE ÇANLARIN ÇALMASI "MEDENİYET" OLACAKTIR. ÇÜNKÜ, BATIDA HERKESİN BOYNUNDA HAÇ, HER OTEL ODASININ ÇEKMECESINDE BİR İNCİL NASIL DOĞALSA, TR DE DE OLACAKTIR. NASIL BATIDA CAMİLER VIDEO VE POLİS KONTROLÜNDE İSE, Türkiye de DE OYLE OLACAKTIR...
Barişla halledilmezse TR nin "Lübnanlaştırılması", savaş ve işgal ile gerçekleştirilme alternatifi olasılığına inanmayan varsa kendisini aldatıyor. İşgalciler ne senin sağını, ne solunu, ne de dinini bilir..sadece birbirine düşürmek icin kullanacaktir bu ayrılıkları. Afganistanda ,Irak ta gördükki Düşen bombalar, atılan kurşunlar hiç görmüyor kişiler arasindaki görüş farklılığını.
YANİ KISACA ÇIKARLAR İSTERSEN SAG, İSTER SOL İSTER "DİNDAR" OL...AYNI...ama TABANDA aynı. Üst kesimden her partiden Aleviler, Karzailer çikacaktir.TABANDAN çikabilecek uşakların etkinliği, TAVANDAN zaten var olan ve olabilecek uşakların "etkinliği" kadar tarihte hiçbir yerde olmamıştır ve olamaz.
TABANDA BİRLİK EN GÜÇLÜ BİRLİKTİR, VE ZORUNLU BİR BİRLİK, SAĞLANMASI GEREKEN BİR BİRLİKTİR...ÖNEMLİ OLAN BUNU GEÇ KALMADAN GERÇEKLEŞTİRMEK...
PRATİĞİN BİRİNCİSİ, TEMEL KALKIŞ NOKTASI..
* Türkiye nin içinde bulunduğu tehlikeleri kitlelere anlatmak ve kavratmak,
* Neo-Demokratik kolonicilerin 10 cente bastığı 100 dolarlıklarla bir sürü medyayı, Politikacıyı ve askeri satın aldığını veya alabileceğini örneklerle göstermek
* Bu satın almalarla BİRLİĞİN ENGELLENMESİNİN ve KARDEŞİN KARDEŞE DÜŞÜRÜLMESİNİN asıl amaç olduğunu göstermek. (Irak ve Afganistan buna güzel örnek, Güney Amerika ve Afrika ya gitmeye gerek yok)
* Gene bu amaçlar doğrultusunda ASIL GÜNDEMDE OLAN BU TEHLİKEYİ , Ermeni meselesi vs gibi suni/yaratılan meselerle GÜNDEM DIŞI BIRAKMAK ve DİKKATLERI BAŞKA TARAFA ÇEKMEK, BÖYLECE Kitlelerin Birleşme olasılığını geciktirmek..olduğunu kitlelere GÖSTERMEK..
* Kitlelerin gözünden HOLLYWOOD gözlüğünü çıkartmasını sağlamak
* Barışçıl (AB yada) savaşla kaybedilecek coğrafi özgürlüğün SONUÇLARININ NELER OLABİLECEĞİNİ Kitlelerin kafasına dank ettirmek
BUNLARI SAĞLAMAK PRATİĞİN KENDİSİ,PRATİĞİN TEMELİ VE SAĞLANMASI GEREKEN BİRLİĞİN ORTAK/TEMEL ÇIKIŞ NOKTASI.
* Eğer köylü öğrenirse ki yakında bir gün kendilerinin olan topraklarında köle gibi çalışmak zorunda kalacaklarına, bir zamanlar kendi ürettikleri, çokluğundan çöpe attikları meyve ve sebzeleri satın almaya güçleri yetmiyeceğine. (Hondurasdan tut Hindistana kadar Genetik tarımın sonuçları çok güzel örnekler)
* Eğer savcısının hakiminin kafasına dank ederse yakında birgün onların kararlarının yabancılar tarafindan onaylanması gerekeceğini (ki şimdiden olmaya basladı zaten)
* Eğer asker anlarsa yakında bir gün yabancıların emrinde kendi kardeşlerini ve komşularını öldürmeye gönderileceğini
* Eger "Solcu" anlarsa yakında birgun Sendika ve örgütlenme diye birşeyin ortada kalmıyacağını, "halkların köleleştirlmesini engellemeyi amaçlayan Enternasyoneli yerine Tekelci şirketlerin halkları köleleştirme enternasyonelinin (Globalleşme)  kurulacağını (daha doğrusu başarıyla sonuçlanacağını)
* Eger anlarsa Milliyetçi yakında birgün "Milliyetçi" olabilecek coğrafi bir ülkenin ortadan kalkacağını, herkesin, hipokratlıktan ve biçimsellikten başka birşey olmayan 6 ncı sınıf "Batılı" olacağını
* Eğer anlarsa Dini inançlarını günlük hayatta uygulayan dindar insanlar artık dini inançlarını bile özgürce uygulayamayacaklarını
Ve anlarlarsa Lider olarak gördükleri "parti" insanlarının çoğunun bu yolda hizmet ettiklerini...
ANCAK O ZAMAN BAŞKA ÇARELERİ KALMAYACAK, ÖRGÜTLENME KENDİLİĞİNDEN, YUKARDAN AŞAGI DEĞİL AŞAĞIDAN YUKARI OLUŞACAKTIR. KİTLELER KENDİ LİDERLERİNİ KENDİLERİ YARATACAKTIR.
Kitlelere ortak noktalarını, birliğin ve beraberliğin sağlanmasının önemini ve Acilliğini göstermek ve kavratmak birliğin sağlanmasını oluşturmadaki temeli atmaktır.
Bununla aynı doğrultuda gidecek ve buna bağımlı olan diğer bir pratikse ; kitleleri "takımcılık", "Particilik" , özellikle AB-D taraftarı partiler den "gerçekleri" göstererek, soyutlamaya uğrasmak olması gerek.
Özetle, insanlara "neden" birleşmeleri gerektiğini anlatmak "pratiğin/icraatin" kendisi, onlara bunu kavratmak "örgütlenme", "organize" olma işlevinin kendisi dir.
Pratiğin temeli kitleleri uyandırmak ve birlik olmazsa, olası geleceği onlara göstermek. Gündemde olan acil Pratik bu..
Birliğin sağlanması yolunda uygulanacak Temel" pratik, ORTAK çıkarların vurgulanması ve kavranmasıdır.
Türkiye de birliğin gerçekleştirilmesi, gerek hazırlanan provokasyonları önlemede, gerekse olası bir savaş ve işgale, bunun kılıfının hazırlanmasına karşı mücadelede hayati bir önem taşımaktadır.
Erdoğan
Nisan 15, 2005


NOT
Mayis 19, 2006

Türkiye de geçtigimiz hafta Savcının öldürülmesi olayını, “Türkiye içindeki “gerici” çevreler” kapsamı içerisinde görmek, düşünmek ve yorumlamak, yapılan provokasyonun başarili olmasina yardimci olmaktir. Heleki provokasyonlari, (bazilari açikca provokasyonun devamı olan gelen E-postalarda gördüğüm) İran la, “başörtü” ile ilişkili olarak göstermek, bunu tam da senaryosu yazılmış provokasyonun “ sonuçta yaratmak istediği”,  “laikliğe” karşı bir saldırı olarak görmek, provokasyona gelmekle eşdeğerdir. Çünkü yapılan saldırı “laikliğe” değil, “laikliğe karşı” kisvesi altında, ülkenin bagımsızlığına karşı planlanmış, hazırlanmış provokatör saldırılardan sadece birisidir, ve arkası gelecektir. Başlıktada belirttiğim gibi, Türkiye de laikliğin elden gitme tehlikesi değil, böyle suni bir tehlike ortamı yaratılarak, vatanın elde gitme tehlikesi gündemdedir.

Bir iktidar, hükümet, yada devlet (her kişinin yorumuna göre) Yıllardır “demokratik” geleneklere sahip olan bir ülkenin vatandaşlarından bu demokratik hakları geri alamaz. Bu demokratik haklar sadece ve sadece kitlelerin kendi rızalarıyla vazgeçmesiyle geri alınabilir. Kitlelerin kendi rızalarıyla demokratik hak ve hürriyetlerinden vazgeçmesi için de bu vazgeçmeyi gerektiren “daha önemli nedenler” olması gerekir. Bunun bilincinde olan hakim gruplar/sınıflar ancak bu “nedenleri” yaratacak “ortamı” oluşturarak kitlelerin elinden demokratik hak ve hürriyetlerini geriye alabilirler. En son ABD deki gelişmeler bunun en güzel örneğidir. Yaratılan “terörizm tehlikesi” ve ortamı sonucu kitleler gönüllü olarak bir sürü demokratik hak ve hürriyetlerinden vazgeçmişlerdir.

Kitlelerden tepki görecek “planların ve bu planların hayata geçirilmesi için”, kitlelerin kabulleneceği, manipule edilebileceği bir “ortamın” yaratılması gerekir. Bu “ortamlar” tarih boyunca hep provokasyonlarla yaratılmıştır. Türkiye de de hayata geçirilmeye başlanan ve kitlelerden gelen tepkiye göre biçimlendirilecek provokasyonların amacı, Orta Doğu ve Türkiye icin hazırlanmış olan planların basarısı için gerekli  olan “ortam” ın yaratılması faaliyetinden başka birşey değildir. Yaratılacak “ortam” , kitlelerin nekadar bu provokasyonlara gelip gelmediğine bağımlı olarak ve “hazırlanan senaryo alternatiflerine” göre değişim gösterecektir.

Sonuçta gene kitlelere düşen, bu provokasyonları engelleyebilecek tek alternatif olan BİRLİĞİN ve BERABERLİĞİN SAĞLANMASIDIR..

 

 
< Önceki

Yorumlar
''YAZARIN KÜRTÇÜ HAREKET KONUSUNDAKİ GÖRÜŞLERİ BİRLİĞİ SAĞLAYICI BİR İÇERİK TAŞIMIYOR.AKSİNE TAM BELİRTİLMESE BİLE MEŞRUİYET KAZANDIRMA ARZUSU HİSSEDİLİYOR''


Genellikle belirli bir konu izerıne kısa yazılarda buna bağlı olan her konu izerine daha derinlere inmek imkansız.


Yazıyı bir kaç defa daha okumama rağmen yukardaki eleştirinize 'Kürtçü hareket' ve 'meşruiyet kazandırma' konusuna neden olan eleştirinizi anlıyamadım. Eğer yazı içinden somut örnek vererek nerden bu sonuca ulaştığınızı söylerseniz buna açıklık getirmeye çalışırım.


HALKIMIZIN ANLAYACAĞI DİL VE MÜŞTEREK SİYASİ KAVRAMLAR KULLANMAK GEREKİR


Bu konuda sizinle tamamiyle aynı fikirdeyim. Mümkün olduğu kadar bunu gerçekleştirmeye çalıştım.


Ancak 'Ülkelerin Lübnanlaştırılması' 'ElSalvador seçeneği' gibi tek kelimede bir çok şey anlatan terimlere, en azından halkın 'yabancı' olmaması gerektiğine inanıyorum. Çünki bugün oynanan oyunlarda bu oyunu hazırlayanların kendi dillerinde ulaşılması arzulanan sonuç 'Ülkelerin Lübnanlaştırılması' bu sonuca ulaşmak için seçilen yöntem 'Elsalvador seçeneği'. Bu terimleri kullanırken açıklamalarını da beraberinde getirmeye çalıştım. Amacın Türkiyenın bölünüp parçalanması, halkın birbirine düşürülmesi, bu yoldaki pratik seçimlerininde, Provokasyonlar, önemli liderlerin öldürülmesi, vs olarak belirttim. CNN de 'Bush İran içinde Elsalvador seçeneğini öngörüyor' dediğinde en azından bunun gerçekte ne olduğu konusunda halkın bir bilgisi olabilir diye düşünüyorum.


Eğer bu konudada yazıdan örnekler vererek bana emaıl gonderirseniz bana yardımcı olmuş olursunuz.


Sağlıcakla
Gönderen Ahmet Erdogan on Saturday, 27 May 2006 at 4:10

EMPERYALİSTLERİN AMAÇLARI VE YÖNTEMLERİ HAKKINDA BİLMEYENLER İÇİN GÜZEL BİR YAZI.
AMAÇLARINI ENGELLEMEK İÇİN ÖNERİLEN BİRLİK VE BERABERLİK ÇAĞRISINA KATILMAKLA BİRLİKTE YAZARIN KÜRTÇÜ HAREKET KONUSUNDAKİ GÖRÜŞLERİ BİRLİĞİ SAĞLAYICI BİR İÇERİK TAŞIMIYOR.AKSİNE TAM BELİRTİLMESE BİLE MEŞRUİYET KAZANDIRMA ARZUSU HİSSEDİLİYOR.EGER BÖYLE DEĞİLSE AÇIKLANMASI GEREKİR.
AYRICA BİRLİĞİN SAĞLANMASI VE TABANDAN HALKIMIZIN KATILIMI İÇİN HALKIMIZIN ANLAYACAĞI DİL VE MÜŞTEREK SİYASİ KAVRAMLAR KULLANMAK GEREKİR.BUNUN İÇİNDE AYDINLATMA ,UYARMA VE KATILIMA ÇAĞIRMA GÖREVİNİ YAPACAKLARIN-YAZARIMIZ GİBİ- ÖNCELİKLE SİYASİ KAVRAMLAR BİRLİK VE BERABERLİĞİNİ SAĞLAMASI GEREKİR.ÖNCELİKLE BURADAN BAŞLANMALI VE ÇAĞRI V.S GİBİ DİĞER SAFHALARA SONRA GEÇİLMELİDİR.
Ayhan Beyaztay
Gönderen AYHAN BEYAZTAY on Friday, 26 May 2006 at 1:49


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 2 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Provakasyonlar ve Birliğin Acilliği ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right