|
Pek çok kişi ve müzik otoritesi, Sibel Tüzün'ün seslendirdiği "Süperstar" şarkısı ile Erevizyon yarışmasına katılmayı haklı olarak eleştirmişti. Bu eleştirilere katılmamak olanaksızdı. Köklü bir ulusal kültür geleneği içinde, köklü müzük geleneği olması doğaldı. Sibel Tüzün'ün bu şarkısı, ulusal müzik kültürümüzle ne denli çelişme içinde hazırlandığını göstermesi açısından, "Süperstar" gerçekten iliginç bir parçaydı. Fakat, yarşmada belirleyici olanın, Türkiye'nin yarışmaya iyi bir parçayla katılıp katılmaması değildi. Asıl önemli olan noktanın, Avrupa'nın her alanda olduğu gibi, müzik kültürü alanında da geldiği noktanın anlaşılmasıdır. Avrupa'nın genel değerlendirilmesinde görülen düşünsel yanılgı, Erevizyon Şarkı yarışmasında da etkili olmuştur. Erevizyon Şarkı yarışmasına ilişkin ortaya çıkan yanılgılardan birincisi; daha önceki yarışmada Sevtap Erener'in birinci olmasıydı. Bilindiği gibi Sevtap Erener, Avrupa biçimsel değerleri içinde İngilizce söylediği parçayla birinci oldu. O parça biçimsel, öz ve dil açısından Avrupa'lı karekterdeydi. O nedenle birinci oldu. İkinci yanılgımız, Avrupa'yı değerlendirmeye ilişkin olan yanılgıdır. Büyük devrimler yaratmış, burjuva demokratik devrimlerini içselleitirmiş Avrupa'nın değiştiği gerçeğinin yeterince anlaşılmamış olmasıdır. Avrupa, burjuva Demokratik devrimlerle, büyük kültürel devrimlerin de öncüsü oldu. Büyük burjuva devrimleri, her alanda olduğu gibi, müzik alanında da büyük sıçramalar gerçekleştirmişti. Avrupada devrimlerle gelen büyük değişimler, büyük yenilikler dönemi geride kaldı. Burjuva devrimlerinin öncüsü Avrupa, artık tutuculuğun ve gericiliğin merkezlerinden biri haline gelmiştir. Kanıt mı, Avrupa pek çok sömürge savaşları ve iki haksız Dünya savaşının hazılayıcıları ve taraflarıdır. Bugün de bu misyonunu sürdürmektedir. Haksız savaş ve silahlanma tek başına tutuculuğun ve gericiliğin göstergeleridir. Avrupa artık değişmiştir. Avrupa gelişmenin öncüsü uluslar topluluğu değildir. Devrimler içinde büyük kültürel gelişmeler yaratmış Avrupa değişmiştir. Avrupa, genel gerilemeye koşut olarak , büyük kültürel gerilemeyi de yaşamakta. Bu düşünceye en son kanıt, Finlandiya'lı gurubun seslendirdiği parçanın 292 puanla birinci seçilmiş olmasıdır. Finlandiyalı gurubun seslendirdiği parçaya, Finlandiya içinden yapılan, küçük bir gurubun itirazı çok önemlidir. Yapılan itirazda, "satanist ve çocuklar açısından zararlı" olacağı gerekçesiyle yarışmadan çekilmeyi istemiş olmaları son derece anlamlıdır. Ama Avrupalı bu parçayı inadına birinci yaptı. Gençlerimiz ve Avrupa gençliği, bu şeytan suratlı gurubun saçma müziği ve simgeleriyle "eğlenecekler"! Yarışma sonunda Finlandiya'nın birinci seçilmesi, Avrupa'nın nasıl bir ruhsal ve kültürel şekillenme içinde olduğunu sembolize eder. Kapitalist Emperyalist Avrupa'nın müzik vizonu, Fin'li gurubun müzik tasarımı içinde biçimlenmektedir. Avrupa Erevizyon yarışmasında ortaya çıkan vizyon, çöken bir uygarlığın kültürel çürüme sürecininin boyutunu gösterir. Bu yarışma sonrasında, Finlandiya'nın birinci olmasının bazı gerekçelerle açıklanmaya çalışılması, yarışmanın bir başka ilginç yönüdür. Gerekçelerde, Avrupa gençliğinin yarışmanın sonucunda etkili olduğunun ileri sürülmesi, Avrupa gençliğinin ruhsal doyum ölçülerinin itirafıdır. Avrupa'nın geleceği olan gençliğin, bu denli yoz ve metafizik müzik kültürüyle donanmış olması, Avrupa'nın geleceğinin daha da olumsuz olduğuna kanıttı. Erevizyon şarkı yarışması, sonuç olarak bir yarışmadır. Bu yarışmada, dört Avrupa "büyük" devleti, Almanya, Fransa, İngiltere ve İspanya hiç oy almasalarda, yarışmaya katılmaları... Bu çelişme, Avrupa'nın yarışma mantığını göstermesi açısından bir başka ilginçliktir. Yarışmanın diğer bir yanı da; Avrupa'nın, müzik kalitesinden çok, Avrupa'lılık kültürel ölçülerinin öne çıkmış olmasıdır. Dar çıkar ilişkileri, politik hesaplar ve yakın komşuluk ilişkileri, müzik kalitesinin önüne geçmiştir. Avrupalı, Avrupa dışı olumlu gelişmeleri göremiyecek denli ben merkezcidir. Son Erevizyon bunu kanıtlamıştır. Bu yarışma, kendimizi tanımlama ve yorumlama açısından yeni bir ulusal kültür politikası oluşturmayı önümüze koymuştur. Avrupa hayranlığı ve Avrupa özentisi, her alanda olduğu gibi, kültürel alanda da yozlaşma ve kültürel yabancılaşma etkisi yaratıyor. Bu yarışmanın ortaya çıkardığı en önemli kültür yozlaşması ve yaşanan çelişme; iki yüzlü kültür politkalarıyla başarı kazanmanın olananaksızlığıdır. Türkiye içinde kadınlarımız, çarşaf ve türban içine alınacak. Dışarıya karşıda Türk kadını, Sibel Tüzün şahsında danscı, pavyoncu kadın imajı altında sunulacak. Kadına ve kültüre karşı yaklaşımda görülen bu ikiyüzlü yoz tavır, ulusal kültür politikalarına dönmenin gereğini bir kez daha önemli bir görev olarak önümüze çıkarmış olması, kültürel değişimi gerçelştirmemiz açısından bir kazanımdır. |