Ülkemizde ipler yine gerilmeye başlandı. Yine diyoruz, çünkü biz bu gerilimleri o kadar çok yaşadık ki, artık gına geldi.
Ülkemizin bağımsızlığını yitirdiği, “ ipin ucunu” başta ABD olmak üzere emperyalist güçlere teslim ettiğinden beri; emperyalizm “ipin ucunu” kaçırmamak için gereğinde ipleri germekten kaçınmıyor.
Atalarımız, “su geçerken at değiştirilmez” demişler ama, nedense “dostumuz müttefikimiz”; özellikle su geçerken, su bulandığında, yada at ürktüğünde, at değiştirmede çok usta. Özellikle işte tam da bu dönemlerde, ipler iyice gerdiriliyor.
70 yıldır ülkemizde; değişik yer ve zamanlarda, farklı aktörlerle oynana oyunun provalarına başlanıldı.
Ne yazık ki, demokrasisi “amerikan tipi sandıksal demokrasi” çizgisini aşamayan ülkemizde, sandıktan çıkmak için bile “amerikanın” icazeti , desteği gerekli.
Menderes’ten, Demirel’e, Demirel’den Tayyip Erdoğan’a kadar hep bu gereklilik yerine getirildi. Ne varki bu “icazet”, kimsenin kara kaşı , kara gözü için verilmedi. Verilmiyor. Bir “bedeli” var ve bu bedel ödenmediğinde, külahlar ve atlar değişiveriyor.
Bu değişim sırasında, zaman zaman değişimi kabule yanaşmayan atla, yerine geçmesi düşünülen atların kapıştığı da oluyor. Ama ne yazık ki “üst” te yapılan bu kapışmada, “alt” ta kalanların canı çıkıyor.Her zaman olduğu gibi, “atları” koşturanlar kazanırken, “bahisciler” ve “seyirciler” kaybediyor.
Türkiye Cumhuriyetinin kısa tarihinde tüm bunlar hep gözlerimizin önünde gerçekleşti. Aynı süreç defalarca tekrarlandı. Olaylar yeterince değerlendirilip, gerekli dersler çıkarılmadı.
27 Mayıs 1960’ta, 22 Şubat 1962’de, 2l Mayıs 1963’te, 1971‘de 9 Mart’ın 12 Marta dönüştürülmesinde oynanan oyunlar, aşağı yukarı aynıydı. Dahası 60-82 yıllarını kapsayan süreç içerisinde, tiyatro sahnesinde ramp ışıklarına çıkartılan aktörlerin, bir kısmı kimlikleri bile değiştirilmeden yeniden yeniden kullanıldı. Bugün de kullanılmaya devam ediyor.
Geçmişte yaşanan oyunları, Ömer Gürcan’la birlikte hazırladığımız “HESAPLAŞMA – 68 GENÇLİĞİ VE KATLEDİLİŞİ” isimli kitapta ortaya serdik.
Bugün yaşananlar da insana “biz bu filmi daha önce görmemiş miydik?” dedirtecek kadar, dün defalarca seyrettiğimiz filmlere, benziyor.
Ülkenin dört bir yaninda, insanlar linç ediliyor: Satırlarla devrimci gençlere saldırılıyor. Susurlukta ortaya çıkan, Şemdinli’de kuyruğu yakalanan yılanın ramp ışıklarına çıkarılması engelleniyor. Saldırı ve cinayetler sürüyor. Ama herkes gerçek failleri ve amacını bilmesine rağmen, üstüne gitmiyor, gidemiyor.Yakalan kuyrukların yalnızca cinayet şebekesinin Türkiye uzantısı olduğunu bu ülkenin yönetiminde şu veya bu şekilde yer almış herkes biliyor. Kapalı kapılar ardında, CIA’nın Türkiye’deki ajanlarından, bunların yönlerdirdiği örgütlerden söz etmeyen yok.
CIA’nın, 1952’den itibaren NATO’YA bağlı tüm Avrupa ülkelerinde farklı isimlerle kurduğu, zaman zaman farklı kişileri, örgütleri; farklı amaçlarla kullandığı bir gerçek. Bu gerçeği ; Demirel’inden, Ecevit’e; İhsan Sabri Çağlayangil’den Hasan Fehmi Güneş’e, Kenan Evren’e; kadar bir zamanlar ülke yönetiminde söz sahibi olanlar ve Tayyip Erdoğan dahil herkes biliyor.
Şemdinli olayları sırasında, HAYDİ TÜRKİYE’Yİ SEVENLER GÖREV BAŞINA yazımızda da bunlardan bahsetmiş ve yazımızı şöyle bitirmiştik:
“Türkiye işte böyle bir “ HUKUK DEVLETİ” . ŞİDDETE karşı çıkan hukukçuları , gençleri, insanları öldürülen, katilleri ise aklanarak baş tacı edilen bir “HUKUK DEVLETİ”
“Fikrini”,ABD’den alan, ABD tarafından “finanse” edilen, içine “pentagonun”, “CIA” nın “sızdığı” , “her ildeki silah depoları” ndaki silahları kullanan ,” çoğu MHP’li çok memleket sever” mensuplarının “memleket” adına cinayetler işlediği, ülkenin gençlerini, aydınlarını insanlarını kahpece katlettikleri bu “malum” yarı gizli örgütün, bugün herkesçe bilinmesine rağmen “görevini” ifa etmeyi sürdürdüğü bir “HUKUK DEVLETİ:
Bu “Hukuk Devleti” nde, dün “Susurlukta” ünlü trafik kazasıyla ortaya çıkan “yılanın kuyruğu” bugün Şemdinli halkı tarafından yakalanarak “adalete” teslim edildi. Şemdinli halkının bilinçli davranması sonucu takkesi düştü, keli göründü. Bir müddettir Hakkari, Van ve çevresinde provokasyon yaratanların, sağa sola bomba atanların kimler olduğu açığa çıktı.
Bugün Türkiye’yi, Türkiye halkını seven kendi geleceğini, torunlarının geleceğini, düşünen herkese düşen görevler var.
“Bana değmeyen Yılan Bin Yaşasın” diyerek, susup oturmamak. “yılanın başının ezilmesi” için ayağa kalkmak .Her türlü “şiddete” karşı çıkarak ve “her türlü” provakosyonu elinin tersiyle iterek , “bu gerçekleri“ perdelemek isteyenlerin oyunlarını açığa çıkarmak. Barışçıl ve demokratik gösterilerle; Türkiye’nin her yerinde, Edirneden Kars’a kadar devletin içindeki bu habis uru, halk düşmanı kanunsuz suç aygıtını büyük bir kampanya ile teşhir etmek.
Bu “yılan” yaşamamalıdır. Yaşadıkça yarın da seni sokacaktır.
Türkiye’de yaşayan tüm devrimcileri demokratları ,yurtseverleri ,barışsever insanlarınmızı Şemdinli halkının yanında, saldırılara ve provakosyanlara karşı elele, kardeşce bir duruş sergilemeye çağırıyorum.”
Ne yazık ki, “yine yılanın üzerine gidilmemiş, yılanın başı ezilmemiştir. Yaşayan yılan, ortamı germek, “oynanacak oyunlara” zemin hazırlamak için piyonlarını saldırtmaya, cinayet işletmeye devam etmektedir.
Cumhuriyet Gazetesine atılan bombalardan istediği sonucu alamayanlar, “laik - anti-laik” çatışmasını “derinleştirebilmek” amacıyla; iğrenç bir katliamı gerçekleştirerek “türbanla ilgili olumsuz karar veren” Danıştay 2. Dairesi üyelerini hedef almış, bu karara imza atanları kurşunlatmışlardır. Bu saldırıda, Daire üyelerinden Mustafa Yücel Özbilgin öldürülmüş , başkan ve diğer üyeler yaralanmışdır.
Bu sefer istenilen sonuç alınmış,istenilen gerginlik yaratılmıştır.
Bu iğrenç planlı saldırı ve katliam karşısında haklı olarak öfkelenen ve isyan eden kitleler, tepkilerini , yapılan cenaze törenlerine katılarak göstermişlerdir.
Ülke Başbakanın cenaze törenine katılmaya korktuğu, Kocatepe Camii’nde “Katil Başbakan!”, “Hükümet istifa, Tayyip Yüce Divan’a” sloganları atılmıştır.Törene katılan hükümet üyeleri ise “Katiller dışarı!” diye yuhalanmış, itilip kakılmış, pet şişe saldırısına uğramışlardır.
Öfkeli kalabalık CHP Genel Başkanı Deniz Baykal dahil, muhalefet liderlerini de yuhalamış, yalnızca Cumhurbaşkanı Sezer’i ve askerleri alkışlamışdır.
“Yılan” bir kez daha kitleleri şaşırtmayı başarmıştır. “Bir türlü kendi örgütlü gücüne güvenip, Türkiye’nin dışarıdan yöneltilmesine son vererek sistemi kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmeye yönelemeyenler”in aslında sisteme yönelmesi gereken tepkisini, kendi doğrultusunda biçimlendirmiştir.
Ne yazık ki, bu biçimlendirme, kendisine “sol”um, diyen “devrimciyim” diyen bazı kesimlerin görüşlerine de yansımıştır.
Evet, ”TEHLİKENİN FARKINDAYIZ”. Ama BU TEHLİKE, bilerek, bilmeyerek emperyalizmin oyunlarının farkında olmadan, bu oyunlara alet olmak TEHLİKESİ dir. Yine bu TEHLİKE , Türkiye’de rejimin daha da sertleşmesine, ülkenin emperyalizmin güdümünde yeni maceralara atıulmasına zemin oluşturacak, bir ortama sürüklenmesine yardımcı olmak, göz yummak ve en azından kayıtsız kalmak tehlikesidir.
Dün bu tehlikleri açıkca anlatarak halkı aydınlatmak ve halka güvenerek örgütlü gücünün oluşmasına sağlamak yerine, belimizdeki silahlara güvenmenin bedelini çok acı bir şekilde ödedik. Bugün, başkalarının belindeki silahlara güverenerek , aynı oyunların aktörleri ve/veya seyircileri olmaya kimsenin niyetlenmemesi gerekmektedir.
Dün yapamadığımızı bugün yapmak zorundayız. Halka gerçekleri, ne pahasına olursa olsun olduğu gibi anlatmak, özeleştirilerimizi yapmak, halkın bize ve kendisine güven duymasını sağlamak ve ancak örgütlü olursa yenilmez bir güç olacak örgütlü halk gücünün oluşmasına katkı vermek.
Şahinlerin seslerini giderek yükseltiği ve daha da yükselteceği bugünkü ortamda; “savaşsız ve sömürüsüz bir dünya” isteyen “barış güvercinleri” susmamalıdır.
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır