left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Ali Kemal Özcan (Dr.) arrow Öcalan Yasağı
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Öcalan Yasağı Yazdır E-posta
Yazar Dr. Ali Kemal Özcan   
Wednesday, 12 October 2005

1996 yazında kendisiyle yaptığım iki diyalogdan henüz yayınlanmayanında, örgütünüzde “Apoculuk resmen serbest fiilen yasak” dememi Öcalan, “resmi fiili ayrımı yapanlar kaybeder” diyerek cevaplamamıştı.

Üç yıl sonra, İmralı Savunmaları arasında çıkan ilk bilmesel eseri olan iki ciltlik (Sümer Rahip Devletinden… 1999) kitabında “ben bu lağım farelerinin elinde ne yapayım” dediği Şemdin Sakık pratiğine yenildiğini (“kaybettiği”ni), bu yenilginin “içini asit gibi yaktığı”nı söyleyecekti. Ve 2 bin sayfaya yakın İmralı Savunmaları’nın yarısına yakını bunun özeleştirisidir.

Aslında bu gerçekliğinin “uç”larını Roma’da (1998), “bu parti benim kurduğum parti değildir, bu partiden istifa ederim [böyle giderse]” diyerek vermişti. Altı yıllık İmralı pratiği ve teorisinden sonra da örgütüne, “devletin bana yapmadığı/yapamadığı tecridi/ambargoyu siz uyguladınız” diyecekti.

Şimdi bütün karşılıklı direnmelere rağmen bu asıl tecrit Öcalan’ın İmralı’daki Amerikan tecridini belirlemektedir. Çünkü Amerika tecridini, Öcalan’ın Türkiye’nin birliği-bütünlüğü içindeki çözüm projelendirmesinin “asıl amacı öteleme taktiği” kanısı üzerinden Türkiye genelkurmayına uygulatmaktadır. Genelkurmay da bu kanıya, Öcalan’ın bu bilimsel-tarihsel çözüm projelendirmesinin örgüt bütününün dilinde ― aslolarak da örgütün kitle iletişim araçlarında ― yansımamasından ulaşmaktadır. Öcalan’a gönderdiğim mektupta devlete teslim ettiğim “tek hak” da buradandı. Çünkü örgüt diyalektik bir bütündü..

Öcalan’ın “mayın eşeği” dediği kardeşi Osman ile Amerika’nın kaçırttığı birkaç eski PKK yöneticisinin “deneme”si İmralı’ya bağlı çekirdek tarafından etkisizleştirilmesine rağmen, Öcalan ve felsefesinin ve politikasının örgüt varlığınca ablukası devam ediyor. Son 4-5 ayda giderek katıksızlaştırılan TECRİT de bu fiili gerçeğin “evladı” olarak tehlikeli bir biçimde büyümeye devam etmektedir.

Bunun kanıtlarını hergün yayına başlayan günlük gazete ve Tv.lerden sunmak mümkün. Bu yazıda, sahsımın da katıldığı Roj Tv’nın “Rojanaliz” (9 Ekim 2005) programında bu gerçekliğin kendini bayağı bir barizlikle dışavuran üç öğesini aktarayım. Çok bariz ve tehlikelidir; ve kanıtlanmaya en yakın olanlarındandır.


1 - Programı tüm enerjisi ile sunmaya çalışan sunucu arkadaş, her sözü M. Kemal’e götürdüğümde yüzünden taşan bir endişe/panik içinde sözümü kesti. Hâlbuki ben Öcalan’ın 3 bin sayfayı bulan İmralı Savunmaları ve Görüşme Notlarında sık-sık tekrarladığı Mustafa Kemal değerlendirmelerine atıf yapıyordum. Peki, Öcalan Atatürk’e, onun 1919-24 yıllarına ― soysuz-sopsuz Kürt milliyetçilerinin iddia ettiği gibi ― korktuğundan, teslim olduğundan dolayı mı atıf yapmaktadır? Öcalan’a bundan daha büyük hakaret içinde hakaret, tecrit içinde tecrit, ceza içinde ceza olabilir mi? Çünkü; ısrarla ve tekrarla “Öyle taktik değil, temel politik bilincimi özetliyor. Bu konularda çok ciddiyim. Ben bazen bir kelime, bir cümle üzerinde elli defa duruyorum, çok ciddi duruyorum. Tarihsel dönemler üzerinde ciddi bilimsel düşünüyorum, çok yoğunlaşıyorum. ... Türkiye hakkında söylediklerim, kullandığım bütün kavramlar bilimseldir.” diye diye Öcalan’ın dilinde tüy bitti..

2 - Konuklardan bir arkadaşla hala, Öcalan’ın Demokratik Konfederalizm felsefe ve projelendirmesinin bir federal devletler konfederasyonu ile ilgisi-alakası olmadığını tartışıyoruz. Oysa bu sitede, Özgür Politika ve Özgür Gündem gazetelerinde yayınlanan “Konfederalizm: neden bu kadar karmaşa?” yazımızda, “kaynağından” alt başlığının altında Öcalan’dan bu konuya değindiği tüm pasaj ve cümleleri aktarmıştık. “Kaynağın kaynağı” altında da Öcalan’ın hep atıf yaptığı Bookchin’den temel “tanım”ını vermiştik. Başka bir yerden, başka biri de tersinden bir kaynak sunmamıştı..

3 - Bir başka konuğumuzla da daha vahim bir “nokta”yı tartışıyoruz: Öcalan 3 alternatif çözüm öneriyormuş, Demokratik Cumhuriyet bunlardan bir tanesi imiş. 6-7 yıllık felsefe, tarih, antropoloji, mitoloji, ekoloji eşliğindeki binlerce sayfa derinleşme ve yoğunlaşmadan sonra bunu söylemek vahimden de ötedir. Bir de bunu söyleyen kişi “bu kitapları ben yayına hazırladım” diyen ve ― dahası ― hem Ö. Politika ve Ö. Gündem gazetelerinin hem de Roj Tv.nin en “entelektüel” yazar-konuklarından biri ise, vahameti ve ötesini siz tanımlayınız. Hâlbuki Öcalan’ın çözümü bir tanedir: Demokratik birlik, demokratik siyaset, demokratik toplum üçayağı üzerinden Demokratik Cumhuriyet. Öcalan’da diğer alternatifler çözüm değil, etnisitelerin boğazlaşmasına götürecek yıkım ve felaket “alternatif”leridir. Yazılan-söylenen yaklaşık 3 bin sayfalık savunma ve notlar “Halep-arşın”dır. Eğer Öcalan’dan, okuyucuyu “alın size 3 adet çözüm, üçünden hangisini seçerseniz, buyurun” sonucuna götürecek bir veya birkaç cümle sunulursa; genel olarak kamuoyundan özel olarak da Roj Tv’den, konuğumuzdan ve Öcalan’dan özür dilemeye hazırım.

Ama araştırmalarıma emeklerime dayanarak söylüyorum ki: Katıksızlaşarak Türkiye’nin en büyük tehlikesine dönüşmüş olan Öcalan tecridi temel gücünü bu “Öcalan yasağı”ndan almaktadır. İşin en kahredicisi; bu yasağın, reklâm bile almayarak/alamayarak, tamamen kan-revan içinde yaratılanlar üzerinden “yüzen” bu kurumlaşmalarda devamedegelmesidir.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Öcalan Yasağı ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right