left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Danıştay Cinayeti Yazdır E-posta
Yazar Rahmi Yıldırım   
Saturday, 20 May 2006


Okulda türban yasağını onaylayan Danıştay 2’nci Dairesi üyelerinden Mustafa Yücel Özbilgin’in öldürüldüğü suikast ve cenaze töreni, toplumun ve devletin kendi içindeki çatışmanın, kutuplaşmanın en çarpıcı belgeseli oldu.
Öyle bir çatışma ve kutuplaşma ki, Tayyip Erdoğan, Başbakan olarak devleti yönetmekle yetkili ve yükümlü. Devletin yüksek yargıcı toprağa veriliyor, Başbakan cenaze töreninde yok.
Başbakan cenaze törenine katılmaya korktu, Kocatepe Camii’nde “Katil Başbakan!”, “Hükümet istifa, Tayyip Yüce Divan’a” sloganlarıyla kulakları cınlatıldı. Törene  katılan hükümet üyeleri ise “Katiller dışarı!” diye yuhalandılar, itilip kakıldılar, pet şişe saldırısına uğradılar, bir bakan tepkiler karşısında kaçmak zorunda kaldı.
Öfkeli kalabalık CHP Genel Başkanı Deniz Baykal dahil, muhalefet liderlerini de yuhaladı, yalnızca Cumhurbaşkanı Sezer’i ve askerleri alkışladı.
Hükümetin ve muhalefet liderlerinin böylesine aşağılandığı, itilip kakıldığı, devlet ile genel oya endeksli siyasi yapının böylesine ayrıştığı bir dönemi anımsamıyorum doğrusu.
Kutuplaşmanın ve çatışmanın işaretleri bir süredir veriliyordu. Okullarda türban yasağı, imam  hatip okulları konularında AKP hükümetinin Cumhurbaşkanlığı, üniversiteler, yargı organları ve orduyla zıtlaşması bilinmeyen bir şey değildi. Yine de Danıştay cinayetine kadar taraflar barış içinde birliktelik görüntüsünü fazlaca ihlal etmemişlerdi. AKP kanadı, Başbakan Erdoğan’ın frenlemesiyle türban ve imam hatip konularında demagoji yapmakla yetiniyordu. Tayyip Erdoğan bu sorunlara “çözüm” için 20-30 yıl sonrasına gün veriyordu.
Barış içinde birliktelik görüntüsü Danıştay cinayetiyle karardı.
Cinayette, okulda türban yasağını onaylayan Danıştay 2’nci Daire üyelerinden Mustafa Yücel Özbilgin öldü, öteki daire üyeleri yaralandı. Ölen ve yaralanan yargıçlar, türban yasağı konusundaki karardan sonra, dinci medyanın en pervasız gazetesi Vakit  tarafından “İŞTE O ÜYELER” başlığı altında, fotoğrafları yayımlanarak hedef gösterilmişlerdi.
Vakit adlı gazetenin daha önce aynı yöntemle hedef gösterdiği isimlerden, fakülteden hocam Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı ile Gümüşhane Barosu Başkanı Ali Günday’ın öldürülmeleri hâlâ unutulmadı. Danıştay cinayetini işleyen kişinin üzerinde de Vakit gazetesinin ilgili sayısı çıkmış.
Toplantı salonunu basıp cinayeti işleyen Alparslan Aslan 29 yaşında bir avukat. Zanlının yakalanırken geride bıraktığı izler, kimliğine  ilişkin bilgiler hayli karışık. Medyada yazılıp söylenenlere bakılırsa ülkücü, dinci, ulusalcı, hepsi var. Polis, Aslan’ın geçen hafta Cumhuriyet gazetesinin bombalanması eylemlerine de karıştığını da söylüyor.
Zanlı hiç de meczuba benzemiyor. Öyle bir eylem yaptı ki, hangi tarafı kamuoyu nezdinde güçten düşüreceği, hangi tarafta safların sıklaşmasını sağlayacağı hesaplamış gibi. Bu hesabı eylemci avukat mı yaptı, başkası mı yaptı, bilinmiyor da, olayların gelişimi öyle bir hesabı çağrıştırıyor.
Danıştay cinayetinin tetikçisine ilişkin haberler ister istemez, 1979 yılında Abdi İpekçi’yi öldüren Mehmet Ali Ağca’yı getiriyor akla. Ağca’nın işlediği cinayet, Türkiye’yi 12 Eylül felaketine götüren süreçte bir kilometre taşıydı. Umarım, Danıştay cinayeti öyle bir kilometre taşı değildir.

Devlet ve hükümet karşı karşıya
Hayat temennilere göre akıp gitmiyor ne yazık ki. Danıştay cinayetinden bu yana Türkiye, yüksek yargıcın katlinden sorumlu tutulan, yumuşak karnından ağır yaralı bir hükümet, o hükümete karşı ayaklanmış “devlet kurumları” fotoğrafının netleştiği bir ükedir artık. Görünen o ki, çatışma ve kutuplaşma daha da sertleşecek, bir taraf geri adım atmazsa,  çanak çömlek patlayacak.
Danıştay yargıcının öldürülmesinden sonra Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, tüm yargı organları adına Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu’nun açıkladığı bildiri,  “yeşil cumhuriyet’e karşı ‘beyaz cumhuriyet’e sahip çıkma kararlılığının ifadesiydi:
“Cumhuriyet tarihimizde kara bir sayfa olarak anılacak olan bu saldırı dolayısıyla yargı dışında da laik demokratik devlet düzenini korumakla yükümlü olanlara bu görevlerini tekrar hatırlatır, bu yolda verilen yargı kararlarına karşı kimi siyasiler ve basın organlarının sorumsuzca beyan kışkırtma ve tutumlarının ağırlıkla etkisi olduğu gerçeğini de kamuoyunun takdirine sunarız.”
Cumhurbaşkanı Sezer de 19 Mayıs dolayısıyla yayımladığı mesajda, “Danıştay'a yöneltilen saldırıya neden olanlar tutum ve davranışlarını gözden geçirmelidir” dedi. Sezer’in bu ifadeleri, kulislerde açık bir suçlama olarak yorumlandı; Danıştay’ın türban kararından sonra “Bu kararı verenleri kınıyorum” diyen Başbakan Erdoğan’ın suçlandığı yorumları yapıldı.
Meclis Başkanı Bülent Arınç, 23 Nisan’daki konuşmasında laikliğin yeniden tanımlanmasını istemişti. Sezer’in 19 Mayıs konuşmasında Arınç’a da yanıt vardı:
“Türkiye Devleti, laik, demokratik bir Cumhuriyet'tir. Laikliği çeşitli biçimlerde yorumlayarak, içini boşaltıp demokrasiyi, dolayısıyla Devlet rejimini yıkmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.”
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök de Danıştay’a yapılan saldırı sonrası gelişen protestoları, “Gösterilen reaksiyon, halkın duyarlılığı hakikaten hem ümit vericidir, takdir edicidir” sözleriyle destekledi.
Özetle, ‘devlet’ ve ‘hükümet’ arasındaki türban merkezli kutuplaşma perçinlendi.
Bana da, uyar ya da uymaz, olaya yakıştırdığım fıkrayı anlatmak düştü.

Ders almak
Askeri birlik arazi tatbikatına çıkmış. Birlik komutanının hangi koşulda olursa olsun vazgeçemediği tutkusu, her gün bir paket sigara ve günlük gazete. Emirerini her gün şehre gönderiyor, sigarasını ve gazetesini aldırıyor.
Bir gün böyle iki gün böyle,
Emireri her gün 10 kilometre gidip aynı yolu geri tepmekten yoruluyor. Sonunda aklına bir cinlik geliyor. Şehre son gidişinde 10 paket sigara 10 gazete alıp dönüyor. Ertesi gün şehre gider gibi yapıp arazi oluyor. Öğleye doğru komutanın çadırına girip sigarasını ve gazetesini uzatıyor.
Birinci gün haliyle sorun yok. Nedense ikinci gün de sorun yok. Üçüncü gün komutan gürleyerek emirerini çağırıyor. Çocuk panik içinde. Komutan kükrüyor:
- Evladım yolda gelirken gazeteyi okuyor musun?
Çocuk titreyerek “Hayır komutanım” diyor.
Komutan “O zaman al oku!” diyerek bir sayfayı açıyor, okuyacağı yeri işaret ediyor. Bir trafik kazası haberi. Adam direğe çarpmış, sonuç felaket.
Çocuk “Okudum komutanım” diyor. Komutan yeniden kükrüyor:
- Ne sersem adamlar var yahu şu memlekette. Adam üç gündür aynı yerde kaza yapıyor ve hiç ders almıyor.
Sadece bir fıkraydı.
Burası Türkiye!
Rahmi Yıldırım
19 Mayıs 2006

 

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Danıştay Cinayeti ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1994
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 5470643
Syndicate
 
left
Top! Top!
right