left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Ali Kemal Özcan (Dr.) arrow Öcalan Nedir?
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Öcalan Nedir? Yazdır E-posta
Yazar Dr. Ali Kemal Özcan   
Sunday, 21 August 2005

Image‘Kürt sorunu benim sorunumdur’ dedi Erdoğan. Öyle ya: ‘Madem senin de sorunun, al sana bir ay çatışmasızlık (pasif savunma)’ dedi Kongra-Gel.

Çatışmalı ortamdan ikmal ve istikbali olmayanlar, ‘haydi hayırlısı’ heyecanıyla ve ‘Allah ne verdiyse’ havliyle bu bir aya ne sığdırabilirlerse çalışacaklar. Hiçbir şey yapamazsalar da dua edecekler.

Ama bazı perşembeler var ki, sadece Çarşamba ile gelişlerini haber vermekle kalmayıp ‘benim adım Perşembe ama aslında ben Çarşambayım’ der gibidirler. Hatta bazen ‘gibi’leri de sırıtır.

Bir dönemin başbakanı Demirel ‘Kürt realitesini tanıyoruz’ demişken, ‘AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer’ de bir başka dönemin başbakanı Mesut Yılmaz demişti. Birinin devamı o korkunç 1992–96 Susurluk yılları olmuş, diğerinin ise 1 Eylül barış günü (1998) tek taraflı ateşkes ilan eden Öcalan’ı, bir ay sonra Suriye sınırında bir ‘asker konuşması’ ile ateşlenen bir Amerikan operasyonu Türkiye’ye teslim etmişti. O gün, kalbinin vuruşlarının çenesine yansımasına engel olamayan Ecevit, şimdi ‘Amerika Öcalan’ı bize niye verdi, henüz anlamış değilim’ diyor.

Nasıl başlamıştı Erdoğan’ın ‘Kürt sorunu’? Önce bir grup ‘Türk aydın’ı, arkasından bir topluluk ‘Kürt aydın’ı bildiriler/açıklamalar yayınlayıp ateşkesler, silahsızlanmalar istemişlerdi. Bu Türk-Kürt kimliklilerden sonra bir tartışma olmuş ama bir hareket çıkmamıştı. Bu hareketsizlikten Erdoğan’ın ‘seçme aydın’ birliği kılavuzluğundaki Diyarbakır deklerasyonuna gelmiştik.

Bütün halkların ağır atasözleri vardır. Bir Kürt-Türk sentez etnik kimlikli bir vatandaş olarak bir Türkçe, bir de Kürtçe aktarmalıyım. Gecikmenin hüsranının korkusuyla Kürtler ‘Gu germi xweşe’ (Bok sıcakken lezzetlidir) derken, Türk halkı ise, iş-işten geçmişliğin acısını tatmamak için ‘s…ilmiş g…ün davası olmaz’ diye uyarır.

Yani; geçmiş değiştirilmez. Ama geçmiş – doğru anlaşılırsa – geleceği değiştirir.

Şimdi, neden Perşembe ‘ben Çarşambayım’ diye bağırıyora geleyim. Çünkü tehlike bu kez çok tehlikeli. Çünkü tehlike geçmişin anlaşılmamasın komasında duruyor.

Tehlike Türkiye’nin gerçekten bölünmesidir ve bu bölünmenin halklar adına kimsenin elinde bir şey bırakmayacak bir Ortadoğu boğazlaşmasıdır. Tehlikenin tehlikelisi de Öcalan’ın bu bölünmenin önüne geçecek tek teorik, felsefik, programatik kaynak ve – dahası – tek sosyolojik dinamik olmasının gündeme yaklaştırılmamasıdır.

Perşembe bağırıyor: ‘Türk-Kürt aydınları’nın ‘silah susturma’ çağrılarıyla başbakanın Diyarbakır’da sorunun adını vererek kendi sorunu ilan ‘ses’ine Kongra-Gel silah susturma ‘yankı’sı vermeye gelecekken, başbakanın hükümeti Belçika’ya Zubeyyir Aydar’ı yakalama emri gönderdi. Aydar da ‘sorun çıkarmamak’ için basın toplantısını iptal ederek ‘ses’ın ‘yankı’sını yazıya döktü. Aynı başbakanın ‘yakın’ danışmanları ‘Apo eksenli çözümlerden sözedenler akıllarını başlarına almalı’ uyarı-tehditleri eşliğinde ‘Apo ve üst düzey yöneticiler hariç bir genel af düşünülüyor’ sesli fısıltıları ile ‘çözüm programı’nın ucunu vermeye başladılar.

Perşembe daha derinden şuradan bağırıyor: Önümüz-arkamız, sağımız-solumuz Öcalan ve örgütüsüz çözüm rapor, program ve ‘akıl’larının mezarlığına dönüştü. Çünkü;


1. Türkiye’de hiçbir entelektüel, hiçbir akademisyen Öcalan kadar Anadolu Türklüğü ile Mezopotamya Kürtlüğü arasındaki tarihsel ve sosyolojik ilişkileri analiz etmemiştir (Sümer Rahip Devleti... İki Cilt).

2. Türkiye’de hiç kimsenin kaleminden böyle bir tarama ve analizin üzerine oturtulmuş bir Türk-Kürt ilişkisi düzenlemesi (Kürt sorununu çözüm) programı çıkmamıştır. (Savunmalar, I-II-III, Özgür İnsan Savunması)

3. Türkiye’de hiçbir siyasi veya entelektüel figür Öcalan kadar devlet-eksenli sosyalist teorinin eleştirisi – dolayısıyla özeleştirisini – yapmamıştır. (Sümer Rahip Devleti, Bir Halkı Savunmak)

4. Türkiye’de değil, dünyada hiçbir ulusal kurtuluşçu Öcalan kadar ‘ulusal kurtuluş’ özeleştirisi yapmamıştır.

5. Türkiye’de hiç kimse Öcalan kadar mitolojik çözümlemeler eşliğinde fizik ve sosyolojiyi buluşturarak insan ve sosyalitenin felsefesini yapmamıştır. (adı geçen savunmalar)


Ve asıl çünkü;


1. Türkiye Kürtleri arasında hiçbir tek-kişiliğin, grubun veya çevrenin Öcalan kadar sosyolojik dinamik ifadesi yoktur.

2. Türkiye’yi bir Ortadoğu Mucizesi’ne götürecek ‘dinamik’in de, paramparça edecek ‘dinamit’in de fitili bu sosyolojik potansiyeldir.

3. Arkasındaki 700 yıllık devletin ve beslemeli-beslemesiz medyanın desteğiyle başbakanın 700 kişiye konuştuğu Diyarbakır’da, İmralı’dan bir kardeşinin getireceği sade bir selam bir değil birkaç milyon toplar.

4. Bu potansiyele belden-dizden aşağı (Terörist-başı, 30 bin kişinin katili vs.) saldırılar, dinamiği giderek ‘mit’leştirir, bilimsel elealışlara kapatıp sağlıksız büyüterek dinamitlentirmeye götürecektir.

5. Bütün doğu halkları – bu arada Türkiye Kürtleri de – ‘sürü’dür, çaresizdir, fakir-perişandır, ama aptal değildir.

Bunlar tartışılmadan, bunlar anlaşılmadan bunlar beyinlere-vicdanlara-izanlara sindirilmeden haftalar 6 güne iner, bütün perşembeler çarşambanın devamı olur. Olan da herkese olur. Amerikan projecilerinin kaçacak vatanları vardır. Bizim yok. Bizim bir ortak vatanımız vardır: bu ortak vatan Türkiyeleşmiş Kürdistan, Kürdistanlaşmış Türkiye’dir.

Ey okumuş-yazmışlar, ey yazmış-çizmişler, ey yazmakta-çizmekte olanlar!

Kendinize ‘aydın’ mı dersiniz, bilimci-ilimci mi dersiniz, uzman-gezmen mi derseniz, deyin. Serbestsiniz. Ama raporlar, programlar, çözüm projeleri bilimsel verilere sırtını dayarsa iş yapar. Yetmiş–seksen yıllık ‘Kart-kurt Türkü’ kimlik hakareti üzerine oturan Türkiye Kürtleri sorununun evladı olan ‘terör sorunu’na çözüm ararken, elinizde ‘terörist’ ve ‘terörist-başı’nın Türkiye Kürtleri arasındaki sosyolojik anlamını veren bir çalışma, bir doküman var mı?

Yani kısaca; elinizde ‘Türkiye’de Öcalan’ın sosyolojik ifadesi nedir’ sorusuna yanıt arayan bir mütevazı bilimsel çalışma var mıdır?

İnsanlar gerçeklerle oynayabilir. Kolaydır. Ama gerçeklerin insanlarla oynamasının sonuçlarını kaldırmak zordur. İnsanlar gerçekleri eğip bükebilirler. Ama gerçekler, gerçekleri eğip bükenleri kırar, döker, çarpar.

Ey akıllar, ey vicdanlar, ey izanlar!

Zarardan dönülecek yolun da sonuna gelmeye izin verilmemelidir.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Öcalan Nedir? ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right