|
LAİK CUMHURİYET TEHLİKEDE Mİ?
Son günlerde, başını Cumhuriyet gazetesinin çektiği eski tartışma yeniden alevlendirildi. “Cumhuriyet elden gidiyor, Laiklik tehlikede.”
“AKP iktidarı bütün Cumhuriyet Kurumlarında dinci kadrolaşmaya gidiyor. Şeriat devleti özlemini adım adım gerçekleştiriyor.”
Yine aynı gazetede yazan kimi emekli generaller işi daha da ileri götürerek; Fetullah Hoca Efendinin Amerika’dan, Ayetullah’ın Fransa’dan İran’a dönüşü misali dönerek şeriat devletini ilan edeceği savına kadar vardırdılar işi. Akılları sıra; ardımızda saf tutun, yoksa şeriat gelir, kendinden yana olmayan herkesi keser demeye getiriyorlar. AKP iktidarının devlet içindeki dinci kadrolaşmasının önlenebilmesi için öncelikle AKP’nin iktidardan uzaklaştırılması lazım. Ama henüz ufukta AKP’nin alternatifi görünmüyor. Cumhuriyet çevresinin tüm çırpınışlarına rağmen Deniz Baykal başkanlığındaki CHP halkın gözünde iktidar alternatifi olamıyor, aksine güç kaybedip duruyor. Peki çare ne? Cumhuriyet Gazetesinin baş yazarı çareyi yumurtladı: “Süleyman Demirel’in öncülüğünde muhalefet oluşturulsun. Demokratik sol ve Özgürlükçü sağ Demirel’in ardında saf tutsun. Başka çare kalmadı, yoksa şeriat geliyor!” Cumhuriyetin diğer yazar kadrosu ve misafir yazar eski generaller de çeşitli açılardan bu görüşe destek vermeye başladılar. Siyasi hayatı boyunca kendisi için hiç bir şey istememiş olan (ara sıra akrabaları ve çevresi için bir şeyler istemiş olabilir. O kadar kusur kadı kızında da olur) Demirel de verdiği demeç ve R.Tayyip Erdoğan’la girdiği polemiklerde; “bana ihtiyaç duyulursa buradayım, görevden kaçmam” diyerek yeşil ışık yakmış bulunuyor.
Sitemiz yazarlarından Rahmi Yıldırım’ın dediği gibi Burası Türkiye! İnsanın aklını kaçırmaması için ya toplumsal olaylara karşı vurdumduymaz olması ya da çelik gibi sinirlere sahip olması gerek. Bir başka yol da hafıza kaybına uğramak. Belki de aklımızı kaçırmamamızın nedeni toplumsal hafıza konusunda balık neslinden biraz hallice olmamızdan kaynaklanıyordur. Sayın İlhan Selçuk böyle bir öneri getirebildiğine göre; Ya bütün toplumu balık hafızalı zannediyor, ya da kendisi hafıza kaybına uğradı. Belki de biz anlayamıyoruz ama Demirel’e “bu ülkeyi bu duruma sen getirdin, şimdi kurtarmak da sana düşer” demek istiyordur. O zaman yandı gülüm keten helva. 40 yılda ülkeyi bu duruma getiren Demirel’e ülkeyi kurtarmak için de bir 40 yıl daha katlanmamız gerekecek. Katlanmasına katlanalım da, acaba Demirel böyle bir işin önderliğine soyunacak mı? Bu soruyu kendisine soran bir gazeteciye; “hiç soyunmuş bir halim var mı? Ceketim de gömleğim de üzerimde” cevabını verdi. Demirel kurt politikacı tabii. 40 yıllık devlet adamı. Bu işlerin lafla olmayacağını en iyi bilenlerden. Üstelik 1970’lerde devrimci gençlik üzerinden caka satanların koftiliğini yaşayarak görmüş. Kül yutar mı hiç? Solcular İlhan Selçuk’un gazına gelseler bile Demirel pek gaza gelecek gibi değil. Ağa Baba Davet etmezse parmağını bile kıpırdatmaz. Ağa Baba Davet ederse de üstüne düşen görevi yapmaktan geri durmaz.
Kara mizah bir yana; Türkiye’de Cumhuriyet ve Laiklik tehlikede mi? Evet, tehlikede. Hem de yeni değil, İzmir İktisat Kongresinden beriye tehlikede. Kurtuluş Savaşı ile birlikte kapıdan kovulan, kapitalizmin üst versiyonu olan emperyalizmin, İzmir iktisat kongresinin kapitalist yaratma kararıyla birlikte kendisine göz kırpmaya başlayan körpe Cumhuriyeti tavlamaması düşünülemezdi bile. “Halkçılık Politikası” yerine “Devletçilik Politikası” da baş tacı yapılınca yeni yettirilen kapitalistlerimize köpeksiz köyde değneksiz gezme rolünden başka bir rol kalmamış oldu. 2. Dünya Savaşından sonra Truman Doktrini ve Marshall yardımı ile palazlandırılıp kırlara bayırlara salınan İş Bankası destekli kapitalistlerimiz, kırları ve bayırları bin yıllardır yönetmede ustalaşan yeni ortakları ile can-ciğer kuzu sarması olmanın yolunu buluverdiler. Bu ortaklık yeni politikasını da kendiliğinden yarattı. Tarikat-Siyaset-Ticaret. Gerçi bu politikanın başvekili “Siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz” dediğinde 27 Mayıs 1960 ihtilalinin olabileceğini hiç kimse aklına bile getirmiyordu ama bir kazadır oldu işte. İş üstünde basılan Emperyalizm, 27 Mayısı daha 28 mayıs sabahı alt etmenin yolunu bulmuştu bile. Kendi yetiştirmesi davudi sesli başbakanlık müsteşarı bu günler için yetiştirilmişti. 27 Mayıs alt edildikten sonrası kolaydı. İşte bizim meşhur Çoban Sülü’nün rolü de bu aşamada devreye girdi. Ak Beygirli Demokratlar bir daha böyle oyunbozanlıklar istemiyorlardı. Buna içeride direnenler 1964’de fiilen yok edildikten sonra dışarıdaki rol kendiliğinden biçilmiş oldu. Kuzeydeki tehlike “yeşil kuşak”ile kuşatılmalıydı. Halkı pazar yerindeki sürü zanneden, omzunda sembol kılıçtan sonra en azından 2-3 yıldız bulunan devlet görevlilerimiz ise tarihsel gelenek -görenek ve tecrübelerin karın doyurmadığını görüp “yeşil kuşak” oluşturma görevine balıklama atladılar. Yerden biten mantar gibi Çoban Sülü’nün açtığı İmam Hatip Okullarına alkış tuttular. Hatta 12 Eylül’de yönetime el koyan “Beşi Bir Yerde”’nin başı İmam Hatip açmada Çoban Sülü ile yarışmaya bile kalktı.
Herhalde kötü bir rüya gördüm. Bütün bunlar ülkemizde yaşanmış olamaz. Yoksa İlhan Üstat bütün bunları bilmez olur mu? 70’lerde ülkeye YÖN vermeye çalışan KADRO içinde yer alan biri, bunları unutmuş olamaz herhalde. Keser mi döndü, sap mı döndü yoksa devran mı döndü bilemem ama, herhalde İlhan üstat Cem Karaca’nın dünya dönüyor dostlar ben dönmüşüm çok mu şarkısını yeni keşfetmiş, ya da hep öyleydi de artık gizleme gereğini bile duymuyor. Biz balık hafızalıyız ya.
Ülkemizin geleceğinden kaygı duyan dostlar:
Evet, ülkemizde Cumhuriyet ve Laik yönetime son darbe vurulmak isteniyor. Bu doğru. Ama bu darbeyi bertaraf ederek, ortaçağ karanlığını bir daha başını bile kaldıramayacak şekilde tarihe gömmenin yolu, YÖN’ünü şaşıran Bay İlhan Selçuk’un dediği ile başarılamaz.
Bir an için bile olsa, bu öneride yer alan bütün aktörlerin samimi olabileceklerini düşünebilmemiz için; Sayın İlhan Selçuk’un, 1970’lerde Devrimci Gençlik üzerinden ülkeye YÖN verme çabalarını, yapılan cunta pazarlıklarını, Avrupa Birliği fonlarından mamalanan vakıfı anlatması gerek. S. Demirel’in, R.Tayyip Erdoğan’a “Suudi Arabistan’a git” demeden önce 1971 ve 1980 yıllarındaki rollerini halka anlatması gerek. Kurtuluş savaşı Geleneğini unutarak bir avuç dolara tav olan, ebedi dostu zannettiği ABD’nin başına geçirdiği çuvalla abandone olan, görevde iken konuşmaya bile korkan, emekli olduktan sonra da kendini Atatürk zanneden generallerimiz; biz Türkiye halklarına akıl vereceklerine, 22 Şubat 1962-21 mayıs 1963 olayları sonucunda Fethi Gürcan ve Talat Aydemir’in İdam edilmeleri, 1971’de Deniz-Hüseyin-Yusuf’un idamı, Mahir Çayan ve arkadaşlarının Kızıldere’de yok edilmesi, İbrahim Kaypakkaya’nın katledilmesi ve Sarp Kuray’a yapılan işkencelerdeki, 1980’de, Sağcı-Solcu, taraflı-tarafsız demeden tüm ülkenin İşkencehaneye çevrilmesindeki ki rollerini anlatmaları gerek. Şair ruhlu başbakan eskimizin; 1964 yılında Fethi Gürcan ve Talat Aydemir’in idamına evet oyunu anlatması, kendisine suikast düzenleyen kontrgerillayı anlatması, “Abdullah Öcalan’ı bize niye verdiklerini anlayamadım” saftirikliklerini bir yana bırakarak, ABD Emperyalizminin bölgemizdeki oynadığı oyunlarını anlatması gerek. Kendini Atatürk zanneden emekli paşaların, zamanında ABD emriyle, hazırola geçip sivil ve asker yurtsever gençliğimize kontrgerilla merkezlerinde yaptıkları işkenceleri anlatmaları gerek.
Şimdilerde Atatürkçü geçinen emekli Yüksek Yargı Organı başkanlarının 12 Mart’ta, ODTÜ Hukuk müşaviri iken “teröristler okuldan atılsın” raporunu, 12 Eylül sonrasında hukuk dışı yönetime verdikleri birifingleri ve art yalamalarını anlatmaları gerek. Her türlü hukuk mantığı dışındaki işkence ve idam uygulamalarına karşı susmalarını ve verdikleri onayları anlatmaları gerek.
Belki o zaman inandırıcı olurlar.
Samimi iseler eğer, halkımızın 1919 da başlayan 1923 te zaferle taçlanan askeri başarısının ekonomik-siyasi alanda da mücadelesini vermek istiyorlarsa eğer, günah çıkardıktan sonra,( müslümanlığın değil hırıstiyanlığın kuralı ama) halkımızın yanında sıradan nefer olarak saf tutmalarına izin verilebilir belki.
Emperyalizm, eskilerin deyimiyle topyekün savaş ilan etti dostlar.
Emperyalizmin ülke ve bölgemizdeki topyekün saldırısına karşı verilecek olan savaşta;
“MUHTAÇ OLDUĞUMUZ KUDRET BEYİNLERİMİZDEKİ TECRÜBELERİMİZDİR.”
Unutmayalım.
Celal Özcan
|