left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Selahattin Erol arrow Borç Sorunu Nasıl Çözülür ?
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Borç Sorunu Nasıl Çözülür ? Yazdır E-posta
Yazar Selahattin Erol   
Thursday, 06 April 2006

Hazine Müsteşarlığı ve Türkiye İstatistik Kurumu 2005 yılı sonu itibarıyla Türkiye’nin toplam DIŞ BORÇ stokunu 170 milyar 62 milyon dolar olarak açıkladı. (Cumhuriyet, 3.4.2006) Buna göre 2004 yılında 162 milyar 240 milyon dolar olan dış borç yüzde 4.8 artmış oldu. Kişi başına borç miktarı da 2 400 dolara yaklaşarak rekor kırdı.

Daha ilginci de şu ki, AKP’nin iktidara geldiğini 2002 yılından sonra Türkiye’nin toplam dış borç stoku yüzde 30.6 oranında artmış bulunmaktadır. 2002 yılında Türkiye’nin 130 milyar 206 milyon dolar dış borcu vardı.

İç borç konusunda ise, bu derece kesin rakamlar vermek mümkün değil. Türkiye kimine göre 300 milyar dolar, kimine göre 350, kimine göre de 370 milyar dolarlık bir (iç + dış) TOPLAM borç stokuna sahiptir. Borcunu borçla ödeyen, dolarla borçlandığı için de değişken kurdan ötürü sürekli değişen bir borç stokuna sahip olan bir ülkenin, bu konuda kesin rakamlar verememesi bile sorunun aldığı kronik hali göstermeye yeter aslında. Sorun bu boyutlarda olunca, çözümün tüm yurtseverlerin üzerinde düşündükleri bir konu olması gerekmez mi ?

Ama ne yazık ki, Meclis içinde ya da dışında olsun birçok muhalefet partisinin borç sorunu konusunda net bir açıklaması, planı, projesi yok. Benim bildiğim kadarıyla bir tek TKP ile İP bu noktadaki yaklaşımlarını kamuoyuna duyurdular. Diğer partiler, IMF reçeteleri çerçevesinde borçları usul usul ödemeyi vaat etmekten öte bir açıklama yapmadılar. En azından suskun kalarak bu konuda farklı bir “çözümleri” olmadığını dolaylı olarak ilan etmiş oldular.

Evet, Türkiye’nin bir borç sorunu var. Ama bu sorunun niteliği nedir ? Sorun ekonomik ya da mali bir sorun mudur ? Sonuçları hangi alanlarda tezahür etmektedir ?

Borç sorunu, ekonomik ya da mali bir sorun değil, aslında siyasi bir sorundur. Çözümü de siyasi olacaktır.

Türkiye aldığı iç ya da dış borçları ekonomik yatırımlar için, istihdam yaratmak için, katma değer üretmek için ya da halkının refahı için kullanmıyor. Bunun için borçlanmıyor. Borcunu ödemek için yeniden borçlanıyor. Dolayısıyla aldığı borçla yatırım yapıp, bu yatırımdan elde ettiği değerle değil, yeniden aldığı borçla ödüyor borcunu. Onun için de borçları ödedikçe, borç stoku azalacağı yerde artıyor. Hal böyle olunca, borç-alacak ilişkisi sanki mali bir ilişki gibi görünse de aslında ortada ne mali ne ekonomik açıdan doğan bir sonuç yok. Bu çerçevede belli bir noktadan sonra –ki Türkiye o belli noktayı çoktan geçmiştir – borç ilişkisi başka türden sorular doğurmaya, elinizi kolunuzu bağlamaya başlıyor. Siyasi manevra alanınızı daraltıyor, bağımlılık yaratıyor, ülke ekonomisini para piyasalarının yapısı dolayısıyla da dış etkilere ve yönlendirmelere açık, parasal operasyonların nesnesi haline getiriyor. Kısacası, artık siyasi bir sorun haline dönüyor borç sorunu…

Mesela dış politikada daima hesaplanması gereken bir unsur olarak çıkıyor karşınıza… Ya da bir parasal krizin yaratacağı sosyal, siyasal sonuçlar hep göz önünde bulundurulmak zorunda kalınıyor.

Üstelik Türkiye, bu sorunu tarihinde de yaşadı. İlk dış borcunu 1854’te, Kırım savaşı sırasında aldı. Hem de zorlamayla… Bir anlamda zorla borçlandırıldı. 1881’de Düyun-u Umumiye’nin denetimini kabul ederek mali iflasını ilan etti. Bu süreçte borç sorunu daima siyasi meselelerle iç içe seyretti !.. “Demokles’in kılıcı” gibi sallandı Osmanlı’nın üzerinde… En sonunda Lozan’da masadaki konulardan biri de Osmanlı’nın borçları idi !..

Mustafa Kemal, daha 1 Mart 1922’de, henüz kurtuluş elde edilmemişken bile, “bugünkü savaşlarımızın gayesi tam bağımsızlıktır (istiklâl-i tam). Bağımsızlığın tamlığı ise ancak mâli bağımsızlıkla mümkündür. Bir memleketin mâliyesi bağımsızlıktan mahrum olunca o devletin bütün hayat kollarında bağımsızlık mefluçtur (felçtir). Çünkü her devlet organı ancak mâli kuvvet ile yaşar. Mâli bağımsızlığı korunması için ilk şart bütçenin iktisadi yapı ile uygun ve denk olmasıdır. Binâenaleyh ; devlet bünyesini yaşatmak için dışarıya mürâcaat etmeksizin memleketin gelir kaynakları ile idare edilmesi çare ve tedbirlerini bulmak lazım ve mümkündür” diyordu.

Sorun, siyasal bir sorundu ve siyasal yoldan çözüldü. Gerçi Türkiye, Osmanlı borçlarını ödedi ama, bu borçların kendi payına düşen kısmını ödemeyi sağlayan süreç siyasi nitelikliydi !..

Yaklaşık 100 yıl sonra, Türkiye yine aynı sorunla karşı karşıyadır ve sorunun niteliği aynıdır. Üstelik ne geçmişte ne de şimdi, ne Türkiye’ye ne de benzeri ülkelere, yatırım yapsın, istihdam yaratsın, ekonomisini geliştirsin diye borç verilmemiştir, verilmeyecektir de… Kapitalist üretim sürecinin yarattığı sermaye fazlası, günümüzde sömürülen ülkeleri –zorla- borçlandırarak yeniden değerlendirilmektedir. Bu fazla, alacaklılar açısından, hem getiri sağlamak hem de bağımlılığı pekiştirmek gibi olumlu sonuçlar yaratmaktadır .

Bu çerçevede borç sorununu, vatandaşın kredi kartı bağımlılığı ve yaratığı sonuçlar bağlamında ele almak sığ ve perspektiften yoksun bir yaklaşımdır. Çıkış, halkın kaba bir propogandif söylemle, uyandırılmaya çalışılması da değildir. Çünkü sorunu çözecek olan tek tek bireyler değil, siyasi iradedir. Bireyler ancak siyasi aktörlerin bu sorunu hangi temelde ele almaları gerektiği konusunda bilinçlendirilirse, sorunun çözümünde etkinlik sahibi olabilirler.

O zaman ne yapılabilir ? Borçlar ödenmemeli midir ? Yoksa ertelenmeli midir ? Borç ödemeleri yeni bir takvime bağlanabilir mi ? Bu ve benzeri konularda (birkaç istisna hariç) siyasi partilerin ve kesimlerin önerileri ve projeleri yoktur ne yazık ki… Ama şurası açıktır ki, sorun, siyasi iktidar eliyle çözülecektir. Boykot yaparak ya da kredi kartlarını daha az kullanarak ya da bireyleri bu konuda bilinçlendirerek değil !..

Ama bir nokta tekrar tekrar vurgulanmalıdır. Aslında borçları ödemek, ödememek ya da ertelemek, benimsenen siyasi tavırla ve kimden yana olunduğu ile yakından ilgilidir. Ne yazık ki, bugüne kadar Türkiye yönetiminde olanların bu konuda aldığı kararlar ülkemizi borç batağına sürükleyen ve bu borçlanmadan büyük kârlar sağlayanların çıkarlarından yana olmuştur. “Borç yiğidin kamçısıdır” diyerek Türkiye’nin usul usul borçlandırılıp, sonra da bu borçları “paşa paşa” ödeyerek sömürülmesi, ekonominin gereği olarak sunulmuş, bu sömürü ilişkisinden belli bir kesimin nasıl ihya olduğu gözlerden saklanmıştır. Bugün borç sorununu gündeme getirenlere, borçların ertelenmesi ya da ödenmemesi için girişimler başlatılmasını önerenlere de “kriz çıkar” diye gözdağı verilmektedir.

Denilmektedir ki, “böyle bir eylemin konuşulmaya başlaması bile, mali sistemi kilitler, ekonomiyi çökertir.” Bu konuda spekülatif değerlendirmeler yapılarak bu tür eylemlerin aslında ne derece kötü sonuçlar yaratacağı konusunda senaryolar yazılabilir. Ama ne gariptir ki “mali sistemin kilitlenmesi” ve “ekonominin çökmesi” sadece devletin bir avuç tefeciye olan devasa borçları ertelendiğinde söz konusu olmaktadır ! Mesela, Zorunlu Tasarruf Hesabı’nda biriken nemaların (ya da devletin halka olan “borçlarının” ki bu hesapta 16.8 katrilyon TL olduğu söylenmektedir.) 2006 yılına kadar 10 taksitte ödenecek olması, yani yeniden yapılandırılması hiç bir “kilitlenme” ve “çöküşe” yol açmamıştır !

Kısacası, “belirleyici olan her zaman nereye bakıldığı değil, nereden bakıldığıdır.” Bugüne kadar yönetimde olanlar ve şimdiki iktidar sahipleri, meseleye halkın ve geniş kitlelerin değil, banka hortumlayanların, finans sermayesinin, emperyalist odakların ve bir avuç tefecinin yanından bakmışlardır ve bakmaya devam etmektedirler. Geniş kitlelerin çıkarları değil, “ekonominin gereği” bahanesiyle dış güçlerin ve onlarla işbirliği içindeki belli bir kesimin menfaatleri çerçevesinde davranılmıştır.

Türkiye, borç sorununu çözmek istiyorsa, önce bu çarpık bakış açısını düzeltmelidir. 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Borç Sorunu Nasıl Çözülür ? ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right