|
17 Şubat 2006 tarihli Cumhuriyet gazetesinin birinci sayfasında bir Afrikalı resmi vardı. Sarı, kirli bir suya eğilmiş, susuzluğunu gidermeye çalışan bir Afrikalı’nın resmi… Haberin başlığı ise fotoğraf kadar çarpıcıydı : “Somalili Kendi İdrarını İçiyor” 22 Mart 2006 tarihli Cumhuriyet’in ise son sayfasında bir resim var. En az idrarını içerek susuzluğunu gidermeye çalışan kara adamın fotoğrafı kadar çarpıcı bir resim bu da… Darfur’daki bir mülteci kampında yaşam mücadelesi veren bir annenin, çocuğuna şişe kapağı ile su içirirken çekilmiş fotoğrafı !.. Ve bu haberin başlığı da resim kadar çarpıcı : “Ölüme terk edilen çocuklar” Bu tür resimleri ne zaman görsem, hep aklıma Nazım Hikmet’in o ölümsüz dizeleri geliyor : günde kaç milyon insan ölür yeryüzünde doğar kaç milyon, kaçı yaşadım diyebilirdi kaçı yaşadım diyebilecek, kaçı günde üç öğün yemek yiyebilirdi kaçı yiyebilecek. İşte bu iki fotoğraf, Nazım’ın sorularına yanıt veriyor sanki ! Bu iki resim, aslında bir “çağdaş uygarlık” manzarası sunuyor bize !.. İnsanlığın ulaştığı gelişmişlik seviyesi, bilimsel ve teknolojik düzey milyonlarca kilometre uzaktaki gezegenlere uzay aracı gönderebiliyor. Bilişim teknolojisindeki gelişimin hızı şaşırtıcı boyutlarda… Bilgisayarlar neredeyse cebe girdi ; sabit telefonlar tarihe karışmak üzere… Telgraf ise çoktan tarih oldu !.. Silahlanmaya her yıl yüz milyarlarca dolar para ayrılıyor !.. Bütün bunlara rağmen yüz milyonlarca insan hâlâ en temel yaşam gereksinimini karşılama imkanından yoksun ama... Peki neden ? UNICEF’in 4. Dünya Su Forumu vesilesiyle yayınladığı rapora göre dünya yüzeyinde 1 milyar kişinin içme suyu kaynağı yok !.. 2.6 milyar kişi en ilkel hela çukuruna bile sahip değil !.. Gelişmekte olan dünyada her gün 4 bin 500 çocuk ishal yüzünden ölüyor !.. İngiltere’de bir kişi günde 160 litre su tüketirken Mozambik, Etiyopya,Sudan gibi ülkelerde kişi başına sadece 5 ila 10 litre su düşüyor !.. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki Somalili, susuzluğunu gidermek için kendi idrarını içmek zorundayken ; mülteci kampında yaşam mücadelesi veren anne, yavrusuna ancak şişe kapağında su verebiliyorken, “Amerikalılar çöpe saatte 2.5 milyon plastik şişe atıyor, yani her üç haftada bir Ay’a ulaşmaya yetecek uzunlukta şişe birikiyor !..” Bu “çağdaş uygarlık” manzarası sadece su konusunda geçerli değil tabii!.. Örneğin “dünyadaki obez nüfusun üçte biri, gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.” Ama “her gün dünya nüfusunun yedide biri, yani 800 milyon insan aç kalıyor” !.. Daha çarpıcı olan da şu ki, “Amerikalı 7 milyon kadın, 1 milyon erkek yeme bozukluğu çekiyor !..” Araştırmalara göre “dünya nüfusunun beşte biri, günlük 1 dolarında altında gelirle” yaşıyor. Ne var ki “AB’deki her inek için verilen günlük 2.50 dolarlık sübvansiyon, Afrika’nın yüzde 75’inin günlük geçiminden daha fazla…” Peki bu insanlık dışı manzara, bu zalim eşitsizlik neden ? Dünyanın kaynakları mı yetersiz ? Çağımızın üretim teknolojisi ve kapasitesi, dünya nüfusunu beslemeye yetmiyor mu ? Açlık, sefalet, içecek bir bardak su bulamamak bu yetersizliğin bir sonucu mu ? “Çağdaş uygarlık” bu mu !.. Neden Somalili idrarını içmeye mecbur ? Ölüme terk edilen çocuğun şişe kapağından su içmek kaderi mi ? Çağdaşlık, demokrasi, liberalizm, insan hakları, açık toplum, düşünce özgürlüğü, ifade hürriyeti, şeffaflık, barış, hoşgörü, uzlaşma, karşılıklı bağımlılık, küreselleşme, serbest pazar… Say sayabildiğin kadar… İdrarını içen Afrikalı’nın ve ölüme terk edilen çocukların yanında bu kavramların zerre kadar anlamı var mı ? Nazım Hikmet, daha yıllar öncesinden bu “çağdaş uygarlık” manzarasını ne güzel betimlemişti : Bir öyle şaşılası dünya ki burası, bollukla ölüyor, kıtlıkla yaşıyor. Varoşlarda hasta, aç kurtlar gibi insanlar dolaşıyor, ambarlar kilitli ambarlar buğdayla dolu… Tezgahlar İpekli kumaşla dokuyabilir topraktan güneşe kadar giden yolu. İnsanlar yalnayak insanlar çıplak… Bir öyle şaşılası dünya ki burası, balıklar kahve içerken çocuklar süt bulamıyor. İnsanları sözle besliyorlar domuzları patatesle… Nazım’ın bu dizleri yazmasının üzerinden neredeyse yarım asırdan fazla zaman geçti. Değişen nedir peki ? İnsanları “çağdaş uygarlık”, “Batı medeniyeti” gibi sözlerle “beslemeye”, uyutmaya çalışanlara sormak gerekmez mi artık ? “Çağdaş uygarlık” bu mu !.. |