|
İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek’i beğenmeyebilir ; düşüncelerini ve izlediği siyasal çizgiyi onaylamayabilirisiniz. Ağırlıkla CIA uzantıları tarafından üretilen Perinçek aleyhindeki propaganda malzemelerini doğru kabul edip, ötesini fazla düşünmez, kendinizi avutabilirsiniz. Bu yazının amacı bunları tartışmak değil. Bütün bunlara rağmen Doğu Perinçek’in 12 Mart 2006 tarihli Aydınlık dergisinde yayınlanan “Komutanların Sorumluluğu” başlıklı yazısında aktardığı aşağıdaki satırları, bir an için, Perinçek ve liderlik ettiği siyasal örgüte yönelik düşünce ve önyargılarınızı bir yana bırakıp, sorgular tarzda okuyun. Perinçek diyor ki : “Genelkurmay Başkanı ve bazı komutanlar, ne yazık ki, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde rol üstlenmeyi kabul eden, bu nedenle güvenliğimiz açısından çok tehlikeli anlayışları dile getirmişlerdir. Hatta “ABD’nin Irak’a demokrasi getirdiği” gibi Türkiye açısından felaketlere yol açacak görüşleri seslendirmişlerdir.” Yalan mı ? ”Genelkurmay Başkanı, 3 Kasım 2002 seçiminden sonra hiçbir resmi sıfatı olmayan Tayip Erdoğan’ı Genelkurmay Başkanlığı’nda kabul ederek, ABD güdümündeki irtica ve bölücülüğü güçlendirecek bir yönetimin gelişmesine yeşil ışık yakmıştır.” Yalan mı ? “Yine Genelkurmay Başkanı, 2003 yılı başında Hükümetin Tezkeresini destekleyerek, Türk Ordusunun kardeş Irak halkının üzerine sürülmesine razı olan bir tavır sergilemiştir. Öte yandan Kuzey Irak’ta Kukla Devlet’in kuruluşuna, ABD’nin Telafer operasyonuna seyirci kalarak, hatta bazen yardımcı olarak, tehdidi ağırlaştıran süreçleri olumsuz yönde etkilemiştir.” Yalan mı ? ”Genelkurmay Başkanı Özkök, 4 Temmuz 2003 günü Süleymaniye’de Türk Silahlı Kuvvetler mensuplarının başına çuval geçirilmesinden sonra, Türkiye’den ayrılmakta olan ABD Büyükelçisi’ni hiçbir şey olmamış gibi hoşnutlukla kabul ederek, bir bakıma yeni operasyonlara davetiye çıkarmıştır.” Yalan mı ? ”Bazı komutanlar, 2004 baharında Kıbrıs’ta referandumu destekleyerek, Annan Planı’na olumlu bakarak ve KKTC seçimlerinde dolaylı olarak Talat’ı destekleyerek, ABD’nin KKTC’yi tasfiye planına yardımcı olmuşlardır.” Yalan mı ? “Genelkurmay Başkanı Özkök, 2005 yılı 23 Nisan’ı arifesinde milli egemenlik ve milli güvenlik kavramlarının artık geçersiz olduğu yönünde görüşler açıklayarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin dayandığı temelleri tartışmaya açmıştır.” Yalan mı ? ”Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın ambleminden Atatürk’ün çıkartılması da, Türk milletinin güven ve anlayışlarında krize yol açmıştır.” Yalan mı ? ”Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki eğitimlerde Avrupa’nın Socrates programları uygulanmasına izin verilerek, geleneksel vatanseverlik kültüründe gedikler açılmıştır.” Yalan mı ? “Komutanlar, bütün bu uygulamaların zeminini oluşturan AB kapısında bağlanmış durumda kalmamızı destekleyen açıklamalarıyla milletimizin bilincinde gittikçe daha yoğun bir sis toplanmasına yardımcı olmuşlardır.” Yalan mı ? Doğu Perinçek bunları söylüyor !.. Bütün bunlar, Perinçek’in hayal dünyasının ürünü mü, yoksa yakın dönemde yaşadığımız gerçekler mi ? Dolayısıyla Perinçek’i sevin ya da nefret edin, eğer önyargısız bir değerlendirme yapacaksanız ; umurunuzda olan şey gerçeklerse eğer, bunları göz ardı edemezsiniz !.. Kendisi dile getirmese bile, Doğu Perinçek’in söylediklerine şunlar da eklenebilir. Org. Yaşar Büyükanıt, 2005 yılı Ağustos ayında Ege Ordu Komutanlığı’ndaki devir-teslim töreninde, kendisine yöneltilen BOP ile ilgili bir soruya şu şekilde yanıt vermiştir : “Bu kadar hassas bir konuda bir iki cümleyle açıklama yapmak mümkün değil. Ama şunu söyleyebilirim. Tüm dünyada bir dönüşüm var. Buna çeşitli isimler takıyorlar. BOP diyorlar. Değişik isimler söylüyorlar. Dünyada, başta Ortadoğu olmak üzere bir dönüşüm süreci yaşanıyor. Önemli olan bu sürece Türkiye’nin nasıl katkıda bulunacağı, nasıl yöneteceğidir. Geleceği, yalnız başkaları değil, bizim de çizmemiz, görmemiz lazımdır. Drucker’ın bir sözü var : ‘Geleceği tahmin etmenin en güzel yolu, onu yaratmaktır’ Geleceği nasıl tahmin ediyorsanız, eğer onu şimdiden yaratabiliyorsanız başarılı olursunuz.” (Cumhuriyet, 16.8.2005) Diğer bir ifade ile Org. Büyükanıt, BOP’a “katkı” yapmaya, bunu “yönetmeye” adaydır !.. Org. Büyükanıt için “önemli olan” budur !.. Org. Büyükanıt’ın Kurmay Başkanı olan, yani şu anda Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevini yürütmekte olan, Org. Ergin Saygun da, daha korgeneral rütbesi ile NATO’daki TSK temsilcisi iken katıldığı Türk-Amerikan Konseyi'nin (ATC) 23. konferansındaki bir panelde yaptığı konuşmada, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çerçevesinde Türkiye'nin "hedef ülkelerle değil, Avrupa ülkeleriyle" gruplandırılması gerektiğini söylemiş ve "Ortadoğu'da makul bir girişimi desteklemeye istekliyiz. ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi takdire şayan. Bu girişimin politikalarımızda derin etkisi olacak. Ancak karanlık noktalar aydınlanmalı" şeklinde konuşmuştur. (Cumhuriyet, 7.4.2004) Org. Büyükanıt’ın Kurmay Başkanı’na göre de, “ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi takdire şayan”dır ve Türkiye “Ortadoğu'da makul bir girişimi desteklemeye isteklidir.” Bu iki orgeneralin söylediklerini de Doğu Perinçek’in aktardıklarına ekleyin. Ortaya çıkan nasıl bir manzaradır peki ? * * * ABD icazeti ile kurulan ve bugüne kadar AB(D) emperyalizminin bir dediğini iki etmeyen, bundan öte bir rolü olmayan siyasal güçlere ; bu siyasal güçlerin, ikiyüzlülükle saklamaya çalışsalar da artık gün yüzüne çıkmış, Ortaçağ’dan kalma gerici düşüncelerine karşı olduğunuz için, kısacası AKP’ye karşı olduğunuz için ; evet sadece bunun için, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesinin benimsediği politik duruşu kayıtsız koşulsuz, sorgusuz sualsiz, her hal ve şart altında desteklemek akıl ve mantık işi midir ? AB’ye karşı olup milli egemenlik ve milli güvenlik konusunda hassas olan; Kıbrıs’ta uygulanan tavizkâr ve emperyalistlere hoş görünerek sonuç alınabileceğini sanan politikalara, Süleymaniye’de Türk askerinin kafasına çuval geçirilmesine, Kuzey Irak’ta kukla bir devlet kurulmasına muhalif olduğunu açıklayanların, şimdi her şeyi unutarak, bugün bütün bunların tersini savunan ve yapan TSK komuta kademesinin yanında saf tutması nasıl bir ikiyüzlülüktür ? Yaşananları sadece AKP-TSK ekseninde ele alıp, AB ve ABD’nin Türkiye’ye yönelik emellerini ve Türkiye’ye verdikleri rolleri ; hem AKP hem de TSK komuta kademesinin bu emellerle ve rollerle nasıl bir uyum içinde olduğunu görmemezlikten gelmek ; bu uyumu, “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” tarzda sürdürülen bir sözde “yurtsever” söylemle gözlerden saklamaya çalışmak nasıl bir ikiyüzlülüktür ? Bu ikiyüzlülüğü, iyimser bir bakış açısını benimsersek, şu Latince özdeyiş açıklar herhalde : “İyi yolu görüyor ve takdir ediyorum, ama kötü yoldan gidiyorum.” (Video meliora proboque deteriora sequor.) Eğer iyimserliği bir yana bırakacaksak, bu ikiyüzlüler için Mustafa Kemal’in “gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde olmak” saptamasından başka söylenecek bir şey yok ne yazık ki !.. |