left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Ali Kemal Özcan (Dr.) arrow Türkiye Ulusuna
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Türkiye Ulusuna Yazdır E-posta
Yazar Dr. Ali Kemal Özcan   
Friday, 09 September 2005

Türkiye Ulusuna


Gemlik Yürüyüşü ile başlayan tehlikeli gerginlik aslında durulmuş değil. “Kürt sorunu benim sorunumdur” diyen Erdoğan, sorunun adını verdikten sonra “çözüm”ünün ne olduğunu da açıkladı! “Medyamız abartmamalıdır”. Yani, memlekette yüzler-binler birbirine girerken, yazılı-sözlü basınımız olayları vermemelidir, çünkü bu terörıstlerin propagandası olur! Yani o meşhur eski felsefesi: “yok sayarsan yoktur”.

Ey Türkiye milleti! Bu memlekette birşeylerle pervasızca oynanıyor. Ve hayati gerçekler sizden ya tümden gizleniyor, ya da çarpıtılıp tanınmaz hale getiriliyor. Bozüyük olayları ile çok tehlikeli biçimde tırmanan gerginlikle Abdullah Öcalan üzerinde tam bir toz-duman koparılıyor. Hazırlokmacı Kürt milliyetçileri “Derin devletin adamı, Kemalist” derken Türk milliyetçileri ve “durumları iyi” belli-başlı “mega-yazar”lar da “otuzbin kişinin katili, bölücübaşı” demektedirler.

Bize göre, tarihteki hemen bütün tarihsel önderliklerin başına geldiği gibi, ülkemizde de 1924’ten bu yana Mustafa Kemal’in başına gelenlerin bir başka biçimi Öcalan’ın da başına gelmektedir. Ama asıl başına gelinenler, milletler/halklar oluyor. Asıl acıyı onlar çekiyor, asıl bedeli onlar ödüyor.

Biz uzatmadan, önce Atatürk’ün “Kürt Maselesi” dediği sorunumuz ve meseleyi bilen ama söylemeyen okur-yazarlarlarımız ile ilgili söylediklerinden, seksen yıldır fiili sansüre uğramış iki paragrafını aktardıktan sonra, Öcalan’ın en son 2005 yılında avukatları ile yaptığı görüşme notlarından Türkiyenin birliği-bütünlüğü, geleceği ve Amerikan/Batı politikaları üzerine söylediklerinden, kısaltarak  ama dokunmadan  kamuya sunmak istiyoruz.

Mustafa Kemal çok kullanılıyor. Binbir türlü, binbir işte kullanılıyor. Gelin bir kere de, doğru yerde, millete doğruları söylemekte kullanalım!

Namus millete doğruları söylemektir:

“Fakat efendiler, çok namuslu ol[un]malıdır ve şimdiye kadar işlenen yanlışların en büyüğü, bilhassa girişimcilerimizin, aydınlarımızın ve bilhassa bilim adamlarımızın en büyük günahı, namuslu olmamaktır. Milletin karşısında namuslu olmak, namuslu davranmak gerekir. Milleti aldatmayacağız! Millete daima ve daima gerçeği söyleyeceğiz. Belki hata ederiz, gerçek sanırız. Fakat millet onu düzeltsin! Kendimizi kimsenin üstünde görmeye de hakkımız yoktur efendiler!” (İzmit Konuşması, 19 Ocak 1923)

Meselemizin çözümü ile ilgil de şunları söylemiştir Mustafa Kemal:

“...Dolayısıyla başlıbaşına bir Kürtlük düşünmektense bizim Teşkilat-ı Esasiye Kanunu [Anayasa] gereğince zaten bir tür yerel özerklikler oluşacaktır. O halde hangi livanın halkı Kürt ise, onlar kendi kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir. Bundan başka Türkiye’nin halkı söz konusu olurken onları da beraber ifade etmek gerekir. İfade olunmadıkları zaman bundan kendilerine ait sorun yaratmaları daima mümkündür. Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi, hem Kürtlerin hem de Türklerin yetki sahibi vekillerinden oluşmuştur ve bu iki unsur bütün çıkarlarını ve kaderlerini birleştirmiştir. Yani onlar bilirler ki bu ortak bir şeydir.” (İzmit Kasrı Mülâkatı, 1617 Ocak 1923)

Abdullah Öcalan da şunları söyler. (Bunlar, son altı yıl içinde bu konuda söylediği/yazdıği yaklaşık ikibin sayfa içinden sadece 2005 yılı söylediklerinden seçilmiştir.) Sabırla okuyunuz lütfen. Acaba bir bölücübaşı mı veya bir birleştirici başı mıdır, bunu Türkiye bilmelidir.

 

 

2005 Yılı

Avukatlarla Görüşme Notlarından

Benim sorumluluklarım da bitmiştir. Bizimkiler de iyi anlasınlar, (...) Israrla savaş dayatılıyor, mutlak imha dayatılıyor. Bir iki ay içerisinde yeni bir şey olmazsa tamamen imha anlamına gelir. Burada ne olumlu ne olumsuz hiçbir şeyi üstlenmiyorum. Ben şimdiye kadar barış için elimden gelen her şeyi yaptım. Hükümet beni ciddiye almıyor, Kongra Gel de beni ciddiye almıyor. Bir ağır tecrit hükümlüsünün bu konularda bu kadar konuşması doğru değil. Ben Kürt ve Türk halkının ihtiyaçlarını düşünerek bunu yaptım. Ama bundan sonra nefesim yetmiyor. (...)

Bütün barışçıl çabamıza bir yanıt almadık. Çeçenistan bugün özerk bir cumhuriyettir; Filistin devlet benzeri bir örgütlenmedir, üniversiteleri var. Ama hala inkar politikası, yok sayılma durumu devam ediyor. Anadil, yayın hakkı bile verilmiyor. Bunların yanında deveden kulak taleplerden bulunduk. Ana okulu yok, doğru düzgün bir yayını yok. Demokratikleşme deniliyor. Bu yapay bir demokratikleşmedir, demokrasinin ruhuna aykırıdır, CHP demokratikleşmesidir. Ortada adım da yok. AKP bu konumdan yararlanarak, çıkarlarını iyi sentezleyerek götürüyor. AKP tüccar zihniyeti ile hareket ediyor. Barışa yanaşmıyor. İsrail ve Filistin barışını düşünüyor, ama kendi ülkesindeki barışa önem vermiyor. Gül, İsrail-Filistin barışı için gidiyor, ama burnu dibindeki olayı görmüyor. Demek ki savaşta çıkarı var. Asker, polis ve Kürt gençleri ölüyor, umurunda bile değil.

Otuz yıldır düzen böyle sürüyor. Ordu zayıflıyor, Kürt halkı zayıflıyor, ama Kürt ağaları gelişiyor. (...) Hükümet, Kürt işbirlikçileri, ABD ile AB PKK’nin üzerine yönelmede anlaşıyorlar. Biz Avrupa Birliği zirvesine bütün gücümüzle destek olalım dedik. Taleplerimize cevap yok. Bu nereye götürüyor? İkinci bir Siyonizm gibi Kürt işbirlikçiliğinin devletleşmesi söz konusudur. Kürt milliyetçiliğinin devletleşmesi İran ve Türkiye’ye karşı kullanılacak. Ben bunu engellemeye çalıştım. Bizimkiler zayıf kalıyor. Kardeş denilen alçak bile milliyetçilerle birleşti. Benzeri şeyler 1948’de Filistin’de de oldu. Sonuç korkunç savaşlardır. İsrail’i nasıl Araplara karşı savaştırıp Arapları mahvettilerse, burada da yürütülen, iti ite kırdırma politikasıdır. Türk-Kürt savaşı başlıyor, ABD iki tarafı kullanıyor. AB de kullanacak. Ben bunun önlenmesi için çaba harcadım. (...)

Derya gibi kan akacak. Çok acı duyuyorum, ama maalesef gelinen nokta budur. (…) Biz sıradan hakları istiyoruz. Böyle yaparsak Kürt milliyetçiliğinin ikinci Siyonizm olmasını engelleriz. Ben çok sorumlu davrandım. Başbakan mektuplarıma neden cevap vermiyor? Ben inanarak, severek yaptım ama yanıt yok. Sonuç savaşa gider. Gelişecek olan artık serhildandır. (...) Bana söylesin, cumhuriyetin birliği için çalışalım. Geçmişte hepimizin hatası oldu. Bunları beraber aşalım, yeni bir sayfa açalım diyoruz. (...)

Anadiline sahip çıkmayan, adam yerine konulmaz; haramdır, çoluk çocuğu da haramdır. Anadilini öğrenmek temel bir haktır. Ama maalesef politika kurnazlık olarak anlaşılıyor. Karşı taraf sürekli gol atıyor. Aslında kale de, kalecide yok. Yüze sıfır, iki yüze sıfır, üç yüze sıfır. Bizimkiler anlamıyorlar. Kendilerini koruyamazlarsa ya imha olacaklar ya da intihar edecekler. Sonuç nereye gidiyor? Kör kavgaya gidiyor. Bu iyi bir şey değil. Türkiye insanı buna layık değil. Asker ve polis niçin ölsün? Asla intikam şeyim yok. Bu gençler, bu insanlar niye ölsün? İsrail-Filistin barışını düşüneceğine kendi ülkendeki barışı düşün. Filistin için kırk takla atıyor. Biz çok fazla şey istemiyoruz. Sorun iktidar sorunu, sorun bazı güçlerin çıkarı sorunu. Çözüm için birkaç şey söyledim. Demokrasi ve barış için gereken yapılmazsa birbirlerine girecekler. Ben karışmıyorum, ben söyleyeceğimi söyledim. Bir ağır tecrit hükümlüsü ancak bu kadar yapabilir. Mektubumun özü budur. Gereken adımlar atılmazsa halk kendi pozisyonunu alacak. Halkımız kendisini seferberlik konumuna getirmek zorunda.

5 Ocak 2005

 


O dönemi iyi inceledim; 1921’de Mustafa Kemal, ‘’bizim şansımız altı ay, bir yıldır, ya bir şey yapabiliriz, yoksa başaramayacağız’’ demişti. Biz son süreci durdurmalıyız, ABD’ nin ipiyle iktidar olmak isteyenler var. Bu milliyetçilerin neye hizmet ettiği belli değil. Irak’ta ki duruma benziyor, birbirlerini boğazlayacaklar. İşte Lübnan örneği ortada. Türk aydınları da süper gerici, bunu anlayacak kapasite yok. Devlet tedirgin biz de tedirginiz. Başbakana yazdığım mektup vardı ama hiçbir sinyal yok. PKK’de de gelişmeler var herhalde, can havliyle de olsa bu adamlar kendilerini savunurlar. AB yolunda atılacak adımları beraber atalım, demokratikleşmeyi beraber yaratalım dedik. Erdoğan yolsuzluklar konusunda ‘’kafaları kopartırım’’ diyor. Ama senin sistemin gerici, senin sistemin yolsuzluğa dayalı. Önce bunu görmen lazım. Senin ortaya çıkarttığın devede tüy devede kıl. (...) ABD, İngiltere senin inkar ettiğin Kürtleri savaş unsuru olarak yarın karşına çıkaracak. Kürtlerin de bunu ne kadar kavradığını bilmiyorum. Bu ortalıkta yürütülene demokrasi mücadelesi demiyorum. Ya doğru düzgün demokrasi mücadelesi yürütürsünüz ya da Kürtler hayvanlar gibi yaşarlar. İşte sürekli yazılıyor. Kapkaç çetelerinin Diyarbakır’dan ne kadar çocuk kaçırıp İstanbul’a getiriyor diye. Yarın hepsi çete mete olur çıkar. Sinagogları bombalayan Bingöllü gençler değiller miydi? Hizbullah da da böyle oldu, kullanılıp bomba atacaklar. Bunları önlemenin yolu birbirine açık olmaktır. Anlamlı bir diyalog birçok şeyi kurtarır. Gerçekten demokrasiye inanıyorsak bazı tedbirleri almalıyız. Maalesef şimdiye kadar hiçbir cevap alamadım. Ciddi anlamlı diyalog gerekiyor, gün geçtikçe bunun ortamı ortadan kalkıyor. Bunlara tenezzül edilmezse Kürtler de dağda kendi savunmalarını alırlar. (...)

Gazetelerde, televizyonda neden işlenmiyor? Demokratik siyaset, demokratik devlet, demokratik toplum için tartışın dedim. Neden yüklenilmedi, engelleyen mi var? Kendisine lider diyenler var. Bunlar demokrasiyi niye öğrenemiyorlar, çok sıkı demokratik mücadelemiz var. Çok sert uyarılar da yaptım, tutarlı demokratizm gerekiyor. Başka türlü bu işlerin altından kalkılamaz. Ya vazgeçsinler ya gereklerini yapsınlar. Bunu yapmıyorlarsa niye liderlik, temsilcilik yapıyorlar? Ben inanıyorum çok yetenekli gençler var. Bıraksalar yapacaklar, (…)

El yordamı ile demokratçılık yapılamaz, (...) ABD, AB kredi versin diye bekliyorlar. Olmaz, onların yardımıyla demokrasiyi kuramazsınız. Bunu bu beylere anlatmak zorundasınız. Avrupa’dakine Ankara’dakine dağdakine de. Öbür türlü el yordamıyla gerdeğe girmek oluyor. Bunu anlamazsan politika yapamazsın. Türkiye ordudan bekliyor, ordu gelip darbe mi yapacak. Ordu da buna gelmez, gelse o da mahvolur. Türkiye’de bunu sağlayacak yapı, parti yok . Baykal çıktı rezil oldu. ABD Mustafa Sarıgülle görüştü. O piyasaya çıktı. Şimdi de Erkan Mumcu çıkıyor, Erdoğan onun için “deveyi pire, pireyi deve yaptılar” diyor. Peki seni deve yapan kimdir? Ben kimseye saygısızlık etmiyorum. Türk Halkına hiçbir antipatim yok. Sadece gerçekleri görelim diyorum. Gelin tarihimizi birlikte kuralım diyorum. Türk Halkına tamamen kardeşçe çözüm yolu diyorum. Sen-ben meselesi değil. Biz bir hata yaptıysak senin bin hatan oldu, biz bir vurduysak sen yüz yaptın. Çıkın televizyonlarda konuşun, bu sahte milliyetçilikler, dincilikler, tarikatçılıklar bizi mahveder. Numara yapıyorlar, PKK’yi bitirdik Apo’yu bitirdik, diyorlar. Bir kez daha tekrarlıyorum, yeter ki demokratik yaşama katılın desinler, maddi çıkar beklemeden ben demokrasiye, ülkeye hizmet ederim. Dağdakini de Avrupa’dakini de çağırırım. Dilimize kültürümüze saygılı olsunlar yeter. Fazla taviz istemiyoruz. Dilimizi kültürümüzü biz kendimiz geliştiririz, halkları birleştiririz. Farklı halklar da var. Azınlıklara söyleyin onların yeri de Kürt ve Türk halkının yanıdır. Bu lanetli tarihten kopalım, yapmazsak kaos derinleşiyor Ortadoğu’da. Sen bunları kabul etmiyorsan bugün on, on beş yerde olay oldu, yarın daha fazla olur. Gençler dağa çıkar, onlar da intikam alırlar. Niye ölsünler bu kadar genç? Sen Kürtleri kabul etmezsen , bütün Kürtleri Türkiye karşısında birleştirecekler. Eğer biz gelmezsek bizi inkar et. Ne kabul ediyor ne yol gösteriyor. Sadece silahım var, vururum.. Sonuç, mutlaka çatışmanın derinleşmesidir.

23 Subat 2005

 


Türkiye yönetimini sert uyaracağım. Sırtımızdan Kıbrıs Rumlara veriliyor, Ermeni sorunu halledilmeye çalışılıyor. Bunların hepsi ihanettir. Biz satılıyoruz. Nereye? Londra’ya satıyorlar. Mustafa Kemal’in görüşleri açık. Gazeteler de Yalçın Küçük Apo’yu Kemalist yaptı diye yazmış. Yalçın Küçük çok basit yaklaşıyor. Ben kendim doğruları görecek güçteyim. Mustafa Kemal Kürtlere de şunu söylemiştir: Kürtlerin sırtından kimse emperyalizmin oyununu oynayamaz. Ben susturuluyorum. Görüşlerim dinlenmiyor. Türklerin, Kürtlerin sırtından yarın Güneydoğu da, Kıbrıs da, Pontus da, Karadeniz de gider. Hepsi sessiz. Neden sessiz? Bu dar, kısır Enver paşa çizgisidir. Alttan alta Kızıl Elmacılar Türkiye Cumhuriyetini batıracak. Bunlar Ağar, Baykal, Bahçeli ve benzerlerinin çizgisidir. Bu Enver paşa, İttihat ve Terakki çizgisi dağılmaya götürecek.

Bu Türkçülükle Türk halkının da alakası yok. Türk halkı bizim gibi bir halktır. Türk halkı kardeş, iyi bir halktır. Bir avuç üstte bu halkları birbirine kırdırdı. Bir kısım komprador, kozmopolit üst tabaka halkları istediği gibi kullanmak istiyor. Mustafa Kemal birinci perdeyi yırttı attı. Doğru bir ulus anlayışını ortaya koymak istiyordu. Ancak konjonktür daha fazla yapmasına izin vermiyordu. Mesele Mustafa Kemal hayranlığı değil, tarihi doğru yorumlamaktır.

Avrupa’nın yaklaşımının ciddi olduğuna inanmıyorum. Avrupa ABD’nin yardımı ile beni buraya tıktı, çürümeye bıraktı. Osmanlıyı Birinci Dünya Savaşı’na Almanlar soktu. Savaşa girmeseydi, belki Osmanlı çökmezdi. Bugün de aynı oyun Londra’da kotarılmaya çalışılıyor. Londra’da Sultan Vahdettinciler, Ankara’da Kızıl Elmacılar sözde Türkiye’yi kurtaracaklar. Bu çizgi böyle giderse halklar birbirine girer. Düyun-u Umumiye’den daha ağır bir borç var. Bugünkü Türkiye derinleştirilmiş Sevr’e gider. Bu çizginin vermek istediği budur. Mustafa Kemal demek, eşittir, bu konularda köklü inanç ve bilinç demektir.

Geçenlerde gazetede okudum. Türkmenlere Kerkük petrolünün yüzde 25’ini vereceklermiş. Mesele o değil. Mesele sinsi. Milliyetçilik körükleniyor. O Kerkük üzerinden yapacak, diğeri Ankara üzerinden. Sonuç nereye gidecek? Mustafa Kemal 1920’lerde nasıl kararlı bir şekilde üzerine gittiyse, ikibinlerde de ben üzerine gidiyorum. Mustafa Kemal o dönem ne kadar uyanıksa, ben de bu dönem uyanığım. Tarihi deneyiminden yararlanıyorum. Kürt devleti kuruldu. Yarın Araplarla, yarın Türkmenlerle gırtlaklaşırlar. Türkiye 300 milyar Dolar borca girmiş. Mustafa Kemal’in tecrübesi tarihi bir tecrübedir. Kürtler mutlaka bu dersi çıkarmalıdırlar. Ders çıkarmazsak 1925’ler gibi başımıza belalar gelir. 70 yıl bu konularla uğraşılır.

16 Mart 2005

 


Ulus-devlet halkları devletleştirme ile uyuşturmadır. Milliyetçiliği geliştirdi. Biri ezen milliyetçilik, diğeri ezilen milliyetçilik, sonuçta dünyayı korkunç milliyetçilik savaşlarına götürdü. Hitler ile korkunç dünya savaşları yaşandı. Ermeni soykırımı tartışılıyor. Sonuçta İttihat ve Terakki milliyetçiliğinin varacağı sonuç soykırım olur.

Milliyetçilik sapmadır. Ben onun için Kürt milliyetçiliğine sapmayı engellemek için büyük tedbirler aldım. Kürt hareketini ne milliyetçiliğe ne de devletçiliğe kaydırmam. Savunmamda bunları açıkladım. En son demokratik konfederalizmle bunun tedbirini geliştirdim. Halkımızın emeklerini boşa harcatmayacağım.

Avukat: Bazı kesimler demokratik konfederalizm düşüncenizin Güney’deki gelişmeleri engelleme amacını taşıdığı şeklinde yorumluyorlar.

Şarlatanlar. İşte benim büyüklüğüm buradadır. Kürt halkı için beş bin yıllık Gılgameş’ten beri işbirlikçi Enkidu örneğini vermiştim, şimdi ucuz işbirlikçi bir devlet kurduruyorlar. O devletin kuruluşuna saldırmıyorum. Ama Ortadoğu’da bu devlet sonuçta despotik devlet karakterine bürünür. Onları muazzam teşhir edin. Bu devletleri kimin kurduğu belli. Bu devlet halkın kanını emecek, çünkü demokrasiyle alakaları yok. Şimdi kendilerini devlet başkanı ilan ediyorlar. Ama benim ulus-devlete karşı çıkışım, Zerdüşt ve Hz. İbrahim çıkışı gibi görkemlidir. Hz. İbrahim’in Nemrut’a karşı yaptığı çıkış kadar değerlidir. Kendimi övmek için söylemiyorum, benim övülmeye ihtiyacım yok, ama çıkışım anlamlıdır, anlamak isteyenler anlayabilir. Nemrutlara boyun mu eğeceğim? Ağa taslaklarına boyun eğmem. Ulus-devlet ideolojisi haramdır, bin defa kuru ekmek yerim, bu devletlere minnet etmem, onların her şeyi haramdır. (...)

Türkiye beni yanlış anlamasın. Üniter devlete bir itirazım yok. Bayrağa saygılıyım. Bayrağa yaklaşımımı, saygılı olunmasını Şam’da da söylemiştim. Bayrak olayı da zaten bir provokasyondur. Demokratik konfederalizmin legalite veya illegaliteyle alakası yok, ayrım yapmıyorum. Kürt-Türk ayrımı da yapmıyorum. Bütün halk toplulukları için geçerlidir. (...)Zorla devlet verseniz de kabul etmem, karşı çıkarım. Ben demokrasiyi kuruyorum. (…) Biz devlet istemiyoruz. Devlet istesek, Irak gibi kıran kırana yaparız. Ben sınırlardan bahsetmiyorum Irak’taki gibi bakanlık peşinde değiliz. İstediğimiz mahallelerde, köylerde, kentlerde halkımızın demokratikleşmesine engel olunmamasıdır. Yalnız Kürtler için de değil, Türkiye demokratik konfederalizmi daha gerçekçidir. Bütün Türkiye için bunu öneriyorum. Üniter yapıyla sorunumuz yok. Devletten bahsetmiyorum, onun aşağısındaki toplumun kendi demokrasisini kurma biçimidir, demokratikleşmesidir. (…)

Radyodan dinledim. Özkök’ün güvenlik anlayışına ilişkin şunu diyebilirim: Mevcut güvenlik anlayışı devleti uçuruma götürür. Ulus-devlet için şunu söylüyorum: Atatürk birçok kitap okuyor, inceleme yapıyor, cumhuriyeti ilan ediyor. Biz de cumhuriyeti demokratikleştiriyoruz. Demokratik konfederalizm ile demokratik cumhuriyeti taçlandırıyoruz. Dava başlarsa bunları açarım, kitap yazarım. Konfederalizm cumhuriyete karşı değil, cumhuriyetin demokratik taçlanmasıdır. Türkiye’de tek çıkış yolu budur. Ben de binlerce kitap okuyarak bu sonuca ulaştım. Cumhuriyete saldırma yok. Sadece Kürtler için de söylemiyorum, Türkiye demokratik konfederalizmi diyorum. Bölgeleri Türkiye için de öneriyorum. İzmir demokratik konfederalizmi olabilir. Trakya olabilir. Karadeniz’in yerel özellikleri var. Antalya kendisi için özel statü istiyor. Eğer bu uygulanırsa Çin’in yaptığı gibi Türkiye’de şaha kalkabilir. Cumhuriyeti de toplumu da bu kurtarır. Demokrasinin tanımı, demokratik toplumun varoluş tarzıdır, demokratik yaşamın ta kendisidir. Bunlar olmadan ekoloji, doğa, çocuklar, kadın kurtulamaz.

27 Nisan 2005

 


ABD, PKK’nin barışını değil kavgasını istiyor. ABD, PKK kartını elinden bırakmak istemez. PKK’nin sırtından Türkiye’yi, Suriye’yi, İran’ı tehdit ediyor. PKK’yi destekleyebilirim diyor. Ama ABD’nin PKK’ye bir desteği yok. Irak’la oynadı. Kimse ordusuna güvenmesin, Saddam’ın ordusu da dünyanın dördüncü ordusuydu. Diğerlerini de böyle bağlıyor. Bize de desteği yok. Bunlar PKK üzerinde kesin oynuyorlar, ben bu oyunları bitirelim diyorum. Türkiye’nin de buna ihtiyacı var.

Ben bu yüzden demokratik cumhuriyet demiştim. Aslında Türkiye’yi yönetenler Türkiye’yi yönetemiyor. Son alti yedi yildir benim geliştirdigim projeler üzerinden yürüyor. “Sen burada kal, seni burada çürütelim, ürünlerini biz toplayalim” diyorlar. ABD’nin beni buraya getirdigi açik. “PKK kalsin” diyorlar, üzerinden hesap yapiyorlar. Kritik zamani bekliyorlar. Halkayi yavaş yavaş sikiştiracaklar. Türkiye ordusuna da çok fazla güvenmesin. Bu orduyu neye dönüştürecek, ABD bunu iyi bilir. PKK’yi destekleme degil, silah gibi tutacaklar. Türkiye’dekiler ne yapiyor, bilemiyorum. Bunu göremiyorlar mi? Kendileri de ABD’ye bu kadar mi bagli? Bunu göremiyorlarsa ikinci Sevr’i bekliyorlar demektir. Turkiye bunlari benimle konusmuyor, ben mektuplar da gonderdim. Bizi çatıştıracaklar, ondan sonra katliam ilan edecekler. Aslında Türkiye’nin içine girdiği rota budur. Ya doğru anlayacaklar ya da hepsi bu oyuna alet olacaklar. Hepsi Kemalist’im diyor, Mustafa Kemal zeki ve onuruna düşkündü, bu oyunlara gelmezdi. Bunlar sahte Kemalist. Mustafa Kemal’de de demokrasi çizgisi, birlik ve kardeşlik çizgisi vardı. Kürtlerle iyi gidecekti. İsyan yaptırıldı, ondan sonra yokluk gelişti. Şimdi bunun yolu da belli. Türkiye’nin bütünlüğünü silahla koruyamazsın. Yapsaydı Saddam yapardı. Ekonomiyle de koruyamazsın. Zaten ekonomin Duyun-u Umumiye’ye bağlı. Yapamazsın. Türkiye’nin bütünlüğü üç ayak üzerinden sağlanabilir. Silahla yapamazsın, ekonomiyle yapamazsın. Geriye bir tek demokratik birlik çizgisi kalıyor.

Bu yol katliam yoludur. Bu savaşa gerek yok. Biz Türkiye’nin demokratik bütünlügünü herkesten çok istiyoruz. Zorla ayrilin deseler bile ayrilmayacagiz. Ama bu ulus-devletçi, milliyetçi yaklaşim ikinci Sevr’e götürür. Ittihat ve Terakki’nin ulus-devletçi anlayişi Ermeni meselesinde Türkiye’yi Sevr’e götürüyorsa, bunlarin Türklükle alakasi yok demektir. Bunlarin çogu dönmedir. Bu anlayiş dört milyon kilometrekarelik devleti bitirdi. Şimdi de Türklük adina bir sürü propaganda yapiyorlar, Türkleri Yahudilerin koydugu yere koymuşlar. Ee sonuç: Anadolu’da biz birbirimize gireriz. Mustafa Kemal bunu yapmiyordu. O hiç kimseyle görüşmedi. Önce Erzurum’a geldi, Diyarbakir eşrafina mektup gönderdi. Içteki bütünlügü saglayacaksin. PKK için doksan dokuz ülkeye taviz verdiler. Bu Kemalizm midir? Mustafa Kemal onurlu, zeki bir devlet adamıydı. Dış güçlerin oyununa çok öfkelidir. Çok açık bunlar.

Bütün bu politikanın altında basit çıkarlar var. Günlük politikayı sürdürmek için yapıyorlar. Ne yapacaksınız, Kürtleri yok mu edeceksiniz? Milyonlarca ayağa kalkmış bir halk, “Biz ayrılmayız” diyoruz, zorla mı ayıracaksınız? Ama onurumuzdan ve özgürlüğümüzden de vazgeçmeyeceğiz. Bunun için Kürtlere de hızla göreve girin diyorum. Muazzam demokratik politikacılığa soyunmalısınız. Bunu yapamazsanız size alçak derler. Halkı bu durumda olanın kimse yüzüne bakmaz, kimse sizi böyle kabul etmez. Yarın eşinize, dostunuza selam bile veremezsiniz. Halkına karşı onursuz olanın dünya kadar malı olsa da boştur. (...)

Kemalistiz diyorlarsa, bu Mustafa Kemal’in felsefesine uygundur. Biz isyan ettik, isyan sırasında bazı hatalarımız da oldu. İsyan ettik ama haklıyız. Dilini, adını bile yasakladığın bir halkın isyanını anlamak gerekiyor. (…) Benim hakkımda da bir sürü şey söyleniyor. Artık bunları dinlemiyorum. Politikadan anladığım budur: Diyaloga açık, onuruna düşkün, demokratik birlik, dayanışma ruhuyla ayağa kalkın. Ömrünüzü boşuna çürütmeyin, yarın pişman olursunuz. (…) Demokratik birlik ruhuna tam uyun. Geçmişte de bu vardı. Yavuz Selim, Alparslan, Mustafa Kemal bunu yaptılar. Dördüncüsünü de biz yapalım. (…)

Ulus reformu; ulus kendini tanımlamalı. Türkiye’ye vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür demek yanlış. Mustafa Kemal’de bu yok. Halkı Türkleştirmeye çalışmıyor. “Ne Mutlu Türküm Diyene” derken söylediği, Türkmenler, Yörükler vb. grupların kendi Türklüklerini ifade etmelerini sağlamak içindir. Bunu ne Araplar ne de Kürtler için söyledi. Gönüllü kendini Türk hissetmeye karşı değilim. Kültürel kimliklere dayalı, bunu tanıyan bir ulus reformu öneriyorum. Vatandaşlık kültürel kimlikleri kabul eden, kendi kültürel varlıklarına dayalı ulus vatandaşlığıdır. Herkesi zorla Türk saymak yerine, Türkiyeli ya da Türkiye ulusu vatandaşı.. Amerika’da da böyledir. (…) Türkiyeli ulus kimliği üst ulus kimliğidir. Hepimizi bağlayan bir Türkiyeli ulus kimliği ancak böyle yaratılabilir. (…)

Mustafa Kemal "Türk Devleti” kavramını kullanmadı. O dönem “Paşam, Türk Cumhuriyeti diyelim” diyenlere “Hayır, Türkiye Cumhuriyeti diyeceğiz” demiştir. Biz nasıl Türkiye Büyük Millet Meclisi diyorsak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti diyorsak, Türkiye ulusu da deriz. Mustafa Kemal, “Türkiye Cumhuriyeti olacak” diyor. Daha sonra 1930’larda Mahmut Esat Bozkurt gibilerle bu Türklük şeyi gelişti. (…)

Bütün yayın organlarında, Diyarbakır’daki yerel basında da herkese demokratik konfederalizm çizgisini yoğun biçimde tartışsınlar diyorum. Bu çözüm getirir. Yoksa Çeçenya ve Filistin’deki tıkanmaya, Irak’taki katliama götürür. Avrupa üç yüz yıl savaştı, sonuçta bu noktaya geldi. Türkiye’yi uyarıyorum: Operasyonlarla olmaz. Avrupa üç yüz yıl savaştı, birlik noktasına geldi. Avrupa’nın yaptıklarını Türkiye’de de yapalım. Kürtleri uyarıyorum, Aydını, siyasetçisi oturuyorlar. Siyasetçiysen düşünceni ortaya koy. Bunlar benim politik görüşlerim. Ben burada bu politik çizgiyi yürütüyorum. Görevdir. Benim için kutsaldır. Bunu özgürlük için tekrar tekrar söylüyorum. Bununla Diyarbakır da, Botan da çözülür; Kürt’ü de, Türk’ü de kurtulur. Yoksa ABD tepenize biner, hepinizi süründürür.

4 Mayıs 2005



Avrupa üç yüz yıl ulus-devlet içinde boğuştu. En son ikinci dünya savaşı da dahil, yüz milyon insanın hayatına mal oldu. 1648 Westfalya Antlaşması ile girilen ulus-devlet süreci Avrupa’yı kan deryasına dönüştürdü. 1950’den sonra Avrupa dersini aldı. Ulus-devlet çözümsüzlüğünden ders çıkardı. Vardığı çözüm bugünkü güvenlik stratejisi oldu. Güce dayalı güvenlik anlayışı ile, kapitalist hegemonyanın güvenlik anlayışı ile güvenlik getirilemez. Avrupa’nın güvenlik stratejisi demokratik uluslar topluluğunu birbirine bağladı. Avrupa Birliği budur. Türkiye için de bu bir şanstır. Tamamen bunun bilincindeyiz. Özgür Kürdistan halkının demokratik mücadelesi için de bir şanstır.

Roma’dayken de bunu yapmak istedim, ama orada ucuz yaklaşımlar gösterildi. Yedi yıldır demokratik çözüme dayalı stratejiyi geliştirdim. Roma trajedisinden sonra yedi yıldır Türkiye çözümü, Ortadoğu çözümü çabası içindeyim. Demokratik özgür yurttaş çözümünü Türkiye somutunda Ortadoğu’ya da örnek kılabiliriz. Türkiye bağlantısı çerçevesinde örnek vereyim: Eğer gerçekten Mustafa Kemal’i anlamak isteyenler varsa, Mustafa Kemal’in devrimci cumhuriyete adım atarken, 1920’lerdeki -dikkat edin 30’lar demiyorum- özgürlükçü hamlesini doğru anlayarak, bağnazca tutuculaştırmadan güncelleştirerek, yenileyerek çözüme gitmemiz gerekir. Demokratik cumhuriyet, demokratik siyaset, demokratik toplum üçlü sacayağı çerçevesinde kendilerini yenilemeye, Türkiye halklarını, aydınları, partileri anlayışa ve üzerlerine düşeni yapmaya çağırıyorum.

Bu bizim tercih ettiğimiz yoldur. Sivil genelkurmay başkanı gibi konuşan Baykal gibi, operasyonlar gibi üzerimize gelirlerse, bu yönelimler çoğalırsa seçeneksiz olmadığımızı bilsinler. Bunun sorumlusu biz değiliz. Altı- yedi yıldır adımlar attım. Mesele güç gösterisi yapma meselesi değildir. Yoksa Irak, Çeçenistan, Bosna-Hersek gibi olurdu. Gücümüz vardı; yenildiğimiz, güçsüz olduğumuz için değildi, sağlam yol olmadığını düşündüğüm içindi. Ama anlamadılar. Yenildiğimiz ve ezildiğimiz söylendi, kendimi kurtarmak türünden yorumlandı. PKK içinde de bunu yanlış anlayanlar, kof olanlar kaçıp gittiler. Bazıları da ilkel bir tarzda şiddette ısrar ettiler. Bunları uyardım. Türkiye aydınlarını da buradan defalarca uyardım. Altı yıldır mütemadiyen Başbakanlara mektuplar yazdım. Olumlu yaklaşılmadı. Ciddiye alınmadığım kanısındayım.

Yeniden yargılama ile birlikte bu çizgimi derinleştirerek sürdüreceğim. Temel çözüm stratejimi demokratik bütünlük stratejisi içinde kalarak sürdüreceğim. PKK içine de müdahale ettim, doğru parti anlayışını ortaya koydum. Yeni bir aşamaya gelmişiz. Bu PKK, KONGRA GEL, PAJK, HPG hepsi için anlayışlarımı ortaya koydum. Emrediyor denilmesin, burada emir verilmez. Görüşü nedir sorusuna karşılık ortaya koyduğum tavırdır. Tarihi açıdan önemlidir. Hem devlet hem Kürtler, hatta sol bilsin diye bunları söyledim.

11 Mayıs 2005 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Türkiye Ulusuna ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right