left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Ali Kemal Özcan (Dr.) arrow Sarp Kuray "Ceza"sı
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Sarp Kuray "Ceza"sı Yazdır E-posta
Yazar Dr. Ali Kemal Özcan   
Friday, 20 January 2006

Önce beraat, sonra iki kez 15 yılda karar kılan yerel mahkeme, yargıtayın üçüncü dayatmasına dayanamayıp ― 12 yıl sonra ― Kuray’ın cezasını müebbet hapse çevirdi.

Bu davanın hukukî tarafının olmadığı pek tartışma götürür hali kalmadığına göre; bu kararın 12 yıl sonra, yani “bu günlerde” ne anlama geldiğine dolandırmadan bakmak gerekir. Çünkü “karar” kimsenin küçümseyemeyeceği kadar Türkiye’nin geleceğini ilgilendiriyor.


Bir kaç sade veri ile başlayalım:

1. Kuray cezayı, örgüt lideri olarak verdiği talimatlarla yapılan eylemlerin sorumlusu olarak alıyor.

2. “Ağırlaştırılmış müebbet”lik sanık cezayı, 12 yıl serbest dolaştıktan sonra alıyor (Kuray 1993 sonlarında ülkesine dönüyor).

3. Nasıl oluyorsa, bir örgüt davası (organize suç) “tek kişi” cezasına “sade”leşiyor.


Bu davada, Türiye’de devlet-millet, devlet-vatan, devlet-rejim (kapitalizm) ilişki ve çelişkilerini hayli ilgilendiren taraflar ve bu denge veya dengesizlikleri ortaya çıkaracak epey veri var. Tabi bu tartışmaları bir-bütün buraya alma imkânı yok. Bunlar tartışılacak, günlere-aylara-yıllara yayılacak. Sonuçlarından da elbetteki bu millet bu halk bu devlet derslerini çıkaracaktır. Burada konu edeceğim “cephe” davanın kararının zamanlaması, “bu günler”le alakasıdır. Türkiye’nin neresiyle, Kuray’ın “neleri”siyle ilgili olduğu...

Bir Türkiye’ye bakalım: geçen ay, yaklaşık altı ay önce yapılan bir MİT―Öcalan görüşmesini E. Özkök köşesinde haberini verdi. Aynı hafta içinde ― Cumhiriyet tarihinde ilk olmak üzere ― CIA ve FBI başları Türkiye’ye geldiler. Ve devlet başkanları gibi karşılanırken, buna uygun “zengin” de görüşmeler yaptılar.


Neydi mesele?

E. Özkök, Öcalan ve örgütüyle birşekilde diyaloga geçmenin zamanının geçebileceği tehlikesininin “ayak-ses”lerinin gerçekten yaklaştığını devletin artık anladığını ima ediyordu haberiyle. Bir “yerel” arayışın/çözümün “patırtı”sı duyuldu..


Peki ne oldu?

22 haftalık tecritten sonra, Öcalan’la bir görüşme yapıldı. Öcalan, önüne gelenin taktik sandığı, işine gelenin taktik sunduğu konuyu ne unuttu ne de bıktı tekrar etmekten:

“Mustafa Kemal bir olgudur. Mustafa Kemal’i çözmeden Türkiye’de hiçbir sorunu çözemeyiz. Mustafa Kemal’in 1920’lerde emperyalizme karşı vermiş olduğu mücadeleyi kendi etnik kimliğinden bağımsız olarak değerlendiriyorum. Dünya halklarına örnek bir mücadeleydi.” (30.11.2005 tarihli Görüşme Notları)


Sonra ne oldu?


Sere-serpe imkânlarıyla “medyamız” “halkımız”a gündemden gündem beğendirtti! Aşkın’dan-uşkundan girdi, kuş gribinden çıktı.

Kuş gribinden 4-5 kişil öldü. Elbette ki tek bir insanın ölümü bir kâinatın “yokoluş”udur bizce. Ama haber değeri bakımından 5 kişi ile binlerce kişi arasında binlerce defa fark vardır. Kuş gribi haber olmasın diyen yok. Ama Öcalan, dolayısıyla Türk-Kürt ilşki ve çelişkisi ― bunun bu derece hayatiyetiyle “bu günlerde” belirleyicileşen ve belirginleşen dinamiği ― Türkiye’nin başgündeminden düşürülmemelidir. Çükü Öcalan, Anadolu Türklüğünü bir yokoluşa da götürecek, Anadolu Kürtlüğü ile ittifakı halinde dünyanın yeni bir insanlık sıçraması merkezi yapacak bir dinamiğin de adıdır. Bunu küçümseyenler de, gözden kaçıranlar de, en aşağılık sahsî çıkarları için kullananlar da çarpılacaklardır yeni “tarih”in yeni gücü ve hızına..

İşte CIA ve FBI patronlarının, Cumhuriyet tarihinde ilk kez olmak üzere Türkiye’nin başına üşüşmelerinin sebebi tabii ki buydu. Halbuki Türkiye’de hemen herkes ABD’nin bütün “terör örgüt”leriyle, bu arada PKK ile de ilişkide olduğunu izliyor, söylüyor. Peki MİT görüşünce Amerika’nın bu kadar paçaları niye tutuşuyor? Bunun cevabını vermeyenler ya çocukluk “masum”udurlar, ya cehalet gafilidirler, ya da “her manada” alçaktırlar, vatan hainidirler.


Daha sonra?

Öcalan’ın “güncelleşmiş M. Kemal çıkışı” ısrarı Amerika’yı ― yerel bölücü güçler üzerinden ― tecrit çemberini daraltma kararına götürdü: Türklüğün çıkarları (“vatan-millet-bayrak”) adına AKP ve hükümeti tek adadaki tek hücrelik tek kişilik hapishanede Öcalan’a 20 günlük “hücre cezası” verirken; Kürtlük (“kürt sorunun çözümü”) adına da “Kürt Demokratik Hareketi”nin 15 yılık ketümleri, Kürtlerin “her parçada kaderlerini tayin hakkı”nı ilan ediverdiler. Halbuki Öcalan, Leninizm’in “ulusların kaderlerini tayin hakkı” ucubesini yerlebir edeli yıllar oldu (Bunu onların içinde okuyan-bilen, haberi olan kimse yok muydu?) Gene halbuki; Öcalan, demokratik-siyaset―demokratik-toplum―demokratik-insan derinleşmeleri üzerine oturttuğu Demokratik Cumhuriyet projesini “ulusların kaderlerini tayin hakkı”nın son yüzyılda insanlığın başına sardığı belaların çözümlemeleriyle/özeleştirileriyle çizdi savunmalarında.

İşte tam burada Kuray’ın “beraat”lik “suç”u ― 12 yıl sonra ― “agırlaştırılmış müebbet hapis”lik oluverdi. Çünkü Kuray ve arkadaşları bir yılı aşkın süre idi bu Amerikan bölücülerinin devletteki ve Kürtlerdeki “odak”larını göstermekten vazgeçmiyordu. Göstermekle kalmayıp, son bir kaç ayda da bunun demokratik-örgütsel çalışmalarını yoğunlaştırıyordu.

Amerika’nın devletin omurgasındaki (yani ordudaki) “kabuk”u, Kuray’ı uyarmanın, uyarılmaya gelmezse de, artık durdurmanın zamanının geldiğini düşündü. “Müebbet hapis”in ol-hikâyeti budur deriz.

Çünkü, aynen 1919’daki “Osmanlı kabuk”unun kaderini dünyanın o zamanki patronuna (İngiltere) göbekten bağladıkları gibi, bu “kabuk” kaderini göbekten de böbrekten de dünyanın bugünkü tek patronu ABD’ye bağlamıştır. Öcalan ve Kuray’ın günümüz bilimseliklerine donatılmış bir 1919’lar M. Kemal’ine “uslanmaz” atıfları, bu ruhtaki yüklenmeleri, Kuray’ın “müebbet”inin de, Öcalan’ın “hücre içinde hücre”sinin de yegâne sebebidir. Burada gerçeklerle oynamanın kimseye faydası yok. Kartlar dört-cepheden açıktır..


Peki ne yapmalı?

İşte tam burada güncelleşmiş (daha bilimselleşmiş ve sivilleşmiş) bir M. Kemal çıkışının tarihsel kaçınılmazlığı herkesin önündedir. Herkesten önce de Türkiye Cumhuriyeti’nin ordusunun önündedir. Bunun ne kıvırtılmaya ne de sulandırılmaya tahammülü vardır. Çünkü bu ordu sadece bu devletin değil bu milletin de (Türkiye ulusu) kurucusudur. Kurarken de öyle dünya patronlarına kaptırdığı göbek-böbrek bağlarıya yürümemiştir. M. Kemal Önderliği’ni tarihsel yapan ana karakter budur: M. Kemal, devletin omurgası ordunun “kabuk-altı” çıkışının adıdır: ordunun, Anadolu’nun kaybettirmez temel yerel dinamikleri olan Türk ve Kürt etnisiteleri ile ittifakının adıdır. Dikkat: Erzurum ve Sivas kongreleri zamanın “yasadışı” toplantılarıdır. Herkes ― evet herkes ― bu kongrelerin hem hazırlık atmosferlerini hem belgelerini yeniden “okuma”lıdır. Türkiye’nin sahipsiz olmadığının anlaşılması ve bunun gereğince yaşanması için bu şarttır. Dost-düşman demeden söylüyorum.

Türkiye’de bu dinamiği iyi bilen, yaşayan ve ifadeye getiren iki kişi vardır. Birisi Öcalan diğeri Kuray’dır. Evet; naçizane araştırma alanım olduğu için idialı söylemekten çekinmeyeceğim. Ama dikkat: sadece “bilen” dememekteyim. Başka bilenler vardır, çoktur. “Yaşayan ve ifadeye getiren” demekteyim. Fark; Öcalan’ın (koşullarının gereği) daha çok yazarak, Kuray’ın daha çok konuşarak ifadeye getirmeleridir. Öcalan makina gibi yazıyor, Kuray makina gibi konuşuyor. Bilgisel/bilimsel ve ruhsal “kök”lerinden dolayı bu böyledir..

Anlaşılıyor ki; Öcalan bir yıl önce onun için “Sarp’ın zamanıdır” dedi. Ve onun için de; Sarp Kuray “ceza”sının “hukuk”u burada “adalet”leştirilmiştir..! Yani Amerika ordunun “kabuk”u ve AKP üzerinden Kuray’a “dur” demek istemektedir..

Buraya iki şey daha eklenmelidir:

1. 22 haftalık ağır tecritten sonra yaptığı görüşmesinde, yukarıda aktardığım M. Kemal ısrarını yaparken, Öcalan’ın “bir ‘Kürt’ Mustafa Kemal’e ihtiyaç vardır” dediği de aktarıldı. Bu ya bir yanlış/eksik anlama, ya ekleme işgüzarlığıdır diye öncelikle düşünürüm. Degilse eğer; görüşmelerin “ağır” atmosferlerinde Öcalan’ın yaptığı benzer yanlışlarından biridir. Çünkü Türkiye’nin bir “Kürt M. Kemal’e” değil bir M. Kemal’e ihtiyacı vardır. Güncelleşmiş/sivilleşmiş/bilimselleşmiş bir “sentez” M. Kemal’e... Yani ne Kürt ne Türk veya hem Türk hem Kürt bir M. Kemal’e ihtiyacı vardır..

2. Devlet cephesinde bir kabuk―kabukaltı sorunu varken, Türkiye Kürtleri cephesinde ise PKK’nin Öcalan’a bağlı çekirdeğinin çifte tehdit altında olması durumu vardır. Bu “çekirdek” dünyaya Kanil dağından bakmaya mahkûm edilmiştir. Bir yandan ordunun Amerikacı “kabuk”u diğer yandan aynı Amerikacı Kürt hazır-lokma (sınıfsal anlamda soysuz) milliyetçiliği, tam-katıksız zımnî bir ittifakla, bu hayatî “dinamik”i canhavline kıstırıp AKP-Barzani-Talabani üzerinden ABD’nin politikalarına meylettirme suretiyle Öcalan’dan koparmak istemektedirler. Bu Kandil dağı “hal”iyle de, Öcalan’ın Demokratik Cumhuriyet felsefesini oturtma rolünü oynayamayarak, “Kürt Demokratik Hareketi”ne tünemiş anti-Öcalan “kütle”yi aşmaya güç getirememektedir.

Gene M. Kemal’e dönüyorum, döneceğiz:

“Fakat efendiler, çok namuslu ol[un]malıdır ve şimdiye kadar işlenen yanlışların en büyüğü, bilhassa girişimcilerimizin, aydınlarımızın ve bilhassa bilim adamlarımızın en büyük günahı, namuslu olmamaktır. Milletin karşısında namuslu olmak, namuslu davranmak gerekir. Milleti aldatmayacağız! Millete daima ve daima gerçeği söyleyeceğiz. Belki hata ederiz, gerçek sanırız. Fakat millet onu düzeltsin! Kendimizi kimsenin üstünde görmeye de hakkımız yoktur efendiler!”

(İzmit Konuşması, 19 Ocak 1923)

Bu dünyayı namusuzca yaşamak istemeyenlerin dikkatine sunulur...

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
Sayın Ali Kemal;Makalenizi ilgiyle okudum.Sayın Sarp Kuray'a aba altından sopa gösterildiğini beşikteki bebekler bile anladı.Herhalde Yargıtay da 13 Aralık tarihine kadar bu işin içinden çıkacak bir formül üretilecektir.Yasaları temsil eden bir merciin yasal olmayan bir kararı onaması,kendi kalesini kendi imzasıyla yıkması ülkedeki tüm bilinçli vatandaşların kanunlara saygısını sıfırlayacaktır bu kolay göze alınabilecek bir olgu değildir.Ayrıca Sarp Kuray tek kişilik örgüt ve çete olarak dünya literatürüne girer. Yazınızda kafamı karıştıran bölüm Sarp Kuray ve Öcalan eşleştirmesi.Kuray kimseyle emsal teşkil edemez.İnsan kokan yüreğiyle,ölüm kokan yaşamıyla,ekmek saçan elleriyle fakir babasıdır.Sevdayla bakar insanlara,yurdum bebelerine kıyamaz.O heybetli kocaadamın yüreği minicik ve sevgi doludur.SARP KURAY,SARP KURAYDIR.KİMSEYE BENZEMEZ.O ÖLÜR ÖDÜN VERMEZ.Saygılar
Gönderen Fatoş Sezer ULUSOY on Monday, 27 November 2006 at 9:30


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Sarp Kuray "Ceza"sı ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right