left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Ahmedi-Recep Yazdır E-posta
Yazar Rahmi Yıldırım   
Friday, 21 April 2006

Felaket tellallığı olmasın ama gidişat hiç de iyimserliğe izin vermiyor.

Bir yanda ABD’nin İran’ı vurmaya hazırlandığı yorumları, öte yanda İran’da nükleer silah üretiminde son aşamaya gelindiği, kadınlara yönelik baskıların yoğunlaştığı haberleri.

Bu haberlerin dumanı üstündeyken ABD Dışişleri Bakanı Rice 26 Nisan’da Ankara’ya geliyor. Türk Silahlı Kuvvetleri de İran ve Irak sınırlarına Cumhuriyet tarihinde görülmemiş yoğunlukta asker sevk ediyor. Medyaya göre, sınıra yığılan asker sayısı iki yüz binin üstünde. Muhtemel harekâta Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt komuta edecek.

Türk ordusu bunca askerle kime karşı harekât yapacak? Kuzey Irak’ta Kandil Dağı’na mı, yurt içindeki PKK barınaklarına mı, yoksa ABD ile birlikte İran’a mı?

Net bir yanıt yok, rivayet ve yorum ise muhtelif.

Bunca askerle harekât Kuzey Irak’taki PKK’ye karşı olacaksa, göstere göstere bir harekâtın umulan sonucu doğurmayacağını, harekât kokusunu alır almaz arazide dağılan gerillayı bulmanın samanlıkta iğne bulmaktan zor olacağını öğrenmeyen kalmamıştır herhalde. Tabii Kuzey Irak’ta sınır ötesi harekâtın, yerel Kürt yönetiminden çok ABD’nin iznine bağlı olduğunu da.

İçerdeki PKK barınaklarına karşı bir harekât olacaksa bunca askere lüzum yok, PKK’yi olduğundan daha güçlü göstermekten başka bir sonucu olmaz. Zaten gayri nizami kuvvete karşı harekât, prensip itibariyle nizami orduyla verilmez. Sivri sineğe karşı balyoz ne kadar etkili ve sonuç alıcıysa, gayri nizami kuvvet karşısında düzenli ordu da o denli etkili ve sonuç alıcıdır.

Peki Güneydoğu’ya bunca yığınak İran’a karşı mı? ABD Dışişleri Bakanı Rice’ın 26 Nisan’daki Ankara ziyaretiyle Türk ordusunun Güneydoğu’ya yığınağı arasında bir ilinti var mı? ABD’nin İran’ı vuracağı sırada Türk ordusu da Kuzey Irak’a mı girecek? Condoleeza Rice ile bunun pazarlığı mı yapılacak? Yoksa, zaten anlaşmaya varıldı da ayrıntılar mı görüşülecek?

Net bir yanıt vermek çok zor. Çünkü, yanıtı netleştirecek bilgi yok.


ABD İran’a saldırır mı?

ABD, Irak’ta bataklığa saplanmışken bir de İran’ı gerçekten vurmak istiyor mu?

İran’a saldırmak zor iş, Irak’a saldırmaya benzemez.

Çünkü, İran, Irak gibi yapay bir devlet değil, Türkiye büyüklüğünde bir devlet; stratejik derinliği, binlerce yıllık uygarlıktan süzülmüş devlet geleneği var.

Kürt, Türkmen, Sünnî Arap, Şii Arap olarak bölünmüş Irak’ın tersine rejimine ve devletine sadık, dirençli bir halkı var İran’ın.

Buna karşın İran’a saldıracaksa ABD, İngiltere’nin desteğiyle yetinemez, Avrupa’nın da desteğini almalıdır. Danimarka kaynaklı karikatür provokasyonundan bu yana Almanya ve Fransa liderlerinin “İran’ın nükleer silaha kavuşmasına izin verilemez” demeleri, Avrupa desteğinin sağlandığını gösteriyor. Rusya da “karışmayız” dediğine göre ABD’nin İran’a karşı askeri seçenek formülüne sarılmasının önünde uluslar arası düzlemde bir engel kalmamış görünüyor.

İran’a saldırının önünde uluslar arası bir engel kalmamış olsa da ABD’nin İran’ı gerçekten vurmak istediğine yine de inanmıyorum. Bir şey bildiğimden değil, sadece Türkiye’deki Amerikancılara bakıyorum, o kadar!

Örneğin Cengiz Çandar günlerdir İran’la ilgili yazıyor, hiçbir yazısında İran’ın vurulması gerektiğine dair bir şey söylemiyor. Tam tersine açık açık, İran’a saldırmanın ABD’nin girişebileceği en budalaca eylem olacağını yazıyor, Cengiz Çandar.

Ertuğrul Özkök, M. Ali Birand, Cüneyt Ülsever ve öteki Amerikancılar da öyle, “Vurun İran’a!” havasında değiller. Oysa ABD İran’ı gerçekten vurma niyetinde olsa, bunlar İran’ın vurulması gerektiğine Türk kamuoyunu ikna etmek için ne diller dökerlerdi.

Bu durumda, ABD’nin İran’a karşı kontrollü bir gerilim stratejisi uyguladığı, böylece İran’ı Iraklı Şiiler üzerindeki nüfuzundan vazgeçirmek istediği söylenebilir ki, inşallah öyledir.

Her şeye karşın ABD İran’ı gerçekten vurmak istiyor da olabilir. Bunun için bahanesi hazır: İran nükleer silah üretme peşinde, nükleer silah sahibi İran Amerika için öncelikli tehdittir; nükleer silah üretmek için gerekli teknolojik bilgi ve deneyime erişmeden İran vurulmalı, nükleer tesisleri yok edilmelidir.

Amerika’nın bu tezinin haklılığını haksızlığını tartışmak çokça anlamlı değil. Çünkü, ABD’nin İran’a karşı tutumu, tek yanlı kaba güç gösterisinden ibaret.

Oysa İran nükleer silah üretse bile bunu Amerika’ya gönderecek füzesi yok, uçağı yok, yakın zamanda olamaz da. Dahası, Amerika nükleer silah sahibiyse İran niye olmasın?

ABD İran’daki nükleer tesisleri hava harekâtıyla vurmak istiyorsa aslında Türkiye’ye ihtiyacı da yok. Irak’taki havaalanlarından, Basra Körfezi’ndeki uçak gemilerinden kaldıracağı uçaklarla hiç zorlanmadan gerçekleştirebilir böyle bir saldırıyı. Ama ille de Türkiye topraklarından saldırmak istediği söyleniyor. Çünkü hava harekâtıyla sonuç almayabilir, kara harekâtı da gerekebilir.

Bu durumda Batı’nın İran çöllerinde ölecek askeri yok. Peki kim ölecek?

Şimdi gel de sorma: “Türk ordusunun Güneydoğu’ya yığınağı sadece PKK için mi?”


ABD’ye yalvarmak

Türkiye’yi yönetenler, Irak işgal edilirken suça ortak olmak için çok istekliydiler, şimdi de İran konusunda ABD ile birlikte aynı safta olmaya çok istekliler. Şaşırmamalı. Hem ABD ile 70 yıldır süregelen bağımlılık ilişkisinin, hem de bugün iktidarda olan kadronun iktidarda kalmak için Amerikan yönetimine yalvarma ihtiyacı duymasının sonucu.

Geçen yazıda değinmiştik, Başbakan Erdoğan, Amerikan yönetimi nezdindeki kredisini korumak için Başdanışmanı Cüneyd Zapsu’yu Washington’a gönderdi. Zapsu “Bu adamı devirmeye çalışmak, delikten aşağı koymak yerine kullanın...” diye yalvardı.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de geçen ay “Amerikan askerlerinin çekilmesi durumunda İran’ın İslam devrimini Türkiye’ye ihraç etmesine artık kimse mani olamaz” deyiverdi.

Bu akıl yürütmeler ve yalvarmalar işe yaradı mı, şimdilik bilinmiyor. İster istemez, Güneydoğu’ya asker sevkiyatının bu akıl yürütmeyle ilintili olup olmadığı sorusu akla geliyor.

Bu noktada Türkiye’de dinci medya çok ilginç bir tartışma yürütüyor.

Malum, en geç bir yıl sonra yeni bir cumhurbaşkanı seçilecek. Bugünkü siyasal tablo değişmezse, cumhurbaşkanı AKP oylarıyla seçilecek.

Şimdiki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in AKP ile arası yok. Dinci medya Sezer’in irtica tehlikesine değindiği bir konuşmasını diline doladı, bir haftadır Sezer aşağı Sezer yukarı.

Dinci medya Sezer’i İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad ile kıyaslıyor.

Dinci medyanın önde gideni ‘Vakit’ gazetesinin “İki Ahmet Farkı” başlığıyla yazdığına göre

“Ahmet Necdet; Halkın inancı ile kavgalı”,

“Ahmedinecad; sömürgecilere karşı savaşıyor.”Bana sorulursa, dinci medyanın Ahmedinecad ile Ahmet Necdet’i kıyaslaması densizlik.

İlla bir kıyaslama yapmak gerekiyorsa Amhedinecad ile Recep Tayyip kıyaslanmalı.

İkisi de dinci ya da dindar, ama…

Ahmedinecad: İyi kötü emperyalist ABD’ye karşı direniyor.

Recep Tayyip: Birkaç yıllık iktidar uğruna ABD’ye yalvarıyor.

Fark son derece açık!

Burası Türkiye!

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
süper bi makale yorumsuz resmen hele tayyip beyimiz için söledikleriniz trkiyeyi resmen amerikanın köpeği yaptılar artı türkiyeyi vatanımızı avrupa ya şikayet eden adamıda başımıza cumhurbaşkanı yapmaya çalışıyorlar ben bu ülkede yaşayan bir genç olarak resmen vatanımın başındaki insanlardan utanıyorum ben türküm demeyede utanacam yakında bundan korkuyorum bu ülkeye nasıl evlat vereceğiz nasıl yakıcaz evlatlarımızıda ben şahsen bu ülkenin başında bu acayip insanlar olduğu sürece çocuk sahibi olmak istemiyorum yazınız için çok teşekkürler başarılar
Gönderen deniz on Tuesday, 25 September 2007 at 7:49


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Ahmedi-Recep ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1994
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 5470455
Syndicate
 
left
Top! Top!
right