left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Cumartesi, 10 Ocak 2009
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Bize Ulaşın
Bölücü AB! Yazdır E-posta
Yazar Rahmi Yıldırım   
Cuma, 22 Nisan 2005

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın başına saksı mı düştü nedir?

Yoksa Erdoğan Başbakanlık merdivenlerinden inerken düştü de başını çarpıp şoka girdi, o yüzden mi böyle konuşmaya başladı, anlayamadım?

Anlamakta aciz kaldığım konu şu:

Tayyip Erdoğan, iktidara geldiğinden bu yana AB ne istediyse verdi. Göstermelik ve içi boş olsa da birbiri ardına demokratikleşme paketleri açtı.

"Bu kanunları Avrupa istediği için değil halkımız hak ettiği için çıkarıyoruz, bu böyle biline" diye ucuz kapramanlık yaptı.

AB ile ilişkilerin eşitlik temelinde yürütülmesini isteyenleri, AB'nin Türkiye hakkında iyi niyetli olmadığını söyleyenleri "çağın gerisinde kalmış statükocular" diye karaladı.

AB yandaşları Erdoğan'dan da baskın çıktılar, AB'ye şu ya da bu nedenle karşı çıkanlara ağızlarına geleni söylediler.

Hele 17 Aralık zirvesinde Türkiye'ye tam üyelik müzakereleri için şartlı bir takvim verilince, Başbakan Erdoğan nasıl da gururlandı!

İstanbul'da Ankara'da zafer kazanmış Romalı kumandan gibi karşılama törenleri yapılmıştı; Erdoğan, toplama kalabalıklara, "Bu başarı sadece hükümet olarak bizim başarımız değil, bu başarı milletimizin başarısıdır" diye gaz vermişti.

Erdoğan'ı "İkinci Atatürk" ilan eden AB yandaşları ise iyice azıtmışlar, AB karşıtlarının ne ilkelliklerini bırakmışlardı ne de paranoyaklıklarını...

Aradan dört ay geçti. "Türkiye'nin en büyük uygarlaşma projesi" diye yutturulmaya çalışılan AB yolunda atılmış hiçbir adım yok. Tam üyelik görüşmelerini yürütecek başmüzakereci belli değil, görüşmelere başlamanın temel şartı olan Gümrük Birliği'ne ek protokol yürürlüğe girer mi girmez mi, hiç belli değil.

AB yolunda yeni bir adım atılmadığı gibi, 17 Aralık zirvesinin fotoğrafı, AB karşıtlarının dahi tahmin edemeyecekleri bir hızla sararmaya yüz tuttu.

Dahası, Türk sermayesinin AB yolculuğundaki şimdiki kaptanı Tayyip Erdoğan, AB hakkında tuhaf konuşmalar yapmaya başladı.


"AB Türkiye'yi parçalamak istiyor"

Başbakan iki hafta önce Norveç'teydi. Avrupa'da bazı çevrelerin Kürt konusunu istismar etmeye ve Türkiye'yi bölmeye çalıştığını ilk orada söyledi; "Bizim üç tane kırmızı hattımız var. Biz etnik milliyetçilik, bölgesel milliyetçilik ve dine dayalı milliyetçilik yapmayacağız" dedi.

Bir hafta önce de "yeşil sermaye" örgütü MÜSİAD'ın kongresine katıldı ve "bazı çevreler" diye bir istisnaya gitmeden daha açık konuştu; "AB birçok dayatmalar yapmaktadır. Hatta bizi parçalamaya yönelik gayretler içinde önümüze tezler geldiği de oluyor" deyiverdi.

Demek ki neymiş?

"AB Türkiye'yi bölmeye çalışıyor!"

Bunu söyleyen kim?

Türkiye'yi AB'ye sokmak isteyen Başbakan.

Peki Türkiye'deki AB karşıtlarının genişçe bir bölümü aynı şeyi söylemiyor muydu? Bu yüzden kendilerine "paranoyak" denmemiş miydi?

Şimdi Başbakan da aynı şeyi söylediğine göre Başbakan'a ne ne sıfat yakıştırılacak? "Paranoyak" mı diyecekler?

Şahsen, Türkiye'nin başbakanı için "O da paranoyak çıktı" demeye dilim varmaz.

Paranoya, "aşırı alınganlık ve yanlış yorumlamaya dayalı hezeyan" hali olarak tanımlanıyor. Paranoyak hezeyan halindeki kişi kendisine megalomani derecesinde aşırı değer veriyor, hep haksızlığa uğradığını ve değerinin hiç bilinmediğini düşünüyor, aşırı alınganlık gösteriyor, saçmalığa varan ölçüde algılama yanlışlığı yapıyor, başkalarına karşı aşırı güvensizlik besliyor vs...

Örneğin, paranoyak kendisine aşırı değer verdiğinden hep kendisine kötülük yapılacağından, bu yüzden takip edildiğinden kuşku duyar.

İşin kötüsü, paranoyak olduğunu da kabul etmez. Kendisiyle tartıştığınızda "Paranoyak değilim; ama bu, takip edilmediğim anlamına gelmiyor" diye kestirip atar.

"Türkiye'nin abisi" rolüne soyunup herkesi azarlasa da Tayyip Erdoğan'a "paranoyak" demeye gerçekten dilim varmaz. Çünkü, Türkiye'nin başbakanıdır ve "AB Türkiye'yi parçalamaya çalışıyor" derken, herhalde devlet istihbaratıyla donandığı için böyle söylüyordur.

Asıl söylemek istediğim ve merak ettiğim, koskoca Başbakan'ın "AB Türkiye'yi parçalamaya çalışıyor" sözlerinin kamuoyunca neden ciddiye alınmadığı, Başbakan'ın da bu sözlerinin arkasını niçin getirmediği.

Düşünüyorum da Türkiye'de ciddi bir kamuoyu olsaydı şimdi yer yerinden oynardı.

Kuruluşunun 85'inci yıldönümünü kutlayan TBMM şenlik yapmayı bırakıp olağanüstü toplanır ve Başbakan'ı sorguya çekerdi.

Meclis, Başbakan'a "Madem AB Türkiye'yi parçalamaya çalışıyor, o halde niçin Türkiye'yi AB'ye sokmaya çalışıyorsun?" diye hesap sorardı; hesap sorma oturumunda kimbilir ne kararlar alınırdı...

Bunların hiçbiri olmadı.

Ne TBMM olağanüstü toplandı, ne de Başbakan sorguya çekildi.

Daha vahimi, üç beş siyasetçi ve üç beş yorumcu dışında kimse Başbakan'ın sözlerini ciddiye bile almadı. Sermaye medyasının gazetelerinde televizyonlarında Başbakan'ın bu sözlerine rastlamak mümkün olmadı.

Sözümona muhalefet lideri Deniz Baykal, sanki kendisi AB'ye karşıymış gibi, partisinin grup toplantısında Başbakan'a "Günaydııın" diye seslendi, o kadar.

Sonra kim bilir, AB yöneticileriyle aralarında ne gibi konuşmalar geçti, Başbakan Erdoğan, "AB Türkiye'yi parçalamaya çalışıyor" sözlerini yalayıp yuttu:

"AB'nin resmi makamlarıyla yürüttüğümüz görüşmelerde şu an itibariyle arızi bir problem mevcut değildir. Ancak bu tür problemler varmış gibi bazı gayretlerin içerisine girmek de kusura bakmasınlar yakışmıyor. Olmayan problemleri varmış gibi göstermek, bunun gayreti içerisine girmek, şüphesiz ülkemize de milletimize de zarar veriyor. Tabii muhalefet partisinin genel başkanı bunu maalesef bunu çok farklı zeminlere kaydırmanın gayreti içerisinde. Bizim AB konusundaki yaklaşımlarımızı değerlendirmelerimizi mal bulmuş mağrıbî gibi, buna saldırarak buralardan farklı yorumlar çıkarmanın gayreti içerisine giriyor. Boşuna bu gayretlerin içerisine girmesin. Biz ne söylediğimizi ne yaptığımız nasıl adım atmamız gerektiğini çok iyi biliyoruz. Bunun dersini onlardan alacak halimiz de yok" (20 Nisan 2005, AKP TBMM Grubu'nda yaptığı konuşma)

Erdoğan'ın böyle konuşmasında şaşılacak bir şey yok.

Çünkü, burası Türkiye.

Ve Tayyip Erdoğan bu topraklarda yetişen bir siyasetçi.

Tutarsızlık salt Tayyip Erdoğan'a özgü değil.

Başbakan'ın "AB Türkiye'yi parçalamaya çalışıyor" sözlerinin üzerinden bir hafta bile geçmeden Genelkurmay Başkanı da çıktı, "AB'nin askeri yapısına katılmak istediklerini" söyledi. Genelkurmay Başkanı'na göre, "Kafkaslar,Ortaoğu ve İç Asya'ya açılmak isteyen AB'ye Türkiye geniş toprakları ve genç nüfusuyla büyük politik güç verir."

Hayırlı olsun!

Genelkurmay Başkanı ABD'yi de ihmal etmedi. Orgeneral Hilmi Özkök'e göre, ABD bölgede demokrasiyi geliştiriyor; kuzey Irak'ta PKK'ye karşı gerekli hassasiyeti göstermiyor ama Türk-Amerikan ilişkilerinde kriz yok.

Bu yüzden olsa gerek, Orgeneral Özkök, bir buçuk saatlik konuşmasında ABD'ye İncirlik ikramına dair hiçbir şey söylemedi.


Bütün bunlara bir fıkra yakıştırmamı beklemeyin!

Yakıştıracak bir fıkra bilmediğimden değil.

Burası Türkiye!

İyi kötü sokakta dolaşabiliyorum.

Neme lazım! Hakkımda yeni bir soruşturma açtırmaya, yeni Türk Ceza Yasası'yla birlikte hapse girecek ilk gazeteci olmaya hiç hevesli değilim.

Hem ne demişler, söz meclisten dışarı?

Hapse bir kere girmeyen eşşek, iki kere giren eşşoğlueşşek! 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Bölücü AB! ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1220
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 985040
Syndicate
 
left
Top! Top!
right