|
Yeniyol e-Dergisi yayıma başladığı günden itibaren, ABD emperyalizminin ve yerli işbirlikçilerinin “çatışan bir PKK “ istedikleri gerçeğinin altını, her fırsatta çizdi. Abdullah Öcalan’ın, bu konuda gerek kamuoyunu, gerekse örgütünü uyaran tespitlerine yer verdi. Bu gerçeğin altını çizmemizden hangi çevrelerin rahatsız olduğunu hep birlikte izledik. Uyarıların ne kadar hayati olduğu son Şemdinli olayları ile ortaya çıkmıştır, “takke düşmüş, kel görünmüştür.” Bugüne kadar halkı bombalama eylemlerinin, Kürt demokratik hareketi üzerinde kalmasını isteyen gizli, kanlı ve karanlık güçler, bu kez halkın elinden kaçamamış ve suç delilleri ile birlikte halk tarafından yakalanmışlardır. Yakayı eleveren bombacılardan biri astsubay, diğeri de uzman çavuştur ve bunlar TSK mensuplarıdır. Bu gelişme son derece tehlikeli ve kanlı bir yoldur. Hergün, “bölünme tehlikesi var” edebiyatı yapılan ülkemizde, iki ordu mensubu, yirmi yıldır silahlı çatışmalı bir dönemde ağır bedeller ödemiş yoksul Kürt halkını bombalayarak, gerçek bölünmenin kimler tarafından istendiğini delilleri ile birlikte ortaya koymuşlardır. Şimdi Genelkurmay Başkanlığı’na açıkça soruyoruz: Halkın üzerine bomba atan bu iki ordu mensubu ,eylem emrini kimden almışlardır, malzemeleri nereden temin etmişlerdir, bu çetenin mensupları kaç kişidir, hangi rütbe ve görevlerde bulunmaktadırlar? Yasalara göre ordunun en yüksek makamı Genelkurmay Başkanlığı olduğuna göre, sizin bu çetelerden haberiniz var mıdır? Eğer varsa, bu çeteler hakkında ne gibi tedbirler alınmıştır? Kuşadası, vb. bombalama eylemleri ile ilgisi nedir? Hergün, AB kapılarında demokrasi aşığı(!) görünümü ile dolaşan hükümet mensuplarına soruyoruz: Provokasyon yapan, halkını bombalayan bir anlayışı tasvip ediyor musunuz? Yoksa, elinizi kolunuzu bağlayan nedenler mi var? Bozüyük olaylarında, istikametleri ve kanlı niyetleri belli olan ve kısmen sizin tarafınızdan deşifre edilen bu güçlere, gösterilen toleransı belirleyen karar odakları - içeride ve dışarıda- kimlerdir? Bugün 10 Kasım 2005’tir. Bu tarih, Cumhuriyet Devrimini yaratan Mustafa Kemal Paşa’nın ölümünün 67. yıldönümüdür. Onun, çeteleşen ve kendini yıkılmaz irade zanneden “ Topal Osman” çetesine yönelik aldığı tedbirler ve iki günde aldığı sonuç ortadadır. Cumhuriyet Devriminin temelinde suikast ve tertipler yoktur; onurlu bir anti-emperyalist ve anti-feodal bir kavga vardır. Suikastlar ve kanlı tertipler, 1946’dan sonra ABD emperyalizminin ülkemize el koymasıyla başlatılmış eylem tarzıdır. Devletin içinde menzilenmiş ve dışardan beslendikleri aşikar olan bir takım çetelerin üzerine gidilemediği ve kökünün kazınamadığı ortamda, ülkemizde demokrasi ve barıştan bahsetmemiz olanaksızdır. 21 Mayıs 1963, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980’de, silahlı ve silahsız aydın gençliğimizin üzerine, hangi metotlarla nasıl yüründüğünü, tüm ülkenin nasıl işkencehaneye çevrildiğini yaşayarak biliyoruz. Devrimci komutanlar Albay Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan'ın, yüksek rütbeli subayların da içinde yer aldığı hangi oyunlarla ipe götürüldüğünü biliyoruz. 12 Mart'ta, devrimci gençliğe ve ordu gençliğine kurulan pusuyu ve sonunda bu devrimcilerin İstanbul'daki Demokrat Partili eski polis şeflerinin ellerine nasıl teslim edildiğini, işkencelerden geçirildiğini yaşayarak gördük. 12 Eylül'de bir avuç para babasının, insanlarımızı perişanlığa sürükleyen "24 Ocak Kararları" nı uygulatabilmek için kimlere nasıl bekçilik yaptırdığını ve ülkenin her yanının işkencehanelere çevriltildiğini, yüzbinlerce insanın bu uygulamalardan geçirildiğini artık dünya biliyor. Ülkemizi, ABD'ye bir cariye gibi satan bu politikanın mimarlarının hemen hepsi, bugün toplum tarafından lanetle anılıyor. Kendi kadrolarına ihanet eden Faruk Gürler'in Meclis'te nasıl hokkabaza çevrildiğini, Faik Türün'ün korku içinde koruma ordularının eşliğinde saklanarak yaşadığını, Muhsin Batur'un tüm çırpınmalarına rağmen Faruk Gürler'in akibetine uğratıldığını hep beraber izledik. 1980'den bu yana devlet destekli bir takım imtiyazlı insanlar, dilediklerini yapıyor. Tahsilat yapıyorlar, tehdit ediyorlar, şantaj yapıyorlar, olmadı öldürüyorlar, ihalelere karışıyorlar, büyük paralarla oynaşarak ülkeyi günbegün kirletiyorlar. Şimdi, rant buldukları, imtiyaz sağladıkları oyunu yeniden sahnelemek istiyorlar. Ceplerinde resmi kimliklerle, doğuda ve güneydoğuda dilediklerini yapıyorlar. Bu rantçılara, gizli çetelere "dur" denilmedikçe, ülkenin demokrasiye ve barışa yürümesine olanak yoktur.Devletin de inandırıcılığını sağlayamazsınız. Unutmayın ki; çoluğunuzu, çocuğunuzu, eşinizi, halkımızın verdiği vergilerle okutuyor ve yaşatıyorsunuz. Şimdi, eski bir asker olarak soruyorum size: Gücünüz bizlere mi yetti? Bizi atıp, orduda bıraktığınız ve komutanlığa yükselttiğiniz İlhami Erdiller, size şan ve şöhret mi taşıdı? Bugün Türkiye'nin geldiği noktadan memnun musunuz? 1919’larda Anadolu Ordusunun ve bunun Başkomutanı Mustafa Kemal Paşa’nın anti-emperyalist ve anti- feodal ilkelerle kurduğu Cumhuriyet Devrimi, ekonomik çıkar ilişkileri içinde batmış, her türden pisliğe açık ve CIA güdümlü çetelere teslim edilemez. |