left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Sarp Kuray arrow Sakarya Savaşı - 1920'lerin Güncelleşmesi - Öcalan
Cuma, 09 Ocak 2009
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Bize Ulaşın
Sakarya Savaşı - 1920'lerin Güncelleşmesi - Öcalan Yazdır E-posta
Yazar Sarp Kuray   
Salı, 30 Ağustos 2005

Bundan tam 84 yıl önce, 1921 yılının Temmuz ayında, Afyon ve Kütahya’dan sonra Eskişehir’i işgal eden İngiliz emperyalizminin her yönü ile desteklediği ve güttüğü Yunan işgal ordusu, büyük kayıplarla Sakarya ırmağının doğu yakasına çekilmek zorunda kalan Kurtuluş Ordumuzu yok etmek ve direnişin kalesi Ankara’yı işgal ederek Anadolu’ya egemen olmak üzere son hazırlıklarına başlamışlardı.

O dönemin İngiltere Başbakanı Lloyd George her zamanki küstah ve şımarık tavrıyla “ Yunanlılar artık Sevr Anlaşması ile yetinemezler. Daha geniş çapta tatmin edilmeleri gerekir. Bu konuda ne yapabileceğimizi düşünmeye başladım.” Diyecek kadar emperyalist emellerini serbestçe ortaya koyuyordu.

Kurtuluş ordusu, 12 gün süren silah, lojistik ve asker sayısı itibariyle kendinden çok güçlü Yunan taarruzu karşısında adım adım geri çekilmiş ve büyük kayıplar vererek Sakarya ırmağının doğu kıyısında yeni,den tutunmaya ve toparlanmaya çalışıyordu. Ankara’da büyük panik yaşanıyor, her türden iç ve dış gericilik Kurtuluş Ordusunun geri çekilişini fırsat bilerek Mustafa Kemal Paşa’ya yönelik saldırıları yoğunlaştırıyordu. Doğu gericiliğinin tepesi padişah Vahdettin ve satılık ekibi bayram sevinci içersindeydi. Kurtuluş Ordusunun yeniden toparlanabilmesine hiç kimse ihtimal vermiyordu. Meclisin Kayseri’ye taşınması tartışılıyor ve hatta eski Almancı kompradorlardan kimi millet vekili Batum’ a geçerek Enver ve Halil Paşalarla buluşup kesin gözüyle baktıkları yenilgi sonrasının planlarını yapmaya başlamışlardı.

Dış ve iç gericiliğin bitirmecesine saldırıları altında, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Kurtuluş Ordusunun her şeyi yoktan var ederek yeniden yapılandığı, Sakarya Savaşı’nın başlamasına kadar geçen bir aylık süre Türkiye halkının, emperyalizme karşı yarattığı bir mucizenin ortaya çıkış tarihidir.

Sakarya ırmağının doğu yakasına çekilen ordumuzun zafere olan inancı haricinde aşağı yukarı elle tutulur hiçbir şeyi kalmamıştır. Silah, mermi, elbise, çarık,uçak, sargı bezi, hastane vb. emperyalist güçlerle kıyaslanmayacak boyuttadır. Ve üstelik Kurtuluş Ordusu geri çekilirken otuz bin civarında asker silahlarıyla birlikte firar etmişlerdir. Ordudaki firarlar Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya iletildiği zaman “Anadolu’yu yüzlerce yıl, yalnız canına ve kanına ihtiyaç olduğu zaman hatırlarsan, bunun dışında kaderine terk ve cehalete teslim edersen sonuç tabii böyle olur.” Yanıtını verecektir.

Bundan sonrası tam bir kurtuluş destanıdır. İşgal altındaki İstanbul’dan, Sovyetler Birliği’ne kadar temin edilen silah ve cephaneler Kuvayi Milliyeci gizli teşkilatlanmalar öncülüğünde cepheye taşınmış. Binlerce genç subay, Harbiyeli ve Tıbbiyeli ölüm kalım savaşına katılmak üzere akın akın Ankara’ya geçmişlerdir. İngiliz emperyalizminin önünde uşakça hizaya girmiş işbirlikçi yöneticiler, askerler, siyasetçiler, din adamları, aydın geçinenler ve emperyalizme alçakça hizmet eden iç gericiliğin örgütlediği çevreler dışında kalan tüm Türkiye halkı kadınıyla, genciyle, yaşlısıyla Kurtuluş Ordusu’nun elbisesinden yemeğine, çorabından çarığına kadar tüm lojistik desteği tam bir dayanışma içinde sağlamış ve kağnılarla olmadı sırtlarında bunları cepheye taşımıştır. Teknik donanımdan yoksun atölyeler fedakar ustaların öncülüğünde ellerine geçirdikleri hurda maden parçalarından inanılmaz bir çaba ile kasatura hazırlamışlar ve mermi imal etmişlerdir.

Bu büyük derleniş, binlerce yıldır toplumu sınıflara bölerek insanı unutan ortaçağ karanlığına ve emperyalizme karşı bir halkın uyanışı ve ölümle kolkola insanlaşmaya ve bağımsızlığa yürüyüşüdür. Eli silah tutan herkes, teslimiyetçi padişah ve din adamlarının emir ve fetvalarına metelik vermeksizin Anadolu Ordusuna katılmıştır. 23 Ağustos’ta başlayan Sakarya Savaşı’nda yirmi iki gün yirmi iki gece adım adım, alay sancaklarını aça aça Onbinlerce şehit vererek, zaman zaman birliklere komutanlık yapacak subay kalmamacasına zafere yürümüş ve bu amansız yirmi iki gün sonunda elde edilen zafer Anadolu’nun yazgısını değiştirmiştir. Bu yenilgiden sonra şaşkına dönen emperyalistler ve maşaları Yunan işgal kuvvetleri bir daha bellerini doğrultamamışlardır. Bir yıl sonra mevcudu iki yüz bin kişiye ulaşan Kurtuluş Ordusu 26 Ağustos 1922’ de top atışları eşliğinde Büyük Taarruza başlamış ve emperyalizm Anadolu’dan sökülüp atılmıştır.

Sakarya zaferi sonrasında “ o müthiş Sakarya günlerinde şunu anladım: zafer başlı başına bir amaç değildir…zafer kendisinden daha büyük bir amacı elde etmeye yaramalı, yeni bir alem doğmalı. Yoksa boşa gitmiş bir gayret olur.” Diyen Mustafa Kemal Paşa, 23 Nisan 1920’ de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki ilk açılış söylevinde, dünya ölçüsünde, giriştiği devrimin bir kurtuluş savaşı olduğunu söylemiş. Bu milli kurtuluşun da iki amacı olduğunu açık dille belirtmişti;

1- Emperyalizme ve kapitalizme karşı gelmek

2- Müstebitliğe ( Osmanlı derebeyliğine) karşı gelmek

Mustafa Kemal Paşa’nın Sakarya Savaşı sonrasında konu ettiği “yeni bir alem doğmalı” hedefi de Cumhuriyet Devrimidir.

Bugün “1920’lerin güncelleşmesi” derken, 1920’lerdeki anti- emperyalist, anti- feodal mücadelenin vurucu gücü Anadolu Ordusundan, onun komutanından ve hedeflerinden söz ediyoruz.

Bu değerlendirmeyi yaparken, Karl Marks’ın “ nerede, hangi ülkede, ne zaman tefeci bezirgan pre-kapitalist ekonomi aşırı gelişime uğramışsa orada, modern adını alabilecek kapitalist ekonomi imkansız kalmıştır.” Şeklinde belirttiği bir ekonomi kuralının da altını kalınca çiziyoruz. Çünkü; tüm yakın ve uzak doğu bölgeleri en aşırı tefeci- bezirgan ekonomi temeline dayanmış medeniyetlere sahne olduklarından kapitalizme ulaşamadılar.

Tarihsel maddecilik, hangi çağda olursa olsun, toplumun “üretici güçlerle” hareket ettiği gerçeğini bilimsel olarak önümüze koymuştur. Bir doğu ülkesi olan Türkiye’de de teknik üretici gücün içinde debelendiği tefeci- bezirgan kabuğu ister istemez, toplumun gelişmesi yönünde, uzak tarihimizin ilkel komüna gelenek- göreneklerinden kalmış, tarihsel devrim gelenekli insan üretici gücü: (kolektif aksiyon) zor ve şiddet anlamlı ( güç) tarafından çatlatılmış ve davranışa dayalı bir aydın eylemciliği gerçekliği ortaya çıkmıştır.

Bu sosyal gerçeklik ışığında, milli kurtuluş savaşında silahlı ve silahsız aydın gençliğin çok aktif rolleri olmuştur. Mustafa Kemal Paşa ve Anadolu Ordusu, burjuva diye adlandırdığımız sınıfın bir yandan: her çeşitten hainlikleri, işbirlikçilikleri ve provokasyonları ile mücadele ederken, diğer yandan da : bu cılız, kişiliksiz, acenteci unsurları kulaklarından çeke çeke adam olmalarına, vatana ve millete gelmelerine yardım etmiştir. Tabii ki yaşanılan bu gerçeklik, son duruşmada, gerçekleştirilen milli demokratik devrimle burjuva egemenliğini inkar anlamına gelmemektedir. Ancak Türkiye’deki burjuva sınıfı Kurtuluş Savaşı sonrasında yapısı itibariyle hiçbir zaman serbest rekabetçi çağı yakalayamadığından, yani batıda burjuva sınıfının çıkış koşullarında üretime dayalı ilerici misyonuna sahip olamadığından, bir anda bankalar ve yabancı ortaklıklar kanalıyla kalıp değiştirerek finans kapital oldular. Bu tekelci yapılarıyla kapitalizmin en gerici zümresi tarzına dönüştüler. Bu gerici sınıf kendisi gibi gerici asalak pre-kapitalist tefeci- bezirgan zümreleri ile beraberliğe girip ülkenin yönetimini yavaş yavaş ele geçirmeye başladılar. Bundan sonrası, Türkiye’nin yeniden, Anadolu Ordusu tarafından silahlı mücadele ile kovulmuş, emperyalizme teslim edilmesi ve silahlı ve silahsız aydın gençliğin adım adım kuşatılarak tasfiye sürecidir.

Bugün bizler, 1962- 63’de devrimci askerler , Talat Aydemirler, Fethi Gürcanlar, 68 devrimci gençlik kuşağı “ 1920’lerin güncelleşmesini” önlerine hedef olarak koyarken “ Türkiye’nin Birinci Demokratik Devrimi ( Milli Mücadele) nin açıktan açığa salt bir sömürgeleştirme baskısına karşı, İngiliz- Fransız- Amerikan emperyalizminin maşası Yunan ve Ermeni istilalarına karşı bir kurtuluş savaşı olduğundan” o mücadelenin anti- emperyalist, anti- feodal hedeflerini sonuna kadar savunduklarından, yarım bıraktırılmış devrimin “ Demokratik Halk Devrimiyle ancak tamamlanacağına inandıklarından mücadeleyi bu eksende sürdürmüşlerdir.

Bu yaklaşımlarımızdan dolayı bizim “ Kemalizmi cilalamamızdan” söz eden pespaye, soysuz insan müsveddeleri şunu iyi bilmelidirler ki; savunduğumuz ilkeler cilalanmaya ihtiyaç duymayacak kadar hayati, açık ve durudurlar. Ama Celal Bayar hizbi ile ülkenin başına çöreklenmiş, şirketler Kemalizminin temsilcileri, yağdanlıkları ve onların bugünkü devamcılarının, kayıtsız şartsız ABD’ye teslimiyetlerinin ve ülkeyi büyük acılar ve perişanlıklar içine sürüklemelerinin örtülmesi için mutlaka cilalanmaya gereksinimleri vardır. Hele Alman kemiği yalayan ve bu çevrelere yağdanlık eden alçakların bırakın cilayı milleti kandırmaları için yeni kaportaya ihtiyaçları vardır. Kuzey Irak’taki ABD teslimiyeti, Kürtleri bir cariye gibi emperyalizme sunmaya çalışmaları ve İsrailleşme politikaları başka türlü gizlenemez. Ancak gelinen aşamada bu kemik yalayıcılar için büyük bir problem oluşmuştur. Daha profesyonel “cilalama ekibi” devreye girmiş, epeyde mesafe almıştır. Bu alçaklara sonunda ellerinde fırçaları ile işsiz kalıp hüsrana uğramak düşmektedir.

Ayrıyetten “1920’lerin güncelleşmesi”nden söz ederken ; milli mücadelenin temel taşlarını oluşturan Erzurum ve Sivas Kongrelerinde ilkeleştirilen “ Türk- Kürt kardeşliğinden “, “ biri diğerinin hakkına tecavüz edemez” ilkesinden, Mustafa Kemal Paşa’nın hazırladığı ilk Misakı Milli taslağında kendi el yazısı ile var olan “ kavimlerin ortak vatanı ve halkları” tespitinden yola çıkarıyoruz. Yine Mustafa Kemal Paşa’nın 1923’deki ( Eskişehir- İzmit konuşmaları) “ Türkiye halkı mevzu bahis olurken onları da beraber ifade lazımdır. İfade olmadıkları zaman bundan kendilerine ait mesele ihdas etmeleri daima varittir. Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi, hem Kürtlerin hem de Türklerin sahib-i salahiyet vekillerinden mürekkeptir ve bu iki unsur bütün menfaatlerini ve mukadderatlarını tevdih etmiştir. Yani onlar bilirler ki bu müşterek bir şeydir. Ayrı bir hudut çizmek doğru olmaz “ tespiti bizim için temel teşkil ediyor.

1920’lerede ilkeleştirilmiş eşit ve özgür yurttaşlık temelinde ortak vatan birlikteliği bugün için de bir çözüm olma niteliği taşımaktadır. Bu bakımdan gerek silahlı ve silahsız aydın gençliğimizi, gerek muzaffer Kurtuluş Savaşı gibi özel olaylarımızı sonradan yürürlüğe giren “ devletçilik” ve “ finans kapital egemenliği” gibi iki yüzlü ve kabuklaşmış kavramlara sığdıramayız.

Mustafa Kemal ve arkadaşları Kıvılcımlı’nın belirttiği gibi “ daha dün, önden Yunan maskeli emperyalizmin saldırısını, arkadan sultan maskeli tefeci- bezirganlığın hançerini unutmayacak kertede hafızasına sahipti. Elbet bir bilimcil sosyalizm metodu ile, zaferi göklere çıkartıp kahramanları tanrılaştırmanın tarihçil anlamanı aydınlatması beklenemezdi.

Ama yakın denemesi ile, Lozan ‘da ‘ bir gün para istemeye geleceksiniz. O zaman Milli Kurtuluş Savaşı ile tükürdüklerinizi, size bir bir gösterip yalatacağız”
diyen Lord Curzon’un sözü yenilir yutulur değildi. O avcıyla yukardan finans kapitalin, aşağıdan tefeci- bezirganlığın sinsice baskılarına bakarak, politika ve ekonomide direnmezse hemen silip süpürüleceğini sezdi.”

1924-30 seneleri arası, genç Cumhuriyet için, hem modernleşme projesinin hayata geçirilmesi hem de: yukarıdaki alıntıda çok net biçimde belirtildiği gibi dış destekli bir sıkıştırmanın ve hesaplaşmanın sürecidir. Bu süreç aynı zamanda Mustafa Kemal Paşa’nın “ tanrılaştırılarak” etrafının iyice kuşatılmaya başlandığı ve yalnızlaştığı bir döneme de tekabül etmektedir.

Genelde tüm doğu ülkelerinde özelde ülkemizde, devrim orijinalitesinin, tarihsel devrimlerle sosyal devrimlerin birbirine girmesi olduğu ve tarihsel devrimci unsurların zaman içinde kuşatılarak yok edilmesi teorik gerçeklerinin tarihsel arka planları ile birlikte iyi kavranması gerekmektedir. Bu kavranmadıkça Türkiye’nin ne tarihsel , ne ekonomik, ne sınıfsal, ne politik, ne kültürel vb. hiçbir olayı aydınlığa kavuşturulamaz.

Gerici finans kapital tefeci- bezirgan cephesi ilk adım olarak Mustafa Kemal Paşa’ya Kurtuluş Savaşı sürecinde muhalefet oluşturmuş eski silah arkadaşlarını bir parti çatısı altında toparlayarak ve eski Almancı komprador temsilcilerini de bu oluşuma katarak 09 Kasım 1924 tarihinde Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdurmuştur. İlk iktidar denemeleri bu partidir.

Kısa bir süre sonra, Musul meselesinin gündeme gelmesi ile Şeyh Sait ayaklanması meydan gelmiştir. Şeyh Sait ayaklanması İngiliz emperyalizminin kışkırtmaları sonucu ruhani ağalık tarafından ve ağalık çıkarları adına gerçekleştirilen bir ayaklanmadır. Bu açıdan bu ayaklanma konusunda net bir tespit yapabiliriz. “Şeyh Sait ayaklanması a) ülke içinde; ağalığın kapitalizme karşı saldırısı olduğu için karşı devrimciydi, b) dünya içinde, emperyalizmden medet umduğu için yine karşı devrimciydi. Şu halde Şeyh Sait ayaklanması gerek ulusal gerekse de uluslar arası ölçüde karşı devrimciydi”

Bu gelişmelerin ardından, Kurtuluş Savaşı döneminde Meclise Lazistan milletvekili sıfatı ile gelen Ziya Hurşit’in başını çektiği gizli bir teşkilatlanma Mustafa Kemal Paşa’ya suikast girişimlerini başlatmıştır. Ziya Hurşit, Kurtuluş Ordusu Büyük Taarruza hazırlanırken, özellikle Malta sürgünlerinin Ankara’ ya dönmesi ile birlikte yükselen muhalefetin içinde yer alan bir kişidir. Bu grup ordu taarruza hazırlanırken, “ordu taarruz yapacak güçte değil” , “ Mustafa Kemal Paşa Başkomutanlık yapamaz”, İngilizlerle hemen anlaşmaya gitmek gerekir” gibi düşünceler etrafında toparlanmaktadır. İçlerinde eski Almancı kompradorlarda bulunmaktadır. Almancı kompradorlar Dr. H. Kıvılcımlı’nın çok açık bir biçimde belirttiği gibi “ Almancı kompradorlar, ilkin Almanın yerine Amerikan mandalığını, Türkiye’yi Filipin tipi yapmayı düşünmelerine karşın, özellikle İngiliz düşmanlıkları, daha doğrusu korkuları yüzünden, Birinci Kuvayi Milliyeciliğe katıldılar. Ama zafer gelir gelmez, eski Almancı kompradorlar, hemen İngiliz-Fransız efendilerine yaranarak Mustafa Kemal’i seri halinde suikastlarla temizleme sevdasına bel bağladılar. O yüzden Mustafa Kemal onları temizlemeden rahat nefes alamadı.”

Dış destekli finans kapital- tefeci bezirgan cephenin genç Cumhuriyete ve Mustafa Kemal Paşa’ya yönelik başlattıkları bu planlı saldırılar ve oynaşmalar sonucunda Türkiye’de yeni bir dönem başlamış ve sonraki seksen seneye damgasını vuran politikalar oluşturulmuştur. İlk iş olarak Fethi Okyar kabinesi mecliste güvensizlik oyu alarak çekilmiş, İsmet Paşa Başbakan olmuş ve 4 Mart 1925’de yürürlüğe giren Takrir-i Sükun yasası ile hükümete iki yıl için olağanüstü yetkiler verilmiştir. Meclis iki ayrı İstiklal Mahkemesi kurmuş bunlardan biri isyan bölgelerinde görevlendirilmişler, bu mahkemenin ölüm kararları hemen yerine getirilecek, Ankara İstiklal Mahkemesi’nin ölüm kararları ise meclisin onayından geçecektir.

Daha beş yıl önce, Kurtuluş Savaşı’nın en amansız günlerinde “ kavimlerin ortak vatanı ve halkı” olarak kabul bulan Anadolu coğrafyası ve burada yaşayan Kürt gerçekliği, Şeyh Sait ayaklanması sonrasında yok sayılacak ve Kürt inkarcılığı resmi siyaset literatürüne tam koyuluğu ile yerleşecektir. Hatta bununla da kalınmayıp, Kürt varlığının yokluğu “ kart- kurt” edebiyatlarıyla “ bilimsel” bir zemine oturtulma gayretkeşliği içine girilecektir. Bu bir imha ve inkar politikasıdır.

Image


27 Mayıs 1960 ve 21 Mayıs 1963 ordu gençliğinin öncülük yaptığı bir uyanış hamlesidir. Bu siyasal iklimde yetişen gençler, sonraki yıllarda bağımsızlık, sosyalizm ve demokrasi için iki kuşağı feda ederek devrimci mücadele yürütmüşlerdir. Urfa’ nın yoksul bir köyünde, yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Abdullah Öcalan da bu siyasal iklimde yetişmiş ve tüm imkansızlıklara ve zorluklara göğüs gererek inatla öğrenimini Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne kadar taşımıştır.


Image


Yüksek öğrenim sürecinde Dev-Genç ile tanışmış ve 1968 ‘li önderlere ve onların mücadelesine saygı duymuştur. Mücadele arkadaşları olan Türk ve Kürtlerden oluşan Ankara grubu olarak isimlendirilen gençler de bu siyasal iklimde yetişmişlerdir. Dev-Genç saflarında sosyalizmle tanışan bu devrimciler sonraki yıllarda büyük bir mücadele sonucunda Kürt halk gerçekliğini yaratmışlardır. Bu ilktir. Tarih boyunca mahalli çıkarlara dayalı feodal önderlikler yerine sosyalist görüşlü aydın gençler öncülük görevini üstlenmişlerdir. Abdullah Öcalan’ın iki bin sayfayı aşan İmralı savunmaları böyle bir tarihi arka planın ve birikimin ürünüdür. Tabii ki bu çözümlemeler feodal önderliklerin her zaman yıkımla sonuçlanan ve emperyalizmin oyuncağı olan düşüncelerine asla benzemeyecektir.
İmralı savunmalarında bu yazıdaki ana konumuzu ilgilendiren üç önemli çözümleme mevcuttur.

1- “ Mustafa Kemal Paşa’nın 1919 Samsun çıkışında, oynayacağı rolde, Kürtlerin rolü günümüzde de geçerli olabilecek bir stratejik yaklaşımla değerlendirilmiş ve uygulanmıştır. Bu rolü görmeden, ulusal bağımsızlık ve egemenlik mücadelesini doğru değerlendirmek gerçekçi değildir. Kürtlerin cumhuriyetteki rolü “ kurucu” niteliğindedir. Bizzat M. Kemal Atatürk’ün demeç ve emirlerinde bu hususu görmek zor değildir.”


2- “ İsyanlar bu imkanı engellemekle kalmıyor, cumhuriyetin korunmasına gösterilen özen nedeniyle batıdaki diğer bir çok ayaklanmada görüldüğü gibi aşırıya kaçan ezilmelerde yol açabiliyor. Her bakımdan yetersiz ve gelişmeye değil eskiye, mahalli çıkarlara dayalı feodal önderlikler , kendileri ile birlikte Kürt halkı için de yıkımla sonuçlanan bir süreci yaşıyorlar. Artık Kürt korkusu cumhuriyete yerleşiyor. Dönemin yoğun şoven havasından etkilenmeler yoğunlaşıyor.”


3- “Türk-Kürt tarihinin iç içeliği çok iyi göz önüne getirilerek, çağdaş normlarda demokratik uzlaşmayla yeniden düzenlenerek stratejik dayanışma yaratılabilir. Kürt- Türk ilişkileri ancak bu temelde birbirlerinin güçlerin eritme ve tüketme yerine besleyebilirler. Her birinin güçlenmesi diğerinin gücü sayılacaktır. İdeal olan budur. Yakın tarihin talihsizlikleri, dış provokasyonlar, dar güncel çıkarlar bu büyük ve stratejik tarihi bir daha boşa çıkarmamalıdır. Bu politika bütün Türklük dünyasına hayati bir destek iken, bütün Kürtlerin birliği içinde bir destek olmalıdır. Halkları bölüp yönetmek emperyalizmin özelliğidir. Kardeş halkları bütünleştirmek temel politika olmalıdır.


Bin yıllardır aşiret yapısında yaşayan ve devamlı horlanan Kürtleri, toplumsallığa taşıma yolunda büyük mesafeler almış Abdullah Öcalan’ın bu açılımları aşağı yukarı hiçbir felsefik, ideolojik , tarihsel tartışmaya sokulmadan kimi örgüt insanları tarafından “ taktik”, mücadele kaçkını şarlatanlar tarafından da “ Kemalist” diye damgalanıvermiştir. “ Taktik yapıyor “ belirlemesine devletin istihbarat örgütleri de katılmakta gecikmediler. Birbirinden çok ayrı gibi görünen, ama aynı değirmene su taşıyan bu üç yaklaşım da bir yanıyla Türk diğer yanıyla da Kürt milliyetçiliğini güçlendirmeye çalışmaktadırlar. Ve asıl “ taktik”i bunlar yapmaktadırlar. “ben kendimi milliyetçiliğe kullandırtmam” diyen Abdullah Öcalan da bu vesileyle susuşa uğratılmaktadır. Hesap budur.

Ancak hesapların bozulduğu bir nokta vardır. Bu noktaya ulaşmaya kimsenin gücü yetmemektedir. Kürt halkı Abdullah Öcalan’a onun eşit ve özgür yurttaşlık temelinde birlikte çözüm açılımlarına bütün provokasyonlara , karalamalara rağmen inanılmaz bir destek vermektedir.

Unutulmasın: uzak tarihimizde Birinci Meşrutiyetin mimarı Mithat Paşa, Abdülhamit tarafından sürüne gönderilmek üzere bir gemiye hapsedildiği zaman, İstanbul’un dört bir yanına çığırtkanlar çıkarılıp Mithat Paşa’nın Kız Kulesi önündeki gemide tutuklu olduğu anons edilmiştir. Sonuçta Abdülhamit haklı çıkmış ve kimse modernleşmenin öncülerinden Mithat Paşa için kılını kıpırdatmamıştır.

Yakın tarihimizde, 24 Mayıs 1960 tarihinde başbakan Adnan Menderes, develerin kurban edilmesi eşliğinde İzmir’de yüz binlerce insan tarafından desteklenmiştir. Üç gün sonra aynı Menderes Kütahya yolunda üç subay tarafından tutuklanıp Yassı ada kayalığına kapatılıverince yine kimsenin sesi çıkmamıştır.

Abdullah Öcalan altı senedir İmralı adasında yatmaktadır. Her gün her saat her yerde “ 35 bin kişinin katili “, “bebek katili” ilan edilmektedir, önerdiği projelerdeki sapmalar ve çelmelemelerle oluşmuş dağınık ortam da olumsuzluklara eklenebilir. Kürt halkı tüm bu propagandalara, karalamalara , baskılara ve olumsuzluklara rağmen her gün daha büyüyen heyecan ve onurla Abdullah Öcalan’a destek vermektedir. Çünkü onunla birlikte onurunu , kimliğini kazanmıştır.

Bu devrimci dayanışmanın mayası 1968 devrimci önderleri tarafından atılmıştır. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idamlarını durdurmak amacıyla Mahir Çayan , Cihan Alptekin ve arkadaşları önce Maltepe Cezaevi’nden birlikte firar etmişler sonrada Kızıldere’de omuz omuza şehit olmuşlardır. 68’li önderlere büyük değer veren Abdullah Öcalan Kürt halkıyla birlikte bu mayalanmayı kitleleştirerek devam ettirmektedir. Kürt halkının bu davranışı tarihseldir. Saygı duyulması gerekir. Ve ders çıkarılacak niteliktedir.

Olayları her kes kendine göre yorumlayabilir, ama değiştirmeye kimsenin gücü yetmez, yetmemelidir. Türkiye Kürtleri ortak vatanda bölünmeden eşit ve özgür yurttaşlık temelinde birlikte yaşamak istemektedirler. Asıl bölünmeye hizmet edenler bu seli görmeyenler veya görmek istemeyenlerdir.

1920’lerdeki Türk Kürt kardeşliği Kurtuluş Ordusunu yaratmış ve onu zafere taşımıştır. Yine 1968’lerdeki Dev-Genç saflarındaki Türk- Kürt kardeşliği devrimci bir seli yaratmıştır.

Bugün ülkemiz yeniden yaratılacak bir ilkeli birlikteliğin eşiğine gelmiştir. Bunu hiçbir kuvvet durduramayacaktır. 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
bencede harika olmuş bu benim proje ödevimede uygun walla çok teşekkür ederim ellerinize sağlık okuyomusunuz bilmem ama harika inşallah 100 alırım 100 alırsam bide onun için teşekür ediceğim
Gönderen seda on Salı, 30 Aralık 2008 at 8:31

çooook güzel bir site şahsen kendi adıma söylüyorum müthiş showlar var
Gönderen arda on Perşembe, 03 Ocak 2008 at 7:01


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 2 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Sakarya Savaşı - 1920'lerin Güncell... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right