left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Sarp Kuray arrow Kamuoyuna Açık Mektup
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Kamuoyuna Açık Mektup Yazdır E-posta
Yazar Sarp Kuray   
Wednesday, 13 April 2005


1978 yılı ve sonrası, devrimci hareket açısından bir düşüş dönemi olmasına rağmen, harekete katılan kadroların,özellikle işçi sınıfı içindeki çalışmalarda etkin yerlerde bulunması, tek tek fabrika düzeyinde ve DİSK içinde güçlü bir alternatif oluşturmuştur. Kısa sürede 15/16 Haziran direnişinin bazı öncü fabrikalarına kadar örgütlenme taşınmış,tekstil işçileri,yapı işçileri, cam işçileri,basın işçileri ve maden işçilerinin üretim yaptığı iş kollarında gerek fabrika,gerekse sendika düzeyinde bir teşkilatlanma yaratılmıştır. Diğer yandan harekete katılan gençlik kadroları,okullardaki ve mahallelerdeki anti faşist mücadelenin içine yönlendirilmişlerdir. Ancak 1974'de başlayan süreçte,devrimci harekette yukarıda kısaca özetlediğim üzere,bir direniş kanalı açılmış,doğal tabanını da bulmuştu.Bizim direniş kanalı açma ve örgütleme yönelişimiz geç kalmıştı ve hareketin öncü kadroları, 'Doktorcu' diye adlandırılan bir gerçeklikten geldikleri için, daha ziyade yığın içindeki çalışmalarda yetkinleşmişlerdi ve o güne kadar anti faşist mücadelenin dışında kalmışlardı.Bu nedenle,örgütün bu alanda yaptığı çalışmalar, merkezi zorlamalar ve diğer direnişçi örgütlerden kopan 'yorgun' bazı kadrolarla takviye edilerek götürülmeye çalışıldı. Sonraki süreçteki etkilerini ve olumsuzluklarını göz önüne alarak şunu söyleyebilirim ki , merkezi bu zorlama karşısında oluşan ispat duygusu, hareketin başlangıcında oluşturmaya çalıştığımız sosyalist kardeşlik ortamına bir kurt gibi düşmüş ve bünyeyi kemirmeye başlamıştır. Bugün , bu merkezi zorlamanın sorumlu kişisi olarak , bu davranışımı hatalı bulduğumu , sübjektif bir zorlama yaptığımı ifade etmek istiyorum. Devrimci saflarda 75 lerde yaşanan doğal ayrımda , o gün oluşturmaya çalıştığımız siyasi çizginin dışına düşmüş,bu devrimci gençleri, doğal akışı içine bırakmak gerekiyordu. Olmadı. Süreç doğallığı ile yaşanmadığı içinde ispatlar ve düşmanlıklarla örülü oldu. Ve dışarıdan takviye olarak içimize aldığımız devrimciler bu zaafı kullanma yoluna zaman zaman saptılar.

Kurucu üyelerden İlhan Akyıldız'ın Zeytinburnu'nda ve 1971öncesi dönemde , Güney Sanayi , Bossa ve MNS direnişleriyle yetişmiş Nizip'in Kırgız köyü muhtarı devrimci halk önderi Bozan Kara'nın Gaziantep'te köyünde şehit edilmeleriyle başlayan süreç 1980 lere gelindiğinde geç başlamanın ve yeniden inşanın tüm olumsuzluklarını taşıyor olmasına rağmen söylemindeki tutarlık ve yapıdaki fedakarlıkla giderek kitleleşmeye başlamıştı. Tek tek fabrikalarda ve sendikalarda hareketin işçi öncüleri tarafından başlatılan kitle çalışmaları , gençlik kadroların da desteği ile özellikle 1980 15-16 Haziran büyük işçi direnişinin anma gününde on binlerce işçinin İzmit, İzmir, Ankara ve İstanbul'da sokaklara inmesi ile sonuçlanmıştır. Yine bu dönemde işçi sınıfının önderlerinden militan sendikacı İsmet Demir'in kurduğu yapı işçileri sendikasının yönetimi alınmış ve Tariş direnişine ön saflarda katılınmış tır. Basın-İş öncülüğünde başlatılan DİSK içindeki yönetim mücadelesi genel kurulda çok az bir oy ile kaybedilmiştir. Tekstil-iş kolundaki yaygın grevler , merkezi eleştirilerimize rağmen hiç savsaklanmadan hareketin öncüleri tarafından organize edilmiştir.

Bu dönemde, DİSK te genel başkan seviyesinden başlayarak tüm sendikalara ve tek tek fabrikalara kadar izlenen politika ve kurulması düşünülen DİSK Partisine karşı yaptığımız uyarılar , son genel kurulda bu eleştirilerin seslendirilmesi, Yol dergisinin 1978 Mayıs sayısında kapak konusu seçilen 'DİSK: Sanayicilerle ittifaktan 1 Mayıs alanına' uyarı yazısı ideolojik ve siyasal alanda altı çizilmesi gereken atılımlardır.

Kürt hareketi üzerine de ' güç olduktan sonra ' yaklaşma mantığı ve oportünizmi ile değil, ilk başından itibaren ilkeli bir tavır izlenilmiştir. 1978 ve 80 sonrası yayın organlarımızda bu konu üzerine yaptığımız değerlendirmeleri kısaca hatırlatmada yarar görüyorum.

'1974-80 siyasal mücadele döneminin en belirgin özelliklerinden biri de , o güne kadar Türkiye Devrimci hareketinin çatısı altında ve hareketin ideolojik perspektifinden etkilenerek yürüyen Kürt devrimcilerin , 71 dönemi sonrasında bu çatıyı terk edip kendi bağımsız örgütlerini kurma yolunda adımlar atmış olmalarıdır. 1974-80 sürecinde Kürt demokratik hareketine kısa bir göz atacak olursak onların da , farklı iki kanalda mücadeleyi yürüttüklerini gözlemleyebiliriz.

Bu kanallardan biri 12 Mart 1971 öncesinden 1971 sonrasına açılır: 1974 ' 80 döneminde Kürt devrimci grupların büyük bir bölümüne öncülük yapan kadrolar, 12 Mart 71 öncesinde Türkiye devrimci hareketinin içinde yer almış Kürt devrimcilerdir. Bunları iki grupta toplayabiliriz.
1 TİP ( Türkiye işçi partisi) saflarında mücadele edenler
2 MDD(Milli demokratik devrim) tezi etrafında toparlanan , Devrimci gençlik mücadelesi saflarında yer alanlar.( Bu dönemde Kürt devrimcilerinin ve yurtseverlerinin oluşturduğu DDKO (Devrimci doğu kültür ocakları) da vardır. Ancak bu derneğin etkinlikleri alternatif bir siyasi çizgi oluşturamamış ve giderek güçsüzleşmiştir. Özellikle İstanbul'daki militan kesim Ömer Ayna , Avni Gökoğlu , Zerruk Vakıfahmetoğulları , Oktay Kaynak Vb. THKO saflarına katılmışlardır)

Yukarıdaki paragrafta çok kısa olarak önder kadrolarının orijinini verdiğim Kürt örgütlerinin örgüt , mücadele ve ittifak anlayışları , kısa bir süre sonra tepki olarak ortaya çıkan isyancı gençlik potansiyeli ile çatışmaya başlamış ve Kürt gençliğinin büyük bir bölümü farklı bir kanalda çıkış yolu aramaya yönelmiştir. Kürt gençliğinin bu kendiliğinden patlaması ile 1968de Türkiye devrimci hareketindeki 'Dev-Genç' çıkışı arasında bir paralellik kurabiliriz. 1968 ve sonrasında Türkiye'de devrimci gençlik, bir proletarya partisi kurmaylığında yönlendirilemeyip, tarihin derinliklerinden gelen sosyal karakterine uygun bir boyutta 'ideolojisini' yazmak ve uygulamak sonucuna nasıl itildiyse , aynı kurgu 1974-80 arasında Kürt gençliğine dayatılmıştır. Mücadele gençlik boyutunda sıkıştırılmış ve Türkiye'de Dev-Genç gerçekliğinde izlendiği gibi , gençlik boyutunda kalmanın ( doğuda devletle çelişkiye düşmüş , kendine özgü diğer isyancı unsurlarında katılımıyla ) beraberinde taşıdığı bütün sınıfsal hastalıkları da yapısında barındırarak yapay düzeyde genişlemeye başlamıştır. İşte Kürt demokratik hareketinde açılan ikinci kanalda budur. Bu mücadele kanalına öncülük yapan devrimciler kısa bir süre sonra da PKK yi kurmuşlardır.

Hareketimiz kurulduğu günden itibaren PKK ye ilkeli yaklaşmıştır. PKK ile ilgili tüm değerlendirmelerimiz ve tespitlerimiz , onunla aramızdaki ilişkilerdeki yakınlık veya uzaklığa göre değil örgütün yüklendiği misyona ve niteliğe göre olmuştur, olacaktır.

1979 Nisanında 'Yol' dergisinin dördüncü sayısında henüz PKK konusunda hiçbir devrimci grubun açık tavır almadığı ve devrimci ortamda alttan alta 'bunlar ajan örgütüdür' vb. çapsız dedikoduların yaygınlaştığı bir momentte hareketimiz açık tespitler yapmıştır.

12 Eylül 1980 faşist darbesi sonrasında , tüm devrimci örgütler gibi PKK da ağır darbeler yemiş ve yaralı ve kayıplı bir şekilde Orta Doğuya ve Avrupa'ya çekilmek zorunda kalmıştır. Örgütün 12 Eylül öncesinde etkinlik kurduğu bölgeler devlet güçleri tarafından baskı altına alınmış , binlerce devrimci, yurtsever, ilerici işkencelere çekilip diri diri mezarlara sokulmuş , öldürülmüş ve devrimcilere sempati duyan köyler buldozerlerle yerle bir edilmiştir. Amaç bellidir. Halkı olabildiğince sindirmek ve PKK nin ismi unutturulmak istenmiştir. Hatta halkın içinde bu örgüte karşı kin ve düşmanlık tohumu atılması için çeşitli provokasyonlarda tezgahlanmışlardır.

İşte PKK nin gücünden çok şeyler kaybettiği muhalif grup ve kişilerin başlattığı iç tartışmalar ile parçalanmaya sürüklendiği bir dönemde 1982 Mart ayında hareketimiz tarafından yayınlanan ve 'PKK savaşçılarını selamlıyoruz' başlığı taşıyan bildiride PKK ye yönelik görüşlerimizi bir daha yinelemişizdir' (1988-Sosyalist P.Y. nin feshi ve yeni yönelişimiz Sarp Kuray)

Oluşturduğumuz hareketin üstünde durulması gereken en orijinal yanlarından biri de kendi lojistiğini , üretime dayalı bir temelde kendi yarattığımız kurumlarla karşılamış olmamızdır. 1971 öncesi mücadeleden gelen ordudan atılmış bir avuç devrimci askerin büyük fedakarlıklarıyla kurulmuş , Türkiye çapında dağıtım yapan 'Çamlıca kolonyaları' tesisi ve Nasrullah Ayan'ın İzmir deki üzüm işletmelerinden aktardığı maddi imkanlar bu teşkilatlanmanın yegane ve tartışılmaz lojistik kaynaklarıdır. Gerisi hikayedir.

1980 öncesinde finans ' kapital cephesinin kronikleşmiş devrevi krizlerinden birine girmesi sonucunda , bir döneme damgasını vuracak '24 Ocak tedbirleri' gündeme sokuldu. Bu ekonomik politikanın uygulanabilmesi için ülkenin susturulması gerekiyordu. Diğer boyutta da darbeye zemin hazırlayan büyük provokasyonlar tezgahlanmaya başlamıştı. Kahramanmaraş'ta alevi halka yönelik girişilen katliam provası ve olaylar sonunda ilan edilen sıkıyönetim ve ardı arkası kesilmeyen provokasyonlar , ülkenin askeri bir darbeye sürüklendiğinin tüm işaretlerini veriyordu.

General Haydar Saltuk'un ismi bu aşamada devrimci ortamda telaffuz edilmeye başlandı. DİSK Partisi kurma çalışmaları hızlandırıldı. Açıkça tartışılmadığı ve üstü örtüldüğü için ' 12 Mart ve 9 Mart olayından ' gerekli dersi çıkaramamış devrimciler hızla bir belirsizliğe doğru savrulmaya başlamışlardı. Haydar Saltuk bazı devrimci yayın organlarında ilerici bir asker olarak lanse ediliyordu. Biz elimizden geldiği kadar yayın organımızda , kitle örgütleri içinde , sendikalarda ve ulaşabildiğimiz her yerde tezgahlanan olayı deşifre etmek üzere etkinliklere giriştik. Gücümüz oyunu bozacak bir düzeyde değildi. Bu aşamada örgütümüz iki önemli karar aldı.
1 - Yaklaşan faşist darbeye karşı ülke çapında bir direniş örgütlenirse ( bunu yapacak güç THKP_C kökenli örgütlerdi ) hiç koşulsuz bu direnişin saflarına katılınacaktı.
2 - Tezgahlanan darbe sonrası güçlü bir direniş örgütleyebilmek için , şimdiden yurt dışında ve orta doğuda mevziler hazırlanmalıydı.

Sekiz kişilik merkezi organda , bir üye haricinde diğer bütün arkadaşlar bizzat benim bu hazırlıkların başında olmamı istiyorlardı. Uzun tartışmalar sonucunda bu yönde bir karar çıktı. ( Nasrullah Ayan bu merkezi komitenin bir üyesidir ve benim yurt dışına çıkmamı isteyenlerin başında gelmektedir)

Ben 1980 öncesi Mayıs ayının başında yanımda iki arkadaşımla birlikte yurt dışına çıktım. Bu arkadaşlarımdan bir tanesi bütün çıkış sürecini örgütleyen ve alt yapısını yapan çok sevdiğim namuslu ve dürüst bir devrimcidir. Diğeri o dönemde 'İşçinin Sesi' adlı bir örgütten gönüllü olarak bize katılmış bir vatandaştır. Zamanı gelince üstünde konuşulacaktır.

Mültecilik konusunda birkaç laf etmek istiyorum : Dr .H.Kıvılcımlı'nın mücadele sürecinde dışarıdan yapılan mültecilik taleplerini reddetmiş olması ve oradakilere yönelik eleştirileri beni genç yaşımdan itibaren ' mülteci ' kavramına tepkili hale getirmiş ve bu olaya hiç sempatik bakmamışımdır.

Türkiye tarihi , özellikle derebeyi saltanatına karşı mücadele veren 'jöntürkler' döneminde yoğun bir Avrupa göçü ile doludur. Ardından içlerinde Nazım Hikmet'in de bulunduğu bazı sosyalistler de bu konuma girmişlerdir. Bu insanlarımızın çoğunun dışarıdaki hayatları imkansızlıklar, acılar ve özlemlerle doludur. Sonraki yıllarda bu konuda çok kitaplar okudum.

Ancak bu süreçte çok iddialı devrimciler gördüm. Gün 24 saat bizim mülteciliğimize küfür ettiler sonra bir anda kendilerini Avrupa'da buluverdiler. Yine çok iddialılar gördüm, her gün dönme planları yaptılar, ebediyen oraya yerleşiverdiler. Demek ki bu konuda büyük konuşmamak gerekiyor.

Ben 1980 darbesi öncesinde,örgüt kararıyla (Bu karar organında N.Ayan ve Emin K.'nın büyük kayınbiraderi Suat'ta vardır) yurt dışına çıktım.Hareketimiz tarafından yayın organımızda açıkça tespitini yaptığımız,gelmekte olan bir askeri müdahaleye karşı bir direnişin örgütlenebilmesi için,dışarıda yani O.doğu ve Avrupa'da ülkeye yönelik bazı mevziler hazırlanacaktı.Ülkede kalan kadrolar,12 Eylül'ün hemen ertesinde tutuklandılar ve Çamlıca kolonya tesislerine el konuldu.Bazıları da kaçak konumuna düştüler.Bu şartlarda,1982 yılına kadar,O.Doğudan Avrupa'ya,İngiltere'deki tam teşekküllü bir matbaadan, sanat ve yayın alanlarına kadar mevziler yapılandırılmıştır.Bu atılımların tüm lojistiği,Nasurullah Ayan tarafından karşılanmıştır,tüm kurumların oluşumunda da ayrıca emeği vardır.

Aynı dönemde ülkede de bazı kurumlar oluşturulmuştur.Örneğin;1981 yılında,şimdi tanımadığımız şahısların elinde 'Metropol' adı ile ticari faaliyetlerine devam eden tesis onarılmış,sinema ve tiyatro salonları yapılmış ve 'Ankara Sanat Evi' adı ile etkinliklere başlamıştır.Bu kurum aynı zamanda,12 Eylül terör döneminin karanlık ve kanlı günlerinde,ilerici,devrimci,demokrat insanlarımızın, buluşup, konuşabileceği bir platform olarak ta düşünülmüştür. Bu tesisin kuruluş hikayesi ve bazı farelerin bu kolektif emekteki fonksiyonları ayrı yeten başka bir yazımda detaylı bir şekilde işlenecektir. Nasurullah Ayan buranın organize edilmesi için gerekli finansı , bizzat sorumluların eline kendisi vermiştir. Onlarında pasta paketleri içinde, gönderdikleri raporların hikayeleri zamanı geldiğinde açılacaktır. Yine bu süreçte, yüzlerce devrimci,hiç bir grup farkı gözetilmeden sokaklardan toparlanıp,yurt dışına gönderilmişlerdir. 1988'e kadar olan süreçte,belli dönemlerde, O.Doğudan ülkeye, gruplar sokulmuştur.1981 yılında İstanbul ve Ankara'da yapılan,Cuntayı protesto eden ve 15/16 Haziran,büyük işçi direnişini selamlayan yaygın afişlemeler ve pullamalar,devrimci ortamdaki ilk eylemlerdir. Bu dönem benim 'Vur emri' ile arandığım, gazete ve duvarlarda afişlendiğim ve ilk listede vatandaşlıktan çıkarıldığım bir dönemdir.Doğrusu ve yanlışı ile sürecin altında büyük fedakarlık ve emek yatmaktadır.İstenilen sonucun elde edilememesi ayrı bir tartışma konusudur. Yalnız bizim açımızdan değil , tüm devrimci hareket açısından 12 Eylül ile birlikte yaşanan çöküş ciddi bir şekilde durdurulamamıştır. Bunun 12 Eylül öncesi dinamiklerle birlikte yeniden bir tahlile tabi tutulması gerekmektedir

Partizan Yolu süreci 1988 yılına kadar devam etmiştir.1988'den sonra örgütlenen '16 Haziran' süreci ile birlikte,örgüt içinde başlayan tartışma,1991 yılında ayrışma ile noktalanmıştır. Bu tartışma sürecini en açık şekilde takip edebileceğimiz belge , mahkeme dosyalarındaki polise teslim edilen bantların çözümlenmeleri ile ortaya çıkan 400 sayfalık konuşma belgeleridir. 1988 den 1991 e kadar gün gün banda alınmış bu süreç bize her şeyi tüm açıklığı ile açıklayacak bir kapsamdadır. Bu belgeden takip edilebileceği gibi, ilk andan itibaren dışarıyı ve beni dışlayan komplocu bir anlayışla örgütlendiği için, tüm çabalara rağmen bütünlük sağlanamamıştır. Özelliklede 1989'dan sonra davaya inanan devrimci gençler,bu çatışmalar içinde savrulup gitmişlerdir. Bu noktada çatışmanın bir tarafı olarak yeniden bir yapılanmaya gitmekte ısrarlı olmadım.Çünkü, halk gerçekliğine dönüşememiş, bu yapılarda, yeni yapılanmaların bir sonuç vermeyeceğini biliyorum.Yunanistan'da toplanan ve E.Karaca'nın kayınbiraderlerinin de katıldığı bir konferansta tüm ısrarlara rağmen, yeniden yapılanmayı reddettim ve ülkeye döneceğimi ilan ettim.Bu davranışım,yaşanan ayırımın,örgüt içi şiddete dönüşmesini de önlemiştir. Ülkeye dönme kararı almamın üç temel nedeni vardır;
1 1991 yılında gözaltına alınan ülkedeki sorumlular,siyasi poliste verdikleri ifadelerde,yaptıkları tüm eylemlerin emirlerini telefonla benden aldıklarını ve yine eylem sonucunu telefonla bana rapor ettiklerini söylemektedirler.Poliste bu ifadeleri veren şahıslar,sonra dönüp taraftarlarına ve 'Devrimci piyasaya, yayınladıkları bildiri ve broşürlerle,16 Haziran sürecinin ve eylemlerinin kendi inisiyatiflerinde ve kendi becerileriyle gerçekleştiğini ilan etmekte ve benim mülteciliğim dahil, düşüncelerimle de eleştiriye tabii tutmaktadırlar.Bu şahısların mahkeme süreçlerini izledim.İfadelerini getirtip okudum,eylemlerine tek tek baktım....hapishane süreçlerini izledim,hapishaneye çağırdıkları gençlere ve avukatlara benim hakkımda söyledikleri her şeye vakıf oldum,kendilerine iki tane mektup gönderdim,her şey deşifre olmuştu ve olayın benim için bazı karanlık noktaları vardı.Sonunda hepsi bir yıl içinde tahliye oldular.Şahsımı ve mücadelemi hedef alan bu komplonun veya ilkelliğin açığa çıkarılması amacıyla ülkeye döndüm.Bu kararımı da konferansa katılan herkese açıkça deklare ettim.Birinci gerekçem budur.
2 1962 yılında başlayan mücadele hayatım, ilk kez örgüt içi çatışma sonucunda bir yenilgi almıştı. Bu şartlarda kendimi yeniden gözden geçirmem gerekiyordu. Aynı zamanda,' 1990 sonrası 'reel sosyalizmin çözülüşü ve çöküşü ,teorik, ideolojik ve yapısal sorunların,devrimci zihniyetimizin bu pratikle oluşmuş kültürümüzün yeniden gözden geçirilmesini gerekli kılıyordu. Özellikle illegal örgütlenme zemininde faaliyet gösteren örgütlerin lojistik sorunlarını halletmedeki amaç/araç ilişkileri ciddi bir sapma ve çeteleşme eğilimi yaratmıştı.Rant kapısına dönüşmüştü.Tüm bunlara Avrupa'nın bende yarattığı yıpranma ve moralsizlik eklenince,bu süreci ülkemde geçirmeye karar verdim.

29 Ekim 1993'de İstanbul DGM'de hapishaneye gönderilirken gazetecilerin sorularına verdiğim cevaplarda o günkü bakış açımı açıkça sergilemektedir. ''Sarp Kuray '16 Haziran' hareketinin kurucusu ve önderi olma gerekçesiyle tutuklandı. Kuray;'Ödenecek bir bedel varsa,ödemeye hazırım,ülkemi, ailemi ve halkımı özlediğim için döndüm','32 yıldır sosyalist mücadele içindeyim,bu süre içinde üç askeri darbe gördüm,gelinen noktada sosyalist örgütlerin kitleden koptuklarını,illegal ve silahlı mücadelenin kendi içinde bir paylaşım savaşına döndüğünü ve ittihat terakki metotlarına dönüştürüldüğünü gördüm. Bu olumsuzluklardan sonra hiçbir çıkar gözetmeksizin girdiğim sosyalizm mücadelesinin bu duruma gelmesi, beni rahatsız etti,konu halk ve işçi sınıfı ise onlara gidiş metodunun, bu olumsuzluklar dışında aranması taraftarıyım' iddiasında bulundu.Sosyalizmden taviz vermediğini de vurgulayan Kuray,açık ve legal mücadele yürüteceğini belirtti.

12 Eylül askeri darbesinden önce yurt dışına çıkan Kuray,önce İsviçre daha sonra Fransa'da bulundu.1982 yılında vatandaşlıktan çıkarılan Kuray,12 Mart muhtırasında tutuklanmış ve dört yıl hapis yatmıştı' (Sarp Kuray sürgünden döndü;Özgür Gündem 29 Ekim 1993 Cuma).
3 Devrimci birikim;mücadele ve fedakarlıklarla gelişir ve yerleşir.Bu birikimi hangi zeminde kazandıysanız,o zeminde koruyup geliştirmek gerekiyor.Bunun açık adresi de ülke topraklarıdır.Yurt dışında bozgun döneminde,gerek Avrupa'da gerekse O.Doğuda yeniden ülkede var olabilmenin hazırlığı düşünüldü ama özellikle Avrupa'da zemin farklıydı.Avrupa zemininde kalmam, hem benim, hem de örgüt açısından büyük zaaflar yarattı.Yıllarca sabırla beklenen atılım gerçekleşmedi. Hatam, teorik çözümlemesini kendi yaptığım bu dayatma karşısında,daha ilk andan itibaren tavır almayışımdır. Bu süreci uzatmak, yıpranmamı beraberinde getirmiştir.16 Haziran,geçmiş birikimler üzerine oluşturulmuş,süreç içinde bir plan çerçevesinde beni tasfiye etmeye çalışmış, kendinden menkul ayrı bir örgütlenmedir.Tüm eylemleri ve ilişkileri ile dikkatlice incelenmelidir.O dönemde,Avrupa ve O.Doğu kadroları tarafından dayatılan,devam edelim önerisi,benim tarafımdan kabul görmemiştir. Bu nokta benim için artık kimin haklı kimin haksız olduğu tartışmasının ötesinde bir içerik taşımaktadır.Kimin hatalı olduğu sorusunun cevabı o güne çözüm getirmemektedir.Zaman her şeyi gösterir, bu başka bir konudur.Bu şartlarda ülkeye dönme kararım,kendime ve yapıya yönelik bir eleştiri ve öz eleştiri niteliği taşımaktadır.

Ülkeye döndükten bir süre sonra bir takım fırsatçı ve art niyetli çevreler,bu tavrım üzerine 'devletle anlaştı','devlete teslim oldu' diye atıp tutmuşlardır.Ben çok genç yaşımda, devletin en temel kurumlarında biri olan,ordudan,devrimci mücadelem nedeniyle yüzlerce arkadaşımla birlikte sökülüp atılmışımdır.Bu bir tercihtir,bu tercihimle her zaman iftihar etmişimdir.Devletin içinde kalarak bir çözüm olacağına inansam,orada kalır,mücadelemi orada yapardım.Pişmanlıkla işim olmaz.Yaşadığım her anın arkasında dururum.Devrimcilik yanlış ve sapmalar karşısında durup,öz eleştiri yapmasını bilmektir,benim de yaptığım budur.Şu anda 15 yıla mahkumum ve Yargıtay cezayı az bulup 146/1 ile yargılanmamı istemektedir.Delil olarak da,beni teslimiyet ile suçlayan örgüt üyelerinin ifadelerini ve onlarla yaptığım konuşmaları içeren, teyp bantları çözümlemelerini göstermektedir.Bu bile başlı başına bir dramdır.

Şimdi gelelim Ali Mert'in cilveli kaleminden benim dönüş hikayeme;''Allah'ın nazırı,Nasurullah,tiksinç varlığıyla,yeryüzüne düştüğünde,Sarper'in Fransa macerası,yepyeni bir yola saptı. İhanet yolunu ilk adımı para için atıldı''. Ali Mert şimdi beni iyi dinle;ben,1980'de Nasurullah Ayan ile birlikte Avrupa'ya çıktım.Nasurullah Ayan örgütün mali işlerinden sorumludur, ancak Nasrullah Ayan'ı önce Emin Karaca'ya ve iki kayın biraderine sormak
gerekiyor çünkü onlarla beraberliği,1976 senesine kadar gidiyor.1978 de 'Doktorcu' diye isimlendirilen, irili,ufaklı grupları,'Yol' dergisinin çatısı altında toparlamaya başladığım süreçte, Emin'in kayın biraderlerinden büyüğünün liderliğini yaptığı 'Çağrı' isimli bir dergi çıkaran ve kendilerine 'Devrimci Mücadele Birliği' adını koyan grubun içindedir,N.Ayan ve E.Karaca.

Bu konunun daha anlaşılır olabilmesi için şimdi,Emin Karaca'nın kayın biraderlerinden küçüğü ile Avrupa'da yaptığı şu güzelim röportaja bir göz atalım;

''İbrahim Özkan;1976/77 yıllarında....12 Mart sonrası basılan o kitaplardan bir takım vardı.Bunların dağıtımını da verdiler bana.Ankara Zafer çarşısına falan götürüyorum,bunları dağıtıyorum. Baktım benim için fiyatları,diğer kitaplara göre çok ucuz, ben bunların etiketlerini değiştirdim.Diyelim ki o zaman normal bir kitap 5 Tl.ise bu 1 TL.veya 50 Kuruş.Ben bunları biraz yükselterek fiyatlarını arttırdım.O dönem N.Ayan geldi Ankara'ya. Emin Karaca;kimdi o ?
İbrahim Özkan;Devrimci mücadele birliğinin o dönemdeki yöneticilerinden birisi.
Emin Karaca;Borsacı ? İbrahim Özkan;Borsacı,dolandırıcı,altın kaçakçısı.O dedi ki,senin bunların fiyatlarını arttırmaya hakkın yok,bunları biz zaten satmak için değil, insanların okuması için veriyoruz.Fiyatları önemli değil,önemli olan kitapların okunması.Tekrar etiketleri değiştirdik.
Şu açık göz aile kumpanyasına bak,altın kaçakçısıymış,hangi yıllardan bahsediyor,ülkede bozgun var,herkes darmadağın, devrimcilere yardım ediliyor , tüm alt yapılar yeniden kuruluyor,bu lojistiği N.Ayan sağlıyor ,''altın kaçakçısı' oluyor.O gün bu adamlar,bu parayı reddetmiş olsalar,söz söyleme hakları doğacak,ama bu bezirganlar işlerine yaradığı zaman kabul edip seslerini çıkarmıyorlar,iş bittikten sonra namus bekçisi kesiliyorlar.Ülkedeki hakim kültür bu olduğundan, akıllarınca 'temiz adam' oluyorlar.Emin Karaca,Nasurullah'ın ismi geçince,kimdir o' diyor.Belkemiksiz adam, tanımıyor musun Nasrullah Ayan'ı, sende bu örgütlenmenin içinde değil miydin, o yapı ile birlikte gelmedin mi yanıma, seni bu yüzden matbaa müdürü yapmadık mı ? 'Kimdir o' öylemi,sanırsınız komşusu tuz istemek için kapısını çalıyor, o da cevap veriyor.Hadi oradan.....Uyanık çapsızlar sizi,Nasrullah Ayan'ın paralarıyla siyaset yapmak sizin işiniz oluyor,iflas etmişi de bana kalıyor, sen de bu 'eserlerinle' ödül alıyorsun,vay Türkiye'nin haline. Bu Hacivat/Karagöz müsvettelerine ayrıca sormak gerekiyor,Nasrullah Ayan 'Devrimci Mücadele Birliğinizin yöneticiliğini yaparken İzmir'de işçilik mi yapıyordu ? Aslında söylenecek çok söz ve sorulacak çok soru var,bu paçavralara şimdilik bu kadarı yeter.İşin tuhaf tarafı,bunlar ve benzerleri uzun bir süre benimle birlikte varoldular, evlerine resimlerimizi astılar, çocuklarına benim ismimi koymak istediler, şimdi de yine bana küfür ederek benim eksenimde var olmayı devam ettiriyorlar. Halbuki, Yunanistan'daki konferansta sorumluluklar almışlardı, onları hep birlikte izlemek istiyoruz.

Demek ki Ali Mert soytarısının döktürdüğü gibi N.Ayan yeryüzüne indirilmiş,benim tarafımdan da 1993'de yolda tesadüfen görülmüş biri değildir,örgütlenmenin başlangıç konağındaki kurucu üyelerdendir ve kendi alanında büyük katkılar yapmıştır.

Yukarıda gerekçelerini sıraladığım nedenlerle,ülkeye dönmeye karar verdiğim noktada bazı konularda yardımcı olmasını,15 yıllık hukukumuza dayanarak, Nasrullah Ayan'dan ben talep etmişimdir. Taleplerim şunlardır;

1) Yargı sürecinde ve hapishanede yatacağım dönemde bana destek olmasını istedim.Bunu yapmıştır.Kendi şirketinde çalışan bir avukatı değerlendirmiş ve hukuki
durumumu takip ettirmiştir.Bursa cezaevinde yattığım süre içinde,bana ve diğer tutuklu arkadaşlara her yönüyle destek olmuştur.Bunun yüzlerce tanığı vardır.
2) O tarihlerde yaşları 14 ve 16 olan iki kızımın,13 yıllık bir aradan sonra,çok küçük yaşta ayrıldıkları ülkelerine uyum sağlayabilmeleri,yaşayabilmeleri ve öğrenimlerine devam edebilmeleri için yardımcı olmasını istedim.Bir zamana kadar bunu da yerine getirmiştir.

Kendisinden bu desteği isterken,bir gün bana ihtiyacı olduğu noktada,mutlaka yanında olacağımı,bu yardımı unutmayacağımı kendisine bildirdim.Hapishaneden çıktıktan 2,5 ay sonra,N.Ayan'ın şirketleri devlet tarafından batırılmıştır.O güne kadar böyle bir muameleye muhatap olmayan bu gruba,bu bitirici darbe niçin indirilmiştir? Olayın esas incelenmesi gereken yanı budur.Batış gününe kadar geçen 2,5 aylık süreçte,bir program çerçevesinde olmamasına rağmen,bazı girişimlerde bulunulmuştur.
a/ Alkazar sineması;Onat Kutlar'ın içinde yer aldığı grupla ortaklık yapılmış,yapılan parasal katkıyla,yarım kalan inşaat tamamlanmış ve bir kültür merkezi haline getirilmiştir.
b/ Trend filmcilik adında bir şirket kurulmuş ve ilk iş olarak,yazar İnci Aral'ın 12 Mart dönemindeki bir devrimcinin çevresi ve kendisiyle hesaplaşmasını içeren 'Buluşma' adlı kitabından senaryo çıkarılmış ve bir film çekilmiştir.İkinci iş olarak,Işıl Özgentürk ile başlatılan ve bazı ön yatırımları yapılan proje devletin şirketlere müdahalesiyle yarım kalmıştır.
c/ 68'liler birliği ile dayanışmaya gidilmiş ve bu kuruma destek verilmiştir.
d/ 68 kuşağından sanatçı Halil Ergün'ün Beyoğlu belediye başkanlığı (SHP'den) adaylığı tüm alt yapısı ve çalışmalara bizzat katılarak desteklenmiştir.
e/ Bugüne kadar benimle dostluğunu ve kardeşliğini hiç bozmayan,sizin gibi soytarılara prim vermeyen,çeşitli kurum ve kişilerle dayanışma yapılmıştır. 68'liler birliği ve Halil Ergün'e söylenecek bazı sözlerim vardır;

68'liler ile imkanlar üzerinden dayanışma yapmamız,benim anlayışıma göre abartılacak bir davranış biçimi değildir.Ciddi ve tutkun bir sosyalist kardeşlik ortamında,bu tarz dayanışmaların yapılması doğaldır, hatta bir zorunluluktur. Zaman içinde unutulursa,unutanın ayıbıdır.Yapanın imtiyazı haline dönüşmez.Öyle de yapılmıştır.Bu noktada bu kurum açısından işin üzücü ve eleştirisel yanı şudur;Nasrullah Ayan batırılıp,imkanları elinden alındığı noktada,zıplamaya başlayan ve işi beni karalamaya kadar vardıran, çevrelerin argümanları gerçek olarak kabul görmüş ve ben 'kirli ilişkiler' içinde olduğum gerekçesiyle,hazır olmadığım ve savunma hakkımı kullanmadığım bir genel kurulda,bu kurumdan ihraç edilmişimdir.N.Ayan 'kirli ilişki' ise,o zaman yanından hiç geçmeyeceksin,mahkemelerine gelip davalarını takip etmeyeceksin, kapanan telefonlarının faturasını ona getirmeyeceksin,elektriği ona açtırmayacaksın.İmkanlı iken 'temiz',imkanları bitince 'kirli' oluyorsa,siz nesiniz,onu bana anlatacaksınız, ,sorunumuz bu.

Halil Ergün'e gelince; eskiden tanıdığı hatta başkanı olduğu ÇASOD içinde bazı yardımlar aldığı,dost olduğu N.Ayan'dan seçim çalışmalarını yapmak üzere yardım istediği noktada,N.Ayan'ın 'Sarp ağabeye soralım' demesiyle olaya intikal etmişimdir.Halil Ergün'ü üniversite yıllarından tanıdığım ve sevdiğim için bu desteğin yapılmasına taraftar olmuş ve seçim çalışmalarında da kendisine destek olmuşumdur. Çalışmalara katılmamın ana nedeni, Ergün'ün Beyoğlu'nun yoksul semtlerine yönelik hazırladığı projelerdir. Bu bölgelerin alt yapısından,eğitim,sanat,spor,parklar,yeni yerleşim merkezleri,tapu meseleleri... vb. problemlerin halledilmesine yönelik projeleri destekledim,bunların hayata geçirilmesi için onun belediye başkanı olmasını istedim.

Halil Ergün SHP'den seçime girmiştir ve tüm İstanbul örgütü ve bazı milletvekilleri bu dayanışmayı bilmektedir.Saklı gizli hiçbir şey olmamıştır.Seçim sonrası Nasrullah Ayan hapishaneye alındığında,birlikte ziyarete gitmeyi önermişimdir.Bunu kibarca reddetmiştir ve bugüne kadar bu konuda hiç bir açıklama yapmamıştır. Aslında bu tavır,kendilerine ne sıfat yakıştırırlarsa yakıştırsınlar ortama egemen tavırdır.Sahici dostluklar bitmiştir,ilişkiler menfaate dayalıdır. Herkeste 'öteki' ne der korkusu hakimdir.Yapay dostluklarla iş geçiştirilmektedir.Bu zihniyet ister istemez 'kullanmaya' yönelik pragmatik ilişkileri yaratmaktadır.Halil Ergün'e bu tavrı yakıştıramadığımı burada belirtmek isterim.

Şimdi gelelim Ali Mert'in Alkazar hikayesine , ''hafif zıpladı, Alkatraz'ın rahat koltuğundan fırlayan bir çivi kıçına battı'' diyerek, burnunu soktuğu Alkazar sineması olayına; bu tarz adamlar yandan dövüşenler grubuna girdiğinden önce onu doğrultalım. Alkatraz diye gevelediği Alkazar sinemasıdır. Hikayesi epey enteresandır. Bugüne kadar bu konuda hiç konuşmadığımızdan,yakın çevremiz hariç kimse bu hikayeyi bilmemektedir.

Alkazar sinemasının restorasyonunu planlayan ve bu işe girişen grup,imkanları tükendiğinde,Onat Kutlar aracılığı ile,ben hapishanedeyken,N.Ayan'dan randevu almışlar,destek istemişler ve ortaklık teklif etmişlerdir.N.Ayan bu teklifi,Yılmaz Zafer aracılığı ile bana iletmiştir.Sonuçta grupla ortak olunmuş ve sinemanın yapımı tamamlanmıştır.Dönemin Kültür bakanı,Fikri Sağlar'ın katıldığı bir törenle hizmete açılmıştır.Gazetelerde 'şirket yutan' adam diye lanse edilen,N.Ayan bu ortaklıkta büyük hisseyi %55 diğer gruba bırakmıştır.Ayan birikiminde bir iş adamının yarım kalmış bir işe giriştiği noktada hisseleri nasıl paylaştıracağını ve paylaştırması gerektiğini herkes kavrayabilir.Bizim içim Alkazar,bir ticarethane olarak ele alınmamıştır.Bir kültür merkezi olması daha ağırlıktadır.N.Ayan batırılıp, paraya ihtiyaç duyduğu bir aşamada yatırdığı paranın 10'da 1'i kadar bir ödeme yapılarak tesisten dışlanmıştır. Şimdi gelelim Ali Mert'in meraklısı olduğu 'kıç' ve 'çivi' meselesine. Evet, Alkazar'da onun tabiriyle, 'kıçımıza bir çivi batmıştır' ama çiviyi batıranlar onun yazdıkları gibi değil, eski ortaklarımızdır. Bizi Alkazar'dan sonunda polis gücüyle çıkartanlar,yarı yolda kalarak N.Ayan'dan bin bir rica ile yardım isteyip, kurumu birlikte oluşturduklarımızdır. Usta ne diyor;''yaşayacaksın gözüm,başkalarını öldürüp, onların omuzlarına basa,basa yükseleceksin.Davranışını yakından görenler,yaptığında epey kalleşlik,hayli tabansızlık bulsa bile,ölüler konuşmazlar. Şarktır bu, kim kime, el oğlu ne yapmış üste geçmiştir. Ya altta kalanın canı çıkmışsa kabahat kendisinde''.Aslında Alkazar hikayesi çok su kaldırır,altı daha
enteresan olaylarla örülüdür.Ama şu anda gruptan bir kişinin,hain bir saldırıda hayatını kaybetmiş olması,beni saygılı davranışa sevk etmektedir.

Şimdi bütün bu yapılanların yanında ben ne yaptım,ülkeye dönmeden önce bir gün benim desteğime ihtiyacın olursa yanında olacağım,sözüne sadık kalmışımdır.Siyasi mücadelemde ve ülkeye dönüş koşullarımda, bana her zaman dayanışma gösteren N.Ayan'a destek verdim.Çıkar çeteleri tarafından tüm varlıkları yağma edilecek bir av gibi görülen N.Ayan'a iflas sürecinde arkadaşlık yaptım.İflas etmiş bir şirketin yönetim kurulun girdim ve o güne kadar ayak basmadığım,şirketin merkez binasına yerleştim.Çok gönüllü olanlar haricinde hiçbir devrimci arkadaşımı,bu dönemin karmaşası içine çekmedim.O gün bu tavrımdan dolayı bana kırılanlar ve eleştiri yapanlar,bugün benim başıma gelenlerden sonra bana teşekkür etmektedirler.

Bu arkadaşlığım,şirket merkezini basıp,onu vurmak isteyenlerin karşısına dikilip,kurşun yememe ve ağır yaralanmama kadar vardı.Rahmetli annemin 'Benim oğlu 33 senedir mücadele içinde,hiç kurşun yemedi,malın varsa , sat ta bitir bu işi' diye Ayan'a seslenişi ve 20 gün sonra vefatı, hiç aklımdan çıkmadı.
Bu bir tercihti. Tabii bu tercih,bugün toplumda hakim olan değerlere göre yanlıştır.Geride duracaksın,Beyoğlu sakinlerini mutlu etmek için,bir gazetede yazılar yazacaksın veya dergi çıkaracaksın, parayı veren iflas etti mi hiç o tarafa bakmayacaksın, el altından işleri halledeceksin,olmadı 'dolandırıcı, kaçakçı, mafya' diyeceksin, hani şu meşhur laf var ya 'kirlenmeyeceksin',hatta kimi 'devrimcilerin' yaptığı gibi şaşırıp şirket merkezine tahsilata geleceksin,karşılarında beni görünce,devrimci postuna bürüneceksin, ricacı olacaksın. Ben bunu yapmadım,bilmediğimden veya yapabilecek kudretim olmadığından değil,bu tavrı onaylamadığımdan. Ali Mert ve benzeri çığırtkanların, beni hedef gösterme ve karalama kampanyası, yıllardır gölgeme bile sokulamayan çevrelere cüret verdi. El birliği ile beni ortadan kaldırma zeminini
hazırladılar.

N.Ayan olayının ben ve aileme hariç hiç kimseye bir zararı olmamıştır. Hiç kimse bir riziko altına sokulmamıştır. Bu zemin politikaya asla karıştırılmamıştır. Basın tarafından sürekli yapılan röportaj ve program istekleri hep reddedilmiştir. Çok sıkıntılı günler yaşanmıştır. İsterseniz,eşim,çocuklarım ve kardeşlerimle konuşmayı deneyin bakalım, ne karşılık alacaksınız. Ellerinizi,dillerinizi çekeceksiniz benim üzerimden. Dedikoducular kendi ayıplarıyla baş başa kalacaklar. Ben, nasıl sizin gibi soytarıların hiç bir işi ile ilgilenmiyorsam, beni 68'den ihraç etme kararına imza koyan, çorbacılar, ihale takipçileri, abidik gubidikçiler ile uğraşmıyorsam veya onlara bana uyguladığınız bu tavrı, hayali ihracatçılara , yöresel geleneklerine bağlı delikanlılara niye uygulamıyorsunuz diye sormuyorsam, siz de benimle uğraşmayacaksınız.Herkes yolunda yürüyecek.

N.Ayan'ı ben değerlendireceğim.Darbeyi yiyen benim.Örgütsel süreç içinde yaptığı katkıları dikkate alarak,onun hakkında söz söyleme hakkı bana aittir. Bu değerlendirme, E.Karaca ve kayın biraderleri ve diğer bazı eski kendin bilmezler gibi kalleşçe olmayacak , açık olacak ve gerekçeli olacak ve de adaletli olacak. Ayrıca Ali Mert gibi çapulcuların yazıp çizdiklerine göre asla olmayacaktır. Çünkü bunların N.Ayan kalitesini yakalaması için daha çok yol yürümesi gerekiyor.

1988 yılında Doğan Yurdakul ve Cengiz Erdinç'in kaleme aldıkları 'resmi belgelerle:Çetele' adlı kitapta,o güne kadar benimle ilgili,gazete ve dergilerde çıkan yazılar,196/197.sayfalarda,Sarp Kuray başlığı altında toparlanarak yayınlanmıştır.Bu kitap,sonraki süreçte benimle ilgili yazanların referansı olmuştur.Tanımadığım bu iki vatandaş ne yazmışlar,bakalım;''Partizan Yolu örgütünden olduğu için,1980 sonrasında yurt dışına kaçtı.1993 de,Mehmet Eymür ile pazarlık ederek Türkiye'ye döndüğü ileri sürüldü.Kuray'ın serbest bırakılması için,N.Ayan'dan Antalya'daki buz fabrikasının ortaklık hissesi biçiminde,250.000,USD. aldığı ileri sürüldü (Cumhuriyet,29.01.1998).''Kitabın başında resmi belgelerle diyorlar.Ama bana gelince, iş nedense ileri sürüldü ye dönüşüyor,geçelim.Ben 23 Eylül 1993 tarihinde ülkeye döndüm.Bu tarz iftiralar başladığı anda yaptığım araştırmalar sonucunda,şu kesin tespitleri yapıyorum;buz fabrikası,ben ülkeye dönmeden önce satın alınmıştır. Bu alış verişin benimle hiçbir alakası yoktur. Mehmet Eymür benim döndüğüm tarihte devlet görevinde değildir. Benim buz fabrikasına bulaşmam,N.Ayan'ın iflas ettiği tarihten sonra, şirketlerindeki aşağı yukarı tüm yönetim kurulu üyelerinin istifa etmeleri üzerine boşalan yerlere adam bulunamadığı için,ismimin sokulmasından ibarettir.Bu yalnız buz fabrikasındaki bir uygulama değildir,diğer tüm şirketlerin yönetim kurulunda da ismim geçmektedir. Büyük maaşlarla Ayan'ın yanında çalışan profesyonel kadrolar, dürüst bir-iki arkadaş hariç para kalmadığında gemiyi hemen terk ettikleri için ,ben ve yakın arkadaşlarım bu boşluğu doldurmuşuzdur.Yukarıda yazılanlar çizgisinde 'ileri sürülüyordu' falan gibi gerekçelerin altına sığınarak,bir şey ispatlayamayanlar müfteridir,kalleştir.

İkinci iddia;''Paris asliye mahkemesi tarafından,1 Aralık 1993 tarihinde L'Express dergisine 8.000 FRF.ödemeye mahkum edildi.L'Express dergisi 1985 Eylül'ünde iki arkadaşı ile birlikte Faubourg St Denis sokağında,bir otelde 1,2 kg. eroinle yakalandığını yazmıştı.Mahkeme derginin yazdıklarının doğru olduğunu kabul ederek Kuray'ı mahkum etti.Kuray bu bilgiye yer veren Panaroma dergisi muhabirini de tehdit etti.(Panaroma 18/24.05.1994)''
Önce kim mahkum olmuş bunu belgelerle açıklamak gerekiyor.Benim böyle bir mahkumiyetimin olmadığını,bunu yazan hariç herkes biliyor.Bu tamamıyla yalan ve iftiradır. Olayın esası şudur;L'Express gazetesinde,ismim Sarp K.diye yazılarak geçmesi üzerine bu gazeteye tazminat davası açmışımdır.Ancak mahkeme soyadım yazılmadığı için,bu ifadenin beni hedeflemediği kararına varmıştır ve talep ettiğimiz tazminatı bana vermemiştir.Benim açtığım bir tazminat davasında,benim tazminat ödememe imkan yoktur çünkü mağdur taraf benim.Ahmet Özal'ın patronu olduğu 'Panaroma' dergisinde, İnci Hekimoğlu isimli bir şahıs tarafından yazılan bu yazı üzerine kendisiyle konuşulmuş ,ancak beni karalamada çok niyetli olduğu görüldüğünden konuşmalar kesilmiştir.

Üçüncü iddia;''Susurluk skandalından sonra Abdullah Çatlı'nın Fransa'da bulunduğu sırada,cezaevinden Kuray'a haber ulaştırarak,Papa suikastında Bulgar bağlantısını güçlendirmek için,kendilerine baskı yapıldığını ve Kuray'dan kendilerine baskı yapan CIA ajanını kaçırmasını istediği ileri sürüldü''. Abdullah Çatlı'yı tanımam , hayatım boyunca kendisini hiç görmedim. Bu dönemde Abdullah Çatlı ile aynı hapishanede yatan Hüseyin Karahan tarafından bu istihbarat bana iletilmiş ve kendisine böyle bir işe girişemeyeceğimiz bildirilmiştir.Karahan, bu istihbaratın Çatlı'nın hapiste olmadığı bir dönemde,gizlice ele geçirildiğini de bana iletmiştir.Hüseyin Karahan, örgütün kurucu üyelerindendir. İşçi sınıfı mücadelesinden yetişmiş dürüst ve inançlı bir devrimcidir.Kendisiyle 1995 yılında yaptığım bir telefon konuşmasından sonra hiç haberleşmiyorum. Avrupa'da yaşıyor, ayrıca o gün birlikte olduğumuz tüm örgüt sorumluları da olayı bu boyutuyla bilmektedir.Gerisi hikayedir.

Dördüncü iddia;''Kuray'ın 16 Haziran örgütünün yöneticisi olduğu gerekçesiyle idam istemiyle yargılandığı İstanbul 1 nolu DGM'de kendiliğinden teslim olması ve itirafları nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verildi.(Cumhuriyet 28.01.1998).''

Ben dahil bütün sanıkların ifadeleri ve 400 sayfalık bant çözümlemeleri mahkeme dosyasında durmaktadır.Benim hakkımda yazan gazete,dergi ve şahıslara sesleniyorum;istediğiniz avukata vekaletname verip,bu belgelere ulaşmanızı sağlarım,itiraf bulamazsanız yüzünüze tükürürüm ayrıca bu davada ben tek başıma yargılanıyorum yani bir kişi olarak yargılanıyorum.15 yıla mahkum edildim ve Yargıtay bu cezanın arttırılması ve 146/1'e göre yargılanmamı istemektedir.

Alıntılardan görülebileceği gibi,Cumhuriyet gazetesi bu iftiraların 'ileri sürüldü' çizgisinde kaynağıdır.Ülkeye döndüğüm anda benim hakkımda olumlu neşriyat yapan ve tahliye edilişimi 1.sayfadan veren bu gazete niye bu yola sapmıştır.Bu konuda gazetenin en sorumlu kişisiyle yaptığım konuşma sonunda aldığım cevap 'bir fraksiyon kalıntılarının başının altından çıktığı ve bunlarında gazeteden uzaklaştırıldığı' olmuştur.Başka özel nedenler varsa bunları ben bilmiyorum.

Bu neşriyatlar içinde ciddiye aldığım kişilerden biride Emekli Yarbay Talat Turan olmuştur. Kendisini 9 Mart olayından tanırım ve her zaman onu diğer 'sicilli cuntacılardan ayrı tutmaya gayret sarf etmişimdir.İftiracılar kervanın katılması üzerine temasa geçmiş ve bunun nedenini sormuşumdur.Son olarak sevgili kardeşim Öner Gürcan'ın ( 21 Mayıs önderi Fethi Gürcan'ın küçük oğlu ) vefatından önce ziyarete geldiği hastanede sorumu arkadaşlarımın huzurunda yenilemişimdir.Bana verdiği cevap açıktır;'kitap iki kişi tarafından yazılmıştır, ben bu kitabın kendi yazdığım bölümünden sorumluyum,diğer yazarın seninle ilgili yazdığı bölümü okumadım.O dönemde merdivenden düşüp kalçamı kırdığımdan kitapla fazla ilgilenemedim,seni tanırım,asla bu düşüncede değilim' demiştir.Birlikte hapis yattığımız ortak dostumuz bir arkadaşımın kendisiyle konuşup,
bana ilettiği mesajda bu doğrultudadır...Kendisine yakışan , bana söylediklerini dürüstçe kamu oyunun önünde tekrarlamasıdır.
Bana yapılan saldırılar bunlarla da kalmayıp,iş aile ilişkilerime kadar getirilmiştir. ''Şimdi sıra yeni iş kurmaya kaldı.Artistlerle yatıp kalkmaya başlayalı beri,sinemaya yatkındı.Eylül sonrası filmlerin en gözde oyuncusuyla oynadığı yatak oyunlarını,sermayesiyle birleştirirse,yine yukarılara tırmanırdı.Üstelik okumuşları filimle oyalamak,halkı borsada kandırmaktan daha kolaydı''.

Yukarıdaki satırları okuduktan sonra,Ali Mert'e bir soru sormak şart oluyor.Ali Mert senin gerçek adın mı, yoksa pavyonda çalışırken kullandığın takma ad mı, bu soruyu şu nedenle soruyorum;benim 'artistlerle yatıp kalktığımı' bildiğine göre,kuşak bağlamasını iyi biliyorsun.Aslında bu meslekte kalsan,çok daha iyi olurdu. Tam mesleğini bulmuş olurdun.Sorumsuz adam,çirkin kaleminde yatıp,kalktığımı yazdığın oyuncu,benim eşim Nur Sürer dir.Onu,senin gibi zibidilere anlatmama gerek yoktur.Halka mal olmuştur, gerisi hikayedir.Senin gibilerine geriden pislik atmak kalır.Alaylı bir dille 'Eylül sonrası filimler' dediklerinde,Türk sinemasının 12 Eylül terörüne karşı durduğu eserlerdir.Tabii sen gerçek mesleğin gereği,'Parçala Behçet'lerle filan ilgilendiğin için,dünyayı hep o pencereden görmeye alışmışsın.
Bu oyuncular ve filimler sana fazla geliyor.Yolunda devam et,zaten anladığım kadarıyla epey yol almış ve demlenmiş vaziyettesin.

Gelelim benim 'Borsacılığıma', yeniden tekrarlıyorum.Ben 24 Nisan 1994'de kapatılmış bir şirketin,yağma edilmemesi için ve kendimi sorumlu hissettiğimden ,yönetimine katıldım. Borsayı ve borsacılığı hiç bilmem, merakımda olmadı. Ama bildiğim bir şey var ki ; borsacılar Ali Mert gibilerinden çok daha onurlu,hiç olmazsa oyunlarını para üzerinden yapıyorlar.Kayıpları ve kazançları para üzerinden hesaplıyorlar. Ama Ali Mert gibi 'devrimci piyasa borsacıları', manipülasyonlarını insan üzerinden yapıyorlar.Kendi oluşturdukları 'Beyoğlu çarşısında', kendi bezirgan kültürlerine göre dilediklerini yüceltip,dilediklerini batırmaya uğraşıyorlar.Üstelik borsanın manipülasyonlarını takip eden ve gerektiğinde işlemleri durduran bir SPK'sı var.Ama onların 'Beyoğlu çarşısını denetleyecek bir kurum olmadığından,'Aracı kurumları' çok daha rahat çalışabilmekte ve insan değerleriyle dilediğince oynaşabilmektedir.Onların borsaları bu anlamda çok daha iğrenç ve tehlikelidir.'Demokrasi' ve 'sosyalizm' makyajlı bu 'çarşı' kapatılmadığı ve bu bezirgan kültür ortadan kalkmadığı sürece,bu tip insanlara özenenler çok olacaktır.Ali Mert nasıl birilerine özendiyse.

Gelelim Ali Mert'in son tespitine ''Sarper'in kanayan yaralarından ihanet irini aktı'' demiş bu bezirgan.Evet at izinin it izine karıştığı bu karalamaca oyununda, 'irin' değil ama kanımın aktığı ve buna el birliği ile içlerinde Ali Mert'inde yer aldığı bir infazcı koalisyonun çanak tuttuğu bir gerçektir. Asla da unutulmayacaktır. Bir çok çakalda bu kan bedelinin üzerinden kendi alanlarında menfaat sağlama yoluna gitmişlerdir. Kulaktan duyup üstünde fazla özen göstermeyip oyuna gelenleri hariç tutacak olursam , tüm bu saldırıların planlanmasının altında dün benimle birlikte olan şahıslar yatmaktadır. Bunların da sözcülüğünü Emin Karaca yapmıştır. Benim dava sürecindeki sessizliğimi, yılgınlığım olarak hesaplayıp, kullanabildikleri tüm araçlarla üzerime yürümeyi denemişlerdir. Emin Karaca kendisini bu olayda 'araştırıcı- yazar' olarak kamufle etmekte ,kitaplarında benim hakkımda yazılmış, yazarının cesaretle ismini bile kullanamadığı bildirileri dahi meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Emin Karaca bu olayda objektif bir yazar değil , taraf bir insandır. Kendisi bu örgüte bulaşmıştır. İki kayınbiraderi yine bu örgütün üyesidirler. Bu özel görevli infazcı yazar müsveddesinin malzeme olarak kullandığı şahısların hepsini çok iyi tanırım, çünkü bu şahısları sürecin içine benim iradem dahil etmiştir. Bu işe nasıl girdiklerini de utanmadan anlatmaktadırlar. 1993 yılına kadar evlerine resimlerimi asan ve çocuklarına benim ismimi koymaya çalışan ve benimle birlikte olmak için Yunanistan konferansına kadar büyük gayret gösteren bu zavallılar ancak Emin Karaca gibi bir görevlinin malzemesi olabilirler.

1978 ' 1988 dönemi benim için her zaman arkasında duracağım ve savunacağım onurlu bir süreçtir. Eksikleri olabilir, ancak hedefi bellidir. Ülke sorunlarına nasıl yaklaştığı yazılıp, çizilmiştir. Defalarca halka açık konferanslar yapılmıştır. Dönemdeki büyük fedakarlıklar ve gayretler asla küçümsenemez. Bu okulda okumuş , bilinçlenmiş bazı uyanıklar bu gün buradan elde ettiği her türden 'birikimleri', geçmişin adını hiç ağzına almaksızın özelleştirip kendi küçük veya büyük menfaatleri için kullanma yoluna girmişlerdir. Tezgahlanmaya çalışılan oyun ortadadır. Sürecin bütün olumsuzlukları benim sırtıma yıkılıp , kendi kulvarlarında rahatça at koşturmak istemektedirler. Akıllarına göre ben ne kadar karalanırsam , onlar o kadar haklı 'temiz' olacaklardır. Bu saldırıları planlayanlar , kişisel ve ilkel boyutta meseleyi ele aldıklarından diğer yanıyla da kendi yeni hayatlarını meşrulaştırmaya uğraştıklarından ancak Emin gibi örgüt artığı bir tetikçi bulabilmektedirler. Emin Karaca'yı da birkaç internet soytarısı paçavra desteklemektedir. Geçmişten daha 'birikimli' çıkmış olanlar ise daha 'güçlü' gazeteci 'ağabeylerinin' desteğini alma peşindeler. Benim hala uğraşmak isteyen veya uğraşanlar varsa işin bu yanını da izlemelerini tavsiye ederim. Bu adamlar bu gün nerededirler , ne iş yaparlar , yaptıkları işin boyutu nedir, siyasi düşünceleri varmıdır, varsa düşünceleri nedir. Benim bunlar için bundan sonra zaman harcamaya niyetim yoktur. İlk ve son kez , şahsımla ilgili polemiklere cevap verme gereğini hissettim.

Son olarak şunu belirtmek isterim: Beni akıllarınca karalamaya çalışan birtakım paçavraların belirttiği gibi bir vali çocuğuyum. Babamın namus ve insanlık anlayışıyla herzaman iftihar ettim. Delikanlılığımdan itibaren siyasi olarak kendisi ile hiç anlaşamadım ama şunu onurla belirtmek isterim ki babam ve annem hem karakterimin hem de yurtseverliğimin temelidir.

Kırkiki senedir inandığım yolda yürüyorum. Yukarıda kısaca mücadele hayatımı sizlere özetledim. Doğrusu ve yanlışıyla davaya adanmış bir hayattır.Her zaman ülkemin ve yoksul yığınların çıkarlarını düşündüm ve buna göre davrandım. Beni gökkubbenin altında hiçbir güç yolumdan çeviremez. Babıali eskisi bir takım sarhoşların ve kendini bilmezlerin yalanları ve tezgahları kendi ayıpları olarak kalır. En kıymetli varlıklarımdan birisi de geçmişimdir. Onurla yaşanmıştır. Türkiye halkı bunu bilmektedir.

Ülkemizdeki devrimci mücadelenin ikinci miladını yaratan gençlik gerçekliği içinde yetiştim. Onlardan biriyim.

Bugün bazı emekli paşalar televizyon programlarında, Irak'ı işgal eden Amerika'dan emperyalist, bu işgale karşı çıkan halk gerçekliğinden de direnişçi olarak söz etmektedirler. Bu tespit çok geç yapılmış da olsa doğrudur. Ancak yanıbaşında bir özeleştiriyi gerektirir. Çünkü Amerikan emperyalizmine karşı çıkan devrimci gençler ülkemizde sıkıyönetim mahkemelerinde idama mahkum edilmiş 24 yaşında idam edilmiş ve katledilmişlerdir.

Devrimci gençler Dolmabahçeye Amerikan bahriyelilerini denize dökmek üzere yürürken, arkalarında sinsice pusu kuranlar bellidir. Eğer bugün cuma namazlarından sonra topluca Amerikan ve İsrail bayrakları yakılıyorsa, bu davranış da yanıbaşında bir özeleştiri gerektirir.

Yine devrimci gençler Filistin'e geçerek bu mazlum halkla dayanışma içine girdikleri için vatan haini ilan edilip, işkencelerden geçirilmişlerse ve bugün toplumun büyük çoğunluğu Filistin'in haklı davasını destekliyorsa bu tutum da yanıbaşında bir özeleştiri gerektirir.

Gündemin çok yoğun ve ağır görevler yüklediği bir süreçte , geçmişte kalmış ve iyice şahsileşmiş bir konu üzerinde yazmak durumunda kaldığım için okuyucudan özür dilerim.

Bu onurlu mücadelenin bir savaşçısı olarak 17 yaşında nasıl hiç kimsenin icazetini almadan , kendi yolumu kendim çizdiysem ve bunun her noktasından onur duyuyorsam ve bir sürü engeli mücadelem ile aşmışsam bu günde bu şebekenin karalamaları karşısında tavrım aynı olacaktır. Benim için önemli olan halkın yargısıdır. Gerisi Ali Mert bezirganının ve diğerlerinin yazmaya çalıştıkları gibi hikayedir.


Sarp Kuray 30/ 11 / 2004 



 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Kamuoyuna Açık Mektup ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right