left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Ali Kemal Özcan (Dr.) arrow Konfederalizm
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Konfederalizm Yazdır E-posta
Yazar Dr. Ali Kemal Özcan   
Saturday, 11 June 2005

 

Konfederalizm: neden bu kadar
karmaşa?(I)

 

 

Türk milliyetçiliği kışkırtılıyor. Kürt milliyetçiliği pompalanıyor. Kışkırtılan Türk milliyetçiliği Kürt milliyetçiliğini pompalıyorken, güneyimizdeki Kürt devletleşmesi de marjinalden öteye düşmüş kimi ‘eski tüfek’ ‘Kürtçü’ hazır-lokma guruplarının ağzını sulandırıyor. Bu iki şuursuz milliyetçilik adeta ‘alan memnun satan memnun’ minvali üzerinden ateşle oynarcasına birbirini besliyor. Konfederalizm etrafındaki tartışmalar da, daha çok bir karmaşaya dönüştürülerek bu ateşe körük olmaya götürülüyor.

 

 

 

Oysa ‘Demokratik Konfederalizm’ fikrinin kaynağı Öcalan’dır; Öcalan’ın da bu konuda söyledikleri çarpıtmaya - bulandırmaya - karmaşaya mahal vermeyecek sadelikte, yalınlıktadır. Neden bu kadar gürültü, karmaşa?

 

 

 

Karmaşa – daha çok da kargaşa– konunun karmaşık olmasından değil, konuyu tartışmaya açandan kaynaklanıyor olacak ki, tartışmalar söylenenler üzerinden değil ‘söylenmiş gibi’ler üzerinden yürüyor. Yani konu üzüm yemekten çıkınca, adeta herkes dişine uygun bağcı arıyor, buluyor ve dövüyor. Örneğin ‘federasyoncu’ luğuyla tanınan Şerafettin Elçi, gönlündeki Kürt federasyonlarının konfederasyonunu öngördüğunü düşünerek –ve tabi kendi ‘hedef’ini vurup ‘ileri’ geçtiğine tepkisiyle– ‘fanteziden öteye bir şey değildir’ derken; Öcalan’ın temel olarak Demokratik Cumhuriyet, Demokratik - ekolojik - cinsiyet özgürlükçü Toplum, Demokratik Konfederalizm projeleri ile İmrallı’da şekillendirdiği yeni paradigma üzerinden partileşmeye çalışan DTH’nin Koordinasyon Kurulu üyesi Murat Bozlak şöyle meseleye ışık tutuyor: ‘Yeni tez, konfedere devletlerin birlikteliğinden ziyade, sivil toplum örgütlerinin konfederal sistem içinde dayanışmasını sağlamaya yönelik algı yaratıyor, Türk-İş de bir konfederasyondur, ancak proje bu şekilde anlaşılmamalıdır.’ Yani ikisi de söylenenlerin tam tersini söylüyor. Ancak bir farkla: biri söylenmeyeni söylenmiş gibi yaparak ‘fantezi’ ilan ediyor, diğeri söyleneni tam da doğru anlayanların ‘algı’larını ‘düzeltiyor! Bir Kürt atasözü ‘ez dibêjim hurç vaye, ew dibêje rêç vaye. (Edebiyatçıların affına sığınarak kelimesel çeviri yapayım: Ben ayı budur diyorum, o izi budur diyor). Yani tartışmanın, düşüncenin kendisine bakılmak istenmiyor.

 

 

 

Ortalık ‘devletler konfederasyonu’ ‘algı’ları etrafında yürütülen tartışmalara boğulmuş durumda. Kimi ‘federasyon olmadan konfederasyon olmaz’, kimi Kürtler arası tarihsel - sosyal - kültürel koşulların imkansızlığından olmaz’, kimi ‘uzak hedefdir şimdiden konuşmak olmaz’, kimi ‘ütopyadır olmaz’ vesaire deyip, tartışmayı ‘derinleştir’iyor. Hatta hızını alamayıp ‘Siyasi literatürde demokratik konfederalizm diye bir kavram yoktur, konfederalizm tabiri hiçbir yerde yer almamış, Demokratik Konfederalizm de hayata geçmemiştir’ diyenler bile oldu (‘Yaklaşımlar farklı’, Ö. Politika, 6 Nisan, 2005 ). Durum böyle olunca, tabi ki, kafalar karışıyor.

 

 

 

Garip olan, kimsenin ‘tartışmanın kaynağı Öcalan ne diyor’ diye sormaya, aramaya çıkmadığıdır. Kaynağın İmrallı/Öcalan olduğu söyleniyor, ama ne dediğine gelinmiyor. Gerçi bir televizyon programında ‘kavga olsun-reyting gelsin’ heyecanıyla soran ‘gazeteci’ye cevaben Hasip Kaplan, ‘binersin İmralli 9 kosterine, gidersin, sorarsın, alır cevabını gelirsin’ dedi ama kimse gitmiyor!

 

 

 

Tabi ‘kaynak ne diyor’a gitmemek veya gidememek sebepsiz değildir, ayrı konudur, elealınmak ister. Ama ne dendiğine bakmadan maksatlı ve maksadını aşan değerlendirmeler ayırdedilemez.

 

 

 

Herkes İmrallı’ya gidip gelemiyor, ama gidip gelenler var. Ve bu görüşmelerden çıkan Notlar neredeyse rötüşsüz kamuya sunuluyor. Türkiye kamuoyu da zaten ‘Demokratik Konfederalizm’ tartışmalarını bu Görüşme Notları’ndan duydu. Bu notlarda Öcalan önerisini –henüz pek sınırlı– tartışmaya açarken, konuşmaları içinde ‘devletler konfederasyonu’ anlamına gelecek şeyler geçmiyor.

 

 

 

Dahası, Notlar’dan da önce; AİHM’e sundugu ve Bir Halkı Savunmak adıyla yayınlanan 512 sayfalık savunmasında, Öcalan Konfederalizmi’nin ‘devletler birliği’ veya ‘devletler ittifakı’ anlamına hiç gelmeyeceğini anlatan – özeleştirinin nasıl bir erdem olduğunu 5 bin yıllık sınıflı tarihin gözüne sokarcasına anlatan– yüzlerce sayfa derinleşme var. Bu ‘Savunma’ya şöyle başlar:

 

Eğer bir suçum varsa, iktidar ve savaş kültüründen benim de bu mikrobu biraz kapmamdır. Özgürlük için devlet iktidarı ve bunun için de savaş adeta müminler için bir Kuran emri gibi anlaşılınca bu oyuna dahil olacaktım. Hemen hemen tüm ezilenler adına yola çıkanların kurtulamadıkları bir hastalıktır bu. Bu temelde sadece hakim sisteme karşı değil, adına her şeyimi ortaya koyduğum Özgürlük mücadelesine karşı da suçluyum. Bunun özeleştirisini sadece teoride değil, yalnızlığımın soylu pratiğinde de sonuna kadar götüreceğim
(Sayfa 17).

 



Arkasından, filozofun ikibinbeşüz yıl önce ‘Erdem her insanda mevcuttur ama koma halindedir’ dediğine güvenircesine ekler:


Fakat ya bir toplumu, halkı kendisi olmaktan zorla ve hileyle çıkarma suçunu sistem nasıl ödeyecek
[telafi edecek]?


 


Öcalan’ın etkilendiği aşikar olan, dolayısıyla kaynak aldığı ‘kaynak’ da ‘devletler birliği’nden uzak. ‘Wallerstein, Bookchin, analiz okulundan Braudel, bunların düşüncelerini önemsiyorum’ dediği ekolun formülasyonları da, insanlığı adeta yeyip-bitirmeye götüren mega-merkezileşmenin, doğa katliamının, ‘erkek’leşmenin –dolayısıyla oligarşikleşmenin– sorunlarını aşma etrafında tamamen devlet-dışı çözümlere odaklanıyor. Bu tartışmların dünyada ciddi etkileri de olmaya başlıyor. Böyle bir günlük yazıda bunları tartışamayacağımı bilyorum. Ama üzüm yemek isteyenler için (bağcı dövmek için tartışanlar karıştırma / bulandırma / kışkırtma işini sürdürecekler) konunun ‘asıl zemin’ini açmak üzere söyleyelim. Ne Öcalan ne de referans aldığı kaynaklar ‘Konfederalizm’ kavramlaştırmasını ve projelendirmesini, yerine bulunacak –örneğin yerelleşme (localization) benzeri– bir kavramı da kullanacak kadar devlet veya iktidar örgütlenmesine uzak bir ‘alt demokrasisi’ etrafında tanımlamaktadırlar.


 


Özetle, Öcalan’ın temel olarak referans aldığı Bookchin’in Konfederalizm kavramsallaştırması, devlet-ötesi, anti-merkezci veya ademi merkeziyetçi (decentralist), doğrudan demokrasi, halkın yerellerde her soruna bir yerinde-örgüt ve bu örgütlenmelerin ‘benzer’leri arasındaki bir işbirliğinin teorizasyonudur. ‘Alt’ devletler arası bir ‘üst’ örgütlenme tartışması ile alakalı hiç değildir. Böyle bir ‘algı’, son yıllarda geliştirilen – bir bakıma sosyalistlerin, feministlerin, anarşistlerin, çevrecilerin ortak yaklaşımlarının sentezlendiği – ‘konfederalizm’ çözümüne, böyle bir yüz - yüze - doğrudan demokrasi felsefesine/projesinie en ağır saldırıdır –bilerek veya bilmeyerek.


 


Bilcümle Türk-Kürt Milliyetcilerinin ‘İmrallı çizgisi’ paradigmasını kimi yerde kurnazca saklayarak, kimi yerde belden - dizden - topukdan aşağı çekerek saldırdığı Öcalan’ı asıl dedikleriyle ele almak, 'kasap' larımızın bu hem açık hem zımni 'elbirliği' ile tırmandırdıkları kan-şiddet ortamının üzerinden 'et'lere kilitlendikleri bir ortamda hayatidir. Hiç bir çatışma ilelebet sürmemiştir. Önüne geçilmezse; kan, acı, şehit, renk, bayrak gibi ucuzdan rant, itibar getireceğine inanılan rezervler üzerinden dizginsizce ‘politika’ yapanların oynadıkları ateş, kendileri dahil kimsenin paçayı kurtaramayacağı bir yangına dönüşebilir.


 


Türk milliyetçiliği ne dediğine bakmadan Öcalan isminin önüne, yasakladığı ‘sayın’ın yerine ‘bölücü-başı’nı koyarken, internet odacıklarına kapanıp sınırsız küfür özgürlüklerinin keyfini çıkaran Kürt milliyetçileri ise, dediklerine baka-baka, adeta Amerika’nın kendilerine de bir Kürdistan kurmasının garantisini Öcalan’ı ‘Genelkurmayın İmrallı sözcüsü’ ilan etmekte aramaktadırlar. Sağ-sol Türk milliyetçileri ile Kürt milliyetçilerinin ‘terörist başı-bebek katili’ ve ‘Kemalist - derin devletçi’ benzeri bu kadar ‘uç’ saldırılarındaki ısrarlı pervasızlıkta birleşmelerine dikkat! Daha da canalıcısı: Ey Türkiye’nin birliğini gerçekten isteyen Türk-Kürt, Laz-Çerkez ezici çoğunluk, Öcalan’ın İmrallı’da mutlak birlik içinde ve mutlak şiddet - çatışma dışındaki dediklerine dikkat!


 



(Kaynaktan yorumsuz aktarımlar ikinci bölümde)









Konfederalizm: neden bu kadar
karmaşa? (II)


 


Konu etrafındakı yoğun ‘sis’i kaldırmak üzere, sıra ile, son beş ay içinde, içinde ‘konfederalizm’ kelimesi geçen ve bağlantılı bir kaç paragrafi Görüşme Notları’ndan Öcalan’ın Denokratik Konfederalizm tanımları aşağıdadır. Prof. Baykal’ın ‘Dört parçayı bayrağı altında toplayan Konfedere Kürdistan’ ihbarına atıf olunur.





Kargaşanın-gürültünün kaynağı sözler


 


Önce ‘kaynak’tan sonra da ‘kaynağın kaynağı’ndan söylenenlere bir bakalım:


 



Son demokratik konfederasyon değerlendirmem önemli. Sadece Kürtler için değil, bütün dünya için geçerli. Daha önce altı maddelik ilkelerini belirtmiştim. Siyasi içeriği budur. Taban demokrasisi kavramını kullanmıştım. Bu kavrama uygun olarak özgür yurttaş meclislerinden yukarıya doğru gelişir. Barzani ve Talabani’nin federesi var. Onlar devlet hedefli oluşumlardır. Benim önerdiğim devleti hedeflemiyor. Bu nedenle kavramı, kuramı, kurumu doğru tartışın demiştim. Demokratik ulus devletçi ulustan farklıdır. Demokratik konfederalizm eşittir, demokratik ulus; demokratik ulus da eşittir halkın demokrasisi. Türkiye’de biz eğer konfederalizmi başaramazsak, Barzani ve Talabani tarzı federe burjuva milliyetçiliği gelişir. Türklerde de milliyetçilik güçlüdür. ABD de Kürt milliyetçiliğinin arkasındadır. Birbirini katletmenin hiçbir anlamı yok. ... Kürtlerde demokratik bilincin gelişmesiyle bu işler çözülür. Diyarbakır’daki mitingde atılan “farklılıklara evet, ayrılıkçılığa hayır” sloganı güzel bir slogan. Önemliydi, doğru bir slogandı. ... ABD’ye dayalı Türk milliyetçiliği geliştirildi. Bu tehlikelidir. Birlik böyle sağlanmaz. Gerçek birlik, hukukuna ve demokrasiye kavuşmuş Kürtlerden geçer. Türk’ün güvenliği için Kürt ne kadar gerekliyse, Kürt’ün güvenliği için de Türk o kadar gereklidir. Zorla ayırsalar da ayrılmayacağız. (15 Aralık 2004).





Kürdistan özgürlük mücadelesi anlayışım şu: Devletleşme ile özgürlük getirilemez. Devletleşerek Kürtlerin özgürleşeceğine inanmıyorum. Hem felsefi olarak ve siyasi olarak, hem de mevcut güncel siyasi koşullar itibariyle Kürdistan için devletleşmeyi istemek hazin sonuçlar yaratabilir. Devlet baskı demektir, baskıyı doğurur. Arafat bütün çabasına rağmen milliyetçiliği aşamadı. Ama ben öyle bir milliyetçi savaşçı olamam, olmayacağım. Benim çözümüm netleşti. ... Geçende söyledim: Ortadoğu ve hatta bütün dünya halkları için geçerli çözüm demokratik konfederalizmdir. Demokratik konfederalizm devlet olmayan, demokratik ulus örgütlenmesidir. Demokratik konfederasyon azınlık örgütlenmesidir; kültür örgütlenmesi, dini örgütlenme, hatta cins örgütlenmesi ve buna benzer örgütlenmelerdir. Buna demokratik ulus ve kültür örgütlenmesi diyorum. Her köyde demokratik bir komün çıkar. Her kültürel örgütlemenin, bunların tümünün birleştirilmesi konfederasyondur. ... Buna devlet olmayan demokratik konfederasyon diyorum. ... Türk halkına sesleniyorum: Türk halkı bana güvensin. Eğer kardeşliğin gereği yapılırsa, tek kurşun sıkmadan bütün PKKlileri dağdan indiririm. İki ay içinde çağrı yapacağım, dağdan inecekler. Demokratik toplumun, demokratik devletin hizmetine sokacağız. Buna gelinmezse, o zaman savaş istiyorsunuz demektir. Türk sağcısına, solcusuna, Türkiye halkına söylüyorum: Kendi hükümetinizin yakasına yapışın. Herkese sesleniyorum: Büyük bir oyun içine sokuluyorsunuz. Beni suçlamayın, benim anadilim yasaklanmış, bir okulum bile yok. Bana saldırmanız, kendinize saldırmanızdır. Bu oyunu bozalım diyorum. (19 Ocak 2005)





Biz son süreci durdurmalıyız, ABD’ nin ipiyle iktidar olmak isteyenler var. Bu milliyetçilerin neye hizmet ettiği belli değil. Irak’taki duruma benziyor, birbirlerini boğazlayacaklar. ABD, İngiltere senin inkar ettiğin Kürtleri savaş unsuru olarak yarın karşına çıkaracak. Kürtlerin de bunu ne kadar kavradığını bilmiyorum. ... İşte sürekli yazılıyor. Kapkaç çeteleri Diyarbakır’dan ne kadar çocuk kaçırıp İstanbul’a getiriyor diye. Yarın hepsi çete mete olur çıkar, o çocuklar yarın faşist çeteler olacak. Sinagogları bombalayan Bingöllü gençler değiller miydi? Hizbullah’da da böyle oldu. ... Bazıları da Talabani’nin yanına gittiler adi adi yaşamaya. Bazıları da burada devlet koltuk versin derdine düşmüşler, olmaz. Türkiye devleti de reformdan geçecek. Eski tarz parti, eski tarz siyaset olmaz. ... Ben halk örgütlülüğü halk demokrasisini kuralım diyorum. Rezil Türk aydınları, Kürt milliyetçileri neredeler demokrasiyi niye geliştirmiyorlar? Bizim beycikler de buna dahil. ABD küçük bir taviz veriyor, bütün halkları arkasına topluyor. Öyle olacağına demokrasiyi sen geliştir. Niye bunlar despot, yeteneksiz? Ya devlete ya aşirete ya ticarete diyenler tutucudur. Çünkü demokrat değiller. Eskiden ağa, aşiret, şeyh şimdi de eski particiliği savunuyorlar. Bunlar halkı temsil edemez, sağlam bir felsefeleri olamaz. ... Yenilenmiş bir Mustafa Kemal gerekli Türkiye’ye. Türkiye’nin çıkmazı derinleşecek. Mustafa kemal 1920 lerde bu oyunları iyi gördü. “Sen bunları istiyorsun ama, var olanı da kaybettirirler sana” dedi. Dışarıya fazla bel bağlama. Ben bunun gereklerini yapalım diyorum. Mustafa Kemal’in güncelleşmesi lazım. Hatalı olsaydım bu kadar açık konuşmazdım. Son derece ciddi ve bilimsel konuşuyorum. (23 Şubat 2005)





Demokratik konfederalizm dünya çapında solun yeni açılımı olacak. Marx ve Lenin’i ikibinlerde aşarak bunu yapacağız. İkibinlerde demokratik konfederalizmde bunun ideolojik temelleri var. Marx 1848’lerde bir şeyler ortaya koydu. Bunlar iki binlerde aşıldı. Yeni sol buna yeni yaklaşıyor. Çokluk’un yazarları, Wallerstein, Bookchin bunları yazıyorlar. ... Nasıl 19. ve 20. yüzyıl bir cumhuriyetler yüzyılı ise, 2000’li yılları da halkların demokratik konfederalizm yılları olarak değerlendiriyorum. Benim devletle alakam yok, ben devlet kurmuyorum. Benim demokrasi derdim var. ... En önemli uyarım şu olacak: Kürt halkını üst düzeyde emperyalist bir planlama dahilinde ilkel milliyetçiliğin eline vermek istiyorlar. Kürt halkı küresel düzeyde bir planlama ile esir bırakılmak isteniyor. Irak’taki oluşumun eline verilmek isteniyor. İşte bu kaçan hainleri de biliyorsunuz. Sözde para var, kadınları da kullandılar. ...Devlete dayalı ulus yerine, demokrasiye dayalı ulus modeli öneriyorum. Bütün etnik grupları kapsayan Türkiye ulusu kavramını tanımlamıştım zaten. Yalnız Türklere değil, dine ve ırka dayanmayan, insan haklarına dayanan bir ulus modeli. Bütün etnisiteleri, kültürleri bir arada toplayan bir demokratik ulus kavramı. Ben Kürtlerin milliyetçiliğine dayalı devletleşmeyi de yanlış buluyorum. Devletçi ulus yerine demokratik ulus çağrısı yapıyorum. ... Düşünüş tarzım kuantumik bir tarzdır. Kuantum düzeyi bir gerçek. Sanırım parçalı örgüt ile ilgili eleştiriler de var. Size atomu inceleyin derim. Biliyorsunuz, eskiden üç parçalı olarak biliniyordu, şimdi artık çok parçalı olduğu biliniyor. Bilim okuyacaksınız. Başka çıkış yolu yok. İdeolojik yoğunluk zordur. Ben burada çok yoğunlaşıyorum. (16
Mart 2005)


 





Kaynağın kaynağından


 


 


Tekrar ediyorum: ‘et’ derdinden gözü dönmüş çarpıtıcılar için değil, konuya insan erdemi, insan terbiyesi kaygılarıyla tartışmak için ilgi duyanlara, ekolun önde gelen teorisyenlerinden Murray Bookchin’in bir çok dile çevrilen ünlü makalesinin (The Meaning of Confederalism) başlangıç cümlelerini ve içinde serpişen en kısa bir kaç ‘konfederalizm’ tanımını aktarıyorum.


Şöyle başlar ‘Konfederalizmin Anlamı’ makalesine Bookchin:


 



Çok az sav, “karmaşık toplum”da yaşıyoruz iddiası kadar, yü-yüze (face-to-face) katılımcı demokrasi düşüncesine karşı etkin kullanılmıştır. Modern nüfus merkezlerinin tabandan-direkt karar mekanizmalarının işlemesine olanak vermeyecek kadar aşırı büyük ve aşırı yoğun olduğu bize söylenir




‘Peki nedir konfederalizm?’ sorusuyla giriştiği kısa-sade tanımlar ise şunlar:


 



Her şeyden önce, üyeleri veya delegeleri köylerdeki, kasabalardaki hatta büyük kentlerin mahallelerindeki yüz-yüze demokratik halk meclislerinde seçilen bir idari meclisler ağıdır. ... Dolayısıyla konfederasyon ademi merkeziyetçilik, yerelcilik, özyeterlilik ve karşılıklı bağımlılıktır – ve ötesidir. Ötesi de, bugün var olan pasif seçmen ve tüketicilere benzemeyen, katılımcı bir demokraside akılcı aktif vatandaşlık için – Yunanlıların paideia dedikleri – vazgeçilmez ahlaki eğitim ve karakter şekillenmesidir. ... Bir bütün olarak Konfederalizmi açıklamada – bir ademi merkeziyetçilik, katılımcı demokrasi ve yerelcilik kompozisyonu olarak, ve yeni gelişme kanalları eşliğinde büyüyegelmekte olan farklılaşmalar için bir potansiyellik olarak – vurgulamak isterim ki, yerleşimler arası karşılıklı bağımlılığa uyan bu aynı bütünsellik kavramı yerleşimlerin kendisine de uygulanabilirdir.




 


Türkiye savaş zenginleri, milliyetçiliği – gerek Türk gerek Kürk milliyetçiliğini – en ikiyüzlüce vatanseverlik, halkseverlik, milletseverlik, yurtseverlikle karıştırıp bulandırarak, can derdindeki ‘koyun’u kasabın et derdine koşturmak istiyorlar.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Konfederalizm ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right