left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow I - Ö arrow Mihraç Ural arrow Firar Gecesi - Kızıldere - TİP - Demokratik Cumhuriyet
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Firar Gecesi - Kızıldere - TİP - Demokratik Cumhuriyet Yazdır E-posta
Yazar Sarp Kuray   
Wednesday, 30 March 2011

Selimiye’nin alt koridorlarında , tuvaletin yanında “ pis kokulu ve rutubetli “ hücresinde yatarken yazdığı “ HÜCREDEKİ ADAMIN RÜYASI” adlı şiirinde

“ satılmışlığın , kahpeliğin, riyakarlığın, adiliğin

ve her çeşit

aşağılık ve her çeşit yabancılaşmanın karışımı olan

karanlık denizin ortasında

güneş batmayan bir ada

ben ne şuralıyım ne buralı

adalıyım adalı

adam ormanlıktır

dostluk, yoldaşlık, mertlik ormanı “

12 Mart ‘ta devrimcilerin yattığı Maltepe Cezaevi beş devrimci arkadaşımızın özgürlüğe yürüyeceği geceden önceki son kırk sekiz saati çok yoğun bir boyutta yaşamıştır. Neredeyse tüm hapishane tek yürek tek nefes haline gelmişti. İstanbul dukalığına ve onların emir eri asker müsveddesi işkenceci Faik Türün ve ekibine büyük bir tokat atacaktık. Cezaevinde yatan devrimcilerin aşağı yukarı tümü , bu zalimin işkencelerinden geçmiş , horlanmış ve hırpalanmıştı. Cezaevinde görev yapan genç devrimci subaylar bizlerle büyük bir dayanışma içersindeydiler.İşte bu hareketli saatlerde , koğuş kapısına gelen asker gardiyan yavaş bir sesle nöbetçi subayın benimle görüşmek istediğini söyledi ve beni dışarıya aldı.Topçu Teğmen Sabahattin Sakman nöbetçi subayıydı. Kendisi devrimci , terbiyeli , sakin, Harbiye’de dereceye girmiş ve herkes tarafından sevilen bir kişiliğe sahipti. Benimle de ilişkileri büyük bir sevgi ve saygı temeline dayanıyordu. Teğmen Sakman koridorda Mahir’in benimle görüşmek istediğini söyledi ve Mahir’lerin Cihan’ların kaldığı koğuşun kapısını açtırarak içeri girmemi sağladı. Mahir , Cihan, İrfan , Ulaş, Atilla ve şimdi hatırlayamadığım bir iki arkadaşımızla birlikte beni karşıladılar. Benden istenen cezaevinin etrafındaki nöbetçi devriyelerin çekilmesi veya bu konuda başka bir kolaylığın sağlanabilmesi için Teğmen Sakman’ın ikna edilmesi idi. Teğmen Sakman ise hep birlikte yurt dışına çıkılması seçeneğine daha yakındı. Faik Türün’ün eline bir av gibi düşmeyi istemiyordu. Bizim davamızda yargılanan deniz subaylarından tahliye olmuş bazı arkadaşlar olası bir yurt dışına çıkma planı çerçevesinde tüm alt yapı hazırlıklarını yapmışlardı. Yeniden Mahir’lerin koğuşuna dönüp bu eğilimi aktardığımda , Mahir beklide o dönemde çoğumuzun ruh halini açığa vuran bir tepkiyi çok kararlı tarzda ve hiçbir spekülasyona yer vermeyecek bir açıklıkla dile getirdi. Göğsünde derin izi kalmış kurşun yarasını işaret ederek “ dışarıda bazıları, benim korkak olduğumdan söz ediyorlar. Bu şartlar altında asla yurt dışına çıkmam, ülkede kalıp, ucunda ölüm bile olsa mücadeleye devam edeceğim, Deniz’leri yalnız bırakamayız, onlar için eylem yapmak gerekiyor.” Kendisinin gözlerinin içine baktım , heyecanlanmış ve ona tam anlamıyla hak vermiştim. Bundan sonraki gelişmeler onun istediği gibi oldu. Tek yumruk haline gelmiş cezaevi onu ve diğer arkadaşlarımızı özgürlüğe doğru sessizce uğurladı ve sabah sayımını hınzırca ve büyük bir sevinçle beklemeye koyuldu.

Selimiye’nin alt koridorlarında , tuvaletin yanında “ pis kokulu ve rutubetli “ hücresinde yatarken yazdığı “ HÜCREDEKİ ADAMIN RÜYASI” adlı şiirinde

“ satılmışlığın , kahpeliğin, riyakarlığın, adiliğin

ve her çeşit

aşağılık ve her çeşit yabancılaşmanın karışımı olan

karanlık denizin ortasında

güneş batmayan bir ada

ben ne şuralıyım ne buralı

adalıyım adalı

adam ormanlıktır

dostluk, yoldaşlık, mertlik ormanı “

diyerek oligarşinin önünde diz çökmeyip “ adasını” ve “ yoldaşlarını” savunan Mahir , kendisine yurt dışına çıkma teklifini yaptığım anda, “ dostluk, yoldaşlık , mertlik ormanı” diye düşlediği ve inandığı dünyasından , kendisine yönelik eleştirileri dile getirerek bile bile ölüme gitme yani kendini feda etme kararlılığını gösteriyordu. Devrimci Gençlik saflarında her ayrışma konağında, gençlik adına ideolojik mücadelenin yükünü sırtlamış, teorik formasyonu hepimizden üstün, terbiyeli, entelektüel değerlere sahip olan bu arkadaşımız, bence o dönem için en akılcı çözüm olan yurt dışına çıkma seçeneğini tartışma bile yapmadan reddediyordu. Dışarıda kendisine yönelik eleştirileri sıralayanlar ise , yıllarca devrimci gençlik saflarında TİP ve MDD oportünizmine karşı birlikte mücadele ettiği yol arkadaşlarıydı. Bu kişiler daha 8-9 ay önce SBF’nin amfisinde yapılacak bir semineri “ halk savaşı başlamıştır, revizyonizime söz hakkı vermeyeceğiz” diyerek yaptırmayacak kadar sekter ve yine SBF amfisinde bir Dev-Genç forumunda benim yavaş yavaş su üstüne çıkmaya başlayan ayrışmalar üzerine yaptığım birleştirici mahiyetteki bir konuşmaya “ bizim arkadaşlıklarımız, sizin gibi feodal arkadaşlıklar değildir, ideolojik birlikteliktir.” Diyecek kadar iddialı fetva merkezleriydi. Bu kişilerin süreci nasıl belirledikleri ve sonradan üstelik kavganın tam ortasında nasıl yön değiştirdikleri dönemi yaşayan tüm devrimciler tarafından çok iyi bilinmektedir.

Halbuki 1978’de Devrimci Yol’un çıkardığı “ Toplu Yazılar- Mahir Çayan” adlı kitapta yer alan “Durum Değerlendirmesi Taslağı” adlı makalesinde Mahir bu dönemle ilgili şu değerlendirmeyi yapmıştır.

“Ülkemizde sınırlı, demokratik özgürlüklerin rehaveti içinde, revizyonizmin etkinliği altında bir sol, hazır olmadığı için dağılmıştır. Tıpkı 1905-1908 devresi gibi, sol yenilmiş gericilik hakim duruma gelmiştir. Böyle durumlarda Bolşevik taktiği hepimizin bildiği gibi ricattır, ricat taktiği sönme değildir. Ricat taktiği güç toplama, güçlerini kaptırmama taktiğidir. Bu devrede RSDİP’in Bolşevik hizbinde en zayıf olduğu devredir ( nicel olarak) yöneticilerinin bile bir çoğu yurt dışına gitmiştir.

İşçi sınıfı içinde çalışma vs. hepsi ortadan kalkmış, sadece yurt dışında basılan bir gazetenin yurt içinde dağıtılması, partizan savaşları ( şehir gerillası)

Bugün aynı durum bizler içinde söz konusudur.” ( Toplu Yazılar- Mahir Çayan S. 311)

1905-1908’lerin Bolşevik ricat taktiğinden söz eden ve ricatın güç toplama , güç kaptırmama özelliklerini vurgulayan Mahir, bu değerlendirmelerinin aksine, kendine inanan arkadaşlarıyla birlikte Kızıldere’ye yönelecek ve kendini feda edecektir. Eski yol arkadaşları da yaptıkları eleştirilerle onun bu sonuca gitmesini adeta kışkırtacaklardır.İşte tarihsel- toplumsal arka yapısı ile birlikte asıl değerlendirmemiz ve üstünde düşünmemiz gereken nokta burasıdır.

O dönemde bu eleştirileri yapan şahıslar , bugün de saldırılarına devam etmektedirler. Yapılan değerlendirmelerde kendi fonksiyonları atlanarak TİP- TKP gibi partilerin savunuculuğu yapılmakta, 1968-1978 dönemleri bir takım çapsız komplo teorileri ile karatılmaya çalışılmaktadır, Bu kalitedeki kişilere yıllar önce Lenin “ Bu pek temiz olmayan durumları içinde de olsa hiç de rahatsız görünmüyorlar, kendi köşelerinde kaşınıp silkelenirken hem de oraya buraya çamurlarını sıçratıyorlar” demiştir.

1963 yılında 21 Mayıs askeri ayaklanmasının bastırılmasından sonra yığınlar halinde sosyalist mücadeleden yana tercihini koymuş bütün varlığını ve sonsuz bir çabayla üretebildiklerini yoksul yığınların emrine vermeye hazır gençlik gerçekliği , döneme damgasını vurmuş Mahir Çayan örneğinde de görüldüğü gibi bir parti tarafından yönlendirilemediği için kendi kaderi ve tarihsel isyancı kaderi ile baş başa kalmıştır.Karakter; geniş toplum ve tarih olanaklarına dayanan tarihsel devrimciliktir.Kader de; Kızıldere olmuştur.

Konunun üzerinde durulması ve değerlendirilmesi gereken önemli bir noktası da , Kızıldere ve 71 mücadelesinin yeni devrimci kuşaklara aktarılması boyutudur. Mahir Çayan’ın ve tezlerinin devamcısı olduğunu iddia eden , 68 devrimci gençlik devrimci mücadelesinden gelen bazı arkadaşlar 12 Mart cezaevi sürecini , Mahir’in bu dönemle ilgili tespitlerini , Maltepe firarının arka planındaki süreci ve olayları, en önemlisi “ Toplu Yazılar” da yayınlanan Mahir’in el yazmalarını, örneğin yazımızda değindiğimiz “ Durum Değerlendirmesi Taslağı” gibi dönemle ilgili açılımlarını 1978 yılına kadar saklı tutmuş ve ortaya çıkarmamışlardır.

12 Mart devlet terörünün ardından ortama egemen olan yılgınlığı paramparça ederek 1971 ‘in devrimci önderlerine tüm engellere rağmen sahip çıkan devrimci gençliğe , örgütlenmenin başında Mahir Çayan’ın tezleri ışığında yaklaşılmış ve 1978 ‘lerde sivilizasyon girişimleri ile birlikte o güne kadar gizli tutulan tüm argümanlar ortaya saçılmıştır. Devrimci Gençliğin bu sivilizasyon manevrasına verdiği yanıt çok nettir. Kızıdere tavrını bir manifesto olarak kabul eden bu kadrolar 1978 yılından sonra inandıkları Mahir Çayan gibi kendilerini feda etme anlayışını saflarında güçlendirmeye başlamışlardır. O dönemde her alanda mücadelenin bütün yükünü sırtında taşıyan özellikle de İstanbul’daki anti-faşist mücadeleyi büyük kayıplar ve fedakarlıklarla yürüten devrimci gençlik giderek saflarında sistemleşmeye başlayan kendini feda etme anlayışıyla mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Bugün de aynı mücadele anlayışı devam etmektedir. Cezaevlerindeki tecridi protesto eden gencecik devrimciler “ ölüm oruçları” ile kendilerini feda etmektedirler. Yine alanlarda protesto amacıyla kendilerini yakan devrimciler Kızıldere tavrının devamcılarıdır.

Bizim kuşaktan gelen ve en önemlisi bu tavrın oluşmasına neden olmuş insanlarımızın sürece provakatif yaklaşmaktan vazgeçip öz eleştirileri ile birlikte yapıcı bir tarzda yaklaşmaları gerekmektedir. Bu güne kadar Türkiye Devrimci Hareketinin kayıpları büyüktür. Bu öz eleştiri tarihi bir zorunluluktur.

12 Mart öncesi döneminin siyasi hesaplaşmasının merkezine TİP ve eski kuşak sosyalistleri konulmadan doğru bir sonuç çıkarabilmenin olanağı yoktur. Bu yaklaşım aynı zamanda Kürt Demokratik Hareketine “akıl vermeye çabalayan” bir takım gayretkeşlerin deşifre edilebilmesi ve Abdullah Öcalan’ın, dönemle ilgili yaptığı açılımların kavranabilmesi için de şarttır.

TİP 27 Mayıs politik devriminin sağladığı tüm olanaklardan yararlanarak, işçi sınıfının başına tepeden ve aniden oturmuş ve ülkenin orijinal sınıf ilişki ve çelişkilerinden bihaber olduğu için, oluşturulması gereken devrimci taktiği yanlış saptamış ve uygulamış bir partidir. Parlamentarilizm mavalları ile işçi sınıfının moralini sıfıra indirdikten sonra, sınıfın en dolaysız ve biricik müttefiki Devrimci Gençliği de saflarının dışına çıkararak partisizliğin uçurumuna doğru itelemiştir.

O dönemde “Oportünizm Nedir” adlı kitabında TİP’İ eleştiren Dr. Hikmet Kıvılcımlı şöyle seslenmektedir. “Finans dayanaklı bezirgan partiler, milletimizin beynini yüz yıllar boyudur, bin bir dereden getirdikleri en kirli sularda yıkıyor, karantinada tutabiliyorlar. Halkın ekonomik – sosyal yaşantısını, Babil çağı düzeyinde bırakıyorlar. Millet zımparalanmış cam kapaklı melez kapitalizm şişesi içinde, o şişenin bulanık rengi ardından sinekli dünyasını gördüğüne inanıyor.

O şişeyi açmasını veya kırmasını tek başına TİP ten beklemek hayallerin en yanıltıcısı olur. Toplum ortamımızda halkın gözünü açabilecek başka sayısız uyarıcılar gereklidir. Onlara “yığın örgütleri” bile yetersiz kalıyor. Ayrıca “devrimci örgütler” ve çeşitli vurucu güçler bulunabilir ve bulunmalıdır.”

TİP in parlamentarizm mavalları ile oyalandığı ve kaçak dövüşme yoluna girdiği bu ortamda partisizlik uçurumuna itilmiş ve MDD tezleriyle oyalanmaya sokulmuş Devrimci Gençlik sonuçta halkın “melez kapitalizm şişesi içindeki” durumuna “suni denge” “gözünün açılması için uyarıcı rolüne” de öncü savaş diyerek tarihsel fonksiyonlarını yerine getirmeye yönelmişlerdir. Bu tespitleri yapmayanlarda aynı işlerliği görmüşlerdir. Esasen taşıdıkları tarihsel- toplumsal özellikleri de bu işlevin ötesine gidebilmelerine yapıca ve teorice müsaade etmemektedir.

Mahir Çayan’ın mücadele anlayışına sempati duyarak devrimci saflara katılan ve önderliğinde yürütülen öncü gerilla savaşı ile bir Kürt Halk gerçekliği yaratan Abdullah Öcalan 1919 lara ve 1960 – 1970 dönemine ilişkin 16 – 03 – 2005 tarihli avukat konuşmalarında şu tespitleri yapmaktadır. “Türk Halkı bizim gibi bir halktır. Türk halkı kardeş, iyi bir halktır. Bir avuç üstte bu halkları birbirine kırdırdı. Bir kısım komprador – kozmopolit üst tabaka halkları istediği gibi kullanmak istiyor. Mustafa Kemal birinci perdeyi yırttı. Doğru bir ulus anlayışını ortaya koymak istiyordu. Ancak konjonktür daha fazla yapmasına izin vermiyordu” devamla “bugün Türkler Kürtler bütün Orta Doğu halklarına söylüyorum. Biraz saygılı iseler Mustafa Kemal’in devrimci kişiliğini yaşatsınlar. Eğer Mustafa Kemal’e zırnık kadar saygıları varsa, onun özgür kimliğini bu güne taşısınlar… Türk Gençliği 1970 lerde bunu yapmak istedi. Ama idam edildi. Denizlerin nasıl idam edildiğini biliyorsunuz. Bende idam edilecektim. Bunlara söyledim beni idam ederseniz, Türkiye yi idam edersiniz dedim”

Abdullah Öcalan’ın “1920 lerin güncelleşmesi” ve “1970 teki devrimci gençliğin yapmak istediği” diyerek formüle ettiği mücadele anlayışı hiçbir spekülasyona yer vermeyecek kadar açık duru ve nettir.

Bu çizginin TİP’in ve onun yedeğindeki Kürt siyasilerin yaklaşımları ile uzaktan yakından ilişkilendirilmesi yapılamaz. Yapmaya çalışanlar bu birikime yarar değil zarar getirirler.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Firar Gecesi - Kızıldere - TİP - De... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right