left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow I - Ö arrow İhsan Eliaçık arrow CHP Ve Demokratik Cumhuriyet
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
CHP Ve Demokratik Cumhuriyet Yazdır E-posta
Yazar Sarp Kuray   
Friday, 15 April 2005

Cumhuriyet Halk Partisi gibi ülkemizin yakın tarihinin oluşumuna damgasını basmış bir siyasal hareketin değerlendirmesini yapabilmek onu kuruluş dinamikleri ve geçirdiği değişim süreci İçinde ele almayı gerektirir. Avrupa Sosyal Demokrasisinin kuramlaşmış bazı formülleri, CHP'nin sınıfsal karakterini, yönelişlerini vs. açıklamaya yetmez, hele Avrupa Sosyal Demokrasisinin gelişimi ile CHP ninki birbirine hiç benzemez.

Avrupa'da bugün varolan sosyal demokrat partiler, 1818 yılında K.Marx ve F.Engels tarafından kaleme alınan "komünist manifesto" dan kaynak alırlar. Tüm Avrupa'yı saran 1818 devrimci ateşi içinde doğan ilk devrimci işçi hareketleri, Fransa'da ve Almanya'daki ayaklanmalar, bunların ilk filizlenmeleridir. 1818-50 devrim dalgasının yenilmesi ve bastırılması gelen gericilik dönemi işçi sınıfı için, işveren sınıfının ağır baskıları karşısında, illegaliteden başka çıkar yol bırakmamıştı. 184Ş - 71 gericilik döneminin iki ünlü diktatörü Fransa'da Louis Napoleon ile Almanya'da Bismark'a Batı Avrupa dar geldi. İki cambazın bir ipte oynayamayacağı gibi iki diktatör de yan yana yaşayamazdı. Çünkü hem Fransız hem de Alman Burjuvazisi hızla gelişiyor, yeni topraklara hammadde ve kaynağa ihtiyaç duyuyordu. 1870 - 71 Fransa - Prusya savaşı bu nedenle patlak verdi ve savaşın içinden "Paris Komün Devrimi" doğdu. Paris komünü yenilgisi ile bile bir tarihsel gerçeği ispatladı. "İşçi sınıfı artık - doğdu boğulmaya gelmez - bir sosyal güç olmuştu"

Engels'in "Fransa' da, sınıf mücadeleleri" adlı eserinde dediği gibi "milyonlarca üyesi bulunan bir partiyi yeryüzünden tüfek kurşunu ile söküp atmaya, Avrupa ve Amerika'nın bütün kasalı tüfekleri yetmezdi. "

İşte Sosyal Demokrat Partilerin bütün Avrupa'da kuruluşu bu dönemde gerçekleşti. Bu döneme Sosyal Demokrat partilerin Marksist evresi denebilir. Bu gelişmeler 1889 da İkinci Enternasyonal'in kurulmasıyla uluslar arası bir nitelik aldı. Bu partiler 1914 te Birinci Emperyalist Paylaşım savaşı öncesindeki ayrışmaya kadar (içlerinde ayrılığın izlerini baştan beri taşımalarına rağmen ) kırk yıl boyunca işçi sınıfının ekonomik ve siyasal mücadelesinde etken, yönlendirici olmuşlardır. 1890 lardan itibaren Alman Sosyal Demokrat, partisinin liderlerinden Eduard Bemstein'ın başını çektiği reformist akım ( Rusya'da ekonomizm adını almıştır) Rosse Luxemburg'un temsil ettiği Ortodoks Marksist kanatla sürekli mücadele içinde olmuş, ve diğer ülkelerdeki sosyal demokrat partiler içinde aynı ayrılık ve mücadele yaşanmıştır. 1913 - 14 yıllarında, yaklaşan savaşa karşı tavır işçi sınıfı partilerinde tartışma konusu olmaya başladığında Bernstein - Kautskiy kanadı "her ülke işçi sınıfı kendi burjuvazisini desteklemelidir" tezine vardığında sosyal demokrat partilerde kesin kopuşma olmuştur.

Kısaca vermeye çalıştığımız bu süreçten de anlaşılabileceği gibi, Batı Sosyal Demokrasisinin temelinde işçi sınıfının devrimci eylemciliği yatmaktadır. Yani on!ar için en belirgin ilkelerden biri olan "Sosyal Adalet" çiliklerini, işçi sınıfının tarihin akışına yön veren, modern sosyalist eğiliminden almışlardır. Bu gün bu ilkeyi sosyalizmi engellemek için kullanmaya çalışmaları bu tarihsel gerçeği değiştirmez. Avrupa'da sosyal demokrasi bu gün emperyalizmin tahterevalli oyununun bir tarafı olmaktan öte bir işleve sahir değildir.

Bizdeki sosyal demokrat adı verilen hareketin, tarihsel gelişim süreci batıdan çok daha farklı bir çizgi izlemiştir. Bu sürecin farklılığının ne olduğunun cevabını, Türkiye'nin kapitalizme geçişi - yada batı anlamıyla geçemeyişi - probleminin içinde aramamak, oradan kalkarak günümüze uzanmak sanıyorum en geçerli yoludur.

Bu yazının boyutları içinde bu süreci uzun tahlillere girmeden kısa formülasyonlarla vermeye çalışacağım. Batıda 16ncı yy.da İngiltere'de başlayan kapitalizme geçiş süreci 1789 Fransız ihtilali ile en ileri örneklerinden birini verdi. İşçileri ve derebeyi zulmü altında inleyen köylüleri peşine takarak feodalizme karşı ayaklanan burjuvazi, sanayinin gelişmesi önünde engel olan tüm ekonomik ve siyasal kurumları parçalamaya, kendinden önceki üretim ilişkilerini kökünden kazıyıp atmaya yöneldi. Dolayısıyla egemen sistem haline dönüşen kapitalizm "kendi mezar kazıcılarını" da yetiştirdi. Tarih sahnesine işçi sınıfı çıkmıştı.

Batıda sanayi üretiminin belli bir gelişmesinin ardından dış pazarlara özelliklede doğuya yöneldiği sırada Osmanlı ne durumdaydı. "16 ncı yy. dan beri başlayan doğu ticareti Avrupa metalarını Osmanlı ülkesine, rakipsiz düşman orduları gibi saldırtınca, henüz basit dükkancık veya tek tük el imalathaneleri derecesine kavuşmuş olan yerli sanayi -karşısındaki yabancı sanayi el imalathanesi olarak kaldığı sürece - adım adım geriledi. Sonraki (iki yüzyıl direnişten sonra ) 18 inci yy. da, gövdesi makineleşen ve tepesinden buhar fışkıran Avrupa sanayinin kesin saldırısı, kapitülasyonlarla eli kolu bağlı olan yerli sanatlar cephesini apansızın yardı. 19 uncu yy. Türkiye'de sanayi hayatının kırahı ve ölümü oldu. Sanayi ve ekonomideki çökkünlük Osmanlılığın yapıcı faaliyetlerini durdurdu." ( Dr. H. Kıvılcımlı Yakın Tarihimizden Birkaç Madde sayfa 10 )

Yukarıdaki alıntıda da belirtildiği gibi, Osmanlı İmparatorluğunun sanayileşmeyi batıdakine benzer bir tarzda gerçekleştiremeyişi ister istemez doğu pazarına yönelmiş Avrupa kapitalizminin acenteciliğine yazılması sonucunu doğurdu. Böylece 16 ncı yy. dan beri Avrupa'da serbest rekabet sistemine bağlı olarak, sosyal ve ekonomik gelişmeye olumlu etkide bulunan kapitalizmin, ülkemize girişi iki nedenle farklı süreç izledi.

A - Bir doğu ülkesi olan Osmanlı da prekapitalist sermaye (tefeci - bezirganlık ) nin aşırıca gelişmesi, "toplumu kıskıvrak sarmış bütün yollan tıkamıştı

B - Ekonomik iç dinamikte var olan bu tıkanıklığı, Avrupa metalarının, Osmanlı pazarına rakipsiz düşman orduları gibi saldırması katmerleştirdi. Türk ve yabancı uyruklu sermayedarlar acenteciliğe ( komprador) yöneldiler.

Belirttiğimiz bu iki teme! nedenden dolayı kapitalizmin Türkiye'ye girişi, kendinden önceki üretim biçimini kökünden kazıyarak gerçekleşmedi. Türk burjuvazisi de her dönem üretimden uzak, acenteci ve asalak bir özellik taşıdı. Hiçbir alt üstlük konağında, burjuvazi en önde dövüşerek kendi yolunu kendi açmamıştır. Alemdar Mustafa Paşadan, Kurtuluş Savaşı Başkomutanı Mustafa Kemal Paşaya kadar her ileri gidişimizin yani modernleşme ve özgürlük mücadelemizin öncü gücü hep silahlı ve aydın gençliğimiz olmuştur. İşte dirlikçi gazi ve (iplerden, Fethi Gürcan'lara kadar uzanan bu gelenek üçüncü Selim'i, ikinci Mahmut'u, Tanzimat aydınlarını, Yeni Osmanlıları, İttihatçı kolağası Resneli Niyazi ve arkadaşlarını, Mustafa Kemal Paşa ve Kuvayı milliyecileri içine alarak günümüze kadar uzanan tarihsel ve sosyal orijinalitemizdir. Bu orijinalite ve onun siyasal eylemleri tarihimizin aydınlık yüzüdür. Sosyal sınıflarla ilişkilerini, bilimsel bir yaklaşımla yerli yerine oturtacak olursak, bu silahlı ve aydın gençler eylemciliğinin ülkemizdeki modernleşme ve özgürlük hareketinin belirleyici dinamiklerinden bîri olduğunu görürüz.

Uzun zamandır bu tarihsel devrimci iç dinamiğe karşı yükseltilen ikinci cumhuriyetçi tezler en derli toplu kaynağını İdris Küçükömer'in kaleme aldığı "Düzenin Yabancılaşması" adlı kitabından almaktadır. Osmanlı imparatorluğunun kesim düzeni döneminde, kuruluş aşamasındaki üretken ve savaşçı niteliğini kaybederek bozulan çeteleşen ve esnaflaşan her türden yenilikçi eylemin karşısına bir engel olarak dikilen yeniçeri ocağı ve esnaf ve ulema güçlerini temel alıp, tarihsel süreç içinde birbirine bağladıkları jöntürklerin Prens Sabahattin kanadı, hürriyet ve itilaf, birinci meclisteki ikinci grup, Terakki Perver fırka, Serbest fırka, Demokrat parti, Adalet partisi, ANAP şimdilerde de AKP gibi kuruluşları uyguladıkları ekonomik politikalarla "Sol yan" ilan edip, bunların arkasındaki sınıfsal güçlen "Doğucu -İslamcı halk cephesi" olarak koyan sivil toplumcular ve ikinci cumhuriyetçiler akıllarınca büyük bir "bilimsel kurnazlıkla" ve her şeyi Avrupa tercümelerinden öğrenen aydın aymazlığı ile, bu tasnifleri ile günümüz içinde de belli sonuçlara bağlanıyorlar: İç dinamiği ile batıdaki gelişmeye benzer bir boyutta, serbest rekabetçi dönemi yaşayıp kapitalizme geçememiş acenteci burjuvaları ve onların kırsal alandaki yedek gücü, gerici tefeci - bezirgan sermayeyi, bu sınıfların temsilcilerini "Demokrasi güçleri" diğer yandan kendi iç dinamiği ile harekete geçemeyen bu asalak sınıfa gelişme yollarını onların "Tepeden inme" diye kötüledikleri aksiyonlarla açan geleneksel aydın eylemciliğini de "demokrasiyi sekteye uğratan güçler" diye sunuyorlar. Bilimsel kurnazlık dediğimiz olay budur. Sivil toplumcu bay ve bayanlar tarihsel aydın eylemciliği dışında bu acenteci ve asalak sınıfın kendi öz gücüyle, batıda olduğu gibi, çağına göre hangi ilerici, yenilikçi aksiyonu örgütlediğini ve öne çıkıp bunun için savaştığını bize gösterebilirler. Tarih bu sınıfların genellikle demokrasiye, özellikle de vatan ve millete çok kolayca ihanet ettiklerinin yüzlerce örneği ile doludur. Çünkü bunlar her şart ve durumda hep dışarıya yani emperyalizme cariyelik yapmışlardır.

Elbette son duruşmada, aydın eylemciliği tarihsel ve toplumsal nedenlerle bir tavır alış olduğundan, bu varlıkların yarattığı aksiyonun bu gerici sınıf tarafından kuşatılması bir realite olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nokta yalnızca bu eylemin ve eylemcilerin kuşatılması ve kontrol altına alınması olmuyor, aynı zamanda yola çıkış perspektiflerinin de güme gitmesini beraberinde getirmektedir.

Ülkemizin yakın tarihine damgasını basmış Cumhuriyet Halk Partisi işte yukarıda kısaca açıklamaya çalıştığım toplumsal ve tarihsel dinamiklerimizin üzerinde doğmuş en önemli siyasal yapılanmaların içindedir. CHP 1919 larda Kuvayı milliye mücadelesinin tozu dumanı arasında doğdu. Kurtuluş savaşına katılan iç dinamikleri bütün boyutları ile bünyesinde sentez etti. Mustafa Kemal paşanın önderliğinde temsilini bulan silahlı ve aydın gençler gerçekliği, Türk ve Kürt halklarıyla bütünleşerek ve de cılız, kişiliksiz hatta zaman zaman kalleş yerli milli burjuvaziyi kulaklarından çeke çeke saflarına katarak, önce ülkeyi emperyalist güçlerden silahlı mücadeleyle kurtarmış, sonra da uygarlık projesini "Halkçılık programı" ışığında gündeme sokmaya yönelmiştir.

Bugünkü CHP kurmaylarının kongre hesaplan içine girdikleri zaman , muhalefeti susturmak ve onları işbirlikçi ilan edebilmek için akıllarına gelen ve kongreler atlatıldıktan sonra hemen unutuverdikleri CHP'nin kuruluş ilkeleri anti - emperyalist, anti - feodal ve halkçı niteliktedir.

Kürt demokratik hareketi önderi Abdullah Öcalan , Türk ve Kürt halklarının omuz omuza mücadele verdikleri ve iç içeliği en üst boyutta yaşadıkları bu döneme büyük önem vermektedir." 1920'lerin güncelleşmesi" diye formüle ettiği yaklaşımının temelinde uygarlık projesine sahiplenmek yatmaktadır. Hatta yeni kurulması planlanan Demokratik Toplum Partisine yönelik yaptığı tespitlerde" Tanzimat ayarında , Cumhuriyet ayarında bir gelişme olarak görüyorum. Sıradan değildir. Cumhuriyetin aydınlık yönlerini esas alır, güncelleştirir. Tarihi bir hamledir. İttihat Terakki var, CHP var, bu da üçüncü partileşme hamlesidir" demektedir.Öcalan devamla" Bugün Mustafa Kemal saygıyla anılıyorsa 1920'lerde geliştirdiği radikal çözüm tarzından dolayıdır. 1930'!ar ve 1940'lardan sonra demokrasi değil oligarşi gelişti. Cumhuriyet dini ve milliyetçi temelde oturursa , dayandığı olumlu değerler aşınır. Kabuk haline gelir,.. 1920'lerde Osmanlı devleti kabuk devleti olduğundan dolayı Mustafa Kemal bir hamlede söküp attı".

Yeni kurulacak Demokratik Toplum Partisinin " üçüncü partileşme " olacağı tespiti ülkemiz açısından büyük önem taşımaktadır Kürtler partisini kurar, Tekirdağ'daki üreticinin , Zonguldak'taki işçinin , Ankara'daki memurun sorunlarını üstlenir, böylelikle Türkiyeleşir ,Türkiye Partisi olur yaklaşımları, yapılması düşünülen hamlenin yönünü değiştirip içini boşaltmaktan başka bir işe yaramaz. Bu mantıkla yaklaşılırsa yeni bir parti kurmaya da ihtiyaç yoktur. Önemli sınavlardan geçmiş , deneyim kazanmış DEHAP bu işleve kolaylıkla kavuşturulabilinir. Toplantılarda kaç tane Türk aydının veya yarı - aydınının veya benim gibi aydın olmayanların katılıp katılmamasında hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur.Önce DTH Koordinasyon Kurulu üyeleri olmak üzere tüm yetkililerin Öcalan tarafından geliştirilen projeyi, tarihsel arka planı İle doğru kavrayıp halka duruca anlatmaları gerekmektedir. Projenin en güçlü yanı budur. DTH Toplantılarının en sevindirici yanı, her zaman olduğu gibi Kürt halkının projenin mimarına ve tezlerine sahip çıkmasıdır. Toplantılara katılan geniş halk kitlelerinin attığı çığlıklar çok anlamlıdır. Diyarbakır Toplantılarında bir annenin "üç çocuğumu bu uğurda verdim ama Türk halkıyla kucaklaşmak istiyorum " şeklindeki haykırışı , halkın özlemini ve yönünü açığa koymaktadır. Halk Amerikan güdümlü Kürt milliyetçiliğine ve Avrupa istihbarat servislerine sığınmış birtakım insan müsveddelerine en güçlü cevabı vermektedir. Yapılacak en acil iş Abdullah Öcalan' nın tezleri ülkenin her köşesinde halka taşınmalı ve arkasında kararlı bir şekilde durulmalıdır.

Bu anlamda 1919'ların siyasal toplumsal yapısını ve yönünü açık bir şekilde kavramak CHP'nin kuruluş dinamiklerini bize açıklayacağı gibi, bugünün ülke gündemindeki "1920'lerin güncelleştirilmesi" açılımlarını da kavramamızı sağlayacaktır.

CHP , 1919 - 1923 arası büyük alt - üstlük ve savaş döneminde Müdafaa-i Hukuk ve Kuvayı Milliye sentezinden doğmuş ve Osmanlı derebeyi devletini, hilafeti tasfiye ederek bir uygarlık projesi uygulamaya yönelmiştir. Yıkılan kabuk bağlamış derebeyi Osmanlı devletinin yerine modem bir devletin kuruluşuna geçilmiştir. CHP bu anlamıyla bir" devlet partisi" olma niteliği taşır Böyle bir parti, bir yanı ile Kuvayı Milliye eyleminin ve zihniyetini temsil ederken diğer yanıyla da egemen sınıfın elemanlarını bünyesinde barındırdı. CHP'nin tarihi işte bu ikili yapının evrim tarihidir. Kuşkusuz bu evrim kör tesadüflere bağlı yürümedi. Türkiye'nin sosyo- ekonomik yapısı ve sınıf ilişkileri değiştikçe CHP durmadan sarsıldı ve bünyesinden yeni partiler çıkardı.

07 Kasım 1924 tarihinde Halk Partisinden istifa eden on kişinin kurduğu Terraki Perver Cumhuriyet Fırkası'nın başında Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy , Rauf Orbay ve Adnan Adıvar bulunuyordu, Bu partinin programından yaptığımız aşağıdaki alıntı, bu çıkışın niteliği hakkında yeterince aydınlatıcı olur sanıyorum.

" Liberalizm esastır. Devlet görevleri asgariye indirilecektir. İdari ademi merkeziyetçilik ilkesi izlenecektir. Fırka fikirlere ve dini itikatlara hürmetkardır. Yabancı sermayeye muhtacız. Gümrük resimleri azaltılacaktır." ( H.Bila CHP "nin Tarihi s. 78 )

İlk deneme olan Terakki Perver fırka bir süre sonra Musul meselesinin gündeme gelmesiyle başlayan Şeyh Sait ayaklanması, Gazi'ye suikast teşebbüsleri sonunda ilan edilen Takrir-i Sükun kanunu ile kapatıldı. Emperyalist işgalci güçlerin silahlı mücadele ile sökülüp atıldığı büyük zaferin üzerinden daha iki yıl geçmiş olmasına karşın, Lozan'da kapitülasyonların kaldırıldığı gün Lord Curzon tarafından "para bizde olduktan sonra ergeç kucağımıza düşeceksiniz" şeklinde deklare edilen batının yaklaşımı gündeme sokulmak isteniyordu. Zaten Adnan Adıvar gibi sınanmış acentecilerde partide bu görevi yerine getirmek üzere bekliyorlardı.

1930 da Fethi Okyar liderliğinde girişilen Serbest Fırka denemesi de aynı sosyal ve ekonomik talepler üzerine yükseldi. Egemen sınıfın yedeğindeki tefeci bezirgan sermaye ile birlikte bir anda yerden mantar bitercesine harekete geçmesi ve halkın içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıları din sömürüsü ile tetikleyerek yığınları harekete geçirmesi, cumhuriyetin kurucu kadrolarını rejim adına endişeye düşürmüş ve parti kapatılmıştır. Ancak bu noktadan sonra genç cumhuriyet üzerindeki egemen sınıf kuşatması her gün dozunu arttırarak devam etmiştir. Aynı zamanda bu dönem cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Paşanın da ciddi rahatsızlıklar geçirdiği ve hareketliliğinin büyük ölçüde kısıtlandığı bir boyuttadır. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında, ülkenin tüm sorunlarının tartışıldığı bir aydınlar platformu olan Çankaya geceleri giderek belli bir kadro tarafından tam bir kuşatmaya çevrilmiştir. Dr. H. Kıvılcımlı'nın "Türkiye de Kapitalizmin Gelişmesi" adlı kitabında "Türkiye ve Atatürk", "İnönü - Çakmak" ve "Atatürk'ü Öldüren Nedenler" bölümleri hem bu dönemin sosyo -ekonomik yapısını hem de Gazi'nin etrafındaki kuşatmayı ve Celal Bayar kliğinin iktidar hesaplarını açıklaması açısından çok önemlidir.

İşte bu ortamı değerlendiren Celal Bayar kliği 1937 de iktidarı ele geçirmiştir. Celal Bayar'ın hükümet oluşuyla finans - kapital ilk parlak dönemini yaşadı. Teşvik kredileri, yabancı sermayeye güler yüz ve yeni olanaklar hep bu dönemde başlatıldı. Bu dönem 1938 de Atatürk'ün ölümü ve İnönü'nün devlet başkanı seçilmesine kadar sürdü. 1939 seçimleriyle Celal Bayar başbakanlıktan uzaklaştırıldı. CHP içinde memleket düzeyinde eski çatışma yeniden alevlendi. 1939 - 45 dönemi Türkiye'de 1950 sosyal ve siyasal değişikliğinin yeşereceği zemini hazırladı. Tüm şiddetiyle ülkemizi etki altına alan ikinci Emperyalist savaş ekonomiyi durma noktasına getirdi, buna bağlı olarak ülke içinde bu ekonomik gerileme toplumu kıskıvrak sarmış, pahalılık ve yoksulluk ortamında, devlet olanaklarından yararlanan bir sürü "savaş zengini" türetmişti. Halk ise ağır bir yoksulluk içindeydi.

Gelinen bu aşamada finans - kapital, tefeci - bezirganlık ve toprak ağalığıyla el ele vererek iktidarı bütünü ile ele geçirmeye hazırlanıyordu. Bu dönemin en ciddi ve "kopuşmayı" sağlayan çatışması toprak reformu tasarısının meclise getirilmesi sırasında meydana geldi. Sonuçta 7 ocak 1946 da Demokrat Partinin kurulmasıyla noktalandı. CHP üçüncü defa bölünmüş, devlet sınıfları kadrolarından kopuşan egemen güçler Demokrat Parti örgütlenmesi içinde ezeli dostu tefeci - bezirganlıkla açık ve kesin ittifakını gerçekleştirmişti.

DP nin kurulması, Türkiye'nin ve CHP nin yaşamında önemli bir dönüm noktası, devletçi kadroların ağırlığını yitirerek, muhalefete itilip yeni bir bunalıma kadar siyasi yaşamdaki aktiviteden tasfiye edildikleri dönemin başlangıcıdır

14 Mayıs 1950 de Demokrat Parti ezici bir çoğunlukla iktidara gelmiştir. Finans kapital daralan sınırlarını kasaba ve köylerde örümcek ağı gibi örgütlenmiş tefeci bezirganlarla yapılan ittifakla genişletmiştir. Bu tarih aynı zamanda ABD emperyalizminin 40.000 traktör, 100,000 oto ve her kasabaya kurulan benzin istasyonlarıyla Türkiye'ye giriş törenidir. Bu girişin temeli 1946 lardan itibaren İsmet Paşa ve Celal Bayar tarafından ustaca hazırlanmıştır. Türkiye halkını, sistem içi çıkar kavgasına kilitleyerek tezgahlanan siyaset oyunu sonucu ülkemiz ABD nin ve NATO nun kucağına itilmiştir. Dr. H. Kıvılcımlı'nın belirttiği gibi "Demokrat partinin Türkiye'ye demokrasi yani Türkiye halkına daha rahat bir yaşam getirmeyeceği doğuşundan belliydi. Çünkü onu karnında büyütüp nice umutlarla doğuran CHP ile iki usta cambaz gibi siyaset ipini paylaştıkları vakit ne oldukları anlaşılmıştı. İki -ana - parti ( başka hiçbir parti doğar doğmaz böyle - ana - sayılmamıştı) arasındaki bütün dövüş: Kar paylaşımı uğruna kopuyordu. CHP kan 25 kişiye yedirmişti. DP 400 kişiye üleştirmek istiyordu. Millete düşen sanki ölümlerden ölüm beğenmekti. 25 kişimi yiyecek 400 kişimi."

Demokrat Parti ülkeyi 10 yıl içinde ağır bir bunalıma sürükledi. ABD nin büyük desteği Bayar _ Menderes diktatörlüğünün ömrünü uzatmaya yetmedi. Ağırlaşan bunalımı politik baskıyla aşmaya çalışınca bir gecede 27 Mayıs baskınıyla alaşağı edildi. Silahlı ve aydın gençliğimiz, ülke bunalıma girince yeniden tarih sahnesinde yerini almıştır.

Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarında, Mustafa Kemal Paşa'nın yakın mücadele arkadaşlarından biri olan CHP genel başkanı İsmet Paşa ordu gençliğini taşıdığı tarihsel ve toplumsal özellikleriyle çok yakından tanıyan bir askerdir. 27 Mayıs öncesi mecliste kavgalı bir oturumda devrin iktidarına "sizi ben bile kurtaramam" diye seslenirken ve ülkenin çeşitli bölgelerinde taşlı sopalı gösterilerin üstüne üstüne giderek siyasal gerilimi tırmandırırken "sezileri" - ona neler olabileceğini hissettirmekteydi. 27 Mayıs sonrasında İsmet Paşa CHP nin tek başına iktidar olacağını umuyordu. Bunun gerçekleşmediği andan itibaren devlet başkanlığı yaptığı ülkede hiç tereddütsüz başbakanlığı kabul etmiş ve 27 Mayısın 1920 lerin güncelleştirilmesi gidişatının önüne çıkarak egemen sınıfın ve rejimin tek teminatı haline dönüşmüştür. 27 Mayısın kuşatılması ve içinin boşaltılması sürecine müdahale eden 21 Mayıs girişiminin de karşısına yine rejim adına İsmet Paşa çıkmıştır.

21 Mayıs ihtilal girişimi, gece radyodan genç bir subay tarafından okunan bildiride açıkça belirtildiği gibi "Devrimci ve Demokratik Cumhuriyeti" hedeflemektedir. Askeri ayaklanmanın önderi Bnb. Fethi Gürcan yargılandığı mahkemede hiç eğilmeden şöyle seslenmektedir. "Türk halkının kaderi tarih boyunca aldatılmışlığın bir serüvenidir. Tanzimat'ta hayatı değişmedi. Birinci Meşrutiyet onun dışında bir hareketti. İkinci Meşrutiyet çilelerine yeni acılar ekledi. Bütün bunlardan sonra Kurtuluş savaşı, Türk milletinin bağımsızlık Özünün, şuurlu bir şahlanışı ve Atatürk devri, halkın kendi kişiliğini İdrake hazırlayış yıllarıydı. Bunu yeniden halkın aldatılışı olan çok partili devir takip etti." Fethi Gürcan'ın ihtilalci eylemindeki hedef belliydi. "Halkın kendi kişiliğini İdrake hazırlayış yılları" kaldığı yerden devam ettirilecek, ona yurttaş olma yolları açılacak ve bağımsızlığa yürünecekti. İsmet Paşa ve CHP ordu hiyerarşisini yanına alarak çeşitli siyaset oyunlarıyla yolu kesti ve bu vatansever devrimci öncüleri idama gönderdi.

1960 -1971 arasında İsmet paşa ve CHP egemen sınıflar adına son tarihi görevi de 9 Mart olayı karşısında yerine getirmiştir. 14 lerden Orhan Kabibay gibi kirli ve karanlık bir askeri arkadaşlarıyla birlikte partisinde mevzilendirerek ve 12 Martta da Nihat Erim'i cuntacı generallerin emrine vererek görevini tamamlamıştır.

12 Mart muhtırasından sonra Bülent Ecevit CHP grup toplantısında Nihat Erim kabinesini NATO ve Ortak pazarın, özellikle dış egemen güçlerin hizmetinde olduğunu söylediği noktada Dr. H. Kıvılcımlı 6 Nisan 1971 de daha ülke topraklarını terk etmediği bir zamanda sosyalist gazetesinde CHP ve Ecevit'e şöyle sesleniyordu. "Genel sekreterliği zamanında, emperyalizme karşı çıkmayan, kısmen iç sömürü edebiyatı yapan Ecevit, sekreterlik tavizciliği ortadan kalktıktan sonra daha gerçekçi konuşmaya başlamıştır. Yıllardır parti içinde sağ kanada taviz veren Ecevit geçmişteki tutumuyla hem işçi sınıfı sosyalistlerinin, hemde küçük burjuva ilericilerinin güvenini sarsmıştır. 1963 de işçi kanunu çıkardığı için bir zamanlar işçiler tarafından sevilen Ecevit işçilerin desteğinden de yoksundur.

Bununla birlikte Ecevit için her şey bitmiş değildir. CHP içindeki samimi sosyal demokrat hareketi Örgütlemek için ustalıklı olarak ama asla taviz vermeden çalışırsa, işçi sınıfı sosyalistleri ile minima program ve demokratik güç birliği görüşleri üzerinde düşünürse, dürüst bir anti emperyalist çizgi izlerse, önemli sayılacak bir hareketin temsilcisi olur ve ilerde politik kadrosu ve dayandığı tabanı ile birlikte öncü proletaryanın müttefiki ve cephe arkadaşı olarak gerçek demokrasiyi geliştirmeye yardımcı olur."

Dr. H. Kıvılcımlı Sosyalist gazetesinde bu yazıyı kaleme aldıktan çok kısa bir süre sonra sıkıyönetim ilan edildi ve deniz subayları, askeri tıbbiyeliler tutuklanmaya başladı. Kendisinin de bu davadan aranması çıkarıldı, iki arkadaşıyla birlikte önce Kıbrıs'a oradan da Suriye'ye geçti. Kanamalı bir hasta ve ülkesinin en eski devrimcilerinden bîri olmasına rağmen Bulgaristan Halk Cumhuriyetinden ve Demokratik çıkartılarak batı Avrupa'ya zalimce püskürtüldü. Sonunda Belgrat'ta bir hasta hanede misafir edildi ve orada hayata gözlerini kapadı.

Bülent Ecevit, 12 Mart sonrasında halkçı ve cuntaya karşı söylemleri ile İsmet Paşa'yı yenilgiye uğratarak CHP genel başkanı oldu. Yukarıdaki kendisine tavsiye edilen yaklaşıma hiç uymadı. Tam aksi istikamette yol aldı. Emperyalizme ve gericiliğe yaranma sevdası onu sonunda % 1 lik bir oy oranına kadar indirdi. Şimdilerde eşi dini meselelerle, kendisi de sanal harp oyunlarıyla meşgul olmaktadır.

CHP 1930 lardan sonra başlayan siyasi çalkantılardan ve kavgalardan hiç kurtulamadı. Bu günde yeni bir krizin içinde. Ülkemizde batının kuşatması altında bir yol ayırımının kavşağında duruyor. Kurtuluş savaşı şartlarında doğmuş CHP dürüst bir anti emperyalist çizgide ve "Halkçılık programı" etrafında toparlanma iradesine sahip olabilirse önümüzdeki süreçte yeniden büyüme ve hareketlenme şansına sahip olabilir. Aynı zamanda CHP nin Demokratik Kürt Hareketi lideri Abdullah Öcalan'ın belirttiği gibi "1919 da Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıkışında oynayacağı rolde, Kürtlerin rolünü günümüzde de geçerli olabilecek bir stratejik yaklaşımla değerlendirmiş ve uygulamıştır. Bu rolü görmeden Ulusal Bağımsızlık ve Egemenlik doğru değerlendirmesi gerçekçi değildir." Diyerek altını çizdiği Kürt reformuna kaldığı yerden devam edilmesini bir ilke olarak mutlaka benimsemesi gerekmektedir. Eşit ve özgür yurttaşlık temelinde topluma sunulan barış ve birlikteliğin sağlanması yolunda adımlar atılmalıdır. Emperyalizme ve egemen sınıflara yaranma sevdası ve politikaları denenmiş, sonucu görülmüştür.

Dr. H. Kıvılcımlı'nın yıllar önce belirttiği gibi "TÜRKİYE HALKI HOROZ DOĞUŞUNU TUTMUYOR. MİLLİ MÜCADELENİN ÇETE HARBİNDEN GEÇİP, MUNTAZAM ORDUYLA KAZANILDIĞINI BİLİYOR. DEVRİMCİLER ORDULAŞINIZ. MİLLİ BİRLİKTEN KORKMAYIN1Z. BÜTÜN TÜRKİYE'NİN GERÇEK HALKÇILARI BİRLESİNİZ"

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: CHP Ve Demokratik Cumhuriyet ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right