|
Şemdinli’de “tetikçileri” bir kez daha “SUÇÜSTÜ” yakalanan “KONTR-GERİLLA”nın üzerine gidelim. “Karanlık Cinayetler- yasa dışı eylemler” aydınlatılsın, “terör örgütü” lağvedilsin. Evet “kontr-gerilla” tetikçileri, Şemdinli’de bir kez daha “suçüstü” yakalandı. Hepimiz biliyoruz. Ama yinelemekte, bir kez daha, bir kez daha yinelemekte yarar var. Çünkü bu “suçüstü” yakalanış ilk değil ve Türkiye’yi sevenler görevlerini yapmazsa sonda olmayacak. Neden ilk kez değil? Nedir Türkiye’yi sevenlerin görevleri ? Bu yazımızda anlatacağız. Ancak önce hepimizin bildiği “Şemdinli Suçüstüsü” nü bir kez daha özetleyelim. Belleklere kazınması gerek. Kazınmalı ki, diğer “suçüstüler” gibi unutulmasın, unuttturulmasın. 9 Kasım 2005 Çarşamba günü, Şemdinli’de Umut Kitapevi’ne el bombasıyla düzenlenen saldırıda Mehmet Zahit Korkmaz yaşamını yitirdi, 6 kişi yaralandı. Patlamanın ardından olay yerinden uzaklaşmak için bir araca koşan saldırgan ve araçta bulunan iki kişi halk tarafından ele geçirildi. Saldırıda kullanılan JİT mensuplarına ait 30 AK 933 sivil ve 730198 askeri plakalı beyaz renkli Renault 19 marka araçta polis ve asker yeleği, üç kalaşnikof tüfek, 10 şarjör ve patlayıcı madde bulundu. Araçta ayrıca Umut Kitapevinin ve içinde bulunduğu Özipek Pasajı'nın bir krokisi de bulundu. Krokide jandarmaya giden yol bir okla gösteriliyordu. Araçta bulunan belgeler arasında Umut Kitapevinin sahibi Seferi Yılmaz'ın evinin bir krokisi, Jandarma İstihbarat Teşkilatı (JİT) tarafından “Ali Kaya” adına düzenlenmiş bir kimlik, Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde görev yapan uzman başçavuş Ümit Sevinç ve kıdemli çavuş Halit Çağlar'a ait biri 10 gün, diğeri 20 günlük olmak üzere iki adet personel izin belgesi de bulundu. Araçta bulunan belgelerden 'Motorlu Araç Sicil Kartı'ndaki bilgiler, VF1453K0521837040 şasi numaralı Renault 19 marka aracın Jandarma'ya ait olduğunu ortaya koyuyordu. Jandarma aracıyla ilgili, Hakkâri İl Jandarma Komutanı Albay Erhan Kubat imzalı, 7 Kasım ve 9 Kasım 2005 tarihli iki görevlendirme yazısı da araçta halk tarafından ele geçirilen belgeler arasında yer alıyordu. Olay yerinde keşif yapılırken keşif alanına “Tanju Çavuş“ tarafından ateş açıldı ve bir Şemdinlili daha öldü. Ama ne ilginçtir ki halk tarafından yakalanan bu kişiler; halka saldıran polis tarafından , halkın elinden alınarak kaçırıldılar. Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt daha ilk andan bombacı assubay “Ali Kaya” ya sahip çıktı, “tanırım iyi bir askerdir!” dedi. Bu, onunla birlikte diğer JİTEM’cinin de serbest bırakılmasında rol oynadı. Serbest bırakıldılar, ertesi gün ifadeleri ezberletilmiş olarak geri getirildiler ve savcıya ifade verdiler, sonra da yine serbest bırakıldılar. İfadeleri Kargaları bile güldürecek cinstendi. Efendim, bombayı atan PKK itirafçısı meğer dükkana “Loto oynamaya gidiyormuş! Bombanın patladığını duyunca kaçmış!..” Jiptekiler de “tesadüfen ordan geçiyorlarmış… Birinin çişi gelince durmuşlar! O sırada bomba patlamış!..” Ya arabadaki silahlar, bombalar, krokiler, üzerine çarpı işareti konmuş Umut kitabevi, ölüm listeleri, filan… “Onlar da normal jandarma istihbaratı ve silahlarıymış!..” Tanju Çavuş mu? O da o sırada Van’dan dönmüş ve tesadüfen ordaymış!.. Ürküp silahını ateşlemiş! Silahı nedense keşif yapan heyete yönelmiş, orada bulunan birini öldürmüş ve birkaçını da yaralamış. Bilmecelerde ”yeraltında yağlı kayış?” diye sorulan ve 53 yıldır sokmadığı insan kalmayan ”yılanın” ”kuyruğu bir kez daha sıkışmış”tı. ”mış, mış” larla ”başını” kurtarmaya çalışıyordu. Anımsarsanız, Ünlü Susurluk kazasından sonra da arabada emniyet müdürü Hüseyin Kocadağ ile o sıralarda aranmakta olan Abdullah Çatlı’nın birlikte olduğunun anlaşılması üzerine Mehmet Ağar ne demişti ? “Herhalde Hüseyin Kocadağ, Abdullah Çatlı’yı yakaladı, onu getiriyordu,” Ya eski jandarma komutanı Teoman Koman’ın televizyonda, yüzünde tuhaf bir gülümsemeyle, “Jitem diye bir şey yok” demesine ne demeliydi? ”Susurluk” olayında da; “Kontrgerilla” adlı ”yılanı” nın ”kuyruğuna” basılmamış mıydı? O “yılan” ki Türkiye’de ilk öldürücü zehirini 1968’lerde CIA ajanı, Vietnam halkına yaptığı işkencelerle ünlü Amerikan elçisi Kommerin arabasını yakan ODTÜ öğrencisi Taylan Özgür’ü öldürerek akıtıyordu. Daha önce ki yazılarımda da belirtim.Taylan Özgür’ü öldüren tetikçi İhsan Çakıcı. Yurt dışına kaçırıldı. “Cinayet Dosyası “ kapatıldı. “Susurluk “ susturuldu. Unutturuldu. Komisyonlara “havale edildi” Ama cinayetler sürdü, sürüyor. Her Cinayetten sonra “faili meçhul” dendi. Denilmeye devam ediliyor. Ama herkes failleri biliyor. Cinayet şebekesinin Türkiye uzantısı “Kontr Gerilla” dan, “Özel Harp Dairesinden” , Türkiye’de ki CIA ajanlarından söz etmeyen yok. CIA’nın, 1952’den itibaren NATO’YA bağlı tüm Avrupa ülkelerinde “ gladio” “kontr gerilla” “özel harp dairesi” adı altında kurulduğu bir gerçek. Bu gerçeği ; Demirel’inden, Ecevit’e; İhsan Sabri Çağlayangil’den Hasan Fehmi Güneş’e, Kenan Evren’e kadar bir zamanlar ülke yönetiminde söz sahibi herkes biliyor. . “6-7 eylül” “gemi yakma” “kültür sarayı yangını” “1 Mayıs 1977” Taksim katliamında, 12 Mart 1971 dönemine rastlayan günlerde gözaltı ve tutuklatma, işkence, cinayet, toplu katliamlarda , 12 Eylül’de yapılan insanlık dışı vahşette ve provokasyonlarda hep “kontr -gerilla” dan söz edildi. 3 Aralık 1990 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı'nda basına verilen brifingde Özel Harp Dairesi Başkanı Tuğgeneral Kemal Yılmaz şu açıklamayla kamuoyundan saklanan “özel harp dairesi’nin varlığını kabul etti. "Özel Harp Dairesi, 27 Eylül 1952 tarihinde, şimdiki Milli Güvenlik Kurulu'nun işlevini gören Milli Savunma Yüksek Kurulu'nun 17/c sayılı kararıyla kuruldu." Elbette durup dururken yapılmıyordu bu açıklama. O yıllarda İtalya halkı, “yılanı” yakalamıştı. 19 Ocak 1990’da savcı Felice Casson, istihbarat servislerinin kontrolündeki gizli silah depolarını keşfetti. Gizli servis arşivlerine girdi. Doğrudan gizli servisler ve NATO tarafından kontrol edilen sivil ve askerlerden oluşmuş, yasa dışı bir örgütün varlığını belgeledi. Karşı espiyonaj mektupları; gizli bir direniş örgütünün, yani GLADİO örgütünün kurulmasını öngören 50’li yıllarda imzalanmış NATO protokollerinden söz ediyordu. 1956-62 yılları arasında Gladio ve ordu gizli istihbaratının başında bulunan kişi General De LORENZA idi. Örgütün kirli işlerinden başbakanlar, cumhurbaşkanları zaman zaman haberdar olmuş, oluşumu ortadan kaldırmak için bir çaba göstermemişlerdi. Ünlü Gladio'nun açığa çıkarılması üzerine kamuoyunun dikkati ÖHD üzerinde yoğunlaşmıştı. ÖHD gerçi o güne kadar "Kontrgerilla" diye biliniyor, işkenceli sorgular ve 1 Mayıs 1977 Taksim katliamı dahil birçok komplo ve provokasyonun sorumlusu olduğuna inanılıyordu. Bütün NATO ülkelerinde Gladio benzeri CIA'ya bağlı, resmi komplo örgütleri bulunduğu açığa çıkmıştı. Sadece italya’da değil; Belçika ve Yunanistan da da cesur siviller, savcılar ve politikacılar sayesinde Gladio tipi devlet gücünü kullanan gizli örgütler, çeteler ortaya çıkarıldı. Devletlerin merkezlerine yerleştirilmiş olan bu gizli terör örgütleri hiçbir yasa tanımaksızın, üstelik hükümetlerin bile kontrol edemediği bir faaliyet yürütmüşlerdi. Bu örgütün , Türkiye'de de, mutlaka bulunması gerektiği açıktı. Kontrgerilla tartışmaları birden yoğunlaşmıştı.Gözler ÖHD'nin üzerindeydi İşte bu nedenle Genelkurmay Harekat Dairesi Başkanı Korgeneral Doğan Beyazıt ve ÖHD Başkanı Tuğgeneral Kemal Yılmaz 3 Aralık 1990 tarihinde gazetecilere bir brifing vererek “Özel Harp Dairesini” anlattılar. Eski Milli Savunma Bakanlarından Hasan Esat Işık da Kontr-gerilla konusunda şunları söylüyordu: “ Kontr-gerilla her ülkede var. Genelkurmay bunun planlarını almış. Amacı şu. Ülke işgal edilecek olursa iç direniş nasıl yapılacak ? Bu fikir planında geçerli ve doğru. Yalnız şu durumlar var : Fikri ABD vermiş. Finansmanını yapmış. Örgüte sızmalar olmuş. Bu sızmalar Pentagondan başlar CIA sızmasına kadar sürer.” Eski ÖHD Başkanı General Cihat Akyol ise bakın ne diyordu: "Bazı ahvalde propaganda için istismar edilmek üzere mürettep olaylar meydana getirilir, isyancıların yaptığı intibaını verecek, yağma ve katliam, ırza tecavüz olayları ele alınabilir. Ancak hemen bilinmelidir ki, konu çok hassastır; yer, zaman, şekil ve mahiyeti itibarıyla ustalık gösterilmezse, tersine karşı koymaya zarar getirebilir." ( Tümg. Cihat Akyol, Ayaklanmaya Karsı Koyma Harekatında Psikolojik Harp, s.5.) Binbaşı M. Cihat Akyol, 1971 Mart ayında Tümgenarel rütbesiyle Özel Harp Dairesi Başkanı iken yayınladığı broşürde bakın neler diyecekti "Halkı mukavemetçilerden ayırmak için, sanki ayaklanma kuvvetleri yapıyormuş gibi, mücadele kuvvetlerince zulme kadar varan halka haksız muamele örnekleri ile sahte operasyonlara başvurulması tavsiye edilir." (Tümg. Cihat Akyol, Gayri Nizami Kuvvetlere Karşı Harekat, Silahlı Kuvvetler Dergisi, Mart 1971,8.14.) Bütün bunlara ne derecede uyulduğu , “kontrgerilla” tarafından gerçekleştirilen kimi “eylemlerin” devrimcilerin üstüne nasıl yıkıldığı; bu yöntemlerle devrimcilerin nasıl halktan kopartılmaya çalışıldığı şimdi daha iyi anlaşılıyor. Türkiye'nin provokasyonlar tarihinin son otuzbeş yılında yaşananları anımsayalım. 1 / Mayıs 1977'de taksim meydanında 35 insanın yaşamına mal olan ünlü tertip: tertibin "Maocular" diye adlandırılan devrimcilerin üstüne yıkılmaya çalışılması; 12 Mart Askeri darbesi öncesinde İstanbul'daki Atatürk Kültür Merkezi'nin yakılması, Eminönü vapurunun batırılması; hemen ardından suçun devrimcilere yüklenmesi; işkenceli sorgular; 1977 Haziran seçimlerinden hemen önce suikast girişimleri, sabotajlar biçiminde sahnelenen bir dizi provokasyon ; provokasyon eylemlerinin her birinde eylem yerine bırakılan sözde devrimci bir örgütün imzasını taşıyan bildiriler... daha sonra köylerin yakılması, çoluk çocuk demeksizin gerçekleştirilen katliamlar hep "kim yaptı? " sorusunu gündeme getiren eylemler . . "Kontrgerilla" adı siyasi hayatımıza yoğun bir şekilde 12 Mart askeri darbesiyle girdi. 12 Mart'tan sonra gözaltına alınıp sorgulananlardan bir çoğu gözleri bağlı, işkence tezgahlarına yatırıldı. İşkence yaparken , işkenceciler şunları söylüyorlardı. "Burası doğrudan Genelkurmay'a bağlı bir Kontrgerilla üssüdür. Burada ne anayasa, ne de baba-yasa vardır. Öldürür bir kenara atarız.” DSP lideri Bülent Ecevit 1978 yılında devlet içindeki örgütlerin hukuk sınırlarına çekilmesi için dönemin Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren’i uyardığını söylemiştir. Ecevit ayrıca Evren’in anılarında “Özel Harp Dairesinin yasadışı bir örgütlenme olmadığını, kendisinin bu örgütlenmelerin normal hukuk kurulları içine çekilmesi için elinden geleni yaptığını, bu kişilerin kendisi dışında gayri resmi olarak karanlık işlere bulaşmış olabilirler” dediğini anlatmış ve buna karşı Kenan Evren: “ Ecevit Başbakan olduğu zaman Özel Harp Dairesinden kuşkuluydu, bir gün bana gelip “Kızıldere olayları sırasında Özel Harp Dairesi kullanılmış, onlardan yararlanılmış, ben kuşkuluyum, bunları kullanmamak lazım” dedi. Ben de: Özel Harp Dairesi Genel Kurmay Dairesine bağlı, “Ben onları şimdi doğrudan doğruya Harekat Başkanlığına bağlayıp, eski görevlerine yönelteceğim” dedim.” demiştir. Ülke başbakanlarını gücü bile, bu yasa dışı “işkence” ve “cinayet” örgütünü açığa çıkartıp, tasfiye etmeye yetmiyordu. Ecevit “geçmişe sünger çekiyorum” diyerek işin içinden çıkmaya çalışıyordu. Çekilen süngerden fışkıran kanlar gölleşerek günümüze kadar taşındı. Ecevit'e, kont gerilla konusunda rapor düzenleyerek veren Cumhuriyet Baş Savcı Yardımcısı Doğan Öz’de bu cinayet örgütünün “kurbanları” arasına katıldı. 12 Eylülle birlikte Cinayetler , provakasyonlar, katliamlar birbirini kovaladı."Türkiye faili meçhuller cenneti”.oldu. TBMM, “faili meçhul cinayetler komisyonu” nun önümüze koyduğu liste bile hayli kabarıktı. Okuyalım: 1975: 1 tane, 1977: 6, 1978: 46, 79: 81, 80: 98, 81: 2, 83: 1, 84: 1, 86: 2, 87: 1, 88: 2, 89:3, 90: 68, 91:24, 92: 316, 93. 314... Toplam 916.. Bu liste uzayıp gidiyor.Bu rakamlar komisyon kayıtlarına geçmiş faili meçhuller ve 1993’ten sonrasını kapsamıyor. Dağda, bağda, köprü altında öldürülenlerin kesin sayısı bilinmiyor. Türkiye işte böyle bir “ HUKUK DEVLETİ” . ŞİDDETE karşı çıkan hukukçuları , gençleri, insanları öldürülen, katilleri ise aklanarak baş tacı edilen bir “HUKUK DEVLETİ” “Fikrini”,ABD’den alan, ABD tarafından “finanse” edilen, içine “pentagonun”, “CIA” nın “sızdığı” , “her ildeki silah depoları” ndaki silahları kullanan ,” çoğu MHP’li çok memleket sever” mensuplarının “memleket” adına cinayetler işlediği, ülkenin gençlerini, aydınlarını insanlarını kahpece katlettikleri bu “malum” yarı gizli örgütün, bugün herkesçe bilinmesine rağmen “görevini” ifa etmeyi sürdürdüğü bir “HUKUK DEVLETİ” Bu “Hukuk Devleti” nde, dün “Susurlukta” ünlü trafik kazasıyla ortaya çıkan “yılanın kuyruğu” bugün Şemdinli halkı tarafından yakalanarak “adalete” teslim edildi. Şemdinli halkının bilinçli davranması sonucu takkesi düştü. Keli göründü. Bir müddettir Hakkari, Van ve çevresinde provokasyon yaratanların, sağa sola bomba atanların kimler olduğu açığa çıktı. Bugün Türkiye’yi, Türkiye halkını seven kendi geleceğini, torunlarının geleceğini, düşünen herkese düşen görevler var. “Bana değmeyen Yılan Bin Yaşasın” diyerek, susup oturmamak. “yılanın başının ezilmesi” için ayağa kalkmak .Her türlü “şiddete” karşı çıkarak ve “her türlü” provakosyonu elinin tersiyle iterek , “bu gerçekleri“ perdelemek isteyenlerin oyunlarını açığa çıkarmak. Barışçıl ve demokratik gösterilerle; Türkiye’nin her yerinde, Edirneden Kars’a kadar devletin içindeki bu habis uru, halk düşmanı kanunsuz suç aygıtını büyük bir kampanya ile teşhir etmek. Bu “yılan” yaşamamalıdır. Yaşadıkça yarın da seni sokacaktır. Türkiye’de yaşayan tüm devrimcileri demokratları ,yurtseverleri ,barışsever insanlarımızı Şemdinli halkının yanında, saldırılara ve provakosyanlara karşı elele, kardeşçe bir duruş sergilemeye çağırıyorum. HAYDİ TÜRKİYE’Yİ SEVENLER, GÖREV BAŞINA ! KATILDIĞIMIZI HAYKIRALIM. BU NOTUN ALTINA İSMİMİZİ EKLİYEREK BU HAYKIRIŞI HER NOKTAYA İLETELİM. HEP BERABER AYAĞA KALKALIM. 1)TUNCAY ÇELEN 2)ÖMER GÜRCAN |