left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow I - Ö arrow Mihraç Ural arrow Denizlerin Dalgası Olmak
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Denizlerin Dalgası Olmak Yazdır E-posta
Yazar Tuncay Çelen   
Friday, 05 May 2006

Image 

BAĞIMSIZLIĞI, DEMOKRASİYİ VE SOSYALİZMİ savunan , emperyalizme, faşizme ve her türlü gericiliğe karşı mücadele veren,

DENİZ GEZMİŞ, HÜSEYİN İNAN ve YUSUF ASLAN

6 Mayıs 1972 tarihinde idam edildiler.

Onlar bir dönemle anılan, 68 gençlik hareketinin baş eğmez önderlerindendiler. 68 gençliğinin önderlerinin diğer büyük bir kesimi de katledildi. Gençler, işçiler köylüler zindanlara atıldılar, işkence tezgahlarından geçirildiler , sokak ortalarında öldürüldüler.

Aradan 34 yıl geçti.

Ama, ne idamlar ne 68 gençliğinin katledilişi, ne yalanlar, ne karalamalar, gerçeği değiştiremedi.

Bugün emperyalizm ve işbirlikçiklerin tüm çirkinlikleri , yadsınamaz, yalanlanamaz, saklanamaz bir şekilde HERKESİN GÖZÜ ÖNÜNDE sergileniyor.

Dün, daha gerçekler bu kadar açık seçik görülemezken; ABD emperyalizmin , yüzü bu kadar ortada değilken, bu çirkinliği tüm çıplaklığı ile ortaya seren, hiçbir çıkar gözetmeden , her türlü baskıyı, işkenceyi, ölümü göze alarak ülkesinin bağımsızlığı, halkının mutluluğu için mücadele eden 68 ve 68 gençliği bugün daha iyi kavranıyor.

Bugün Denizlerin, 68 mücadelesinin, doğruluğu , geçerliliği VE HAKLILIĞI TARİHİN TANIKLIĞINDA KANITLANIYOR.

68 hareketi ABD EMPERYALİZMİNİN haksız ve vahşi saldırılarının en acımasızlarından Vietnam işgalinin yaşandığı , Ho Shi Min önderliğinde ki Vietkongun, ABD’ye kafa tuttuğu onu dize getirdiği bir ortamda yeşermişti. Che Gueveralarla, Fidel Kastrolarla Güney ve Latin Amerika halklarının başkaldırılarının, ezilen dünya halklarını cesaretlendirdiği bir dünyada var olmuştu. Emperyalizme karşı, ulusal kurtuluş savaşı veren halkların yanında, kurulu düzene bir başkaldırıdır 68.

Türkiye 68 gençlik hareketi ise, 68’in bu uluslar arası niteliğinin yanında, yanlızca emperyalizme değil, haksızlığa, yolsuzluğa, yoksulluğa ve sömürüye karşı da bir isyandır. 1968 ile başlamayan, öncesi ve sonrası olan kendini yalnızca gençliğin özgül talepleriyle sınırlamayan, işçiler ve köylüler başta olmak üzere, tüm ezilenlerin sömürülenlerin mücadelesiyle birleşmeye ve tüm olanaklarıyla desteklemeye yönelen bir harekettir.

Türkiye’de 1960'lı yıllar özgürlükler ve haklar konusunda bir uyanışın yaşandığı yıllardır. Bu yıllar sosyalizm ile ilgili hareketin çığ gibi büyüdüğü, yabancı dillerden kitapların çevrildiği, sol teorinin dergilerde, kürsülerde, kantinlerde hararetle tartışıldığı ve Türkiye İşçi Partisi'nin Millet Meclisi'nde 15 sandalye kazandığı yıllardır. O güne kadar mevcut sistem içerisinde klasik, düzenden yana iktidar ve düzenden yana muhalefet, ikilemine paralel olarak oluşturulan, devletten maddi destek gören yarı resmi öğrenci derneklerinin yanı sıra, Fikir Kulüplerinin kurulmasıyla, kurulu düzene emekten yana bir bakışla eleştiri getirecek gençlik örgütlerinin temellerinin atıldığı, DEV-GENÇ’İN oluştuğu yıllardır. Dev-Genç’te örgütlenen DEVRİMCİ GENÇLİK, devrimci potansiyeli ülkenin tüm köşesine ve tüm kesimlerine taşımak için her yolu denedi. Her türlü özveriyi gösterdi. 1968 devrimci gençliğinin eylemleri; üniversite işgalleri, Amerikan aleyhtarı mitingler, 6. Filo erlerinin denize atılması, Komer’in arabasının yakılması ile, işçi eylemlerini desteklemek, gecekondu çalışmaları yapmakla sınırlı kalmadı. Kırsal kesimlere de ulaşmak, yoksul köylüleri de harekete geçirmek için yollara düştüler. Ağalarla, topraksız ve az topraklı köylülerin mücadelesinde, köylülerden yana; toprak sahipleri ve tüccarlarla, üreticiler arasındaki mücadelede üreticilerden yana tavır aldılar.

Tam da bu noktada, yani gençlerin artık halkla buluştuğu noktada, onlarla bütünleştiği noktada önceleri öğrenci eylemlerine sessiz kalan iktidar ve egemen güçler, öğrencilerin üzerine saldırmaya başladılar. CIA sıyla, MİT’iyle, kontr-gerillasıyla, Ülkü Ocaklarıyla, polisiyle, faşistiyle, şeriatçısıyla, yurdunu ve halkını seven gençliğin kitlelerle kurduğu bağları koparmak, gençliğin verdiği mücadelenin doğru kavranılmasını önleyebilmek için gençliğin üzerine saldırdılar. Bu saldırılar üniversite gençliğinin kitlesel ve örgütsel tepkisiyle püskürtüldü. Bu defa aynı kadrolar polis desteğinde saldırtılarak , yurtsever ve devrimci gençler sokak ortalarında kanlı elleri günümüze kadar ulaşan “kontr-gerillanın” tetikçileri tarafından öldürülmeye başlandı.

23 Eylül 1969 da Taylan Özgür katledildi. Taylan Özgür, ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübü üyesiydi ve Sosyalist Fikir Kulübünce düzenlenen “köy çalışmaları”na ilk katılan ve başarılı sonuçlar elde eden arkadaşlarımızdandı. Kitlelerin güvenini kazanmayı bilen, özveri sahibi ve mücadelen kaçmayan atak ve yiğit bir kişiliği vardı. Taylan, 6 Ocak 1969'da Amerikan elçisi Komer’in makam arabasını ODTÜ’de yakan devrimci gençlerden biriydi.

TAYLAN ölen ve öldürülen ne ilk ne de son 68’liydi . 68’liler, Taylan’ın öldürülmesinden yaklaşık bir yıl önce, Amerikan 6 Filosunun İstanbul’a gelişi sırasında çıkan olaylarda öldürülen VEDAT DEMİRCİOĞLU ile vermişti ilk şehidini

Taylan ölen ve öldürülen ilk 68’li değildi. Ama, CIA’nın, 1952’den itibaren NATO’YA bağlı tüm Avrupa ülkelerinde “ gladio” “kontr gerilla” “özel harp dairesi” adı altında kurduğu ve “komünistleri” yok etmeyi amaçlayan örgütlerin tetikçileri tarafından , “bilinçli” ve “planlı” bir şekilde öldürdüğü ilk 68’li devrimciydi.

Taylan Özgür emperyalist güçlerin, “öldürülecekler” listesine rasgele seçilmemişti. Tıpkı Deniz gibi, Yusuf gibi, Mahir , Hüseyin, Ulaş gibi, Kaypakkaya, Cevahir gibi asılarak, vurularak, işkence yapılarak öldürülen yüzlerce binlerce devrimci kardeşimiz gibi, varlıklarıyla, eylemleriyle, halklarıyla kucaklaşarak emperyalizme karşı örgütlenmeleriyle emperyalistleri ve işbirlikçilerini tedirgin ettikleri için verilmişti “ölüm” emri.

Emperyalistler ve işbirlikçileri, oyunlarının açığa çıkartılmasından, sömürü ve talanlarının engellenmesinden, çıkarlarının zedelenmesinden korkuyorlardı. Devrimci gençler Türkiye’nin emperyalist güçlerce nasıl kuşatıldığını, ikili anlaşmalarla, üslerle , nasıl ülke topraklarının ABD’ye peşkeş çekildiğini görüyorlar ve halka anlatıyorlardı. Emeğin sömürüldüğünü, köylünün özellikle Doğu Anadolu’da ağa baskısı altında ezildiğini, üretici köylünün ürününün tüccarlarca nasıl gasp edildiğini görüyor ve bütün bunlara karşı halkı mücadeleye çağırıyorlardı. Yer yer, halkla birlikte mücadele ediyorlardı.

Gençliğin halkla kucaklaşması önlenmeliydi. Devrimci gençlik halktan uzaklaştırılmalı, yalnız bırakılmalı ve yok edilmeliydi. Emperyalizme ve sömürüye karşı ülkesinden ve halkından yana tavır alanları bir bir vurmaya başladılar. Vedat, Taylan ve Mehmet (Cantekin) (19.9.1969 ’ten sonra, bir gece bir başka Mehmet, Mehmet Büyüksevinç (9.12.1969); sonra bir gece bir başka yiğit Battal Mehetoğlu (14.12.1969). Bitmedi Cinayetler birbirini kovaladı İlker Mansuroğlu, Nail Karaçam, Koray Doğan ve onlarcası , teker teker katledildi. Gençler; aralarına ajan provokatörler sokularak, sokak ortasında öldürülerek, meşru müdafaa için silah bulundurmak zorunda bırakıldı. Silahlı çatışma ortamlarına sürüklendirildi. Egemen güçler, Amerika’nın ve bir avuç işbirlikçinin çıkarları için ülkenin geleceğini, gençliğini feda ettiler.

”Anayasayı tebdil ve ilgaya teşebbüs” ettikleri gerekçesiyle , Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnanı astılar.

Ne yaman bir çelişkidir ki, Denizler “tebdil ve ilgaya teşebbüs” ettikleri iddia edilen 27 Mayıs Anayasasını son nefeslerine kadar savundular.

Asıl, 27 Mayıs Anayasasını “tebdil ve ilgaya teşebbüs edenler”, hatta “tebdil ve ilga edenler” 9 Martı tetikleyenler, 12 Martçılar ise yargılanmadılar bile.

Her iki hareketinde içerisinde yer alan dönemin Genel Kurmay Başkanı Faruk Gürler de; Hava Kuvvetleri Başkanı Muhsin Batur da cezalandırılmak bir yana yönetime getirildiler.

“Devrimci cunta” yapacağız diyerek, sanal bir cunta ortamı hazırlayarak,

birtakım sivil ve asker devrimciyi oyuna getirerek, tespit ve tasfiyelerini sağlayan “sahte solcular” Orhan Kabibay’lar, Şadi Koçaş’lar ve diğerleri ödüllendirildiler.

Egemenler ve onların iktidarları Denizleri asarak, devrimcileri katlederek emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı verilen mücadeleyi bastırmayı hedefliyorlardı. Ancak bunu başaramadılar.

Denizleri fiziki olarak yok edenler, Onların halkın gönlünde taht kurmasına engel olamadılar. Onun için her türlü kara propagandayı sürdürdüler; anarşist-terörist dediler, bir avuç çapulcu dediler, bölücü dediler, kökü dışarıda vatan hainleri dediler.

34 yıl sonra bugün; kimlerin terörist, vatan haini, bölücü ve bir avuç olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.

Şimdi soruyoruz; Kimdir Vatan haini ?

İdam Sehpasında

“Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için şerefimle bir kere ölüyorum. Sizler, bizleri asanlar şerefsizliğinizce hergün öleceksiniz, Biz halkımızın hizmetindeyiz. Sizler Amerikanın hizmetindesiniz. Yaşasın devrimciler kahrolsun faşizm.”

diyerek yiğitçe sonsuzluğa ulaşan Yusuf Aslan’mı vatan haini?


Yoksa ; Ülke Ekonomisini yi IMF-Dünya Bankası gibi emperyalist finans kuruluşlarına teslim edenler mi? Uyguladıkları politikalarla ülkemizi gırtlağına kadar borca batıranlar mı? Kendi koydukları yasaya uymayıp darbeler yaparak silahların gölgesinde yeni yasalar yapanlar mı? Evet, kimlerdir vatan hainleri ?

Ülkemizin yer altı ve yer üstü zenginliklerini özelleştirmelerle yerli ve yabancı tekellere peşkeş çekenler mi? Tarımı ve hayvancılığı yok ederek köylüyü işsizlik ve yoksulluğa mahkûm edenler mi? Emperyalistlerle yapılan ikili anlaşmalarla ülkeyi daha da bağımlı hale getirenler mi? Kısacası ülkeyi parça parça satanlar mı? Ülke başbakanını, “aman biraz daha kullanın, sizin işinize daha yarar, delikten süpürüp atmayın” diye pazarlayanlar değil de, kimdir vatan haini?

Soruyoruz; terörist kim?

İdam sehpasında;

“Ben şahsen hiçbir çıkar gözetmeden halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım. Bundan sonra bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum. Yaşasın işçiler , köylüler ve devrimciler.”

 

diyerek haykıran, ölümü kucaklayan Hüseyin İnan mı terörist ?

Evet kim terörist ?

Halkın büyük çoğunluğunun karşı olmasına rağmen, Amerikan emperyalizminin çıkarları için Afganistan’ın, Irak’ın işgalini onaylayanlar ; Şovenizmi sürekli körükleyerek Kürt ve Türk halkını birbirine düşmanlaştıranlar ; 12 yaşındaki Uğur’a 13 kurşun sıkanlar, çocukları öldürenler: 17 yaşında Erdal’ı darağacına gönderenler; 3 bin faili meçhul cinayeti, toplu mezarları, Susurlukları, Şemdinlileri yaratanlar ; Çorum’da, Maraş’da, Sivas’da, Gazi’de katliamlar yapanlar , Sokaklar da linç girişimlerine seyirci kalanlar

Değilde Hüseyin İnan’mı terörist ?

Kimmiş bölücü ?

Sorgusunda :

“İddianamede Türkiye halkının bir takım etnik gruplardan teşekkül ettiği iddiaları ve bunu bizim yaptığımız, ortaya attığımız ithamları mevcut bulunmaktadır.

Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kararında ve Misak-ı Milli'de şu vardır, Misak-ı Milli sınırları içinde iki kardeş kavim yaşar. Türk ve Kürt kavmi yaşamaktadır. Birinci Büyük Millet Meclisi'nin kararı böyledir. Türkiye'de iki kardeş kavmin ve unsurun yaşadığını kabul etmektedir. Bunu kabul etmek bölücülük değildir. Bölücülük olarak kabul edildiği takdirde Birinci Türkiye Millet Meclisi ve Mustafa Kemal'i de bölücü olarak kabul etmek gerekir. Bu iki kardeş unsur Birinci Kurtuluş Savaşı'nı müştereken başarmışlardır. Güney cephesinde düşmanla omuz omuza savaşmışlardır. Bu ikisine birden biz Türkiye halkı diyoruz ve bu iki kardeş unsur ikinci bağımsızlık savaşını da müştereken başaracaklardır.

Asıl bölücüler bu gerçeği kabul etmeyenlerdir. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede, bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır. Ayrıca memleketin huzurunu bizim bozduğumuz iddia ediliyor. Memleketin huzurunu kimlerin bozduğu ortadadır. Ve kimler 30 milyon çalmıştır?

Kimler Devlet hazinesini kardeşlerine peşkeş çekmiştir? Memleketin madenlerini peşkeş çekmiştir, Anayasayı uygulamamıştır? Bunlar ortada iken, bilinirken bunlardan bahsedilmeyip, memleketin huzurunu bozduğumuz iddiaları değersiz ve mesnetsizdir. Bizim kişi güvenliğini, mülkiyet-hakkını, egemenlik ilkelerini, milli bütünlüğü bozmak için harekete geçtiğimiz iddiaları vardır. Kişi güvenliğini ihlal edenler kimlerdir? Bunu evvela tespit etmemiz gerekir.

Karakollarda işkence gören bizler olduk, meydanlarda kurşunlanan gene bizler olduk. Bakanların emri ile hapishanelere atılan bizler olduk. Buna rağmen kişi güvenliğini bozan olmakla itham ediliyoruz, yukarıda anlatılanlar, asıl kişi güvenliğini bozanlar ise serbestçe meydanlarda dolaşmaktadır. Mülkiyet hakkını ortadan kaldıracağımız iddia ediliyor. Bizatihi Anayasa mülkiyet hakkım toplum yararına kısıtlamıştır. Mutlak mülkiyet hakkı tanımamıştır. Elli köye sahip bir toprak ağasını Anayasamız kabul etmemiştir. Egemenlik ilkelerine karşı çıkmakla itham edilmekteyiz. Asıl egemenlik ilkelerine karşı çıkanlar halkın sırtından geçinenlerdir. Ayrıca milli bütünlüğe karşı çıkmakla da suçlanıyoruz. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede, bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır.

35 milyon metrekare vatan toprağı işgal altında iken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür. Mustafa Kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı, iddianame baştan beri arz ettiğim gibi sırf kelle istemek maksadıyla hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahrumdur. Hukuki kıymetten ve değerden mahrumdur. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak maksadıyla ve suçluların telaşı içerisinde hazırlanmış bir iddianamedir. Ben şunu iddia ediyorum ki hareketimiz tamamen Anayasal bir harekettir. Anayasanın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple Anayasal bir davranışta bulunduk. Yaptıklarımızın haklı olduğuna inanıyorum. Halen de bu inancı taşıyorum. Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. Bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz,”

Diyen,


Fidan boyuyla dimdik, ölüme meydan okuyan;

“Yaşasın Marksizmin, Leninizmin yüce ideolojisi; Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi;Kahrolsun emperyalizm, Kahrolsun faşizm…”

diye haykıran sesi günümüze kadar yankılanan,


Deniz Gezmiş mi bölücü?

Yoksa; emperyalizme karşı kardeşçe birlikte mücadele ederek Türkiye Cumhuriyetini birlikte oluşturan, Türk ve Kürt halkının birlikteliğini, yıllarca “Kürt” yoktur diyerek bir halkı yok sayarak, inkar ederek ülkeyi kardeş kavgasına sürükleyenler midir bölücü ? Alevi-sünni diyerek, dinli-dinsiz diyerek, ülkeyi tarikatlara bölerek halkı birbirine düşürenler; “iti ite kırdırıyoruz” diyerek , ülkücü-komünist diyerek gençleri vuruşturanlar, değil de Deniz Gezmiş’ midir bölücü ?

Evet, bugün çok açık görülüyor, kimin vatan haini-kimin yurtsever, kimin terörist-kimin devrimci, kimin bölücü- kimin birleştirici olduğu.

Kimin kökünün dışarıda emperyalistlerle işbirliği içerisinde, kimin ayaklarının vatan toprağında yurt savunmasında olduğu, kimin emek karşıtı ve emekçi düşmanı : kimin emekten yana ve emekçinin yanında yer aldığı çok daha iyi görünüyor.

Bu nedenle, Emperyalizmin dizginsiz bir biçimde dünyanın her köşesinde dilediğince davranma özgürlüğünü elde ettiğini sandığı, günümüzde: Denizlerin adı anti-emperyalist gençlik ve halk mücadelesinin bayrakları arasında dalgalanmaya devam ediyor.

Bunu egemen güçler de çok iyi algılıyor. Piyasaya sahte “sol” yayınlar, sahte “solcular”, sahte “yurtseverler” sürülüyor. Denizler, Mahirler , Mustafa Kemaller içi boş, içeriği boşaltılmış masal kahramanları gibi sunuluyor. Sanal “Polat”lar, sanal ”milliyetçiler” sözüm ona emperyalizme karşı çıkartılıyor. Dünün faşistleri, eli kanlı katilleri, “ bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz” diyenler; “din istismarının duayenleri” camilerde namaz kıldırtıp , kışkırtılmış kitleleri devrimcilere saldırtanlar, “yurtsever” pozlarda, “demokrasi kahramanı” pozlarında makyaj tazelenerek tekrar önümüze sürülüyor.

Gerçek yurtseverlerin, gerçek devrimcilerin önü kesilmek isteniyor.

Dün ülkenin “ışıklarını” söndürenler, ülkeyi bugünkü karanlığına mahkum edenler, “dini siyasete alet edenler” , “müslüman kardeşlerin” sırtını sıvazlayanlar;bugün “karanlıktan”, “dinin siyasallaşmasından” yakınıyor. “Atatürk” maskesi takınarak ortalıkta dolaşıyorlar. Işıkları söndürenlerin, Mustafa Kemalleri yok edenlerin karanlıktan şikayet etmeye hakları var mı ?

Ama hayır, bugün artık Denizler bir masal kahramanı değiller. Onlar bugün “6. filoyu unutmayın” diyen gençlerle, SEKA’DA, TEKEL’DE direnen işçilerle, Bergama’da köylülerle, emperyalist işgale ve savaşa karşı meydanları dolduran kamu emekçileriyle, halkımızla birlikte nefes alıyorlar. Onların mücadelesinde yaşıyorlar.

Bugün Türkiye halkının çoğunluğu tavrını vatanı satan, işbirlikçilikte sınır tanımayanlardan yana değil, Denizlerden yana koymuştur. Bugün bu iradeyi örgütleyerek parçaları birleştirerek, halkı sahte “liderlerin” sultasından kurtararak, iktidara taşımak , bir görev olarak önümüzde duruyor.

Bu nedenle, bugün birleşmeye her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır.

Denizleri anmak, yalnızca mezar başlarında, kapalı salonlarda onlara methiyeler düzmekle olmuyor.

Onların mücadelesini irdelemek, günümüze taşımak ve sürdürmek gerekiyor.

Denizlerin açtığı yoldan ilerleyerek, onların anti-emperyalist mücadele geleneklerini devam ettirmek için;

Emperyalistlerle yapılan ikili anlaşmaların iptali için,

Üslerin kapatılması ve NATO’dan çıkılması için,

Savaşa ve işgale hayır demek için,

Halkların kardeşliği için,

İşbirlikçilerin yargılanması ve demokratik bir anayasa için,

Bağımsız demokratik bir Türkiye için güçlerimizi birleştirmek ve kitleleri örgütlemek için seferber olmalıyız.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Denizlerin Dalgası Olmak ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right