left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Ümit Özbek arrow Kürt Sorunu - Aziz Nesin
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Kürt Sorunu - Aziz Nesin Yazdır E-posta
Yazar Ümit Özbek   
Friday, 02 September 2005

Uzun yıllardır ülkemiz üzerine oynanan emperyalist oyunlar; oyuncuları değişerek tekrar ediliyor. “Ben bu filmi daha önce de görmüştüm sanki” diye her düşündüğümde; Aziz Nesin’in yazılarını da gözden geçirmek, vazgeçemediğim bir alışkanlığım.

Bu defa da TCK’nın 142/3. maddesine aykırı olduğu görüldüğünden hakkında soruşturma açılan ve yayınlandığı “İkibine Doğru” adlı dergi için, DGM’nin: “9-15 Ağustos 1987 tarih ve 32.sayısının TOPLATILMASINA karar verilmesi kamu adına talep olunur.” kararı verdiği yazıyı okurken, pek çok yazısı gibi güncelliğini koruduğunu fark ettim ve sizlerle paylaşmak istedim.

"1987 yılı Ağustos ayı başlarında bir gün “İkibine Doğru” dergisinden Çatalca’da bulunduğum Nesin Vakfı’na telefon edilerek, Türkiye’nin önemli ve güncel konusu olan KÜRT SORUNU üstüne ne düşündüğüm soruldu. Bu soruya telefonda verdiğim yanıt 9 Ağustos 1987 tarihli “İkibine Doğru” dergisinde yayımlandı. Yayımlanan yanıtım şudur:

“Bu yasalar varken açık açık bu konuyu konuşmak olasılığı yok. O yasalar ki Kürt sorununu ortaya koymak, ona çözüm getirmek olanaklarını ortadan kaldırıyor. Bugün yapılacak ilk iş, bence bu yasaların çürümüşlüğünü, geçersizliğini ortaya koyarak değiştirmektir. Göz göre göre suç işlemek istemiyorum. Bugün artık silahlı eyleme geçince bu insanlar, bunlara karşı yasaların çok elverişsiz olduğunu söylemek çok hafif kalıyor ve yanlış yorumlara meydan veriyor. Onun için, çok daha açık konuşmak için dingin bir dönem gerekir. Kürt Kürdü öldürürken, Kürt Türkü öldürürken, askerler ölürken, öldürülürken çözüm bulmak zamanı oldukça gecikmiştir.

Yasaların çerçevesi içinde kalmak koşuluyla şunu söyleyebilirim: en büyük yanlışlık bir halkı toptan yadsımaktır. Bu halk toptan yadsınmıştır. Yıllardan beri yasal yollarla yadsınmıştır. Aynı oyun bizim başımıza da geldi. Bulgarlar, aynı felsefeyle oradaki Türkleri yok sayıyorlar, aynı şeyi biz de yaptığımız için açık ve net tavır alamıyoruz. Bir halka hiç kimsenin zorla, “ Senin kökenin bu değildir, şudur” demeye hakkı yoktur, olmaması gerekir.

Şunu açıkça söyleyeyim ki bir Kürt halkı vardır. Ben Kürt halkının bağımsızlık savaşını, kültür bağımsızlığı olarak alıyorum. Siyasi bağımsızlıktan yana değilim. Bunu yalnız Türkiye’nin çıkarı olduğu için söylemiyorum, Kürtlerin çıkarı da budur. TC bile tam bağımsız değilken, Doğu’da bağımsız bir bölgenin oluşması ve bağımsız kalması mümkün değildir. Yani Kürtlerin aklını başına toplayıp Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmamaları gerekir. Hareketler çok namuslu ve dürüst gibi gözüküyorlarsa da temelde, özde öyle olduğu halde, dış güçler çok büyük rol oynuyor. Emperyalist güçler, Türkiye’nin başına tıpkı Atari oyunlarında olduğu gibi, oyunlar tezgahlıyor. Türkiye – Yunanistan gerginliği, Ermeni sorunu, Kürtlerin bağımsızlığı, Ortadoğu’daki sorun, Musul – Kerkük’te hakkımız var gibi birtakım lafların çıkarılması, bu Atari planlarının birer kartı. Şartlara göre istediklerini oynuyorlar. Onun için ben bugünkü yasalar değiştirilerek Kürt halkının varlığının kesinkes kabul edilmesi ve kültürel bütün haklarının verilmesinden yanayım. Ama Kürtlerin bağımsızlık iddialarının içtenliğine inanmıyorum. Hareket, Türk yöneticilerinin yanlışlıkları yüzünden bu noktaya gelmiş bulunuyor.

Terör çıkar yol değildir. Teröre karşı terör de çıkar yol değildir. Buradan bağımsızlık çıkmaz, çözüm de çıkmaz. Türk devletinin bugün uyguladığı yöntemlerle de sorun çözülmez. Bugünkü yasalar yanlış olunca yöntemler de yanlış oluyor. Yıllardan beri yanlış bir kamuoyu yaratıldı. Türkiye’de bir Kürt sevmezlik yaratıldı. En büyük yanlış, “Kürt yoktur, bunlar Türktür” gibi bir tarih tezi uydurarak ortaya çıkmak. Senin kökün şudur diye çağdaş ulusçuluk olmaz. Bir insan kendini hangi milletten sayıyorsa o millettendir.

Eğer Türkiye doğu bölgesini kalkındırmış olsaydı, Kürtler bugünkü isteklere uyar mıydı, uymaz mıydı sorunu var. Ekonomik refahtan sonra kültürel haklar da verilirse ki verilmesi gerekir, daha ılımlı bir noktaya gelinebilir.

Bugünkü hükümet sorunu çözemiyor. Çünkü bilim dışı bir hükümet. Bilim dışı bir yaklaşımla hangi soruna köklü çözüm bulunabilir. Bu yeni bir sorun da değil. Eskiden bilimsel yöntemlerle çözülseydi pekala iki halk yazgılarını birleştirerek birlikte yaşayabilir, bugünkü noktaya gelinmezdi.

Bu hareketleri Kürt halkının kendi hareketi saymak da doğru değil. Evet özü kendi hareketi, ama bunu maniple eden birtakım dış güçler olduğuna da inanıyorum. Kürt bağımsızlığı isteyenler, yanlış yapıyor. İstetilenler demek daha doğru aslında. Bunun sonu eskiden olduğu gibi ordu oraya girer bitirir işi. Ezer. Ama ne olur: Türk ordusu katil olur, Türk ulusu emperyalist olur. Bu hale gelsin istemiyor ordu. Savaş olsun istemiyor. Belki emperyalist güçler bunu istiyor ve bunun ortamını yaratmaya çalışıyor. O nedenle çok akıllı olmak gerekir. Türklerin de Kürtlerin de çok akıllı olması gerekiyor. Böyle bağımsızlık savaşı olmaz. Çoluğun çocuğun öldürülmesi, doksan yaşında adamın öldürülmesiyle olmaz. Bunlar Türk halkını da tahrik eder. Oradaki insanlar ne yapacağını şaşırmış, her iki tarafın baskısı altında.

Çözüm bu varlığı kabul etmek, tarihsel ve bilimsel gerçeği kabul etmekten geçer.”

18 Ağustos 1987 tarihinde İçişleri Bakanlığı’ndan Adalet Bakanlığına gönderilen talep ile hakkında “çok ivedi” dava açılan ve 1988/157 sayılı karar no ile aklanan bu yazıyı; Aziz Nesin’in “Bulgaristan’da Türkler Türkiye’de Kürtler” adlı kitabından aktardım sizlere. Dava konusu olan yazıdan başka; İçişleri Bakanlığı’nın yazısı, Adalet Bakanlığı’nın yazısı, Bilirkişi’nin yazanağı, Dava açılma kararı, Aziz Nesin’in Savcılıktaki anlatımı, İddianame, Aziz Nesin’in Savunması, Aziz Nesin’in Savunmanı Veli Devecioğlu’nun Savunması ve Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin aklama kararı da bu bölümde yer almakta.

Kendine özgü üslubu ile bilimsel gerçeklere dayandırarak yaptığı bu savunmasında; iyi bir yurttaşlık dersi de veriyor hepimize;ve şöyle diyor;

“Mahkemenizdeki ilk sorgulanmamda, bu davanın, kendi açımdan değil. Hükümetin ve genelde devletin bugün güncellikte olan politikası bakımından açılmamasının daha doğru olacağı yolunda uyarıda bulunmuştum. Çünkü, öteden beri bilinir ki, hükümetler kimi doğruların dar aydınlar çevresinde bilinip kapalı kalmasında bir sakınca görmezlerken, aynı doğruların kamuoyunca bilinmesini istemezler. Bundan çekinirler. Bunun pekçok örneklerinden sonuncusu, İş Bankası’nın üç kez yayımlamış olduğu (üç basım yapmış) dört ciltlik “Gizli TBMM Zabıtları” kitabında bulunan Atatürk’ün Kürtler üzerine sözleri sansür edilmemiş ve yasaklanmamışken, aynı sözleri sayfalarına aktaran bir dergi, salt Atatürk’ün bu kitaptan aktarılmış sözlerini yayımladığı için toplatılmıştır. Çünkü, Zabıtlardaki Atatürk’ün sözlerini ancak birkaç bin seçkin ve çoğu edilgin aydın okumuşken dergiye alınan aynı sözleri binlerce insan okumuştur.

Bizim aleyhimizde de bu politik dava açılmamış olsaydı, İkibine Doğru Dergisindeki Kürt Sorunu üstüne düşüncelerimizi birkaç bin okur, okuyup geçerdi. Oysa şimdi dava açıldığı için, bir yıldan beri gazetelerde bu konuda haberler yayımlandıktan başka, burda sorgulama ve savunmalarımızda çok geniş olarak açıklayacağımız düşüncelerimiz, sunacağımız belgeler basında yer alabileceği gibi, bunları ayrıca kitap olarak da yayımlayacağız. Deneyimler şunu da göstermiştir ki, savunmalarımıza konulan yayın yasakları işe yaramamakta, normal olarak onbin basılacak bir kitaptaki savunmalar fotokopiler yoluyla Türkiye’de ve yurt dışında milyonlarca dağıtılmaktadır.

Biz burada kendimizi genişce savunmak zorundayız. Çünkü bizim için istenilen ceza ağırdır. Onbeş yıla dek hapsimiz isteniyor. Fizik yasası olarak bilindiği gibi, tepki etkiye eşit olur. Bize gülsuyu serpilmiyor yada gül atılmıyor. Onbeş yıl hapis cezamız istendiğine göre, kendimizi savunmak için, Kürt sorunu üstüne hiç de hükümetin ve genelde bizdeki hükümetlerin uyguladıkları politikaya uygun düşmeyecek açıklamalarda bulunmak zorunda kalacağız. Ve ben bundan kıvanç duyacağım; çünkü yıllardır söylenemeyen, açıklanamayan bilimsel gerçekler belki de ilk kez bir mahkemede açıklanmış olacak.


(..............)


Sayın Savcı’nın iddianamesini sürdürüyorum

“Mehmet Nusret Nesin’in ülke bütünlüğü içinde, ayrı bir Kürt halkının varlığını, ayrı bir dil ve kültürün varlığını ortaya koyan ve bunun bilimsel bir gerçek olarak kabulüyle yasaların bu yolda değiştirilmesini isteyen düşünce ve görüşlerinin, bir kamuoyu oluşturmak ve yandaş toplamak amacıyla yayınlanmasında TCK’nun 142/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.”

Gerçekten de mantık dışı bir iddia. Çünkü ben aynen sayın savcının dediğini yapmaktayım ve bunun için suçsuzum. Yani Türkiye’de Kürt varlığının bir bilimsel gerçek olduğunu söylüyorum ve bu bilimsel gerçeğin kabul edilmesi ve insanların yanlış ve bilime aykırı düşüncelerini değiştirmek için kamuoyu oluşturmaya çalışarak, toplumun bilimsel gerçeğine uymayan yasanın yine yasal yolla değiştirilmesini istiyorum. Bu benim en doğal yurttaşlık hakkımdır; salt hakkım da değil, bir aydın yurttaş olarak görevimdir de. Bu hakkımı ve görevimi benim elimden, ne bilirkişi, ne savcı, ne İçişleri Bakanlığı arkasında gizlenen MİT, ne de mahkeme alabilir. Anayasanın değiştirilemez maddelerinin dışında olmak üzere, anayasa da içinde bütün yasalar değiştirilebilir ve bu değişimi istemek de yurttaşlığın en doğal hakkıdır. Ben bu hakkımı istemek ve bu görevimi yapmak için yurttaşım. Bilimsel gerçeklere aykırı bulduğum yasa maddesini yine yasal yolla değiştirmenin kamuoyu yaratmaktan başka hiçbir yolu, yöntemi de bugüne dek keşfedilmiş değildir. Ben şu anda burda, elbette savcıyı da, yargıçları da, İçişleri Bakanlığı ve onun arkasına gizlenmiş MİT’i de, Adalet Bakanlığını’da, mahkeme salonundaki dinleyenleri de, yayın yoluyla okurları da, yani bütün Türk kamuoyunu, Kürt sorununun bilimsel gerçeğine inandırmaya çalışıyorum. İşte bunun adı Demokrasidir. Yasaları yasal yolla değiştirmek için kamuoyu oluşturmamı suç sanan savcı, yoksa şimdiye dek dünyanın hiç bilmediği yeni bir demokrasi biçimi mi biliyor

(...............) Bütün tabular antidemokratiktir. Yurdumuzda bu tabulardan biri de Kürt sorunudur. Bütün tabular bilimsel gerçeklere aykırı olduğu gibi, Kürt sorunu da bilimsel gerçeklere aykırıdır.

Bilimsel gerçek ne demektir? Bizim isteklerimize, niyetlerimize ve istençlerimize bağlı olmadan, biz varolsak da olmasak da varolan, bizim dışımızdaki ve kendi yasalarıyla işleyen bütün doğal, ruhsal ve toplumsal olgular ve bütün varlıklar ve kavramlar bilimsel gerçeklerdir.

Düşünelim: Biz istesek de istemesek de, bizim dışımızda bir Kürt olgusu, bir Kürt sorunu, Kürt halkı var mıdır, yok mudur? Elbette vardır. Bilimsel gerçekler, yasal ve yasal olmayan yasaklarla yok edilemez ve yok sayılamaz. Kara basıp da ayak sesleri “kart-kurt” ediyor diye Türklere Kürt denilmesi gibi gülünç uydurmalar bilimsel olamaz ama, Türkiye’yi uygar dünyaya gülünç eder.” BULGARİSTAN’DA TÜRKLER TÜRKİYE’DE KÜRTLER – AZİZ NESİN

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Kürt Sorunu - Aziz Nesin ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right