left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Pazar, 19 Kasm 2017
 
 
Ana Sayfa
Yazarlarmz
Haberler
TV Programları
ner Grcan Ktphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulan
Sarp Kuray: Ülkemiz, Kurtuluş Savaşı'ndan bu yana en karanlık dönemini geçiriyor Yazdr E-posta
Yazar Emre Orman   
aramba, 30 Austos 2017

Biz tam bağımsızlıktan yanaydık, cumhuriyetten yanaydık, cumhuriyetin daha demokratik bir cumhuriyet olmasını istedik ve bunun emek ekseninde olmasını istedik. Bu, cumhuriyetin inkarı anlamına gelmez; cumhuriyetin daha ileri götürülmesidir. Ne derece muvaffak olduk veya olmadık, o tarihe bırakılmış bir iştir. Ama mücadelemizde cumhuriyetin inkarı yoktu, Anadolu ordumuzun inkarı yoktu, onun başkomutanının inkarı yoktu, aydınlanmanın inkarı yoktu. Aydınlanmayı, Avrupa aydınlanmasından farklılığıyla da konuşsak; aydınlanmaya sahip çıktık, kadın haklarına sahip çıktık, çevreye sahip çıktık, bu ülkenin yoksuluna sahip çıktık, bütün yoksul köylü hareketlerinin içinde olduk, işçi sınıfının 15-16 Haziran büyük yürüyüşünün içinde olduk, bütün grevlerde olduk. Yani bugün bu mevziyi alışımızda kendi tarihimiz bizim aynamızdır esasında. Bizim tarihimizi bilenler, bize kendi penceremizden bakanlar bugün bu tercihi yapmamızın öyle eklektik bir tercih değil; esasında damardan bir tercih olduğunu görür. O anlamda bu mevzileniş böyle oldu, adalet arayışı da.

 

Sarp Kuray: Ülkemiz, Kurtuluş Savaşı'ndan bu yana en karanlık dönemini geçiriyor

 

8 yıllık mahkumiyetinin ardından geçen yıl Kasım ayında cezaevinden tahliye olan Sarp Kuray, Haziran ayında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu tarafından rozet takılarak parti üyesi olmuştu. 

Çanakkele'nin Kocadere Köyü'nde düzenlenen Adalet Kurultayı'nda Sarp Kuray, sorularımızı yanıtladı.  

Adalet Kurultayı’nda vatandaşlar, milletvekilleri, akademisyenler, hukukçular ve aydınların katılımıyla çözüm üretilmeye çalışılıyor. Sol, buradaki çalışmalara nasıl bakmalıdır ve bu çalışmaların neresinde olmalıdır?

Sarp Kuray: Önce Türkiye’nin siyasi durumunu değerlendirmek lazım, onun içine adaleti oturtmak lazım. Benim görüşüme göre ülkemiz Kurtuluş Savaşı’ndan bu yana en karanlık dönemini geçiriyor. Belki fiili bir işgal yok ama geçen süre içerisinde silahla kovduğumuz emperyalizm, şirketlerle bu ülkeye girmiş durumda. Üsleri, tesisleri ve yine bir Amerikan projesiyle bir gericilik organize edilmiş Türkiye’de. Bu gericilik Türkiye’nin cumhuriyetçi birikimlerini, aydınlanmacı birikimlerini, tarihsel birikimlerini yok etmek üzere harekete geçmiş; buna karşı bir direniş hattının oluşturulması lazım. O pratik de Hayır kampanyasında, adalet yürüyüşlerinde ortaya çıkmış oldu. Kimler bu kalenin karşısına, yani; Türkiye’nin gericiliğe teslimiyetinin karşısına çıkacak, bu konuda pratik de yaşadık. Olayların üzerinden konuşmak, anlaşılır konuşmaktır. Yıllarca subjektif şeylerle uğraşıldı, bir takım şablon teorileri üzerinden tartışıldı. Olaylar üzerinden konuşmak lazım. Kaybedilme noktasında üstümüze geliniyor, karılarımızın ve çocuklarımızın bile helal olduğu söyleniyor, Mustafa Kemal’in annesine kadar sataşmalar yapılıyor ve cumhuriyetin bütün kurumlarına yönelik açık bir mücadele ediliyor. Burada devrimciler olarak biz bu kazanımların korunması gerektiğini ve bunun kaybedilmemesi konusunda mevzilenmeyi düşündük. Zaten ana damarımıza bakıldığı anda, bizim cumhuriyet birikimiyle hiçbir sorunumuz olmadı. Biz tam bağımsızlıktan yanaydık, cumhuriyetten yanaydık, cumhuriyetin daha demokratik bir cumhuriyet olmasını istedik ve bunun emek ekseninde olmasını istedik. Bu, cumhuriyetin inkarı anlamına gelmez; cumhuriyetin daha ileri götürülmesidir. Ne derece muvaffak olduk veya olmadık, o tarihe bırakılmış bir iştir. Ama mücadelemizde cumhuriyetin inkarı yoktu, Anadolu ordumuzun inkarı yoktu, onun başkomutanının inkarı yoktu, aydınlanmanın inkarı yoktu. Aydınlanmayı, Avrupa aydınlanmasından farklılığıyla da konuşsak; aydınlanmaya sahip çıktık, kadın haklarına sahip çıktık, çevreye sahip çıktık, bu ülkenin yoksuluna sahip çıktık, bütün yoksul köylü hareketlerinin içinde olduk, işçi sınıfının 15-16 Haziran büyük yürüyüşünün içinde olduk, bütün grevlerde olduk. Yani bugün bu mevziyi alışımızda kendi tarihimiz bizim aynamızdır esasında. Bizim tarihimizi bilenler, bize kendi penceremizden bakanlar bugün bu tercihi yapmamızın öyle eklektik bir tercih değil; esasında damardan bir tercih olduğunu görür. O anlamda bu mevzileniş böyle oldu, adalet arayışı da. Ben geçtiğimiz gün Tele 1’e de söyledim; Türkiye’de her zaman hukuk, siyasi iktidarın bir baskı aracı olmuştur. Ben mesela kendi adıma söyleyeyim; ben 1968’den beri yargılanırım. Hukukun egemen sınıflar adına bir baskı aracı olduğunu bilirim. Ama onun altında bir şey daha bilirim ben; İngiltere’nin 1215’te verdiği Magna Carta’nın burada niye verilemediğini de, ekonomik temeliyle ve siyasi üst yapısıyla da bilirim. Orada Magna Carta’dan sonra bir denge yapılmıştır; hukuk dengelidir ve herkesin hakkını savunur. Onun için anayasa, manayasa yapmamışlar, burjuva anlamında da olsa böyle olmuştur. Bizde ise bu merkezileşme olmadığı için, kapitalizm anlamında söylüyorum bunu, bizde hukuk, hak arayanı bastırmak anlamında kullanılır. Şimdi son zamanların orjinalitesi şudur; bu öyle bir zıvanadan çıktı ki, hiçbir şey kalmadı yani. Artık bu bir yere bağlandı, keyfi bir hale geldi ve toplumsal muhalefeti susturmak için bir silah haline dönüştü bu. İşte tam bu noktada adalet arayışının önemi var. Adalet arayışına tutunmanın Türkiye’nin geldiği nokta itibariyle büyük önemi var. Onun için gerek bu adalet yürüyüşüne, gerek buradaki kurultaya katıldık. Biz bu tarzdaki eylemlerin içinde olacağız ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin yapmış olduğu bu çıkışların da tarihsel bir öneminin olduğunu işaret etmek isterim.

Size göre Türkiye’de adaletsizliğin temelini oluşturan sebepler nelerdir? Bunlara karşı neler yapılmalıdır?


Sarp Kuray: Bize göre adaletsizliğin temelinin görülebilmesi için Türkiye’nin tarihsel gelişiminin, tarihin arka planının bilinmesi gerekiyor. Yani Türkiye’de dengeli bir hukukun oturma tarihsel gelişimi olmamıştır. Egemenler hep yukarıdadır ve muhalefete basarak çeşitli oyunlar oynamışlardır. İsyanlara bakmak lazım, isyanlara karşı tavıra bakmak lazım ve bütün Türkiye’deki ilerici hareketlere karşı tavıra bakmak lazım. Ya oyun oynuyorlar, kuşatıyorlar; veya yok ediyorlar. Yani o isyanın ekonomik temelde ve siyasi üst yapıdaki karşılığını görmüyorlar esasında. Böyle bir tarihsel gidiş olmuştur. O anlamda temelde yapısal bir neden var. Yani adaletsizliğin temelinde; Türkiye’nin toplumsal gelişiminin içine oturmuş bir tarihsel neden var. Toplumdaki bütün muhalif güçlerin, hak arayan güçlerin ciddiye alınması ve Türkiye'de bu anlamda anayasal düzende bir bağlama yapılması ve adalet anlayışının da bu haksızlıklardan çıkarılması gerekli. Bunlar birer işaret fişeği olarak önemlidir, bunun göze batırılması önemlidir. Bunun tarihsel arka yapısında mutlaka konulması gerekiyor. Bu yeni bir şey değil. Bunlarla gerici bir nitelik aldı. Yoksa başta da söylediğim gibi hukuk her zaman egemen sınıfın elinde bir baskı aracı oldu. Biz bunu yaşadık. 12 Mart'ı biliyoruz, 12 Eylül'ü biliyoruz, tarihi biliyoruz, tarihteki isyanları biliyoruz, bunlara karşı devletin egemen sınıflara aldığı tavrı biliyoruz. Hep bastırma üzerine yapıldı, hep bir şeyler üzerine yapıldı. Bunun da bu tarihin arka yapısında iyi bilinmesi gerekiyor. Onun için ben bu tarz arayışları önemli buluyorum. 

Peki adaletin sağlanması konusunda geç kalındığını veya geri dönülemez noktada olduğunu düşünüyor musunuz?

Sarp Kuray: Hayır. Türkiye toplumunda yaşayan herkes için artık bu egemen anlayış tahammül edilemez bir noktaya gelmiştir. Türkiye değişime gebedir. Zaten bu partiler bir ebelik görevi yaparlar. Yani ben; nasıl ki Türkiye 12 Mart sonrası değişime gebeyse, nasıl ki 1980'den bu yana hep bir değişimler olduysa, bu son gerici bastırmayla birlikte değişimin daha önemli bir nitelik aldığını ve tarihsel bir zorunluluk haline geldiğini düşünüyorum. Mutlaka bu değişim istekleri bir sıçrama yapacaktır. O sıçramanın doğru yapılması ve arkadaki taleplerin doğru değerlendirilmiş olması gerekli. Bunun anayasal boyutta ve demin söylediğim gibi adalet boyutunda doğru oturtulması gerekli. Ben bunun olacağını düşünüyorum. Ama zorlu bir dönemden geçiyoruz. Eğer uyanık ve serinkanlı davranılmazsa; 2019'daki yenilgi, Türkiye'yi daha büyük felaketlere doğru götürme potansiyeli de taşıyor. 

2019'da bir galibiyet bekliyor musunuz? Nasıl olacak bu?

Sarp Kuray: Tabi ki. Bakın biz galip geldik. Hayır kampanyası bir zaferdir aslında. Ben Anadolu'nun çeşitli yerlerini dolaştım, konferanslar verdim, çalışmalar yaptım. Bizim karşımızda bir parti falan yok; bizim karşımızda devlet vardı. Kasabaya gittiğimiz zaman kaymakam, şehre gittiğimiz zaman vali, kırsala çıktığımız zaman da jandarma vardı. Buna rağmen bu halk, yüzde ellinin üzerinde hayır dedi. Bunu sahtekarlıkla örttüler. İnanılmaz bir baskı, inanılmaz bir tehdit, inanılmaz bir zorbalık olmasına rağmen; halk Hayır'da o değişimin en büyük işaretlerini vermiştir. Adalet Yürüyüşü de böyledir. Gerede'de biz iki bin kişiydik ve daha büyür mü büyümez mi tartışmaları yapılıyordu. Körfeze kafamızı çevirdiğimiz anda yüz binlerle karşılaştık. Yani CHP bana göre hem Hayır kampanyasında hem de bu Adalet Yürüyüşü ile toplumda bir lokomotif güç olduğunu göstermiştir. Genel başkanın da bu konudaki çabalarının bir kez daha altını çizmek lazım. Bunun devam etmesi lazım. Hayır kampanyasını oluşturmuş yerlerle asgari müştereklikte beraber olmak lazım. Hiç kimsenin bu dönemde azami programı dayatmaya hakkı yok. Azami program değil; asgari noktada gericiliğe karşı bir safta durmanın asgari müşterekliklerinin ortaya konulması gerekli. Ben CHP'nin buna dikkat ettiğini ve  bu oranda da toplumda heyecan ve sahiplenme yarattıklarını görüyorum. O anlamda 2019'da zaferi kazanacağımızdan eminim. Ama buralarda alınmış kararların, toplumun kılcal damarlarına indirilmesi gerekli, buradaki konferanslar yetmez. Burada aranan adaletin niye yolunun kesildiğinin, çözüm olarak ne ortaya konulduğunun mahalle komitelerine kadar anlatılması ve CHP tabanının diğer halk yığınlarıyla birlikte bu konuda uyandırılması gerekli. Sokak lafı sadece yürümek değildir. Sokak lafı mahalle mahalle, ev ev, insan insan gidip konuşulmasıdır esasen. Sokak bir çalışma sistematiğini anlatmalıdır. Ben öyle görüyorum. Bana dün de sormuşlardı; halk nasıl bilinçlenmeli, diye. Şimdi bakın, tarihi biliyorsunuz. Sıkışıklık noktalarında, mesela ordumuz Sakarya Irmağı'nın doğusuna çekilmiş, Eskişehir ve Kütahya düşmüş. Kırk günde halktan yüzde kırk istenmiş; çoraptan gömleğe, gömlekten o atölyelerde yapılan tabanca ve kurşunlara kadar. Kırk gün içinde bütün bunlar toplanmış ve Sakarya'da 22 gün 22 gecede zafer kazanılmıştı değil mi? Bu halk; sıkışıklığa düştüğü zaman, kaybetme noktasına geldiği zaman çok hızlı bilinçlendiğini tarihte göstermiştir. Bu tarihin arka planını iyi bilmek lazım. Onun için umutsuz olmaya gerek yok. Ama daha çok çalışacağız, bu işlerin üzerine daha fazla gideceğiz; beraberliği, birleşikliği birbirimize dayatmadan, azami programları dayatmadan... Asgari müştereklikler öne çıkacak; bu asgari müştereklikler şu anda bana göre cumhuriyetimizin, aydınlanmamızın savunmasıdır. Hattı burada kuracağız.

 arkgazetesi.com

 
< nceki   Sonraki >

Yorumlar

u anda herhangi bir yorum yaplmam - Aadaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale iin yorum ekleyin: Sarp Kuray: Ülkemiz, Kurtuluş Sav... ...

sim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede grntlenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Image
"Bir yandan batnn içi snf, öte yandan Asya ve Afrika'nn köleletirilmi halklar milletler aras sermayenin kendilerini ykmak ve efendilerine büyük çkarlar salamak için köle durumuna getirilmek istediini anlad ve sömürge politikasnn iledii suç Dünya içilerince kavrand gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
Makaleler: 2757
Web Linkleri: 3
Ziyaretiler: 31368849
Syndicate
 
left
Top! Top!
right