left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Ben İhtilalciyim! Yazdır E-posta
Yazar Ümit Özbek   
Monday, 02 May 2005

Mutlaka okunması gereken bir kitap;

Bir oğulun, babası için yazdığı “methiye” önyargısı olmadan, okunması gereken bir kitap.


Çünkü;

“Genç kuşaklar, hatta 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 Darbeleri’ni yaşamış orta kuşaklar 27 Mayıs 1960 İhtilali’ni ve Aydemir ile Gürcan’ın idamına kadar süren kargaşalıkları anlamakta zorluk çekmektedirler. Kimileri 27 Mayıs’la gelen demokratik ortamı hasretle anmakta, kimileri de 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 Darbeleri’ni baz alarak bütün ordu müdahalelerinin demokrasiyi gerilettiği tezlerini öne sürmektedirler. Ama gerçek olan bir şey varsa, o da toplumsal muhalefetin şimdiye kadarki en uç boyutlarının 27 Mayıs 1960 ile 12 Eylül 1980 arasında yaşanmış olduğudur. Bu nedenle 27 Mayıs 1960 ile başlayan süreci tekrar tekrar incelemek zorunluluğu hala sürmektedir.”

“Dolayısıyla, hala sıkıntılar içinde kıvranan ülkemizin problemlerine ışık tutması açısından, Türkiye’nin bütün sınıfsal, zümresel, tarihsel dinamiklerinin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bünyesinde ve çevresinde çatıştığı veya çatıştırıldığı ve de “Derin Devlet”in gözler önüne serildiği 27 Mayıs 1960 – 21 Mayıs 1963 sürecini mercek altına yatırabilmek amacıyla “yazısız” süreçlerde yaşayanların da bildiklerini ortaya koyması gerekiyordu. Ve bu amaçla,

başından sonuna bütün aktif süreçlerde bulunmuş “Eylem” lideri Fethi Gürcan’ı anlatmak, kaçınılmazdı.”

Devrimcilerle statükocular arasındaki farkları görebilmek için okunması gereken bir kitap, çünkü;

“Aynı “21 Ekim Protokolünde” olduğu gibi, birazdan göreceğimiz “9 Şubat Protokolü’ne” ihtilal kararıyla imza atan onlarca general ve yine onlarca albay’dan yalnızca Talat Aydemir ve Fethi Gürcan’ın başını çektiği genç subaylar bu karşı ihtilale DİRENMİŞLERDİR.

Provokasyon silahı bu sefer geri tepmişti. İnönü’nün, 27 Mayıs’ı DP’yi indirip CHP’yi getiren bir görünüme sokma hevesi kursağında kalmıştı. Tek kazancı ise 27 Mayısçıların bir kez daha birbirine girmesiydi. Umudunu ise ihtilalcilerin zaaflarına ihale etti.”

“Talat Aydemir ve Fethi Gürcan’ın bu beraberlikleri 6 Haziran 1961 hareketinde meyvesini verdi ve 8,5 ay fiilen, 1 yılı aşkın sürede dolaylı olarak, etkileri ise yaklaşık 20 yıl sürecek ve ancak 12 Eylül 1980 darbesinde ortadan kaldırılacak, genç subaylar demokrasisini yaşattı Türkiye’ye.”

“İnönü, 27 Mayıs İhtilali ile ortaya çıkan ordu gençliğinin devrimci potansiyelini onları birbirine kırdırarak yok etmeye çalışıyordu.

13 Kasım 1961 ve 22 Şubat 1962’de kullanılan Alb. Halim Menteş başkanlığındaki havacı cunta, 22 Şubat direnişinin kırılmasının ardından ordudan tasfiye edildi. Böylece, bu derece açıkça kullanılmışlığın acısını yüreklerine gömmekten öteye gidemeyen havacı subaylar “11’ler” adıyla ordu hareketleri tarihine geçti.

Falih Rıfkı Atay’ın, Atatürk’ün aksine “nizamcı” ( statükocu ) olarak tanımladığı İnönü, “isyan” potansiyeli taşıyan subayları, zamanında kendisini desteklemiş bile olsalar, ordu içinden temizlemekte tereddüt göstermemiştir. Ne olur, ne olmaz!

Olayların adının doğru konması için okunması gereken bir kitap, çünkü;

“22 Şubat 1962 olaylarından hep Talat Aydemir’in başlattığı “22 Şubat İhtilali” diye bahsedilir.

Oysa 22 Şubat günü yaşananlar, ihtilalci subayların bir oldu bitti ile, bulundukları yerlerden sürülmeleri amacıyla yürütülen ve bizzat İnönü tarafından başlatılan bir KARŞI İHTİLAL’DİR

Eğer bu direniş olmasaydı, o zaman hiçbir direnişin olmadığı “13 Kasım 1960’da” olduğu gibi açıkça İnönü ve onun maşası haline gelmiş MBK’sinin çoğu üyesi, 22 Şubat’ı kendi övünç hanelerine bir artı puan olarak yazabilirlerdi. Ama direniş daha ilk anında “iktidarın bütün temsilcilerinin” Çankaya Köşkü’nde kıskıvrak yakalanmalarıyla direnişin bir anda “iktidar problemine” dönüşmesi öyle büyük bir korku yarattı ki, olay “İHTİLAL” görünümüne girdi.”

22 Şubatçı’ların davası olmayan affının iç yüzünü anlamak için okunması gereken bir kitap,

 

Okunması gereken bir kitap, çünkü;

“Bir parlemanto düşünün ki, silah zoruyla “cumhurbaşkanını” seçmiş!

Bir başbakan düşünün ki, silah zoruyla “başbakan” seçilmiş!

Bir takım Bey’ler silah zoruyla “tabii ( Ömür Boyu ) senatör” olmuş

Tabii senatörlerden ve cumhurbaşkanının atamasıyla gelen kontenjan senatörlerinden oluşmuş bir senato!

Ülkenin Başbakanı ve iki Bakan’ı asılmış. Milletvekilleri hapishanelere doldurulmuş!

Bir Ordu düşünün ki, tüm paşaları darbe toplantılarına katılmış!

Ve bunlar 4 Subay’ın asılıp asılmamasına karar verecekler!

Yaşananlar belgelendikçe ve anlatıldıkça gelecek kuşaklar bunların “utanmazlığını” bir daha bir daha görecektir.Bu şarlatanları tarih sayfalarında gereken yerlere koyacaktır.”

Onurlu ve onursuz kişilikleri tanımak için okunması gereken bir kitap, çünkü;

“İsmet İnönü oylamalara katılmıyordu. El altından gurubunu yönlendiriyordu.Menderes’in idamında da bu ince taktiği uyguladı. Deniz’lerde ise karşı çıkmış görünürken grubunu serbest bırakıp gençlerin ipe giden yolunu açtı. Piyonları görev başındaydı. Paşalar desteğinde operasyona devam edildi. “Demokrasi” adına isyancı subaylar asılmalıydı.

Ya “şair ruhlu insancıl görüntüsüyle” kitleleri yıllarca kandıran Bülent Ecevit!

Yazılarıyla, 27 Mayıs sonrası MBK üyelerine “tabii senatörlüğü altın tepsi içinde sunan” sosyal demokrasinin lideri! 12 Eylül 1980 darbesini yapan Kenan Evren’le Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde “demokrasi” adına kadeh tokuşturan demokrat!

Satın alınmayan ihtilalciler asılmalıydı. Dördü de asılmalıydı. Gücü iki tanesini asmaya yetti

27 Mayıs sonrası 27 Mayıs’ı satmaları karşısında kendilerine sözde 27 Mayıs’ı kollama adına ömür boyu senatörlük verilenler; dava arkadaşları karşısında birleştiler sadece 4 fire verdiler.

Bu dört eski MBK üyesi idamlara karşı çıktı. “Mucip Ataklı, Emunallah Çelebi, Kadri Kaplan ve Muzaffer Yurdakuler.”


“Kontenjan Senatörü Sadi Koçaş oylamaya katılmayıp rengini belli etmemiştir. Kaçın kurası O!

Subayların idamını isteyen beylerden bazıları;

“Bunlardan “Fakih Özfakih, Muammer Erten ve Turan Şahin” isminin altını çizelim. “12 Mart 1971 sonrası Ziverbey Köşkü’nde ve Deniz Gezmiş olayında” bunların isimleri ve kendileri dans edecektir.Liderleri Orhan Kabibay ile birlikte.”

“En büyük statükocu İsmet İnönü’nün bu sureti haktan görünüp, ikili oynaması 11 yıl sonra devrimci gençliğin yiğit lideri Deniz Gezmiş ve arkadaşları Hüseyin İnan ile Yusuf Aslan’ın idamlarında bir kez daha – dikkatli gözler için- ortaya çıkacaktı.

Başka türlü bir davranışı İnönü’den beklemek abes zaten. Deniz Gezmiş ve diğer gençlerin zindanlara atılabilmesi için 12 Mart 1971 muhtırasından önce 48 saat uyuyamamıştı!.”

Karşı devrimci kişilikleri tanımak için okunması gereken bir kitap, çünkü;

“Günler günleri kovaladıkça, yaşım ilerledikçe gördüm ki, Türkiye de yaşanan Karşı Devrim’in başlangıç gün ve saati, 10 Kasım !938, 09.05’tir.

Kısacası, bugünün Türkiyesi’nde yaşanan tüm olumsuzlukların temeli, Atatürk’ün öldüğü gün atılmaya başlandı ve 1945-1950 arasında da bu temel üzerine ülkemizin kara yazgısının taşları teker teker örüldü..

Genç subayların çektiği ikilemleri ancak şimdi anlayabiliyoruz. Bir tarafta “Atatürk yanında devrimlere imza atmış bir İsmet İnönü” diğer tarafta “karşı devrimlere yol açmış bir İsmet İnönü.” Ne yaman diyalektik bir çelişki. Keşke her şey hayal edildiği gibi olsaydı. İnönü, Atatürkçülerin dediği gibi “İkinci Adam” olsaydı. Devrimler kökleşseydi ve sürseydi.”

Kitabın yazarını;

Gürcan Ailesi adına, kitabın derlenip basılmasında çok emeği geçen abisi Ömer Gürcan’ın kısa anlatımı ile tanıyalım:

Öner Gürcan, 1964 yılında 12 yaşında babası İhtilalin Süvarisi Fethi Gürcan’dan aldığı devrimci bayrağı onurla ve azimle taşıdı.

12 Mart’larda 68’li Dev-Genç’li ağabey ve ablalarıyla omuz omuza Dev-Lis’li olarak hasta kalbine ve sürünen ayaklarına rağmen ezilenlerin yanında yiğitçe yerini aldı.

12 Eylül’de yeni kalp ameliyatı olmasına rağmen yurt içinde ve yurt dışında karşı devrimcilere ve cuntacılara karşı mücadelesine devam etti.

Vücudu bu devrimci yüreği daha fazla taşıyamadı.

Bu kitap onun hasta yatağında dahi çalışmasına devam ederek öldüğü 10 Ağustos 2004 günü son noktayı koyduğu 10 yılı aşkın çalışmasıdır.

Bu kitap,devrimci bayrağı aynı onur ve kararlılıkla taşıyacak gençler için yazılmıştır.

Süvari Yayıncılık tarafından yayımlanan bu kitap,gerçekten de okunması gereken bir kitap.

İyi okumalar,

Dostça kalın.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Ben İhtilalciyim! ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1994
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 5469537
Syndicate
 
left
Top! Top!
right