left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Pazar, 19 Kasım 2017
 
 
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Başkanlık sistemi genetiğimize aykırıdır: Osmanlı İmparatorluğu örneği Yazdır E-posta
Yazar Gaffar Yakınca / Yazar-ABC Gazetesi |   
Pazar, 29 Ocak 2017

Ülkeyi yönetenlerde dünya siyasetine, bölge dengelerine ve Türkiye tarihine dair minicik bir şuur kırıntısı kalmış olsaydı eğer, başkanlık sisteminde bu denli ısrar etmezlerdi. Belli ki bu işi de bugüne kadar yaptıkları kurnazca dayatmalardan biri olarak tasarlıyorlar. Farkındalar mı bilmiyorum, bu yeltendikeri ülkenin genetiğini değiştirme çabasıdır ve aynı derecede şiddetli yan etkiler doğurabilir, hepimizi felakete sürükleyebilir.

Bu topraklarda Türkiye Cumhuriyeti’nden önceki devletimizin adı Osmanlı İmparatorluğu idi. Bu devlet, kurulduğu tarih itibarı ile dünyada nadiren görülecek ölçüde demokratik bir düzenle yönetiliyordu. Devletin başında bir “gaziler” (veya ilbler/alpler) meclisi bulunuyor, padişah da (aynı aileye mensup olmakla beraber) bunların içinden çıkıyordu. Doktor Hikmet Kıvılcımlı, Osmanlı Tarihinin Maddesi adlı muazzam çalışmasında şöyle der:


Bütün ilk "Padişahlar" sadece birer "Gazi"dir. Osman Gazi, Orhan Gazi, Murat Gazi. Hatta Kanunî Süleyman' a bile "Gazi " denir. Gazi'den büyük ad, san tanınmaz.

Bu, o padişahların yalnız "Gaza" (Kutsal Savaş ) yapmış olmalarından değil, birlikte savaşlara girdikleri her gazi (ilb=Şövalye ) gibi, onların da "Gazi sayılmaktan daha üstün sıfat tanımayışlarından ileri gelir.

Osmanlı’nın “Bizanslaşması” veya şarki tarzda büyük bir imparatorluk haline gelmesi hemen olmamış, Fatih Kanunnamesi ile başlayıp yüzyıllara yayılarak gerçekleşmiştir. Bu aynı zamanda devletin bir nevi çürümesidir de. 16. Yüzyıla kadar dünyanın güneşi olan Osmanlı Devleti bu tarihten sonra adım adım çöküş dönemine girmiştir. Doktor Kıvılcımlı, bu olguyu “Bizans’ı fetheden Fatih’in Bizans tarafından fethedilmesi” şeklinde yorumlar :

Şarkkâri (doğu usulü) korkunç mutlak hükümdarlık , İstanbul' u ele geçiren Fatih Mehmed'in, son demlerinde Bizans tarafından ele geçirilmesi ile başladı.

Osmanlı’yı bir küçük beylikten “Roma’nın varisi” dev bir imparatorluk haline getiren temel düşünce ve dinamizm göçebe geleneği içinde kurulmuş, o devir için son derece ileri sayılabilecek bu “demokratik” yapılanmaya dayanır. Bunun için tek adamın sultasına üzerine kurulu Bizans, Osmanlı’nın önerdiği “yeni düzen” karşısında dayanamamış, çökmüştür. Bizans’ı yıkan Osmanlıların askeri başarılarından ziyade siyaset ve toplum düzenindeki üstünlüğüdür. Hatta denilebilir ki askeri başarıları sağlayan da aslen bu görece adil ve eşitlikçi toplumsal düzendir.

Bakın bu en önemli noktayı Doktor Hikmet Kıvılcımlı (adeta bugünün şuursuz Osmanlıcılarına ders verir gibi) nasıl da sade bir biçimde izah ediyor :

Padişahın gücü, dolaysızca temsil ettiği devlet örgütüne, devlet örgütü de, içinden çıktığı sosyal sınıf onun ve çelişkilerine bağlıdır. Sanıldığı gibi, "gökten inmiş” bir güç değildir.

Osmanlı İmparatorluğu'nu bir Tarihcil Devrim kurmuştur. Göçebe Osmanoğulları, Bizans' a (derebeyliğin çil yavrusuna çevirdiği ortama ) bir yeni düzen; DİRLİK DÜZENİ getirdikleri için, Bizans'ı yıkabilmişlerdir. Onun yıkıntılarından bir yeni devlet: OSMANLI İMPARATORLUĞU kurmuşlardır. Yani, ilkin hepsi birer Gazi (İlb=Şövalye ) olan ve sonradan padişah kılığına sokulan kişilerin kişi olarak dinamizmleri ne olursa olsun, padişah otoritesini yaratmaya yetemezdi . Sırf kişi otoritesi yetseydi, son Bizans İmparatoru Konstantin'den daha otorite taslayan kimse bulunamazdı .

Öyleyse padişahın kişiliği değil, onu tepede tutan devlet örgütünün karakteri daha önemlidir. Devlet örgütünün karakteri ise, elbet padişah buyrultuları ile belirlenmez . Tersine, o buyrultuları da içine alan devlet örgütünü belirlendiren şey, tarih ve toplumun gelişimidir.

Kaderini bir tek adama bağlamayan atalarımız müreffeh bir ülke yaratmayı başarmışlardı. Ne zaman ki Bizans usulü tek adamcılıkla tanıştılar, tarihin sahnesinde geriye düşmeye başladılar. O dönem için Osmanlı dünyasının çok gerisinde bulunan Batı, demokratik usüllerle kendine yeni gelişme yoları açarken Bizans’tan sirayet eden yönetme biçimi Osmanlı devletini içeriden çürüterek kaçınılmaz felakete sürükledi.

Cumhuriyet devrimlerinden önce Türkiye topraklarında halkın mutlu ve müreffeh yaşadığı son dönem Osmanlı kuruluşunun ilk iki-üç yüzyılına denk gelen bu altın çağdır. Eşitliğin, adaletin ve katılımın hüküm sürdüğü bir toprakta elbette huzur ve refah olur.

Bundan sonrası ise imparatorların mutlak gücüne dayanan, tüm memleketin saray oyunlarına, Bizans entrikalarına mahkum edildiği üç yüz yıllık savaş ve yıkım çağıdır. Bunun için memleketimizin genetiği en başından itibaren başkanlık türü tek adam yönetimlerine kapalıdır. Bu tip teşebbüslerin getirdiği acı, yoksulluk ve felaketler halkın hafızasında hala dipdiridir.

Başkanlık heveslilerinin ağzından “Türk tipi başkanlık” kavramı düşmüyor. İşte buyrun, bütün tarihsel gerçekliği ile Türk tipi başkanlık örneği orada duruyor. Sizin tarif ettğiniz ise Türk tipi başkanlıktan ziyade Bizans usulü entrika imparatorluğuna benziyor.

(Deli) Gaffar Yakınca – Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

Son Güncelleme ( Pazar, 29 Ocak 2017 )
 
Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Başkanlık sistemi genetiğimize aykı... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
Makaleler: 2757
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 31368708
Syndicate
 
left
Top! Top!
right