left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Pazar, 19 Kasım 2017
 
 
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
SARP KURAY- Söyleşi Şenol Çarık Yazdır E-posta
Yazar Şenol Çarık _ ODATV   
Çarşamba, 18 Ocak 2017
 
 
Sarp Kuray; 68 kuşağının tanınmış siması, Dev-Genç kurucularından... 16 Haziran örgütünü kurduğu iddiasıyla tek kişi "Anayasal düzeni zorla değiştirmek" suçundan yaklaşık 8 yıl hapis yattı, kısa bir süre önce tahliye oldu.

17 Aralık 1969 tarihinde 69 deniz subayının “Mustafa Kemal’in Harbiyelileri” başlıklı ortak bildirisini yazıp soruşturmaya uğrayanlardan; dönemin denizci teğmeni...

71 yaşında olan Kuray, özgürlüğüne kavuştuğu günden beri kitle örgütlerine ziyaretler gerçekleştiriyor, konferanslara katılıyor.

Bu yoğun temposu arasında kendisiyle konuşma fırsatı yakaladık.

İşte o söyleşi:

-Cezaevinden çıkarken kararlı ve umutlu bir tavrınız vardı...



Türkiye ilk defa böyle karanlık bir dönemden geçmiyor. En karanlık dönemlerde hep bir direniş ve uyanış çizgisi takip edilmiştir. Aydınlanmanın temeli budur.

Tarih bilinci bize umutlu olmamızı gerektiriyor. Korkmamalıyız! Korku her illetin başıdır. Düşünce ve davranışlarımızı ortaya koymaktan korkar hale gelmişsek ölmek daha iyidir.

Biz 68’in ana damarından geliyoruz. Bunu hapishane kapısında da söyledim; “Bizim bileğimizi bükemezler”. Umutlu yaşadım hep.

Türkiye toplumunun doğu gericiliğine teslim olmayacağını düşünürüm. Toplumumuzun tarih ve insan üretici güçlerinden gelen derin hafıza ve derin sosyolojisi vardır.

Horasan erenlerinden, Babailere, Bedreddinlerden, Celalilere, 1908 Temmuz Devrimi'nden Anadolu ordusuna, Milli Mücadele'den 1968 ruhuna kadar kendi topraklarımızın aydınlık yüzü vardır. Karanlığın en yoğun olduğu dönemde aydınlığa en yakın olduğumuzu tarihimizin bu damarı ispat etmiştir. Maalesef solda bu tarihsel birikim doğru değerlendirilememekte ve zincirin halkaları birbirine eklenmemektedir.



-Sol tarihi çok iyi bilmiyor mu?

1970’deki 'Maoculuk' tartışması, toprağımızın konularından uzaklaşılmasına sebep olmuştur. Şablonlarla konuşulmaya başlanmıştır. Sovyet devrimi, Latin Amerika devrimleri, hepsi… Her devrim değerlidir. Ama o ülkenin gerçekliğinin bizim ülkemize uyup uymadığına bakmak gerekir. 50 senelik pratik, şablonlarla gidilmeyeceğini göstermiştir.

-Cezaevinden çıktıktan sonra birçok kesimle görüşmeler yapıyorsunuz.

Biz bütün devrimci, yurtsever ve demokrat birikimlere değer veriyoruz. Bütün çevrelerle toplanma yeri konusunda düşünce planında bir mutabakat arıyoruz. Henüz şurada toplanalım gibi bir yargımız olmadı.

"TÜRKİYE EMPERYALİST BİR KUŞATMA ALTINDA"

-Bir röportajınızda "bir toplanma yerinin belirlenmesi lazım" dediniz...

Bir 'barikat' lazım. Doğu gericiliğine ve emperyalist kuşatmaya karşı bir barikat... Türkiye karanlık bir dönem yaşıyor. Herkes görüyor bunu.

-Nasıl bir toplanma yeri bu?

Geniş bir cephe olacak. Türkiye emperyalist bir kuşatma altında, içeride de doğu gericiliğinin egemen olduğu belli. Bundan rahatsız olan, kendini çaresizlik içinde hisseden bütün halk kesimlerinin yan yana gelmesi gerekir. Bunun ilkeleri anti-emperyalist, anti-kapitalist ilkeler olmalı. Biz sosyalistiz. Asgari müşterekler aranır ve kurulur.



"OSMANLILIK DOĞURAMADIĞI İÇİN ÖLEN BİR ANAYA BENZER. DOĞURAMADIĞI ŞEY; KAPİTALİZMDİR!"

-‘Doğu gericiliği’ dediniz, biraz açabilir misiniz bu kavramı?

Ülkemizde aydınlanmanın tanımının doğru yapılması gerekir. 16. yüzyıla Avrupa’yla at başı girdiğimiz belli. 16. yüzyılın karakteristiği miri toprak düzeninden malikânelere geçiliyordu. Marks’ın ürün iradından para iradına geçiş dediği gerçeklik bu. Miri topraklar yani kamu toprakları sözde kitabına uydurulup devlet sınıflarına kiralanıyor. Onlar bu toprakları kendileri işletemeyecekleri için, gerekli sermaye sarraflardan temin ediliyor. Toprağın işletilmesi de aşağıda ayanlara, mültezimlere bırakılıyor. Bu değişimle birlikte aşağıda kar, ortada sarraf faizi ve yukarıda da devlet sınıfları rant elde etmeye başlıyor. Böylece imparatorluğun iktisadi temeli olan toprak rejimi, ürün iradı şeklinden çıkıp para iradı kığına girmiştir. Marks’ın ürün iradından para iradına geçiş dediği dönüşüm budur.

Batı Avrupa’da para iradına giren toprak münasebetleri, sermaye birikimi adı verilen gidişle, batıyı modern düzene kadar ilerletmiştir.

Osmanlı imparatorluğunda ise pre-kapitalist sermaye –ben buna tefeci bezirgân sermaye diyorum- azgınlaşarak, kapitalist gelişmenin bütün kapılarını kapamış ve toplumu zulüm altında perişan hale çevirmiştir. Bu bakımdan Osmanlılık doğuramadığı için ölen bir anaya benzer. Doğuramadığı şey kapitalizmdir.

Osmanlı imparatorluğu, söz yerindeyse öleceğini bilerek göz göre göre bağıra çağıra ölmüştür. Bunu ikide bir başvurulan Islahat fermanlarından daha güzel anlatacak belgeler bulunmaz. Biz bu sosyal gerçekliğe "doğu gericiliği" diyoruz.

"CUMHURİYET EMPERYALİZME VE SALTANATA KARŞI BİR KORUMA KALESİDİR"

-AKP iktidarı 15 yılını doldurdu. Bu süre içerisinde ülkedeki değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Günde 9 gazete okuyordum cezaevinde. Küçük bir TV vardı, haberleri tartışma programlarını izliyordum. "İsyan ve Tevekkül" kitabını yazarak girdim içeri. Orada AKP konusunda kesin bir yargıda bulundum. AKP’nin Türkiye’yi aydınlığa götüremeyeceği konusunda, tarihsel arka planıyla birlikte bu kitapta derinlemesine bir değerlendirme yaptım. Televizyonlarda programlara çıktım, çeşitli makaleler yazdım. Cezaevine girmeden önce yaptığım bu tespitlerin doğruluğunu gün gün izledim içeride.

Türkiye’nin aydınlık yüzü bellidir. AKP’nin başarılı olabilecekleri konusunda hiçbir fikir taşımadım.

Tarihin arka yüzünün çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Burada düzeltilmesi gereken hatalar var.

-Kimin, ne gibi hataları?

Cumhuriyet emperyalizme ve saltanata karşı bir koruma kalesidir. Bizim 1919’daki Anadolu ordumuz, kuvayı milliye güçlerimiz emperyalist güçlere karşı muzaffer olmuştur. Bunlar bizim birikimlerimizdir. 1968 gençliği ortaya çıkarken bunları ilke edinmiştir. Mustafa Kemal yürüyüşleri vardır. Bizim Anadolu ordumuza, Kuvayı Milliye’ye, Cumhuriyete bakışımız bellidir. Ama Cumhuriyetten sonraki süreçlerde bazı eksiklikler olmuştur.

-Ne gibi eksiklikler?

Solla bir kavga yapılmıştır. Mustafa Suphi olayı, Ankara’da Halk İştirakiyun Olayı vardır. Sola karşı düşmanca tavır günümüze kadar sürüp gelmiştir. Bunların yeni baştan değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Şeyh Sait olayının niteliğini biliriz. Mustafa Kemal Paşa’nın 1923’te İzmit konuşmalarında Kürt meselesine ilişkin tespitlerini de biliriz.

Bu isyana karşı genç Cumhuriyet, endişe duymuş, imha ve asimilasyon politikasına girmiştir. Bu konular 90 yıl sonra tekrar gündeme gelmiştir.

İslamiyet’in kuruluş konağındaki devrimci özü ayrıdır, bu özü saptıran Doğu gericiliğinin İslam anlayışı farklıdır. Ben laik bir Türkiye'den yanayım. Geçmişten bu yana bu ilke için mücadele vermişimdir.

Laiklik uygulanırken, doğu gericiliğine karşı alınmış önlemler, İslamın devrimci özü konusunda derinleşmemize ve bu konuda düşünce ve davranış ortaya koymamıza mani olmamalıdır.

Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesi ilkesi üzerine kurulmuştur. Ancak, başta işçi sınıfımız olmak üzere yoksul yığınlara yönelik bir program ve uygulama ortaya konulmamıştır. İşçi sınıfımız grev hakkına ancak 1961 Anayasası ile kavuşabilmiştir. Bütün bu saydığım meseleler bugünkü Türkiye’nin en temel sorunlarıdır.



 
"KIVILCIMLI'NIN DÜŞÜNCE BİRİKİMİ DOĞU TOPLUMLARININ ÜZERİNDEKİ ŞALI KALDIRMIŞTIR"

-Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın İslama bakışıyla sizinki örtüşüyor.

Bu düşünceyi uzun senelerden beri benimsemiş bir insanım. İbn-i Haldun’un göçebe toplumla yerleşik toplum arasında kurduğu ilişki ve çelişkiler, temelinde göçebelikle medeniyet arasındaki ilişki ve çelişkilerdir. Komün gücünün tarihe girişinde yarattığı devrimci öz ayrıdır, sonradan yerleşik düzenin bunu boğması ayrı olaylardır. Bu yüzden biz İslam’ın da Osmanlının da başlangıç konaklarına dikkat ederiz.

Amerikan emperyalizmi, yaşadığımız bu coğrafyada bugüne kadar hep doğu gericiliğini kullanmıştır. Devrimcilerin yapması gereken İslamiyet’e bu başlangıç konağındaki devrimci özüyle açılım yapmak olmalıdır. Hz. Ali, Ebuzer ayrıdır, Mekke’nin azgın tefeci bezirgân para babaları Ebu Süfyanlar, Muaviyeler ayrıdır.

Zalim Emevi saltanatı, birkaç on yıl içinde halkçı ve devrimci cumhuriyetini kökünden kazıyarak, kendi despot iktidarlarını meşru kılacak bir İslam anlayışını dayatarak, halkı açlığa ve sefalete mahkûm eden ekonomik düzenlerini kurunca, eski eşitlikçi toplum düzeninde toprağın tasarrufuna sahip halk yığınları ve zanaatkârlar, bu baskı ve zulme

başkaldırıp Hz. Ali’nin yanında saf tuttular ve zalimlerin iktidarına karşı bitmek tükenmek bilmeyen bir mücadele cephesi açtılar.

İşte bütün ortaçağ boyunca yaşadığımız coğrafyada kendini gösteren halk muhalefetinin temeli budur. Ben buna toplumdaki derin hafıza ve derin sosyoloji diyorum.

-Siz Kıvılcımlı geleneğinden gelen bir isimsiniz. Peki 'Doktorcu' musunuz?

Ben "Doktorcu" demem kendime. Doktor (Hikmet Kıvılcımlı) grupların kalıplarına sığacak biri değildir. Ben Mahir’i, Deniz’i, Hüseyin’i, Yusuf’u, Ulaş’ı Cevahir’i, Sinan’ı, Kadir’i, İbrahim’i ve bu mücadelede toprağa düşmüş arkadaşlarımızın hepsini ortak devrimci değerlerimiz ve öncü arkadaşlarımız olarak görürüm.

Doktor’un düşünce birikimi doğu toplumlarının üzerindeki şalı kaldırmıştır.

Bilimsel sosyalizmin kurucu ustaları doğu toplumlarındaki bazı köşe taşlarını çakmış olmalarına rağmen, incelenmesi gerektiğini belirtmişler, Doktor Hikmet Kıvılcımlı da bunu gerçekleştirmiştir.

"GEZİ DİRENİŞİ UMUTLU OLMAMIZA BİR İŞARETTİR"

-Gezi Direnişi esnasında cezaevindeydiniz. Nasıl karşıladınız? Neler hissettiniz?

Heyecanlandım. Beklediğim de bir olaydı. Bu çocukları "internet çocuğu" diye küçümsüyorlardı. Umutlu olmamıza bir işarettir Gezi direnişi. Milyonlar sokaklara çıkıp haklarını savunmuşlardır. Umudu kaybetmem. Sınıfsal ve tarihsel birikimler benim umutlu olmam için yeterlidir. Maalesef solda bu tarihsel bilinç derinlemesine olmadığı için tarihsel perspektifler de doğru değerlendirilmemektedir.

-Gezi isyanı örgütsüzdü. Sol, neden bu direnişi örgütlülükle buluşturamadı?

Gezi ilk başkaldırı değil. 68 başkaldırması da doğru değerlendirilmedi. 20-21 yaşındaki gençler sel olup akmışlardı. 68 başkaldırısında da eski kuşaklar, TİP, sendikalar, Yön dergisindeki düşünce akımı ve ordu ile ilişkilere bakılıp gençlik gerçekliğinin başına gelenler derinlemesine değerlendirilmelidir.

İlk defa Gezi’de ıskalama olmadı, hepsinde bir ıskalama görülür.

"CHP'DEKİ KUVAYI MİLLİYE DAMARI EMEK EKSENİNE TAŞINMALIDIR"

-Cumhuriyetin kuruluşunda ve devrimlerde etkili güçlerin, CHP'nin Cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıkma noktasında eksik kaldığını söylesek doğru olur mu?

Bizdeki sosyal demokrasiyle Avrupa’daki sosyal demokrasi farklıdır. Bizdeki sosyal demokrasi işçi hareketinde çıkmış bir akım değildir.

CHP’de Kuvayı Milliye damarı ve Müdafaa-i Hukuk damarı vardır. Bizi ilgilendiren Kuvayı Milliye damarıdır. Müdafaa-i Hukuk damarı sermaye sınıfını temsil etmektedir.

Terrraki Perver Fırka, Serbest Fırka ve Demokrat Parti; bunlar hep CHP’nin ana rahminden doğmuştur. Bizim için önemli olan Kuvayı Milliye damarıdır.

68 başkaldırısı da bu tarihsel gerçeklikten gelmektedir. Biz de Kuvayı Milliye damarından geliyoruz. Bu damarı emek eksenine taşımalıyız.

68 bunu yapmaya çalışmıştır. Egemen sınıflar başından itibaren bu damarın tasfiyesine çalıştılar. Bu damar ne kadar emek eksenine taşınırsa Türkiye’deki kurumların aydınlık yüzleri o kadar gün yüzüne çıkacaktır.

"KÜRT MESELESİ ORTAK VATANDA, EŞİT VE ÖZGÜR YURTTAŞLIK TEMELİNDE HALLEDİLMELİDİR"

-Kürt meselesi konusunda düşünceleriniz nedir?

Kürt meselesinin ortak vatanda ve eşit ve özgür yurttaşlık temelinde halledilmesi gerektiğine inanmaktayım. 2004’te aynı şeyleri söylüyordum, şimdi de.

Kürt halkına yapılmış yanlışlıkları ve zulmü asla kabul edemem.

Mustafa Kemal Paşa’nın Milli Mücadele'de ve 1923’te bu konuda ortaya koyduğu görüşlerine dönülmesi gerektiğini düşünüyorum.

Milli mücadelenin en amansız günlerinde direnişin temel taşlarını oluşturan Erzurum ve Sivas Kongrelerinde, “Türk-Kürt kardeşliği”, “biri diğerinin hakkına tecavüz edemez” şeklinde ilkeleştirilen ve Mustafa Kemal Paşa’nın 1923 İzmit konuşmalarında ortaya koyduğu tarzda meselenin çözümünden yanayım.

Kürtler olmadan 1919’ların günceleşmesinin imkânı yoktur. Biz 68’te Dev-Genç’te hayata geçirmeye çalıştık bu ilkeyi.

"KULAĞA FISILDAMA, DEDİKODU BÜYÜK ZARARLAR KULAĞA VERMİŞTİR"

-Avrupa’ya gidişiniz, sonrasında Türkiye'ye dönüşünüz vb. konularda çeşitli eleştiriler ve söylemler yapılıyor...

Benim ülkeye dönüşüm bir takım küçük hesapları ve kirli ilişkileri deşifre etmiştir. Benim bu eylemime karşılık belli bir merkezden yönlendirilen karalama kampanyası gündeme sokulmaya çalışılmıştır.

Cezaevine girmeden önce bu karalama kampanyasına karşı yazdığım kitap, makale ve televizyon konuşmalarında gereken cevapları vermişimdir. Ve “it ürür kervan yürür”” demişimdir. Benim için bu mesele kapanmıştır. Ben tek başına hapis yattım. Bir örgütten söz ediliyor. Anayasayı şöyle böyle yapacağı söyleniliyor. Bütün bunlara bıçak gibi cevap verdim.

Hapishanede bir örgüt davasında tek başına 8 yıl hapis yattım ben. Dışarıda dolaşanlar var. Bu sözleri söyleyenlere sormak lazım, “Sen neden dışarıdasın” diye.

Belgeli konuşmak lazım... Bana isnat edilen bir şeyin belgesi konulmalı.

Kulağa fısıldama, dedikodu Türkiye devrimci hareketine büyük zararlar vermiştir. Bu tarz davranışlar fraksiyon rekabetiyle ortaya çıkmıştır. Öncü arkadaşlarımız Kızıldere’de omuz omuza toprağa düştüler. Bizim geleneğimizde ciddi ve tutkun devrimci kardeşlik anlayışı vardır. Kızıldere bunun ispatıdır. Bize bırakılan en güçlü miraslardan biri budur. Devrimci ortamda küçük hesaplardan ve dedikodulardan vazgeçip bu anlayışı yeniden egemen kılmak gerekmektedir.

KOMUTANLARIMIZA "BİZİ TASFİYE EDECEKSİNİZ DE YERİMİZE KİMİ KOYACAKSINIZ" DİYE SORUYORDUK

-Görüşmelerde, ziyaretlerde karşılaştığınız insanlar size daha çok ne tür sorular soruyorlar?

Bu dönemde ne yapılması gerektiğini soruyorlar. 68 başkaldırısını derinlemesine öğrenmek istiyorlar.

Şiddet eylemlerine, kimden gelirse gelsin hepsine karşıyım. Türkiye halkına bir yarar getirmeyecektir. Kör dövüşüdür.

-Son olarak neler belirtmek istersiniz?

Türk ordusunun iki karakteri vardır.

Osmanlı’nın kuruluşunda kolektif toprak mülkiyeti vardır. Özel mülkiyet yoktur. Sipahi gücü kolektif mülkiyetten yana bir güçtür o dönemde. Birinci ayağımız budur bizim. İkinci ayağı ordunun 1919’daki işgal kuvvetlerine karşı anti-emperyalist savaşıdır.

1947’den sonra, ABD’nin şah damarımıza oturmasıyla birlikte Ordu’nun bu iki özelliğinin altının oyulması ve tasfiyesi ile meşgul olmuşlardır. Onun getirdiği son nokta ortadadır.

Bizim deniz ordusunda iki bildirimiz var. Birincisi doğu gericiliğine karşı verilmiş bildiridir; ikincisi devletin içinde örgütlenmiş bir takım kirli ve karanlık güçlerin devrimci gençleri öldürmesini protesto bildirisidir.

Biz bu iki geleneğin ordu içinde devamcıları olduk, bizi tasfiye ettiler. O günde komutanlarımıza soruyorduk, "bizi tasfiye edeceksiniz de yerimize kimi koyacaksınız" diye. Kimi koydukları görüldü. 15 Temmuz’da felaketle ve ihanetle karşı karşıya kaldılar.

1960 sonrası büyük tasfiye başlamıştır orduda. 62, 63, 71, 80 konaklarında orduda devrimci, yurtsever subaylar tasfiye edilmiş, yerine ikame yapılmıştır. Tarihin aydınlık yüzüne yöneliktir bu tasfiyeler. Bugün gelinen durum ortadadır.

Söyleşi: Şenol Çarık
Odatv.com
Son Güncelleme ( Çarşamba, 18 Ocak 2017 )
 
Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: SARP KURAY- Söyleşi Şenol Çarık ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
Makaleler: 2757
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 31368906
Syndicate
 
left
Top! Top!
right