left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Pazartesi, 20 Kasım 2017
 
 
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
AMERİKAN SEÇİM SONUÇLARI ÜZERİNE (3) Yazdır E-posta
Yazar Şahan YILMAZ   
Cuma, 02 Aralık 2016
 
Süper Komite ve Delegeler, Hillary’nin Karması, Trump’tan Beklenenler

HALKOYU SONUÇLARI:
Hillary Clinton (Demokrat Parti)      65,150,000 %48
Donald Trump (Cumhuriyetçi Parti) 62,636,000 %46
Gary Johnson (Hürriyetçi Parti)          4,443,000 %3.3
Jill Stein (Yeşil Parti)                          1,417,000 %1
Evan McMullan (Bağımsız Parti)          600,000 % 0.45
Darrell Castle (Anayasa Partisi)            200,000 %0.15

ANTİ-DEMOKRAT İÇ ORGANLAR

İş çevreleri, sendikalar, vakıf ve dernekler gibi çeşitli çıkar grupları, seçimlere “bağış” -daha doğrusu- yatırım yaparlar. Her birinin Siyasi Aksiyon Komitesi (Political Action Committee - PAC) vardır. Bağışlar PAC eliyle toplanıp aday ve partilere aktarılır. 2010’a kadar siyasi partilere aday başına 5,000 dolardan fazla, parti başına da 15,000 dolardan fazla bağış yapılamazdı. Dahası, şirketler hiç bağış yapamazdı.


Ne var ki, Citizens United’ın hukuk zaferiyle beraber sınırsız fonlar açıldı ve bu fonları toplayıp dağıtanlara da “Super PAC” dendi. 2012 seçimlerinde normal bir PAC 4 milyon dolar bağış yapabilirken “Super PAC” bağışları 150 milyon doları geçti. 2008’e oranla üç misli bir artıştı bu. 2012 seçimlerinde süper PAC fonlarının %68’i sadece 216 bireyden geldi! Demokrat Parti’nin de bir siyasi aksiyon komitesi var ve komite kendi kanaatince kazanma şansı daha yüksek olan aday adayına bağış aktarma yetkisine sahip. Bernie Sanders PAC’lerden para almayı reddederken ve Anayasa Mahkemesi’nin Citizens United kararının feshedilmesini savunurken, partiye verilen sınırsız bağışlar direk Hillary cephesine aktı. Bununla beraber partide bir diğer “süper” yapı var ki, Demokrat Parti’nin ikinci anti-demokrat iç organını oluşturuyor: “süper delegeler.”

Demokrat Parti’de toplam 4,765 delege var. %51 için gereken sayı 2,383. Delegelerin 712’si, yani %15’i ise parti tarafından önceden belirlenmiş. Seçmenin oyu olmadan rezervasyonlu diyebileceğimiz bu kişiler için “süper delegeler” tâbiri kullanılıyor. Süper delegelerin 432’si partinin yerel müdür ve müdür yardımcılarından, valilerden ve diğer mevki sahiplerinden çıkıyor. Geri kalanlar da Demokrat senatör ve mebuslardan (240 kişi), Demokrat Başvalilerden (20 kişi) ve saygıdeğer muhterem üyelerden (20 kişi) oluşuyor.

Sanders, eyaletlerde önseçimleri teker teker kazanırken Hillary de süper delegeler topluyordu. Genel kurultayda Hillary, 609’u süper delege toplam 2,814 delege ile Sanders’ı yendi. Sanders 1,893 delege toplayabilmiş ve bunlardan sadece 47’si süper delegelerden çıkmıştı.

HILLARY’NİN MAĞLUBİYETİ

Hillary’nin seçimi kaybetmesinde rol oynayan Elektoral Üst Kurul ve son sosyolojik dönüşüm dışında bir diğer etken de kendisiydi. Herşeyden önce adını ve soyadını baz alan bir seçim stratejisi izledi. Hillary demek kadın olmak demekti, Clinton demek de iyi ekonomi demekti. Hem hem kadınlara ve liberallere hem de mâli muhafazakar oylara yönelik sembolik bir yaklaşımı içeriyordu.

Ancak bu yaklaşım, “Cumhuriyetçiler karşısında bocalar, yapamaz” dedikleri Bernie Sanders karşında en basit konuda bile bocaladı. Hillary bir keresinde “ben yıllar önce kadın hakları için mücadele verirken Senatör Sanders neredeydi?” diyerek çıkışmış, Sanders cephesi de Hillary’yle beraber Bernie Sanders’ı aynı mekanda gösteren bir vidyo ile yanıt vermişti. Hillary birçok kesim tarafından sevilmediğini biliyordu. Buna rağmen sevmeyenlerinin mecburen kendisine oy vereceğini düşünüyordu. Bu yüzden en itici ve gayri ciddi gördüğü Trump’ın aday olmasını arzuladı ve nitekim öyle oldu.

Genel kurultayda Trump 1,543 delegeyle kazanmak için gerekli 1,237’yi fazlaca aşmış, peşinden Ted Cruz 559, Marco Rubio 165, ılımlı muhafakar Ohio Başvalisi John Kasich [Keysig] 161, beyin cerrahı zenci Ben Carson 7 ve Jeff Bush 4 delege toplayabilmişti. Trump, Clintoncılara göre iticiydi ama kimilerinin dediği gibi “seçimi aslında kaybetmek istiyor” da değildi. Niyetinde çok ciddi olduğunu seçtiği Başkan Yardımcısı adayı ile gösterdi: Indiana Başvalisi Mike Pence [Pens]. Hiperaktif Trump’ın yanıbaşında “ben herşeyden önce hristiyanım, sonra muhafazakarım, sonra da Cumhuriyetçiyim” diyen buz gibi soğukkanlı Pence ile bütün evanjel oylar ikna edilmeye çalışılıyordu.

Ya Hillary Başkan Yardımcısı olarak kimi seçmişti?: Virginia Senatörü Tim Kaine [Keyn]; Clintoncı camiadan karizmasız minimal bir adam. Yani bir başka değişle Hillary Başkan Yardımcısı olarak kendini seçmişti. Sandersçılara ceza gibi bir cevaptı bu. Bernie Sanders genel seçimlerde Trump’a karşı Hillary’yi destekleyeceğini açıklasa bile, Sandersçıların bir bölümü ya sandığa gitmedi ya da Yeşil Parti’ye oy verdi.

Hillary, Trump’ın agresifliğinin kendi lehine toplumsal bir reaksiyona dönüşeceğini varsaydı. “Nasıl olsa azınlıklar ve kadınlar ‘eli mahkum’ mecburen bana oy verecekler, bir de ılımlı Cumhuriyetçileri yanıma çekersem ya da Trump’ı boykot ederlerse, seçimi kazanırım” diye düşündü. Anketler de öyle gösteriyordu. Hatta Hillary’nin açık ara kazanması bekleniyordu. Ne var ki bütün bunlar, Hillary aleyhine bir reaksiyona dönüştü ve “Aman Hillary gelmesin!” diyenler “Aman Trump gelmesin!” diyenlerle berabere kaldı. O beraberlik de elektoral oylarda 306’ya 232’yle Trump lehine sonuçlandı. Elektoral seçim tablosu Amerikan toplum psikolojisini olduğunu gibi yansıtıyordu.

Trump, Meksikalı göçmenlerle ilgili ırkçılığa varan demeçler vermesine rağmen hispaniklerin %29’unu nasıl kazanabildi?.. 2012’de Obama hispanik oyların %71’ini almıştı. Hillary ise bu seçimde %65 aldı.

Trump’ın maçoluğu veya Hillary’nin kadın olmasından öte, hispaniklerin dindar katolik olduğunu, hatta bunların hepsinin katolik veya Meksikalı da değil, bir kısmının protestan da oldugunu hatırlamak gerekir. Dindar hristiyan cephe, kürtaj ve eşcins evliğine katiyen karşıdır. 2008’de heyecanla Obama’ya oy atan California’nın Meksika kökenli vatandaşları, aynı gün eyalet çapında referanduma sunulan eşcins evliliğine aynı heyecanla “hayır” deyip, onaylattırmamıştı. Her ne kadar Hillary hispaniklerin yoğun olduğu bölgelerde -New York, California, Güney Texas ve Güney Florida- Obama’ya nazaran çok daha fazla oy almış olsa da, diğer eyaletlere dağılmış Latino oyların Cumhuriyetçilere kayabilmesinde ekonominin yavaşlığı kadar dinin ve İslamcı terör olaylarının etkisi de var.

İncil Kuşağı (Bible Belt) olarak bilinen Utah [Yutah] ve güney eyaletlerininde 90 milyon evanjel nüfus var. Evanjeller Baptist, Metodist, Luteran, Presbiteryan, Pentekost, Mormon, Adventist, Yehova’nın Şahidi, Yeniden Doğuş vb geleneksel ve geleneksel olmayan sofu protestan mezheplere mensupturlar. Sundukları televizyon programlarıyla televanjelist olarak bilinen vaizler, 25,000 kişilik mega kiliseleri doldurabiliyorlar. 760 milyon dolar servetle Kenneth Copeland, 100 milyon dolarla Pat Robertson, 56 milyon dolarla Joel Osteen’in yanısıra, Christians United For Israel (CUFI) kurucusu Tom Hagee [Heygi] gibi vaizler milyonları peşlerinden sürükleyebiliyorlar. Evanjelik kiliselerde beyaz ve zenci dışında hispanik görmek de mümkün. Evanjelizm, çokkültürcü (multicultural) toplum yapısına alternatif bir üst kimlik sunmaktadır.

Ayrıca, Trump’ın sokaklarda kanun ve düzene vurgu yapması, hiperlümpen varoşlu zenciye karşı tavizsiz asayişçi tavır olarak benimsendi. Bu bağlamda beyazlara kıyasla zencilerle çok daha fazla iç içe yaşayanların yine başta Latinolar olmak üzere göçmenler olduğu da hatırlanmalı.

Ne var ki Hillary, Latinolar gibi zencilerden de beklediğini bulamadı. Obama zenci oyların 2008’de %95’ini, 2012’de %93’ünü almıştı. Hillary ise bu seçimlerde %88 aldı, Trump da %8. Sanders destekçisi radikal sol zenciler ya sandığa gitmediler ya da Yeşil Parti’ye oy verdiler.  

Üstelik Hillary Trump’ın parasıyla ilgili konulara ne kadar çok değinirse Trump da Clinton Vakfı’ndan o kadar söz eder oldu ve Haiti’de çevirilen dümenleri gündeme taşıdı. Depremzede Haitililerin gayri menkulleri sudan ucuz fiyata ellerinden alınıp üzerine dikim atölyeleri (sweatshop) açılıyor ve Haitili sudan ucuz fiyata çalıştırılıyordu. Trump açık oturumda “Haitililer Clintonlardan o kadar nefret ediyor ki, bilemezsiniz. Zaten Demokratların zencileri düşündüğü falan da yok. Her 4 senede bir oy için gelirler, sonra bye bye derler” dedi. Gerçi Cumhuriyetçiler onu da yapmıyorlar. Ama Amerikalı güneyli zenci eli mahkum Hillary’den vazgeçemezken Florida Haitilisi Trump’a önemli oranda oy verebildi.  

Peki, kadın düşmanı olarak mimlenen birine beyaz kadın seçmenin %54’ü nasıl oy verebildi?

2005 yılında kadınlarla ilgili söylediği çok çirkin sözler vidyoda yayınlanınca Trump Amerikan halkından özür dilemiş, geçmişte tacize uğradığını iddia eden kadınlar ortaya çıkmış ve  Cumhuriyetçi kadın seçmende ciddi bir tepki oluşmuştu. Ancak Hillary’nin, seçim kampanyası için Jay Z ve Beyonce’nin rep konserine gitmesi Fox News kanalında ve radyolarda liberal ikiyüzlülüğü olarak yerden yere vuruldu. Muhafazakar kadın seçmene göre asıl kadın düşmanlığı, ağıza alınmayacak küfürlerle dolu olan reptir ve Beyonce gibi hiphopçılar kız çocukları için en yoz örnektir.

Bunun yanısıra Hillary, Trump mitinglerindeki ırkçı grupları ve onların protestoculara karşı saldırılarını da kınamıştı. Trumpçı kitle hakikaten iticiydi, mitinglerde nazi selamı yapanlara rastlanıyordu. Fakat aynı kitle, zenci ve hispanik gençlerin kendilerine şiddetle karşılık verdiğini de ekranlardan seyretti. Bu da yetmezmiş gibi Hillary “Trump detekçilerinin yarısı acınacaklar sürüsü (basket of deplorables)” dedi. Fox News ve sağcı radyocular da hemen karşı saldırıya geçti.

Bu noktada önemle vurgulanması gereken hususlardan biri de medyanın etkisidir. CNN uluslararası alanda izlenme oranıyla birinci olsa dahi, Amerika’da reytingi en yüksek kanal Rupert Murdoch’ın sahibi olduğu koyu muhafazakar Fox’tır. Televizyon haber yorumcuları arasında radyo talk showculuğu da yapan Bill O’Reilly, Sean Hannity, Laura Ingraham gibi etkili isimlerin 10’ar milyon dinleyicisi var. “Talk Radio” özellikle İç Amerika’da çok popüler. Mark Levin’in 7 milyon dinleyicisi var. Michael Savage daha çok beyaz çöplerde (white trash) ilgi bulurken, 350 milyon dolar servetiyle Rush Limbaugh [Limboğ] hem en zengin hem de en ideolojik talk showcu olarak bilinir ve 20 milyon dinleyiciyle açık ara öndedir.

Siyasetçi ve iş çevreleri dışında kalan radyocusundan televanjelistine kadar medyadaki etkili güçler Trump ve Pence’in arkasında durup, beyaz milliyetçi platformda ifade bulan heyecanlı kitleyi ‘üçüncü Obama dönemi’ ihtimaline karşı iyice coşturdular. Hillary’nin son zamanlardaki sağlık durumu, Bingazi skandalı, emaillarını silmesi, FBI tarafından soruşturulması ve diğer konuların üzerine Trump’ın tavizsiz bir sertlikle gitmesi, Cumhuriyetçileri bütünleştirdi.

Seçimlerden öyle bir sonuç çıktı ki, Hillary’ye üçüncü parti suçlama lüksü bile vermedi. Yani Demokratlar Yeşillere rağmen mağlup olmadı; Cumhuriyetçiler Hürriyetçilere rağmen galip oldu!

HILLARY’NİN KARMASI

En favori adayken, en akla gelmeyen rakibe mağlup oldu. Bernie Sanders’ı süper delegelerle yenerken, Trump’a elektoral oylarla yenildi. Trump aleyhine oluşacak tepkileri kendi elleriyle temizledi. Beyaz bir kadın aday olarak beyaz kadınların çoğunun oyunu alamadı. Cepte saydığı hispanik ve zenci oylar cep deliğinden Trump’a aktı. Ekonomiyi iyileştirip kocasının zamanındaki hale getireceğini söyledikçe ekonominin kötüye gideceği endişesini doğurdu. Hillary, Bernie Sanders’a “başkomutan olamaz” demişti, Trump da Hillary’ye. Clintoncılar Başkanlık için Sanders’ın çok yaşlı olduğunu söylemiş, ama seçimlerden Hillary Sanders’tan daha yaşlı çıkmıştı.

Wall Street’in adamı Hillary, Sanders’ı bırakıp Başkan Yardımcısı adaylığına Tim Kaine gibi etkisiz birini getirmekle aslında bizzat kendini Başkan Yardımcısı seçmişti. Wall Street de, Trump gibi etkili birinin Başkan seçilmesiyle Hillary’yi bırakıp aslında bizzat kendilerini Başkanlığa getirmişti!

TRUMP’TAN BEKLENTİLER

Göçmenlik kanunları sertleşecek. Ucuz iş gücü üzerindeki baskı artacak. Amerika’ya yerleşmek zorlaşacak. Dolardaki değer artışının sebeplerinden biri de bu. Trump, iç piyasayı canlandırmak için altyapı projelerine girişecek. Seçmenlerine kendisini kanıtlaması gerek. Ama bunu keynezyen yöntemlerle yapmayacaktır. Fabrikasını Çin’e veya Meksika’ya taşıyan şirkete “içerde kalırsan sana büyük vergi indirimi yaparım; pahalı iş gücü masrafını kapatır, üstüne de kâr edersin” diyecektir.

Hazır kongrede Cumhuriyetçiler çoğunluktayken elini çabuk tutması gerek. Herşeyi istediği hızda yapamayacağı için, kitlesini toplumsal meselelerle de meşgul edecektir. Ancak bu meseleler kürtaj ve eşcinsel hakları gibi dar konulardan çok, beyaz milliyetçiliği, ultrasağ, batı liberalizmi, evanjelizm gibi daha derin kavramları da içerecektir. Gelişmeler Avrupa toplumuna da direk yansıyacaktır. Çeşitli dönüşümlerle başka ülkelere de yansıya bilir. Avrasyacı Rus düşünür Aleksander Dugin’in Trump’ı desteklemesi tesadüf değil.

Bunların dışında şu anda daha fazla öngörüde bulunmak isabetli olmaz. Pek çok şey 2017 sonunda belli olacak. Denebilir ki 2017 çok hızlı geçen bir yıl olacak.

Şahan YILMAZ
Son Güncelleme ( Pazar, 15 Ocak 2017 )
 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: AMERİKAN SEÇİM SONUÇLARI ÜZERİNE (3... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
Makaleler: 2757
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 31389756
Syndicate
 
left
Top! Top!
right