|
Sayın Emre Kongar, 17-10-2005’te Cumhuriyet Gazetesi’nde “gecekondu kültürü ve AB” adlı köşe yazınızdaki bazı düşüncelerinizle hemfikir olmadığımı belirtmem gerekiyor.Siz bu yazınızda ”AB ile Türkiye arasındaki asıl kültür farkı Avrupa’nın artık bilgi toplumu aşamasına geçmekte olan endüstrileşmiş , kentli kültürü ile Türkiye’ye şu sıralarda tümüyle egemen olmuş görünen gecekondu kültürü arasındadır” diyorsunuz ve devam ediyorsunuz.

Sayın Emre Kongar, 17-10-2005’te Cumhuriyet Gazetesi’nde “gecekondu kültürü ve AB” adlı köşe yazınızdaki bazı düşüncelerinizle hemfikir olmadığımı belirtmem gerekiyor.Siz bu yazınızda ”AB ile Türkiye arasındaki asıl kültür farkı Avrupa’nın artık bilgi toplumu aşamasına geçmekte olan endüstrileşmiş , kentli kültürü ile Türkiye’ye şu sıralarda tümüyle egemen olmuş görünen gecekondu kültürü arasındadır” diyorsunuz ve devam ediyorsunuz. “Endüstrileşmiş kentli kültür, dinsel dogmalardan bağımsızlaşmıştır, bilime ve bilimsel yaklaşıma inanır, bireye, bireysel farklılıklara ve insan haklarına değer verir. Bu kültürde vakit nakittir özdeyişinde olduğu gibi zaman kavramı gelişmiştir, ortak yaşam ve ortaklaşa iş yapma bilinci yüksektir, insanlar hukuku ve toplu yaşamın kurallarını önemser.” Ben bu fikirlerinize açıkça karşıyım. Bu konular kitaplarda araştırdığınız gibi değildir ve olamaz. Belki Fransa’da misafir olarak bir süre aydın kişiliğinizle kalmış olabilirsiniz ama görebiliyorum ki gerçeklerden çok uzaktasınız . Ben Fransa’ya 2 yaşında gittim ve 16 sene orada kaldım. Eğitim sistemiyle, sokaklarıyla, güncel yaşantısıyla edindiğim birikimle size söyleyebilirim ki: yaşadıklarımın yazdıklarınızla hiç ama hiç alakası yok. İnsan haklarına, bireye, bireysel farklılıklara değer verir diyorsunuz, tabi o insanlar kara kafalı, Afrikalı, Arap veya Türk değillerse bu geçerlidir. Değil değer vermeyi, bu koşullarda size farklı olduğunuzu hissettiriyorlar hiç merak etmeyin. Tabi ki onlar için “zaman paradır” çünkü hepsi robotlaşmış, katılaşmış, korku dolu yaşamlarından kaçabilmek için başka bir deyime sarılamıyorlar. İçinde debelendikleri kapitalist sistem zaten bunu gerektirmiyor mu? Ortak yaşamdan söz ediyorsunuz, hangi ortak yaşamdan: paranoyak derecesinde insanın insandan korktuğu, komşunun komşudan çekindiği bir ortak yaşamdan mı söz ediyorsunuz? Gecekondu kültürü diyorsunuz:, Paris’in Champs Elysees’ine takılı kalmış olmasınız herhalde. Öncelikle işçi sınıfının örgütlenmesini ve ayaklanmasını engellemek için kentten uzak hazırlanmış ve sonradan yabancı ailelere kalan ghettoları ne çabuk unuttunuz. İnsan hakları ve hukuktan söz ediyorsunuz. Tabi bütün yabancıları kültür kaynaklarından uzak kentin dışındaki ghettolara tıkıştırıp ve Allah’a emanet bırakıp o bölgelere iş imkanı sunmayıp paso uyuşturucu bastırıp, Fransızların deyimiyle : “Madem bougnoulları (yabancı maymunlar) kendi rızalarıyla gitmeyecekler ve bu memleket hukuk devleti ya, onları zehirleyerek yok edelim ne de olsa kimse görmez. Burası Champs Elysees değil burası arka bahçe değil mi? İlkokula yeni başlayan 6 yaşında bir kız çocuğunun müdürün karısından pis Türk, pis Arap laflarını duyarak, alfabeden önce “öteki” kavramını öğrenmesi mi insan hakları? Hala 15 yıldır kendilerine vaat edilen konutlar ve oturma izinlerini fareler içindeki evlerinde beklerken, evleri kundaklanan ve yanarak ölen Afrikalı aile de mi insan haklarından ve hukuk sisteminde yararlanıyordu sizce? Türkiye’de bir zamandan beri, haberlerde hemen hemen her akşam konu olan kapkaç, soygun, cinayet ve fuhuş olayları Avrupa’da artık bir rutin haline gelmiş durumdadır. Senelerdir devam eden işsizlik ve açlık yabancı insanları ister istemez bu yola sürüklemiştir. Bütün bu olanlar zaten Batılıların sömürge kültürünün doğal sonucu değil midir? İnsan hakları geçmiş tarihte işçi sınıfının büyük mücadeleleriyle edinilmiş haklardır. Bugünkü hazıra konmuş burjuva yöneticilerinin ellerine kalmış olsaydı günün ışığını asla göremezlerdi. Bizim gibi yabancılara karşı bu hakların nasıl kullanıldığını biz okuyarak değil apaçık yaşayarak öğrendik. Avrupa ülkelerini özgürlükler diyarı olarak gösterirken tüm boyutlarıyla ve arka bahçesiyle ve ekonomik çıkmazlarıyla göstermek gerekir. Bence siz de birçokları gibi ütopik dünyanızdan çıkıp gerçeklerle yüzleşmelisiniz. Aksi takdirde bir aydın olarak tarihe hesap vermek zorunda kalacaksınız. |