|
Köxüz’e Teşekkür Kamuya açık cevabımızı ve cevabın sebebi “mektup”u olduğu gibi yayınladıkları için Köxüz’e teşekkür ederiz. Özellikle gereği hiç olmayan bir “kelimeleşmeye dolayısıyla işi-gücü olmayan üçüncü şahıs ve çevrelerin kullanımına mahal vermeyen sunumuna da ayrıca teşekkür ederiz. Zaten biz de terbiyesizliğin nereden geldiğini okuyucuya bırakmak için kamuya açık cevapladık. Çünkü bunun şahsi bir tartışma olmadığı görülüyor. Mektuplardan da anlaşılacağı gibi Özcan ve Küçükaydın’ın ilişkileri söz konusu mektuplardan ibarettir, henüz konuşup görüşmemişlerdir. “Terbiyesizliğin Sefaleti”nde de, konu edilen son “mektup”taki şahsileştirilen bölümlerdir. Tabii ki, terbiyesizlik bizden gelmişse, okuyucu bizi cezadan muaf tutmaz. Köxüz’ün son “mektup”u sunması ile yaptığı katkıya, biz de son birkaç mektubu aşağıya alarak ek-katkımızı yapalım. Zaten cevabımızda da “İnceleme yapmak isteyen araştırmacı-okuyucu için [mektuplar] ayrıca sunulacaktır” demiştik. Saygılarımızla. Yeniyol Merhaba Sayın Ali Kemal Özcan, Kusura bakmayın. Üç gündür arkadaşım ağır hasta onunla meşgulüm. Ve evde değilim hiç bir dosyam da yanımda değil. Dolayısıyla mektubunuzu su an okumam da mümkün değil. Simdi başka yerden internete girdim. Benim arkadaşım başka şehirde yasıyor. Gerçi çok garip bir durum da oluştu. Sanki siz görüşmek istiyorsunuz da ben sallıyormuşum gibi. Emin olun öyle değil. Ancak ben su sıra Koxuz sitesi ve dergisiyle aşırı meşgul olduğumdan, ki bu iki girişimin bence büyük önceliği var, sizi daha önce arayamadım. Hep ha bu gün ha yarin dergi çıkar ondan sonra okur yoğunlaşırım diyordum ama böyle böyle neredeyse bir aydan fazla zaman geçti. Hep bir takım aksilikler çıktı onların çözümü için uğraşmak gerekti. Bu nedenle elde olmayan bu durumlardan doğan böyle bir görünümün yanıltıcı olabileceğini göz önüne almanızı dilerim Bu kısa açıklamadan sonra en azından maille bir diyalogun kapısını açmayı deneyeyim. Bu arada bir okuyucunun uyarısı üzerine bir sure önce sizin adinizi Sarp Kurayların sitesi olan Yeni Yol sitesinde gördüm. Doğrusu hayal kırıklığına uğradım. İki yönden. Birincisi, Sarp Kuray'ın bildiğim kadarıyla devrimci demokrasiyle pek bir ilgisi bulunmamaktadır. (Politika dişi oldukça sorunlu ilişkileri de ayrıca başka bir konu.) O devlet partisinin çıkarlarının nasıl daha iyi korunacağıyla ilgilidir ve o bağlamda Kurt sorunu ile ilgilenmektedir. Yalçın Küçük’ün başka bir versiyonu gibi görülebilir. Biz ise onların korumak ve yaşatmak istediğini ortadan kaldırma hedefindeyiz. Bu, Orta Doğu İçin Demokrasi Manifestosu'nda son derece açık olarak ifade edilmiş bulunmaktadır. Elbette, politikada taktik olarak, en güvenilmez ve hatta karşı olan güçlerle bile zaman zaman is birlikleri olabilir. Ama bu teorik ve politik çizginin her hangi bir muğlaklaşmasına yol açmamalıdır. Yazı ve fikir ise, mahiyeti gereği teori ve politikayla ilgili olduğundan, hiç bir şekilde iş birliği yapılamayacak alanlardır. Ayrıca bu (Ortadoğu Demokrasi manifestosu), bizim, tabiri caiz ise, asgari programımızdır. Biz ki bu programı bile, dünya ölçüsünde düşünüldüğünde, gerici hatta ırkçı bir program olarak görmekteyiz. Bu program sadece kendisine karşı mücadele edilebilmek için bir manivela anlamına sahiptir. Ama elbette koxuz yazarlarından sosyalist programı ve hedefleri benimsemesini beklemiyoruz, ama bunun için devrimci demokrasi asgari bir koşuldur. Yani ulusun tanımından her turlu din, dil, etni, soy, tarih göndermesinin ortadan kaldırılması. Pahalı, baskıcı, bürokratik, militer devlet cihazının tasfiyesi ve tüm iktidarın her düzeyde tümüyle özgürce seçilmiş organlara geçmesi olarak özetlenebilir bu. Yani biz Türk devletini ve ulusunu ortadan kaldırmayı asgari bir program olarak görüyoruz ve ancak politik olarak Türklüğün ve Türk devletinin olmadığı yerde Kürtlüğün veya başka benzeri bir göndermenin de politik anlamına gerek olmayacağını düşünüyoruz. Bunu çok açık olarak her noktada belirtiyoruz. Durum buyken Koxuz'e yazan bir yazarın ayni zamanda tam zıddı bir programı savunan bir çizginin sayfasında yer alması düşündürücü ve rahatsız edici. İkincisi Koxuz sitesinde yayınlanan yazılarınız daha önce orada da yayınlanmış. Bunu önceden söyleyebilirdiniz. Doğrusu zor bir durumda kaldık. Bence Koxuz'e mi Yeni Yol'a mi yazacağınız konusunda bir karar vermeniz gerekiyor kanımca. Elbette Yeni Yol devrimci demokratik bir programı savunan bir çizgide olsaydı iki farklı yerde yazmanız bizim için bir sorun oluşturmazdı, ama simdi birbirine böylesine zıt hedefleri olan ve zıt konumdaki toplumsal güçler için mücadele eden iki sitede ayni anda yazmak elbette bir problem oluşturmaktadır. Bu konuyu burada kapatıp is birliği olanakları üzerine bir başlangıç yapayım. Gerçi Öcalan’a mektubunuzu henüz okuyamadım ama Koxuz sitesinde yer alan iki yazınızı okudum. Elbet bir çok yargı bakımından yaklaşık ve yakın olan yanlar bulunmakta ama ayni ölçüde çok uzak konumlanışlar da bulunmaktadır. Örneğin teorik ve programatik temellerimiz tamamen farklı. Ben en azından bir Marksistim. Sizin yazılarınızdan edindiğim izlenim ise bir marksist olmadığınız. Örneğin "Biz" zamirini kullanışınız, hiç bir zaman bir marksistin kullanmayacağı çok rahatsız edici anlamlar içeriyor. Ama muhtemelen siz de Marksist olduğunuzu düşünüyor olabilirsiniz. O zaman ben de size, Özellikle Beşikçi Eleştirisi kitabini okumanızı önereceğim. Siz Öcalan’a mektubunuzu acele okumamı öneriyorsunuz. İlk fırsatta yapacağım daha da önce belirttiğim gibi. Müsaade ederseniz ben de size, Ortadoğu İçin Demokrasi manifestosu adli metni önereceğim. Bu program hakkında ne düşünüyorsunuz? Program konusunda ne ölçüde anlaşıldığı, elbette taktik ve örgütsel sorunlardan önce gelir. Koxuz sayfalarında çıkan yazılarınız daha ziyade taktik ve örgüt konularında yoğunlaşıyor ve programatik ve stratejik konularda belirsizlik var. Hatta bu belirsizlik, Yeni Yol ile yakınlıklar göz önüne getirildiğinde daha da dikkati çekici oluyor. Böyle bir program, ki biz onu ayni zamanda dünyanın problemleri söz konusu olduğunda gerici bir program olarak da görüyoruz, hakkında düşüncelerinizi de ben de bilmek isterim. İsterseniz şöyle yapalım. Ben Sizin Öcalan’a mektubunuzu okurken eğer zamanınız varsa siz de Beşikçi eleştirisi ve Ortadoğu Demokrasi manifestosu'nu okuyun. Böylece düşündüklerimiz hakkında daha doğrudan bilgi sahibi olabiliriz; daha verimli bir diyalog sürdürülebilir ve işbirliği olanakları hakkında daha net görüşler oluşabilir. Elbette sizinle tanışmak ve görüşmek isterim. Ne var ki, ben oralara gelemiyorum. Eğer yolunuz bu tarafa düşerse veya imkanınız varsa Hamburg'a beklerim. Misafirim olursunuz. Selam ve Saygilarimla Demir Kucukaydin Sayın Küçükaydın, Siz Öcalan’a mektubumu okurken, ben de size hem bu okumayı daha verimli kılacak, hem de bir sonraki diyalog adımımızı daha a-muğlak ve dolayısıyla daha anlamlı kılacak bazı cevapları/bilgilendirmeleri sunayım. Çünkü ben Beşikçi Eleştirisi ve Ortadoğu Demokrasi Manifestosu'nu okudum. Öncelikle yazamamanızın ve şu ana kadar ‘Mektup’u okuyamamanızın nazik açıklaması için içten teşekkür ediyorum, inandırıcı buluyorum. Arkadaşınıza da çok geçmiş olsun, en kısa zamanda sağlığına kavuşmasını diliyorum. ‘Görünümün yanıltıcı’ olması inandırıcılığınıza benim tarafımdan gölge edemiyor. Tekrar teşekkür ediyorum. Ancak inandırıcı, hak verici aksiliklerle şu ana kadar okumamanız, üzülmeme de engel olamıyor. Çünkü Mektup’un beklentisi – niyeti olmasa da – bir-iki yanıyla bir ‘manifesto’ olarak algılanmaktır. Sarp Kuray ve Yeniyol’da biraraya gelen ‘çizgi’ ile farklı taraflarınızı bildiğimi sanıyorum. Köxüz ve Yeniyol sitelerindeki yazılarımın yayınlanmasına bunları bilerek onay verdim. Çünkü kanaatim; her dergi, site veya benzeri yayın organının bazı ‘mutlak’ veya ‘asgari’ görüş ve programlarda biraraya gelen insanların arenası veya ‘organizasyon’u (pre-organizasyon ‘oluşum’) olarak düşünülmesini doğru bulmuyorum. Daha önemlisi, bu konuda sizinle farklı düşünmediğimizi sanıyordum. Ö. Gündem gazetesine gönderilen ‘Köxüz’ü ‘tanıtım amaçlı yazı’daki yaklaşımın, ‘KöXüz[ün] yeni bir uygarlık arayışının ifadesi’ olduğunu söyleyen bir ‘tanıtım’daki ‘geniş zemin’ tanımlamasının ve gene sizin ‘Neden Abdullah Öcalan da Yazarımızdır?’daki perspektifinizin dışına düşmediğimi sanıyorum. Yani; ‘yazı ve fikir alanında’ bir işbirliğinin sonucu olarak yazılarım Yeniyol’da yayınlanmıyor. Türkiye’de birçok çevrenin ilişkilenerek acilen Amerikan planlarına kan-revanla itilen ‘ortak vatanımız’ı göstere-göstere bir böl-yönetin en ‘zayıf’ hedefi yapmanın önüne geçme gereğinin ‘can-havli’ arayışıyla yazılarım yayınlanıyor orada. Böyle bir işbirliğini arıyorum: ve ilk etrafa bakışta da Öcalan’ın Demokratik bir cumhuriyet çözümünü kamuya açık savunanlar gözüme, gönlüme geliyor. Aslında sizin de bu ‘zemin’de bu çevre ile biraz dolaysız ilişkilenmenizin yararlı, katıcı olacağını düşünmekteyim. Bunu Pınar ve Deniz arkadaşlara da söyledim. (‘Politika dışı oldukça sorunlu ilişkileri’ ile ilgili de, 68’liler Vakfı kongresinde yaptığı bir konuşma/savunma ile ikna oldum. Belki biraz saf bulursunuz beni ama, ikna oldum, hak verdim. Bir vesile ile, direkt bir ilişkilenme ile – bunun için yeterden çok gerekçe var kanısındayım – bir dolaysız ‘savunma’ almanızı, sizin nezaketinize ve entelektüel-ve-ruhsal derinliğinize yakışır bulurum.) Bu açıdan, ‘Bence Köxüz'e mi Yeni Yol'a mı yazacağınız konusunda bir karar vermeniz gerekiyor’ demenizle ne kadar zorda kaldığımı anlatabileceğimi sanmıyorum. Diğer yandan, Sarp Kuray’ ı ‘şahsen’ sizi tanıdığım kadar tanıyorum dersem abartılı olmaz. Tanımam gıyaben ve yazdıklarıyladır. Sizinle olan tanışıklığımızdan bir pratik farkı, birkaç kez görüşmemdir. Görüşmemin vesilesi de Öcalan’ın, son avukat görüşmelerinin birinde ‘Sarp’ın tam zamanıdır’ dediği sıralarda, ilgilendiğim DTH çabaları oldu. Aranızda hayli farklar var tabii ki. Programatik ve entelektüel farklılıklarınızı görebildiğimi düşünüyorum. Benim de, hem sizinle hem Sarp Kuray’ la bu anlamda farklılıklarım var. Ama bu farkların ‘bildigim kadarıyla devrimci demokrasiyle pek bir ilgisi bulunmamaktadır. ... O devlet partisinin çıkarlarının nasıl daha iyi korunacagıyla ilgilidir ve o bağlamda Kürt sorunu ile ilgilenmektedir.’ demeye götürecek kadar olmadığını düşünmekteyim. Bunu abartılı buluyor, ve ‘dolaylı bilgilenme’ye dayalı (siz de ‘bildiğim kadarıyla’ diyorsunuz)‘eski-sol’ tepkilenmelere benzeyen böyle ‘keskin tespit’ cümleleri ile sizin kendinize, ‘ezberleri bozma’ya girişen cesur, inançlı, entelektüel ve manifestocu derinliğinize haksızlık yaptığınızı düşünüyorum. Yen Yol’un sizinle ‘tam zıddı bir programı savunan bir çizgi’ olduğunu sanmıyorum. Hatta bir programlarının olduğunu bilmiyorum. Sizi ve onları okumalarımdan bildiğim kadarıyla, Öcalan’ın Demokratik Cumhuriyet kavrayışına ve İmralı savunmalarındaki ‘çözüm’ manifestolarına yaklaşım ‘zemin’indeki yakınlıklarınızın, ayrıca Türkiye sosyalist hareketinde sosyalizmin değerleri açısından yüz kızartıcı düzeyde by-pass edilen Dr. Kıvılcımlı’ ya ilgi ve saygı etrafında daha ciddiye alınması gereken benzerliklerinizin olduğunu müşahede etmekteyim. Acilen, dayatılmakta olan kan ve şiddet ‘çözüm’ünün önüne geçilmesi gerektiği konusunda ortak bir kaygı ve acının insanları olduğumuzu sanmaktayım. Size ve onlara, benzer başka çevrelere daha ‘geniş bir zemin’de sempatimin altında bu kaygı ve acı vardır. Bir sosyalistin, bir Marksist olmak isteyen birinin, bu her gün gencecik insanların kendileri için değil kendilerini iliklerine kadar sömürenler için ölmesi, öldürmesinin acısını ruhunun atom-altı parçacıklarında hissetmesi gerektiğini düşünmekteyim. Bu acı, sizlerin de, bazı uzaktan söylenenleri/duyulanları peşin olgularmış gibi algılayarak uzlaşmaz ayrılıklar örmelerin önüne geçmeye götürmesini ummaktayım. • ‘Türk devletini ve ulusunu ortadan kaldırma’ gibi bir hedefi ‘asgari bir program olarak’ görmenizi nasıl anlamalıyım, bilemiyorum. • ‘Pahalı, baskıcı bürokratik, militer devlet cihazının tasfiyesi ve tüm iktidarın her düzeyde tümüyle özgürce seçilmiş organlara geçmesi’ işinin nasıl bir ‘devrimci demokrasi’nin ‘asgari bir koşul’una kiminle sığdıracağınızı anlayamadım. Ya da yanlış mı anlıyorum? Örneğin bu hedeflerin gerçekleşmesi ‘devrimci şiddet’, ‘devrimci zor’ veya ‘halk savaşı’ gibi stratejilerle mi ‘asgari program’a alıyorsunuz? Veya böyle bir ‘ortadan kaldırma’, ‘tüm tasfiye’ şiddet/zor dışı bir yol-yöntem ile düşünülüyorsa, kimlerle, hangi güçlerle mevcut ‘cihaz’ı teslim alacaksınız? En hayatisi; bütün bu işleri, bu ulvi amaçları gerçekleştirecek insanı nereden/nasıl ‘üret’’eceğiz? Gene örneğin, ortadan kaldıracağımız Türk devletinin yerine ikimizin fiilen-direkt kurup yöneteceği bir ‘devlet’in bu mevcut devletten daha iyi olacağına inanabilirim. Peki ama, kendinizin liderleşince ‘en iyi anladığını düşündüğü[nüz] arkadaşların[ızın] elinde ve dilinde nasıl değişip hiç tanınmayacak hale geldiğini ’ gayet iyi hatırlayan biri olarak, mevcut Türkiye solculuğu içinde ayıklayacağınız insanlarla bu devletin yerine geçireceğiniz devletin bu devletten daha iyi olacağına beni inandırmak için bilimsel olgularla/rakamlarla destekleyeceğiniz verileriniz var mı? Mesela ben bu konuda, İmralı savunmalarında derinleştirdiği ve ‘devrimler dönemi bitti, evrimler dönemi başladı; sınıflar ve sınırlar adına savaş dönemi kapandı; bir devleti yıkıp yerine başka bir devlet kurarak sosyalizm ve demokrasi getirme hikâye’ tespitleri etrafında sosyalist teoriye ciddi açılımlar yapan, çözümde de insanda felsefeleşme, siyasette aşıklaşma, örgütte konfederalleşme öneren Öcalan’ı daha bilimsel, daha sosyalist, daha Marksist buluyorum. Öcalan’a, ‘Sizin ne yaptığınızı ve yapmaya çalıştığınızı anlayabilen, onun tarihsel gidiş içindeki yerini ve anlamını görebilen ve takdir edebilen ... pek az kişiden biri olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim’ (Birinci Mektup) demenize sempatiyle bakan, bunu uygun yerlerde savunan, hak veren biri olarak; Öcalan’ın yukarda aktardığım yüzlerce sayfayı bulan Marksizm’in en derli-toplu, ön-açıcı eleştirilerinden ne tür sonuçlara ulaştığınızı – ağır kavrayışımı bağışlayın, bunu bir çocuk merakıyla söylüyorum – heyecanla merak eder oldum. Bu arada, evet, sizin kavramı kullandığınız anlamda ben ‘de Marksist oldugu[mu] düşünüyor’um. Yani sosyalizme inanç, bilimsel sosyalizmin insanoğlunun insanlığın geleceği için şu ana kadar ulaşabildiği, henüz aşılamamış bir tek felsefik, sosyolojik, programatik çözüm olduğuna inanıyorum. Bu inancımdan 1970’lerin ortalarında tanıştığımdan bu yana hiç kuşku duymadım. Sosyalizm/komünizm adına başa gelen tüm teorik ve pratik musibetler kuşku olarak değil ama daha tetikleyici bir faktör olarak ruh ve bilinç halime, inancıma yansıdı. Dolayısıyla hala her gidişimde, Marx’ın Highgate’teki o ‘mezarlar arasındaki bir mezar’ı başındaki o büyük ‘baş’a (büste) yaklaştıkça heyecanlanırım. Ve bu inanç, bugüne geldiğimizde Marx’ın her dediğinin derin dondurucuya alınmış gibi hala ‘taze’liğini koruduğu şeklindeki bir anti-Marksizm’e karşı durmayı da içeriyor. Örneğin Marx’ın 1848 devrimlerinin ajitatif dalgasının etkisiyle işçi sınıfının başına ‘bela’ ettiği ‘proletarya diktatörlüğü’ ile toplumları sınıfsızlığa, sömürüsüzlüğe, devletsizliğe götüreceği şeklindeki ‘misyon’lamasını, günümüz sosyolojisinin henüz aşmaktan uzak olduğu üretim güçleri–üretim ilişkileri çelişkiselliği ve alt-yapı–üst-yapı diyalektik bütünselliği içinde toplumsal dönüşüm/gelişimi kavrayış sistematiğiyle bizzat kendisinin ne kadar çeliştiğini söylemek de benim Marxist’liğimin gerekleri içindedir. Bu anlamda, sizin ‘yazılarınızdan edindiğim izlenim ise bir marksist olmadığınız.Örnegin "Biz" zamirini kullanışınız, hiç bir zaman bir marksistin kullanmayacağı çok rahatsız edici anlamlar içeriyor.’ demenizin, yazılarımın neresindeki ‘biz’lere atıf olduğunu bilemiyorum. Kanaatim, muhtemelen bir yanlış anlama veya yanlış anlatmadan kaynaklandığı etrafındadır. Tabi aynı zamanda, kendime ‘Marksist’ demeyi, bilimsel sosyalizmin sosyolojik kavramsallaştırmalarıyla çelişik bulduğum için, doğru bulmuyorum. Sosyalist insan olma çabası, bir daha ‘reel’leştirilerek hunharca kullanılamayacak bir sosyalizm için yeniden insanlaşma benim ilgi odağım şimdi. Kanımca Marx da bu dünyaya şöyle bir aylığına gelip gitseydi Marksist’im demezdi! Beşikçi eleştirisi ve Ortadoğu İçin Demokrasi manifestosu hakkındaki görüşlerimi de bir sonraki mektuba bırakmayı düşünüyorum. Ancak çok kısaca şunları burada söyleyeyim. İkisini de büyük oranda, ana hatlarıyla olumlu buluyor, özellikle ruhsal boyutuna ciddi değer biçilmesi gerektiğini düşünüyorum. Teorik olarak da ciddi emek verilerek ortaya çıkarılmış bir denemedir. Ancak – entelektüel birikiminize özel ilgi ve saygımla birlikte – milliyetçilik konusundaki ulusal olanla politik olan ayrımında bir kavramsal yanlışlık olduğunu düşünüyorum. Aslında iyi bir ‘yer’e yüklenmek istediğinizi sanıyorum. Fakat ulus ve ulusçuluktaki (nation & nationalism) birkaç yüzyıllık ‘büyük yalan’a yönelirken, tam da katıksız politik olan ‘Ulasal’ kavramını ‘politik’in karşısına koymakla bütün teorizasyonunuzu adeta baş aşağı ediyorsunuz diye düşünüyorum. ‘Ulus’a ve ‘ulusçuluk’a bu kadar güzel ve yerinde cephe açmışken, ‘ulusal olan’ diye neyi ‘politik olan’ın karşısına koyuyorsunuz? Ulus (nation) denen pratik ‘şey’, etnisite ile, etnik köken ile, dil-kültür ile alakası olmadan (ama yerine göre posasını çıkaracak kadar kullanan) – deyim yerinde ise, bu coğrafik/antropolojik toplulukların sosyo-kültürel değerlerini iplemeden – coğrafik burjuvazilerin pazar paylaşımında kurduğu, kurabildiği devletlerinin sınırları içine koyabildiği/tutabildiği nüfustur. Ulusal (national) olan da, bu bura-senin–bura-benim paylaşımında burjuvazilerin gözü kara, doymaz, obur çıkarları ile ilgili olandır. Bu çerçevede milliyetçiliklerin çeşitlerinin olmadığını, hepsinin burjuvazinin kapitalizminin ‘dini-imanı’ olduğunu, bir ‘ezilen ulus Marxisti’ olarak ‘ezilen ulus milliyetçiliği’ diye ‘ilerici/demokratik’ bir milliyetçiliğin olmadığını, bunun aslolarak Lenin ve Bolşevik’lerin yanılgısı üzerine oturtulmuş son 80-90 yılın en kötü yalanı olduğunu düşünüyorum. Ulus, ulusal. Yani ulus-sal. Yani ulus ile ilgili. Ulusal çıkar, ulusal pazar, ulusal devlet, ulusal vesaire.. Bu da argo deyimle sapına kadar politiktir. Yani yöneten-yönetilen ilişkilerini, üreten–yöneten ilişkilerini, üretim-paylaşım ilişkilerini ilgilendirir. ‘Politik’, ‘politika’ kavramlarını bu sosyal süreçlerle ilgili insan-sınıf ilişki ve çelişkilerinin, yöneten-yönetilen ilişkilerini, mücadelelerini, bu ilişki ve mücadele sorunlarından kaynaklanan toplumsal değer paylaşımlarının ifadesi için kullanıyoruz. Ama manifestonuzu okurken, hep acaba burada ‘ulusal olan’dan kastınızın dilsel-kültürel olan, etnik-kimliksel olan mı olduğuna inanmak istedim. Muhtemelen de doğruyum. (Milliyetçilik, doktora tezimin [birinci bölüm] temel teorik literatür taramasının çekirdek argümanıdır. Bu yaza yayınlayacak olan yayınevi [Routledge] editörünün ‘yazarın çalışmasının bazı bölümleri akademik bilimselliğin sınırlarına dayanıyor’ [some of the author’s work here appears to be on the cutting edge of scholarship] dediği de öz olarak bu bölümdür. Bu bölümü çevrilmesi üzere Deniz arkadaşa [istemişti] gönderdim. Ama şimdilik öyle sanıyorum ki, yazılarımın Yeni Yol’da yayınlanmasının öğrenilmesiyle ‘pause’a alındı.. Ne dersiniz, yanılıyor muyum?!) Beşikçinin milliyetçiliği ve sosyolojisini de tamamen bir sonraki mektuba bırakayım diyeceğim ama, ona da şunu diyerek bitireyim: Beşikçiye saygılıyım: haksıza karşı duruştaki tavrı ve bunun için ödediği bedeller göz ardı edilemez elbet. Zaten – sizin de vurgu yaptığınız gibi – bu durum onun vahim yanlışlarının eleştirisi önünde ‘ahlaki’ bir engel olmuştur. Ama Beşikçi milliyetçidir, Beşikçi tersinden Kemalist’tir, Beşikçi Kürtlerin Ziya Gökalp’ı olmak istemiştir. Beşikçi ortalama bir sosyologun ilgi duyup tartışacağı temel sosyal dinamiklerin ilişki-çelişkilerini tartışmaya girişmemiş biri kadar sosyoloji disiplini ile ilgilidir. İyi bir iş, gecikmiş bir iş yaptığınızı düşünüyorum. Kutluyorum sizi. Alevilik meselesine de müsaadenizle girmeyeyim. Zaten pek iddialı olabileceğim bir alan değil. Alevi bir aileden geldiğim doğrudur. Ama kendimi ne alevi ne de Müslüman hissediyorum. İnsan olma hissimi tam yaşayabilmek için yaşama yükleniyorum, o kadar. Nazik davetiniz için çok teşekkür ediyorum. Yolum düşerse Hamburg’a elbette heyecanla ve zevkle misafiriniz olurum. Ama mesele yolu düşürmektir derim! Saygılarımla Ali Kemal Özcan 23 Haziran 2005 Merhaba Sayın Ali Kemal Özcan, Ben de simdi size oturup yazacaktım. Birikmiş cevapla da sıra ancak size geldi. Derginin ikinci sayısını erken çıkarmaya karar verdi arkadaşlar, bütün pratik isler benim sırtımda. O nedenle korkunç yük altındayım. Elbette sizin mektubunuzda olumsuz bir şey bulunmuyor cevap yazmamayı gerektirecek. Sizin mektubunuzu okudum. Aslında on tane yazı yazacak kadar uzun bir cevap yazmam gerekiyor ama bu mümkün değil. Size yazsam dergi çıkmayacak. Bu nedenle tercih yapmak zorundayım. Umarım beni anlayışla karsılarsınız. (…) Bu durumda ne yapabiliriz? Gerçekten size uzun uzun yazmam mümkün değil su an. Yoksa dergi çıkmaz. (Ayrıca bir yığın bürokratik ve hastalık islerim de var.) Sizin de yazdıklarınıza ilişkin söyleyecek çok şeyim var. Siz ne önerirsiniz? Cevabinizi bekliyorum. Selam ve saygılar 11 Temmuz 205 Sayın Küçükaydın, Ülkeden dondum, iki hafta daha İngiltere’de olacağım, haberleşmeyi, hatta mümkün olursa, görüşmeyi umarım. Yani sözümden donmuş değilim! Ancak Türkiye’den sizin iki adresinize postaladığım yazımla ilgili ne bir not (mesela, sitemizde yayınlanmaya uygun değildir diye) aldım ne de yayınlandı. 'Öcalan Nedir?' yazısı.. Sonraki yazılarımı göndermekte tereddüt ettim doğrusu. Ne dersiniz, yazılar gelmedi mi, yoksa yayınlamamayı mi uygun gördünüz? Ben her ihtimale karsi 'Öcalan Nedir?' ve 'Gemlik Yürüyüşü ve...' yazılarını ek dosyada sunuyorum. 'Türkiye Ulusuna' yazısını bilahare gönderebilirim. Her konuda ayni düşünmüyoruz elbet, ama çok konuda da yakın düşündüğümüzü düşünüyorum. Yani ortak taraflarımızın (özellikle Öcalan’a yaklaşım konusunda, ki bunu çok önemsiyorum), böyle giderek hassaslaşan gelişmeler göz önüne alındığında çok daha önemli, çok daha değerli olduğunu düşünüyorum. Ayrıca, mektubum hala cevabini bekliyor. Kanaatimce mektubumda -- Marksist olmadığımızı çok erkenden söylemenize rağmen -- ciddiyette, saygıda, terbiyede bir kusur etmedim. Yazılarımın okunması da pek kötü görünmüyor. Unutmadan sunu da söyleyeyim. Gemlik yazımı forumunuza göndereni tanımıyorum, nereden yazdığını da bilmiyorum. Haberinizi bekliyorum. Saygılarımla Ali Kemal Özcan 9 Eylül 2005 Merhaba Sayın Ali Kemal Özcan, Aslında bu mektubu size daha önce yazmam gerekiyordu. Ancak gerek sağlık sorunları, gerek son politik gelişmeler nedeniyle, "ha bu gün", "ha yarin" derken gecikti ve simdi sizden gelen mektupla ertelenemez bir hal aldı. Bildiğiniz gibi Koxuz'u onun dayandığı programı (Ortadoğu İçin Demokrasi Manifestosu) benimsemiş ve bunu gerçekleştirmek isteyen insanlar çıkarmakta ve son duruşmada bu insanların onayı ile yapılanlar yapılmakta veya yapılmamaktadır. Bu grupta sizin durumunuz iki nedenle gündeme geldi. Birincisi Pınar Selek ve Ülkede Özgür Gündem’le ilgili yazınız ("Doktooor") nedeniyle. O zaman bu gibi tartışmaların Koxuz sayfalarında yapılmaması ve yazınızın yayınlanmaması eğilimi belirdi ve yazınızı yayınlamadık. Ancak o sıra ben başka yerde olduğumdan bunu size kimse bildiremedi. Daha sonra "Kamuoyuna Açıklama”nız vesile olarak, sizin yazarlığınız konusu tekrar gündeme geldi. Ve sizin yazarlığınızın Koxuz'le bağdaşmayacağı görüşü genel kabul gördü. Bunu gerekçeleriyle iletmek de benim görevimdi ama dediğim gibi sağlık ve politik gelişmeler nedeniyle daha önce bildiremedim. Simdi bildiriyorum Gerekçelere gelince. Birincisi sizin amaçlarınızla Koxuz'un amaçları kesinlikle uyuşmuyor ve karşı kutuplarda duruyor. Her ikisinin de Öcalan’a yüklediği önem benziyor ama bu sadece yanıltıcı bir benzeşmedir. Sizin Öcalan konusundaki tavrınızın kaynağında "Türkiye’nin bölünmesini" engelleme, bu bölünmeyi engelleyebilecek bir güç olarak Öcalan yatıyor. Bizim için ise "Türkiye’nin bölünmesi" veya bölünmemesi diye bir sorun yok. Biz bir tek köyün bile bölünebileceği, hiç bir bürokratik ve askercil yani bulunmayan, iktidarın gerçekten halkın elinde bulunduğu bir Demokratik Cumhuriyet'i hedefliyoruz. Yani tabiri caiz ise, "Türkiye”yi yüzlerce parçaya bölünebilir yapmaya çalışıyoruz. (Daha net anlaşılması için böyle ifadeler kullanıyorum, çünkü biz sorunları bölünüp bölünmeme paradigması içinde ele almıyoruz.) Keza bir ulusun tanımından Dil, din, etni, soy, tarih gibi şeyleri dışlayarak Türkiye’yi bırakın "bölünme"yi bir yana "yıkma" ya, "yok etme" ye çalışıyoruz. Yani biz Türkiye adının Türkiye olmasının bile karsısındayız. Bu fark aşağıdaki satırlarınızda çok açık görülebilir. Bizim temel amacımızı ifade eden programda ise böyle bir tek söz göremezsiniz. "Bu anlamda Öcalan, Türkiye’nin bölünmesinin de bütünleşerek sıçramasının da tek stratejik ve pratik gücü olarak herkesin önünde duruyor. Türkiye’nin bölünmesini gerçekten istemeyenler! Dikkat, dikkat, dikkat.." (Aslında sizin yazarlığınız, sizi tanımadan Pınar hanimin sizi çok övmesiyle gerçekleşmişti. Biz kendi ölçülerimiz açısından bir değerlendirmede bulunmamıştık. Bunu yapmamakla hatalı olduğumuzu ve daha bastan sizin görüşlerinizi inceledikten sonra yazarlık konusunda bir karar vermemiz gerektiğini kabul ediyorum. Bu her iki taraf için de zaman ve enerji tasarrufu sağlardı.) Bir Türk - Kurt savaşına, bir etnik savaşa karşı olmak başkadır; bölünmeye karşı olmak başkadır. Örneğin, su an bir mucize olsa Türkiye’ deki iktidar, Kürdistan' daki insanlar serbest bir oylamayla Türkiye ile birlikte yasayıp yaşamayacaklarına karar versinler dese ve Kürtlerin ezici bir çoğunluğunun ayrılmaktan yana oy kullanacağı bilinse, "Türkiye’nin bölünmesini istemeyenler" buna karşı çıkar ama böyle, barışçıl, demokratik ve özgürce bir ayrılış veya "Türkiye’nin Bölünmesi" bizler için hiç bir sorun oluşturmaz, aksine biz böyle bir bölünmenin kosullarını yaratmaya çalışıyoruz bir bakıma. Bizim için sorun Türkiye’nin hala Türklükle ve o zaman da Kürdistanın Kürtlükle tanımlanması olmaya davam eder. O zaman biz ayni maddeden yapılmış iki devlete karşı mücadeleye devam ederiz. Siz Türkiye’nin bölünmesini istemiyorsunuz. Siz de Genel Kurmay veya Kızıl Elmacılarla ayni amaçları paylaşıyorsunuz. Onlarla bunun için öngördüğünüz yollar farklıdır. Onlar Kürtlerin imha ve inkarı temelinde bunu yapmak isterken, siz bunun Öcalan’ın yardımıyla, kendini Türklük ve Kürtlükle tanımlamış bir devlet hedeflenerek engellenebileceğini düşünüyorsunuz. Siz onlarla amaçlarınız ortak bu amaçlar icin ön gördüğünüz yollarınız ayrı. İşin ilginci Öcalan’a karşı olan Türk Solu da Öcalan’ın tam da sizin dediğiniz ve arzuladığınız gibi bir politikanın aracı olduğunu söylediği için, PKK ve Öcalan’ın politikasını ve hareketini desteklemiyor. Biz de bu noktada onları, bu görünüşe aldanmakla eleştiriyoruz. Kürt hareketinin devrimci ve demokratik karakteri olduğunu söylüyoruz. Ve siz aslında bu noktada da, Öcalan hakkında, bizlerin mücadele ettiği anlayışı savunuyorsunuz. Elbette Öcalan, çaresiz ve ezilen bir ulusun temsilcisi ve akıllı bir politikacısı olarak, karşı güçler arasındaki en küçük bir çatlaktan yararlanmak, karşı güçleri tereddütte bırakmak, on yargılarını yıkmak vs, gibi amaçlarla sizlerin kendi politika ve davranışlarınıza kanıt gibi gösterdiği sözleri etmektedir. Biz bunu anlıyoruz ama bunların onun politika ve amaçlarının özünü oluşturmadığını düşünüyoruz. Ayrıca biz Marksistiz ve Öcalan’la ayni hedef ve ideolojiyi paylaşmıyoruz. Öcalan sosyalizme kapalı olmamakla birlikte esas olarak bir devrimci demokrattır. Onun böyle bir politika ve taktikler izlemesi bizler açısından anlaşılabilirdir ama bu bizlerin öyle davranacağı anlamına gelmez. Bizim yolumuz ayrıdır. Sanırım bu yazdıklarım yeterince açık olarak sizin Koxuz yazarları arasında yer alamayacağınız konusuna bir açıklık getirmektedir. Ama ek olarak iki konuyu daha belirteyim. Siz Sarp Kuray' ların sayfasında zaten burada yayınladığınız yazıları yayınlıyorsunuz. Sarp Kurayların amacı da tam da sizin amaçlarınızdır. Yani aslında yerinizi bulmuş durumdasınız ve yazılarınızı orada yayınlamanız uygundur. Ama orada yazan yazarların da bizim sayfamızda yeri yoktur. Bu konuyu daha önce de belirtmiştim. Ama anlamak istememiş ve bizleri bir araya getirmekten falan söz etmiştiniz. Dediğim gibi farklı ve zıt amaçlarımız var politik olarak. Diğer sorunları (ideolojik, devrimci geleneklerle bağdaşmayan) bir yana bıraksak bile böyle bu. Ama politikada birbirine en zıt konum ve çıkardaki güç ve kişiler arasında, zaman zaman geçici ortak amaçlar nedeniyle iş ve güç birlikleri yapılabilir elbette. Buna kapıyı kapamamak gerekir. Ama bunun yapılabilmesi için de ayrılığın çok açık ve net olarak bilincinde olmak gerekir. Dolayısıyla ideolojik ve politik farklılığın netçe koyulması. Sizin bizlerin sayfasında da yazıyor olmanız bizler açısından bu netliği yok etmektedir. Son bir nokta. Bu tamamen sizinle ilgili. Belki söylememem gerekir ama başkalarının söylemeyebileceğini düşünerek yine de bekitmemin daha doğru olacağını düşünüyorum. Kendinize çok hayransınız ve çok itici bir üslubunuz var. Bu sadece benim değil hemen herkesin gözlemi. Kanımca daha az iddialı, daha mütevazı, kendinizi one çıkarmayan, hep haklılığınızı vurgulamayan bir üslupla yazmanız sizin kendi amaçlarınız açısından size daha çok yardımcı olabilir. Eskiler ne derler? "Üslubu beyan aynıyla insan". Frenkceden tercümesiyle: "Üslup insanin kendisidir." Elbette görüşleriniz ve amaçlarınız değişirse, (ve dediğim gibi başka bir üslupla yazarsanız) sizi yazarlar arasında görmekten mutlu oluruz. Ama zaten o Ali Kemal'in bu Ali Kemal ile politik, teorik ve ruhsal bir benzerliği olmayacaktır ayni bedende olmalarına rağmen. Yazarlar arasından adinizi çıkaracağım. Elbette bu karara karşı görüşlerinizi veya başka yazılarınızı Forum veya Yorumlara her site ziyaretçisi veya üyesi gibi yazabilirsiniz. Ama yazar olarak Koxuz sayfalarında yazmanızın uygun olmadığını düşünüyoruz. Şimdiye kadar bunu bildiremediğim için tekrar özür dilerim. Selam ve saygılarımla demir Kucukaydin 10 Eylül 2005 |