left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Çarşamba, 22 Kasım 2017
 
 
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
DEVRİMBAZLIK MI, DEVRİMCİLİK Mİ? Yazdır E-posta
Yazar TURGUT KOÇAK (TSİP GENEL BAŞKANI)   
Pazar, 22 Mayıs 2016

 

Türkiye'de çok önemli şeyler oluyor. Bir tarafta devrimcilik adına devrimbazlık yapanlar, diğer yanda ise ilericilerin, devrimcilerin, demokratların ve sosyalistlerin soluğunu kesmek isteyen dinci gerici cephe. Dinci gerici cepheyi oluşturanlar ne yaptıklarını çok iyi biliyorlar da iş devrimbazlara gelince ne; ne yaptıklarının ayırdındalar ne de yarın ne olacağı umurlarında. Türkiye sol ve sosyalist hareketi öncelikle etnik köken üzerinden örgütlenmelere hayırhak bakarak en büyük hatayı yapmışlardır. Olmadı, her fırsatta devrimciliğin etnik köken üzerinden örgütlenip politika yapanları desteklemek olduğu dile getirilerek, içi boş bir ezen-ezilen edebiyatı ile bu anlayış devrimciliğin turnusolu gibi gösterildi. Öyle ki, birçok yapı için artık iş Kürt kimliği ile kurulu partiyi destekliyorsan devrimci, solcu veya sosyalistsin, desteklemiyor eleştiriyorsan eğer faşist ya da Kemalist'sin kısır döngüsünde en ilkel hâl doğruymuş gibi saldırgan bir şekilde savunuldu.


Durum bu olunca da sol ve sosyalist solun önemli bir bölümü hızla kendi ilkelerinden uzaklaştı ve derin bir sağcılık çukurunda debelenmeye başladı. Bu olup bitenler ışığında Kobene'de Amerikan ve öteki emperyalist ülkelerin kanadı altında özgür kantonlar kurulabileceği ve özgürleşilebileceğine dair bilimsel gerçekler bir kenara itilirken dandunculuk yol ve yöntem olarak benimsendi. Bu yönde kimileri (bunların çoğu eski solcu eskisidir) komünlerden söz ederek hayal içinde yüzen safsatalar bile ürettiler. Oysa bölgede ve ülkemizde olup bitenler bambaşkaydı, her ne hikmetse bu bambaşkalığın ne olduğunu anlamak yerine bir kahramanlık söylemi ve palavrası tavan yaptı.

Bu kafa ki, ne 7 Haziran seçimleri sonrasında gelinen noktayı değerlendirebilirdi, ne de 7 Haziran seçimlerinin geçersiz kılınarak 1 Kasım seçimlerine giden yolda sarayın ve AKP iktidarının yaptığı mühendisliği. Saray şiddeti tırmandırdıkça tırmandırdı, PKK ise adeta sarayın politikasına gelberi ederek bugünkü gelinen noktaya en büyük hizmeti etti. HDP ise kimi zaman doğrudan PKK'lıların yanında, kimi zaman da tepkilerin tavan yaptığını görünce de farklı davranarak sözde olup bitenler karşısında kendince bir denge oluşturmaya çalıştı. Ne var ki, dinci ve faşist saray ve AKP'nin ne yapmak istediği doğru değerlendirilemediği gibi işe yarayacak bir politika da eşyanın doğası gereği gerçekleştirilip savunulamadı.

İşte bu nedenledir ki, sarayı AKP'nin %49,5 oranında oy alması bile kesmedi. Sarayın kafasında ya başkanlık olmazsa partili cumhurbaşkanlığı vardı ki, bugün eşiğine geldiğimiz gerçeklik tam da budur. Üstelik AKP artık bu yolda tek başına da değildir. Bahçeli'nin başını çektiği MHP, bugün salt Kürtlere vuruluyor diye dün en ağır şekilde eleştirdiği sarayın yanında utanıp sıkılmadan yer alarak yepyeni bir politik ortama tehlikeli bir şekilde zemin hazırlamış oluyor. Yani diyebiliriz ki, dinci ve şoven taraflar çok da bir emek sarfetmeden dinci gerici cepheyi kolaylıkla gerçekleştirmiş oluyorlar. Bu nedenle bundan sonraki süreç eğer demokrasi güçleri aklını başlarına almazlarsa tıpkı 12 Eylül 1980 faşist darbesinde yaşananlara benzer hatta daha ağırı ile karşılaşmış olacaklar.

Şu dokunulmazlıkların kaldırılması olayı ne hedef seçilmiş olmasına karşın HDP'liler tarafından doğru dürüst anlaşılmıştır ne de HDP'nin kuyruğu haline gelmiş solcu taifesi tarafından. Onların büyük öfkesi her ne hikmetse gerçekleri anlayıp farklı bir politika izlemek olması gerekirken hedef yine anlaşılmaz bir şekilde CHP olup çıkıyor. Oysa tuzak dünkü yazımızda da belirttiğimiz gibi üçlü saçayağını oluşturmuş olan AKP-MHP ve HDP tarafından CHP'ye kurulmuş olmakla birlikte sonuçları açısında bütün demokrasi güçlerine kurulmuş oluyor. Çünkü CHP 20 civarında milletvekilini evet dedirtmemiş olsaydı eğer yapılacak bir referandumda bizler aynı zamanda Recep Tayyip Erdoğan'ın ya partili cumhurbaşkanlığını ya da başkanlığını da oylamış olacaktık ki, işte tehlike tam da burada karışımıza bütün heybetiyle çıkmış oluyor. CHP küçük bir manevra ile şimdilik bu tuzağı boşa çıkarmıştır amma devamının gelmeyeceğini yine de kimse inkâr edemez. Diyelim ki saray Binali Yıldırım'lı AKP ile bir kez daha başkanlık olmazsa partili cumhurbaşkanlığı için yeltenmiş olsa bile bu kez arkasında dokunulmazlıkların kaldırılması gibi bir rüzgarı alamayacağı için amacına da kolay kolay ulaşamayacaktır. CHP'nin dokunulmazlıklarla ilgili politikası bu kadar anlaşılır durumdadır, CHP'ye bu nedenle yüklenip devrimcilik yaptıklarını sananların ise yaptıkları devrimcilik değil, içinde eyyamcılığı ağırlıklı bir şekilde barındıran devrimbazlıktır.

Bu arada CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na karşı arka arkaya gerçekleştirilen iki saldırıyı da dile getirmeden geçmemek gerekir. Çünkü bu saldırılar aynı zamanda da bütün ilericilerin, devrimcilerin sesini kesmeye yönelik bir girişimdir ki, bu saldırıyı gerçekleştirenlere ve arkasındakilere karşı şiddetle ve kararlılıkla karşı durmak gerekir. Türkiye Sosyalist İşçi Partisi ve Devrimci Halk Partisi olarak diyoruz ki, devrimbazlığı bırakın devrimciliğe gelin…

Bu yazıya girecek daha sayısız konu var ama siz okurların sabrını da sınamamak gerekir. Bununla birlikte dokunarak geçmekte de yarar var. Bu arada 19 Mayıs'a karşı birçok çevreden yok Rum Pontus katliamının yıl dönümü vs denilerek karşı çıkıldı. Bu çevreler ne hikmettir ki bir kez daha HDP ve HDP çevresinde kümelenenler ve Troçkistler oldu. Ayrıca AKP'nin 12 Eylül 2010 tarihinde referanduma sunduğu Anayasa'ya "yetmez ama evet" diyerek AKP'nin ve sarayın yolunu açan Oya Baydar ve benzerleri bugün de kalkmışlar dokunulmazlıkların kaldırılması ile ilgili CHP'li 20 kadar milletvekilinin oy vermesini demokrasi karşıtlığı olarak görüyor ve CHP'yi eleştiriyorlar. Ne diyebiliriz ki bunların öngörü konusunda basiretleri bağlanmış. Bu çevrelere açıkça sesleniyoruz; EMPERYALİST GÜÇLERİN BİR HALKI TOPYEKUN ORTADAN KALDIRMA GİRİŞİMİ TARİHTE YAŞANAN BİRÇOK ACI OLAYIN ARKASINA SAKLANILARAK NE ZAMANDAN BERİ SAVUNULUR OLDU? YOKSA EMPERYALİST/KAPİTALİST SİSTEMLE SOSYALİST GÖRÜŞLER YER DEĞİŞTİRDİ DE BİZİM Mİ HABERİMİZ YOK? BUYURUN KONUŞUN?

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: DEVRİMBAZLIK MI, DEVRİMCİLİK Mİ? ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
Makaleler: 2757
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 31405908
Syndicate
 
left
Top! Top!
right