left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Çarşamba, 22 Kasım 2017
 
 
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Sol artık PKK vesayetinden çıkmalıdır! Yazdır E-posta
Yazar Merdan YANARDAĞ -abcgazetesi.com   
Çarşamba, 23 Mart 2016

 

 

Ankara'da gerçekleştirilen canlı bomba eyleminin ardından artık bir tartışmayı daha fazla gecikmeden ve açıkça yapmamız gerekiyor. Bu tartışma; Kürt hareketi ve sol arasındaki ilişkilerin niteliği ve seyri hakkındadır. Dahası, yaklaşık 30 yıldır süren solun üzerindeki PKK vesayeti ve bu vesayetten solun çıkıp çıkmayacağı sorunudur.

Önce genel bir çerçeve çizmekte yarar var; kapitalizmin içine girdiği yeni dönemin (küreselleşmenin) de etkisiyle solun liberalizmden etkilenen ve yenilenmeyi “demokratlaşmakta” gören kesimleri, 1990 sonrasında özgürlük mücadelesini etnik kimliklerin serbestisine indirgeyen bir konuma savruldu. Bu bağlamda, Kürt siyasal hareketinin programının temelini oluşturan ulusal-demokratik hakları savunmayı önceleyen bir anlayış solda yerleşti. Daha önemlisi, bu çevreler solculuğu ve sosyalist olmayı da bu tutum üzerinden ölçmek gibi bir uca götürdü.

Solun önemli bir kesiminin söz konusu tutumu, onları, zamanla sınıfsal taleplerini geri çeken, ideolojik ve politik kimliğinin temelini oluşturması gereken toplumsal kurtuluş anlayışını soyut bir demokrasi mücadelesine indirgeyen tavra taşıdı. Giderek özgün kimliğini yitiren solun bu kesimi, Kürt ulusal hareketinin -daha net bir ifade ile PKK’nin- ulaşamadığı alanlardaki sözcüsü, onun yedeğindeki bir güç gibi görülmeye başladı. Söz konusu kesimlerin politik pratiği de bu profili destekledi ve yeniden üretti
.

Bağımsız, sınıfsal bakışta ısrar eden, toplumsal kurtuluş anlayışını siyasal mücadelenin odağına alan ve daha önemlisi anti-emperyalist olmaktan utanmayan sol ve sosyalist çevreler ise, “ulusalcı” hatta "statükocu" ve “darbeci” diye suçlanarak baskılandı. Entelektüel, kültürel, ideolojik ve siyasal ortam milliyetçilik, liberalizm ve islamcılık tarafından terörize edildi. Öyle ki, artık dürüst, bilimsel ve sağlıklı bir tartışma bile yapılamaz hale geldi.

SINFSAL VE ULUSAL TALEP İLİŞKİSİ

Kuşku yok ki, Kürt sorunu üzerinden yaratılan milliyetçi-şoven dalga Türk halkını, işçi ve emekçi sınıfları zehirlemenin yanı sıra, sol ve sosyalist çevreleri de derinden etkiledi, baskı altına aldı. Sol içinde gelişen ‘ulusalcılar’ ya da ‘ulusalcı sol’ diyebileceğimiz kimi çevrelerin Kürt düşmanlığına varan tutumunu başka türlü yorumlamak zor.

Diğer taraftan, Kürt sorununun yakıcılığı; egemen sınıfların, Türk sağının ve dinci-faşizan AKP iktidarın sola yönelik saldırılarını buradan, yani kışkırtılmış bir milliyetçilik üzerinden kurması, solun bu ülke ve toplumun geleceği için söz konusu hamleyi karşılamasını ve kırmasını gerektiriyor. Çünkü, iki halk arasındaki milliyetçi boğazlaşmayı engelleyecek soldan başka bir güç, ne yazık ki bulunmuyor.

Ancak, milliyetçi-şoven tahriklerle kışkırtılan Türk-Kürt bölünmesinin derinleştiği bu dönemde, işçi ve emekçi hareketini temsil etme iddiasındaki solun sözcülüğünü yaptığı sınıfsal taleplerle Kürtlerin ulusal ve demokratik talepleri arasında bir bağ kurmak da bir türlü mümkün olmadı. Olmuyor! Bu can alıcı sorunun başta gelen nedeninin, solun sözünü ettiğimiz kesimlerinin kimlikçi siyaset zeminine kaymasında, dahası PKK’nın peşine takılan bir görüntü vermesinde yattığını görmek gerekiyor.

Tam da burada, antrparantez belirtilmeli; Lenin’in 1914’te kaleme aldığı “Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı” kitabındaki, “Ezilen ulusun milliyetçiliği hoş görülür” şeklindeki sözleri, tarihsel bağlamından koparılarak zamanla, “ezilen ulusun milliyetçiliği desteklenir”, hatta “benimsenir” şekline dönüştü. Oysa, ancak bir “kusur” ya da yanlışlık “hoş” görülebilirdi. Üstelik, söz konusu “kusur”, eğer onu aşan ilerici ve sosyalist bir hedefe katkıda bulunuyorsa, “hoş” görülebilirdi. Dolayısıyla, “hoş görülebilecek” bir kusur kutsanamazdı. Daha da önemlisi, demokratik ve devrimci gerekçelerle de olsa, asla desteklenip savunulamazdı.

KİMLİK SİYASETİ VE SOL

Solun görece geniş denebilecek kesimleri, özellikle 1990’dan sonra ‘kimlikçi’ ve bu bağlamda soyut bir ‘özgürlükçü’ anlayışın etkisine girdi. Bu durum solun, Kürt hareketiyle sağlıklı bir ilişki kurmasını, onunla gerçek anlamda ve ilkeli bir dayanışma geliştirmesini de engelledi. Çarpık, eleştirel olmayan, eşitsiz ve solun tasfiyesiyle sonuçlanan bir ilişki türü gelişti.

Bırakın eşitlik temelinde eleştirel ve kişilikli bir ilişki geliştirmeyi, solun bir kesiminin PKK’nın yaptığı yanlışları, hatta savaş etiğine/ahlakına uymayan eylemlerine karşı çıkması bile, neredeyse “karşı devrimcilik” olarak görüldü. Bu eleştiriyi yapma cesareti gösterenler ise, ya “ulusalcı” diye aşağılanmaya çalışıldı ya da “neo-faşist” diye küfür edilerek susturuldu. Sonuçta PKK’nın her eylemi ve solla hiçbir ilişkisi olmayan, kurulu düzenle sınıfsal bakımdan çelişmeyen her türden yaklaşımları da, “özgürlükçü” ve “demokratik” gerekçelerle “hoş” görüldü.

Türkiye’de solun (özellikle sosyalist solun) güç kaybetmesinin, daralmasının, kitlelerden kopmasının, marjinalleşerek etkili bir toplamsal hareket olmaktan çıkmasının temel nedenlerinden biri de budur.

Elbette sol, sınıfsal ve devrimci gerekçelerle hakim ulus milliyetçiliğine savurulma tehlikesi karşısında da dikkatli olmalıdır. Ancak aynı sol, PKK’nın vesayetinden artık çıkmalıdır. Yeniden kendi tarihsel, siyasal ve felsefi referanslarına dönerek kendisini yeniden kurmalıdır. Bunu yapmak zorundadır. Solun toplumla buluşan anlamlı bir güç olmasının başka yolu yoktur.

DEVRİMCİ EYLEM VE TERÖR İLİŞKİSİ

Ankara Kızılay katliamını PKK çizgisindeki Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) adlı örgütünün gerçekleştirdiği kesinleşti. Bu örgüt saldırıyı üstlendi. Lafı eğip bükmeden belirtelim; bu tam anlamıyla bir terör eylemidir. Bu saldırının niteliği hiçbir "özgürlükçü" ya da "devrimci" gerekçeyle örtülemez ya da değiştirilemez. Eğer bilimsel bir "terör eylemi" tanımı yapılacaksa, Ankara Kızılay saldırısı bunun için tartışmasız en doğru örneklerden biri olacaktır.

Sivil, savaşın taraflarıyla hiçbir ilgisi olmayan insanların öldüğü bu eylemler Erdoğan-AKP İktidarının baskı ortamı yaratarak Anayasayı değiştirip Türkiye’yi bir başkanlık rejimine taşıma siyasetine paha biçilmez bir katkı sundu. Siyasal İslamcı hareketin ülkeyi dinci faşist bir diktatörlüğe sürükleme amacına uygun bir ortam yaratmak yaratılmasına hizmet etti. TAK’ın yayınladığı bildiride, “sivillerin ölmesinden dolayı üzgün” olduğunu açıklaması da durumu hiçbir şekilde değiştirmedi.

SOLUN AHLAKI VE FARKI

Kızılay katliamından (14 Mart) bir hafta sonra (19 Mart) Beyoğlu’nda yapılan ikinci bir ‘canlı bomba’ saldırısı da yine tipik bir terör eylemiydi. Bomba, İsraillilerden oluşan bir turist kafilesinin hemen yanında patlatıldı. Biz, ABC Gazetesi olarak, saldırının gerçekleştiği ilk anlardan itibaren, failin IŞİD ya da benzeri bir islamcı terör örgütü olabileceğini belirttik.

Ancak, eylemin TAK tarafından da yapılmış olabileceği, en azından patlamanın olduğu ilk saatlerde önümüzde ciddi bir olasılık olarak duruyordu. Kamuoyu, muhalif medyanın neredeyse tamamı da böyle bir olasılığı dışlamıyordu.

Zaten sorun da tam buradaydı. Eğer solcu, sosyalist, yurtsever, ulusalcı, devrimci vb. diye tanımlayan bir örgütün eylemleri ile dinci bir terör örgütünün eylemleri bir birine karıştırılıyorsa, ortada çok ciddi bir siyasal ve ahlaki sorun var demektir.

Sol bir hareket, hatta ‘şiddeti’ politik bir mücadele aracı olarak tercih eden devrimci veya sosyalist bir örgüt; ahlaki, siyasal ve hukuksal (yasal değil, hukuksal) bakımdan savunamayacağı bir eylemi yapmaz, yapamaz! Yapmamalıdır! Çatışmada taraf olmayan sivillere ve halka karşı şiddet kullanılmaz. Kör şiddete dayanan bir eylem anlayışı, bir hareketi sol ve devrimci olmaktan çıkarır, onu sıradan bir siyasal terör örgütü durumuna düşürür.

Etnik ya da dinsel kine dayalı, köylü intikamcılığı diye nitelendirebileceğimiz eylemler insanlığa karşı işlenen suç olur. Bu nedenle sol ve sosyalist hareket tarafından ilkesel olarak reddedilir. Reddedilmelidir.

BAĞIMSIZ HATTIN ÖNEMİ

Yeniden PKK ve sol ilişkisine döner ve konuyu bağlamaya çalışırsak eğer;  değerlendirilmesi gereken önemli başka bir konu da, “çözüm süreci” denilen ilişkiler akışının irdelenmesidir.

Bilindiği gibi PKK, Türkiye gericiliği ve istihbarat örgütleriyle “gizli-kapaklı” ilişkiler yürüttü. Gerekçe ise bir klişeydi ve “Ne yapalım hükümette AKP var ve muhatabımız da kaçınılmaz onlar olacak” şeklinde oldu. Oysa bu tutumuyla PKK kedi milliyetçi taleplerini, Türkiye emekçilerinin, ilerici toplum kesimlerinin ve genel olarak halkın çıkarlarının önüne koyuyordu. Kürt hareketi kendi dar milliyetçi talepleri ve amaçları için, Türkiye’nin emekçilerini ve solu feda etmeye hazırdı.

Nitekim, AKP’yi iktidardan indirebilecek Haziran/ Gezi direnişine Kürt hareketinin destek vermemesinin tek nedeni vardı; yürütülen “çözüm” süreci... Oysa kendilerinin her türden eyleminin, hatta kimi şımarıklıklarının bile desteklenmesini isteyen, dahası bunu neredeyse bir mecburiyet olarak gören  Kürt hareketi, Türk halkının ve solun en büyük ve yaşamsal eyleminde yoktu, onu açıkça yalnız bıraktı. Üstelik tam anlamıyla milliyetçi nedenlerle...

Sonuç olarak; sosyalist solun devletten ve sermayeden, onun politik parti ve eğilimlerinden bağımsız bir siyaset izlemesi ne kadar önemliyse; her türden milliyetçilikten (ezilen ulus milliyetçiliği dahil) uzak bir tavır takınması da o kadar gereklidir. Kürt sorununun adil ve onurlu bir şekilde çözümüne katkıda bulunabilmek için bile, solun artık ‘PKK vesayetinden’ çıkması zorunludur.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Sol artık PKK vesayetinden çıkmalıd... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
Makaleler: 2757
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 31405821
Syndicate
 
left
Top! Top!
right