left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Pazartesi, 23 Nisan 2018
 
 
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Paralel toplumlar Yazdır E-posta
Yazar Yavuz ALOGAN-Aydınlık   
Pazar, 13 Mart 2016

 

1980’lerin sonunda bir gün annem bana telefon ederek, Selanik Caddesi’nde insanların yolu kapayarak toplu namaz kıldıklarını, oradan geçemediğini söyledi. “Görülmemiş şey,” diyordu, “niye camide kılmıyorlar?” Biraz korkmuş gibiydi.
1942’de yirmi yaşındayken Ankara’dan trenle  Erzurum’a gidip Köy Enstitüsü’nde yaşça kendisinden büyük öğrencilere ders veren bir Cumhuriyet  öğretmeniydi. “İrtica” konusunda özel bir hassasiyeti vardı.
Sokakta namaz kılmanın gereği yoktu aslında, zira birkaç yüz metre ötede, yeni açılan Kocatepe Camii vardı. 1960’larda orası ağaçlarla kaplıydı. Ortasında metruk bir su deposu vardı. İlkokula giderken orada oynardık. Daha sonraları o haşmetli caminin Rasattepe’deki Anıtkabir’e bir kontrpuan olarak Kocatepe’ye dikildiği söylendi.


1990’ların başında caminin Konferans Salonu’nda Saidi Nursi’yi anma, ardından Kutlu Doğum Haftası günleri düzenleniyordu. Çeşitli illerden gelen yüzlerce otobüs çevre sokaklara doluşurdu. Bir ara Aczimendi’ler ortaya çıktı; örgülü saçları, boncuklu sakalları, sarıkları, asaları ve cüppeleriyle çevrede dolaşırlardı.
Annem hayatının son günlerinde bütün bu değişimi, uzun   kahverengi hırkası üzerinde, balkon demirlerine yaslanarak izledi.  Gördüklerine bir anlam veremiyordu. Benim “Marksist açıdan” yaptığım açıklamalar da pek aydınlatıcı olmadı herhalde.
Hiçbir zaman başörtüsünü özgürlük, tarikatları ise demokrasinin vazgeçilmez unsurları  sanacak kadar aptallaşmadım. Gericilik  bana geçici görünüyordu. 1990’ların başında “Çankaya’nın şişmanı”na karşı yükselen işçi hareketi yeni bir dönemi başlatacaktı. 
Turgut Özal’ın takunyalı neo-liberalizm dönemi geçip gitti. Erbakan, Başbakan olmuştu. 28 Şubat’ın CIA marifetiyle kesintiye uğratılması gerici bünyede bir bağışıklık yarattı. Güç toplamaya başladıkları görülüyordu. İşte o sırada  işin ciddiyetini kavramaya başladım. Fakat Demirel’in deyimiyle, “Turpun büyüğü heybede” idi.
Eşbaşkan, yanına emperyal siyasi komiser olarak verilen Fethullah’la sarmaş dolaş iktidarı ele geçirdiğinde yeni bir dönem başladı. Gericiliğe direnme çabalarının bundan sonraki seyrini değerlendirmek için henüz erken, ancak  gözle görülür bir başarının olmadığı da bir gerçek.
 Şimdi yine bir at değiştirme dönemine gelmiş gibiyiz. Ancak bu kez derin, örgütlü ve pervasız bir gericilikle karşı karşıyayız.  Biri Cumhuriyet, aydınlanma, ulus-devletten; diğeri hilafet, şeriat ve ümmetten yana iki paralel toplumun uzun süre birlikte yaşaması ya da birbirine uzun süre katlanması pek mümkün görünmüyor. Birinin kendi benzerlerini diğerinin içinde bulup ittifak kurma ya da bu iki ayrı âlemin ortak noktalarını keşfederek bir siyasi/ideolojik senteze ulaşma çabası boşunadır. Bu türden girişimler Mısır, Tunus, Cezayir gibi ülkelerde bile sonuç vermedi. Türkiye’de hiç vermez. Şeriat kanunları ile Devrim kanunlarını bir şekilde bağdaştıran kıvraklık 12 Eylül’de denendi zaten. Bu günlere oradan gelindi.
Aslında bu yazıya başlarken aklımda Atatürk Spor Salonu’nda yapılan “Köklü Değişim Konferansı” vardı: “İslam düşmanı kâfirler 3 Mart 1924’te hilafeti kaldırmakla İslam’ı ilelebet tarihe gömdüklerini zannettiler. Bugün burada, yere düşen sancağı yeniden ayağa kaldırıyoruz... Allah’ın yardımı ve kudretiyle sizlere Anadolu topraklarından hilafetin ayak seslerini haber veriyoruz... Ankara Cumhuriyet kenti değildir.”
Çok açık. Savaş ilanı gibi...
Demek ki devlet taraf olmaktan çıkmış, söz bitmiş, sancaklar açılmış, sadece kılıçlar henüz çekilmemiş.
Annem bugünleri görebilseydi şöyle derdi: “Evladım, memleket maalesef istikametini kaybetti, çocuğum.”
Son Güncelleme ( Pazar, 13 Mart 2016 )
 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Paralel toplumlar ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
Makaleler: 2762
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 32926088
Syndicate
 
left
Top! Top!
right