left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Pazartesi, 18 Haziran 2018
 
 
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
KÜRT SİYASETLERİNDE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ TARTIŞMALARI Yazdır E-posta
Yazar Haber-Yorum Nasname   
Cumartesi, 16 Ocak 2016

"Basın Özgürlüğü" Ve İlkesizlik?

Bütün Dünya basınının kırmızı çizgileri vardır! Bu kırmızı çizgileri belirleyen ulusal çıkarlardır. Her türlü eleştirinin özgürce yapılabildiği Batı Avrupa ülkelerinde bile, Ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda en katı sansür uygulanır.

Dünyada; partiler, kurumlar, politikacılar en sert şekilde eleştirilse de ve bu eleştiriler düşünce kapsamında değerlendirilse de, hiçbir yerde ‘devletin varlığına’ yönelik eleştirilere izin verilmez. Hiçbir ülke basını, ‘devletimizi yıkalım ve devletsiz yaşayalım’ diyen birilerinin sözlerine yer vermez; yer verdiğinde ise ya deli muamelesi yapılır ya da başka devletlerin ajanı diye mahkûm edilirler.

Devletleşmemiş ulusların ulusal çıkarlar noktasındaki hassasiyeti, mevcut devletli halkların/ulusların hassasiyetinden kat be kat fazladır/fazla olması da gerekir.


Devletli ulusların kırmızı çizgisi devletleridir; genelde devletleşmemiş ulusların, özelde ise Kürdlerin kırmızı çizgisi devletleşme hakkıdır. Bu nedenle Kürdlerin devletleşme hakkına saygı duymayan, dahası bu hakka karşı çıkan anlayışların Kürd basınında yer alması düşünce özgürlüğü kapsamında asla değerlendirilemez. Bu durum Kürdlerin kırmızı çizgilerinin aşılmasıdır; devletleşme hakkına saygısızlıktır. Aynı şekilde Kürdlerin kırmızı çizgilerine karşı duran hiçbir anlayışın Kürdistan’da politik faaliyet yürütmesine izin verilmemelidir. Birçok Avrupa ülkesinde “faşist partiler” yasaklanmıştır. Çünkü faşizm ve benzeri insanlık dışı anlayışlar, düşünceyle sınırlı da olsalar da (ki bu tür anlayışlar düşünceyle sınırlı kalamazlar ve mutlaka fiili olarak topluma zarar verirler), topluma ve insanlığa karşı bir anlayış oldukları ve tehdit edici özelliklere sahip oldukları için varlıklarına izin verilmiyor/verilmemelidir. Kürdistan’da ise ulusal varlığa ve aynı zamanda evrensel insan haklarına karşı en büyük tehlike devletleşme karşıtlığıdır; sömürgelerde devletleşme karşıtlığı, Demokratik ülkelerdeki faşizm kadar, hatta daha fazla tehlikelidir. Bu nedenle Kürdlerin devletleşme karşıtlarına karşı her türlü engelleyici tedbiri alması hiç kimse tarafından yadırganamaz…

Kürdistan’da her örgütün/oluşumun cılız da olsa kendi basını vardır (intenet sitesinden, gazete, dergi, Televizyona kadar…) Bunun dışında politik olan ama herhangi bir partiyle organik bağı bulunmayan yayın kurumları da vardır. Her yayın kurumu kendi anlayışı doğrultusunda yazılara, programlara yer verir. Basın alanında ciddi güç olanlar ise, PKK ve Güney basınıdır.

PKK medyasında, PKK anlayışına karşıt bir düşünceye rastlayamazsınız. Kanton eleştirisi, Demokratik özerklik eleştirisi, devletsizlik teorisinin eleştirisi söz konusu olamaz PKK medyasında. Hele hele “Tanrı ayeti” muamelesi yapılan Abdullah Öcalan’ın saçma sapan düşüncelerini eleştirmek kimsenin haddine değildir. Bu noktada PKK medyası her ne kadar ulusal haklara düşman olsa da, kendi içinde, karanlık düşüncesinde tutarlıdır.

PKK dışında kalan tüm oluşumlar ulusal hakları savunur. Ama ulusal haklara karşı olan, dahası bu hakları ve bu hakların savunucularını aşağılayan PKK anlayışının birer sözcüsü gibi davranırlar. PKK dışındaki Kuzey Kürdistan medyasına baktığınızda, haberlerin hemen hemen hepsi PKK ile ve ulusal haklar karşıtı fantastik söylemleriyle doludur. PKK’nin gücü ve olaylardaki belirleyici özelliği haber konusu olmasını sağlıyor kuşkusuz. Ancak haber yapmak ile servisçilik(dolaylı propaganda) yapmak çok farklıdır. PKK ile ilgili haberler verilirken, eleştiriye tabi tutularak verilmelidir. Eleştirmeden, dahası kerhen onaylanan PKK görüşleri olduğu gibi verilirken, Ulusal haklar karşıtlığı halka “doğalmış” gibi yansıtılıyor ve zamanla kanıksatılması sağlanıyor. Kuzey Kürdistanlı oluşumların bu tutumlarını “yapıcılık” veya “Kürdler arası diyalog” adına sunma çabası inandırıcı olamaz.

Her şeyden önce kendi savundukları ulusal haklara hakaret ediyorlar ve kırmızı çizgileri gönüllü olarak çiğnetiyorlar. Kuzey’deki bu durum, korkaklık, yaranmacılık, çıkarcılık gibi nedenlerle bağlantılıdır; ama aynı zamanda savundukları düşüncelere bağlı olmadıklarını, iyi yüzlü davrandıklarını ve entegrasyoncu anlayışlardan rahatsızlanmadıklarını da gösteriyor. Bu tutarsızlık ve ilkesizlik “neden güç olamadıklarını” da açıklıyor…

Güney medyasının bir bölümü direkt PKK yayın organı gibi davranıyor. Bağımsızlığa karşıtlıkları ve İran bağlantıları PKK ile ortaklıklarıdır. Bu nedenle Goran ve kısmen YNK medyasısın, bir PKK kurumu gibi yayın yapmaları şaşırtıcı değildir.

Esas sorun, PDK basınıdır. Bağımsızlığın en büyük savunucusu olan PDK, doğal olarak taşeron yapıların da hedefindedir. PKK’nin en büyük düşmanı konumunda olan PDK/Berzanî, bağımsızlık düşüncesinin taşıyıcısı olduğu için hedefit. Devletleşme karşıtı PKK’nin, PDK ve Başkan Berzanî’yi hedef alması kendi anlayışıyla ve taşeron rolüyle örtüşüyor. Bu noktada tuhaf olan bir şey yok. Tuhaf olan, PDK basınının bu karşıtlıkta “tarafsız” davranarak dolaylı olarak PKK propagandası yapmasıdır. PDK basını, PKK basınının hakaret/küfür/iftiralarına kulaklarını kapatıyor. Dahası birçok kez muhabirleri PKK’nin fiili saldırılarına maruz kalmasına rağmen ya sessizce geçiştirmeye çalıştılar ya da utana sıkıla saldırıyı kınamakla yetindiler. PKK basını ve politik aktörleri Güney’de cirit atarken hiçbir yaptırımla karşılaşmıyorlar, dahası “itibar” görüyorlar. Buna karşın PDK medyası Kuzey’de her türlü yaptırıma uğruyor; toplantılardan kovulma, tehdit, fiili saldırı gibi

PDK basınında, PKK/HDP/PYD temsilcileri canlı yayınlara katılarak “devletleşme karşıtlıklarını” rahatça ifade edebiliyorlar; basında sürekli “Kanton” savunuculuğuna yer veriliyor; PKK/HDP/PYD açıklamalarına (hiçbir eleştiriye tabi tutulmayan bu açıklamalar genelde Kürdlerin kırmızı çizgilerini ihlal eden ve özelde de PDK/Berzanî düşmanlığı yapan açıklamalardır) olduğu gibi yer veriliyor; arada bir ayıp olmasın diye bir eleştiri yapılsa da, hemen telafi edecek şekilde “gerillanın kahramanlığından veya YPG’nin kazanımlarından” dem vurularak bir nevi özür dilenir.

Oysa devletleşme karşıtı bir anlayışın savaşçıları da devletleşme karşıtı bir savaşın aktörleridir. Bunlar Kürd olsa da, hizmet ettikleri Kürdlük değildir; dolayısıyla “Kürd savaşçılar” tanımını hiçbir şekilde hak etmiyorlar. Köken olarak Kürd olmak, “Kürd savaşçı” tanımı için yeterliyse, o zaman Köy Korucuları için de “Kürd savaşçılar” tanımı tereddütsüz kullanılabilir…

Sonuç olarak;

PKK dışında kalan Kuzey Kürdistanlı politik yapılar gibi basınının da hiçbir kırmızı çizgisi yok! Ulusallık vurgularına rağmen PKK’nin Ulusal haklar karşıtı propaganda kurumlarından öte bir işlev görmüyorlar. “Birlik ve yapıcılık” adı altında ihanete meşruiyet kazandırıyorlar. Kuzey medyası ne yaptığını çok iyi biliyor, bilerek teslimiyetçiliği seçiyor…

Güney medyası, özellikle de PDK’ye yakın medya kuruluşları karmaşık bir yayın politikasına sahip ve ne yaptığını bilmeyen bir görüntü veriyor. Türkçe ile Kürdçe yayınları arasında belirgin bir farklılık var ve ikisi arasında ortak bir anlayıştan söz etmek oldukça zor. Hem politik hem de kişilik olarak dibe vuran ve hiçbir olumlu özelliği olmayan Osman Öcalan gibi pislikleri cilalayarak pazarlamaya ve piyasaya sunmaya çalışan PDK medyasının amacı ne olursa olsun Kuzey’deki bağımsızlıkçı çizgiye açıkça hakaret etmektedir ve yurtseverlerin haklı tepkisini çekmektedir.

PDK yayın kuruluşlarının birçok yanlışını/hatasını yazmaya gerek yok; bir tek örnek bile ne kadar vahim bir yayın politikasına sahip olduklarını göstermeye yetiyor. “Yılın kişisi” anketi yapan Rudaw, PKK’nin Kemalist kanadının en karanlık elemanı olan Selahattin Demirtaş’ı aday gösterebiliyor ve de “yılın kişisi” seçebiliyor. Kürdlerin devletleşme hakkına karşı olan bir anlayışın temsilcisini aday göstermek başlı başına bir skandaldır; seçtirmek ise (biliyoruz ki bu tür anketler formaliteden başka bir şey değil ve kurum kimi isterse onu seçtirir) skandaldan ötedir. Bu tutum, devletleşme karşıtlığını alkışlamak, Kürdlerin Kırmızı çizgilerini çiğnemek ve bağımsızlık amacı olan Kürdlerle dalga geçmekten başka bir şey değildir.

Rudaw’ın bu yayın politikasını kimler belirliyor?

Şayet PDK yönetimi bu yayın politikalarından haberdar ise ve rahatsız değilse, hiçbir gerekçe PDK’yi haklı çıkaramaz; kendi, ayaklarına sıkıyorlar demek ki! PDK yönetimi bu yayın politikasından ve yarattığı olumsuz etkiden haberdar değilse, durum daha da vahim demektir. Kendi olanaklarıyla yarattıkları kurumlar (medya) kendi itibarlarını fazlasıyla zedeliyor; özellikle devletleşmekten yana olan ve Güney’e/Başkan Berzanî’ye ve PDK’ye sempatiyle bakan çevreleri…

Son Güncelleme ( Cumartesi, 16 Ocak 2016 )
 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: KÜRT SİYASETLERİNDE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
Makaleler: 2762
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 33474073
Syndicate
 
left
Top! Top!
right