|
‘’Şuna inandık ki dünya ölçüsünde sömürgeler devrimi kaçınılmaz bir olaydır. Bu devrim Batı’da sosyalist devrimin başlangıcı olacaktır.’’ Sultan Galiyev (Uluslar POLİTİKASI adlı makalesinden.) Ekim devriminde Rusların oynadıkları ezici role ve 1918 başlarında Müslüman örgütlerle olan çatışmalara rağmen, Tatar burjuva aydınları arasında pek çok kişi sosyalist rejimi sempatiyle karşılamıştır. Eski Müslüman Sosyalist komitenin üyeleri olan ‘’Milli Komünistler’’ ki başkanları Molla Nur Vahitov dur ve ölümünden sonra yerini Galiyev almıştır, bu kişiler içtenlikle ‘Marksistler’ olarak Komünist Parti’nin programını kabul ediyorlar ve Rusya’da Sosyalizmin kurulmasını kendi halkları ve diğer yarı-sömürge halklar için bir kurtuluş ışığı olarak görüyorlardı. Yarım yüz yıldan beri ‘Cedid’ reformcuları tarafından yürütülen çabalar belki bu konaktan başarıya ulaşabilecek ve İslam’ın modernleşmesi mümkün olabilecekti. Komünizm’e inanmış bir başka milliyetçi lider ise Kazak partisi başkanı, Baytursun idi. Komünizmin, kendileri gibi göçebe bir toplum tarafından kabul edilebileceğine iman ediyor ve şunları söylüyordu; ‘ Kazak halkı, komünizmi hiçbir güçlüğe uğratmadan kolaylıkla kabul edecektir. Hatta bütün öteki halklardan daha fazla benimseyecektir. Çünkü Kazak halkının geleneksel yaşam tarzı Komünal ideolojiye çok yakındır.’ Yeni rejime bağlanmış Müslüman aydın sınıfın içindeki en çarpıcı örneklerden birisi de teorisyen, Musa Cerullah Bigi idi. ‘Cedid’ hareketinin eski liderlerinden Bigi, Şubat devrimini heyecanla karşılamış, 1917’ de yayınlanan ‘Islahat Esasları’ kitabının başına ‘’Kölelik bitti ve bir daha geri gelmeyecek ‘’ diye yazmıştır. 1925 yılında Müslüman milliyetçilerle Parti yöneticileri arasında huzursuzluk baş gösterdiğinde bile Bigi, Hint Müslümanlarına yazdığı mektupta; ‘Rusya’da büyük bir devrim zafer kazanmış ve eski Tiranlar rejimini yıkarak, dürüst ve haklı bir rejim kurmuşlardır.’’ demiştir. Yukarıda vermiş olduğumuz bazı kısa örneklemeler, ‘Ekim Devrimi’ nin Doğu Toplumları dediğimiz bazı ülkelerde nasıl yankı bulduğunun tespitlerinden ibarettir. Sultan Galiyev ve arkadaşları, programını tartışmasız kabul ettikleri Komünist Parti’ye girerken geri kalmış halkların kalkınmaları için tek yolun yerel ve yabancı kapitalizmi ezmek olduğuna inanıyorlardı. Böylece Galiyev ve yoldaşları, öbür Asya devrimcilerinden ayrılmıyorlar ve onlarla birlikte Ekim Devrimi’nin aynı zamanda yerli sömürücüye (Kent soyluları ve toprak ağaları) yönelik bir ‘Sosyal Devrim’ ve gerici Müslüman din adamları sınıfını hedef alan bir hareket, yabancı egemenliğine karşı direnen bir ‘Ulusal’ devrim olduğuna inanıyorlardı. Ancak Sultan Galiyev ve arkadaşları bu tezlere önemli açılımlar getiriyorlar ve Müslüman toplum yapısının aynı anda iki devrimi birden göğüsleyemeyeceğini yani hem ulusal bilinçlenmenin hem de sınıfsal uyanışın aynı anda olamayacağı gerçekliğinin altını çiziyorlardı. Bu tezleri savunurken, Müslüman toplumun yapısına dayanıyorlar, bu toplum içindeki proleter ve köylü sınıfların, yoksul yerliler olduklarını, henüz iktidar sahibi olabilmek için yeterli sayı ve ideolojik düşünceye sahip olmadıklarını savunuyorlardı. Tam bu noktada da Rus yoldaşlarla aynı fikri paylaşmış oluyorlardı, çünkü Rus ya da Alman köylüsünün Tatar köylüsünden daha bilinçli ve varlıklı olduğu görüşünü savunuyor ve Tatar köylüsünün genel geriliğini ele almayı uygun buluyorlardı. Bütün bu teorik görüşlerden ‘’Sultangaliyevciler’’ şu kritik sonuçları çıkartıyorlardı: Ne işçi sınıfı ne de yerli köylüler, yeni rejime yönetici kadro sağlama iddiasında bulunamazlar. Dolayısıyla Tatar’lar tehdit altındadırlar. Ya siyasi iktidarın tüm kilit mevkilerini gerçek bir proleter sınıfına sahip tek ulus olarak Ruslara bırakacaklar, ya da aynı kilit noktaların az gelişmiş ve donanımsız yerli işçilerle doldurulduğunu görerek, bunların Rusların elinde basit piyonlar haline geldiklerine tanık olacaklardır. Her iki durumda da Ekim devrimi anlam ve önemini yitirecek ve yerli komünistlerin başlıca amacı olan ‘Ulusal Kurtuluş’ kavramından uzaklaşacak ve geriye sadece ‘Sosyal Devrim’ soyut bir şekilde kalacaktır. Yine her iki durumda Rus politik kadroları, Moskova’nın boyunduruğunu geri kalmış halklar üzerinden eksik etmeyecektir. Oysa Sultan Galiyev, bütün eski Cedidçiler gibi, Batı’nın olduğu gibi Rus bürokrasisinin de yani kentsoylu bezirganların karşısındadır ve bu boyunduruğun yalnız Tatar halkları değil tüm yarı-sömürge doğu halklarını da esareti altına alacağını hesaplamaktadır. Galiyev yine 1918’de bakın ne diyor: ‘’ Örneğin en gelişmiş olanını İngiliz proleter sınıfını ele alalım. İngiltere’de devrim zafer kazanacak olursa, bu proletarya sömürgeleri ezmeye devam edecek ve bugünkü olası burjuva hükümetinin politikalarını izleyecektir. Çünkü sömürgeciliği sürdürmeye niyetlidir. Doğu emekçilerinin ezilmelerini istemiyorsak, Müslüman kitleleri yeni ve bağımsız bir komünist hareket içinde örgütlemeliyiz.’’ ‘’Sultangaliyevciler’’, ‘’Devrimin Sönmüş Ocağı’’ olarak niteledikleri Avrupa’da hareket gücünün çok sınırlı olduğunu düşünüyorlar ve sosyalizmin tüm güçlerini Avrupa proleter devrimine harcamak yerine sömürgelerde başlayan kurtuluş hareketlerinin yardımına koşmayı daha uygun görüyorlardı. Buralarda kazanılacak bir zafer zaten Batı kapitalizmi’nin canına ot tıkayacaktı. Sadece Tatar halklarının öncülüğünü yaptıklarına inanılan ‘’Sultangaliyevciler’’, Rus devriminin, doğu halklarından daha sağlam bir dost bulamayacağını iddia ediyorlardı. Onlar için’’Müslüman milliyetçiliği’’ Komintern’in arzuladığı gibi geçici değil devamlı bir ortaktı. Sultan Galiyev , yukarıda belirttiğimiz fikirlerine istinaden, Linz adlı bir dergide 1919’da yayınlanan makalesinde şu sonuçlara varır: ‘’ Bugüne kadar Sovyet Rusya ile Doğu arasındaki ilişkileri düzene sokmak için alınan tüm önlemler yüzeysel ve geçicidir. Bundan daha da kötüsü, bizim politikamız acınacak güçsüzlüğümüzün yansıması ve itirafıdır. Örneğin Rus birliklerinin İran topraklarından çıkışı ya da ulusal kurtuluş savaşlarına karşı platonik sevgi gösterileri örneğin yine Afganlıların İngilizlere karşı ayaklanışları karşısında, Doğu da devrimci hareketlere destek olunacağı vaadlerinin sonuçsuz kalışı karşısındaki tutumlarımız.’’ Sultan Galiyev aslında devrimin taktik açıdan doğru yönetilemediği sonucuna varmaktadır ; ‘’ Bütün bunlar sonunda çok basit olan bir gerçeği anlamamıza yol açmıştır. Sosyalist devrim Doğu’nun katkısı olmadan asla başarıya ulaşamaz. Hindistan, Afganistan ve İran’dan yoksun kalan ve öteki sömürgelerinden kovulan Avrupa emperyalizmi çökecek ve doğal bir ölümle yok olup gidecektir.’’ Aynı fikirler 1918 ile 1923 yılları arasında öteki bazı Müslüman komünistler tarafından da birkaç kez ileri sürülmüştür. Örnek olarak Mustafa Suphi tarafından hazırlanan ve Komintern’in ‘’Doğu Halkları Komünist Örgütler’’ merkezine sunduğu raporu değerli bir örnek olarak ileri sürebiliriz. Mustafa Suphi raporunda şunları belirtmektedir; ‘’Doğu ayağa kalkarak Batı’daki sosyalistlere el uzatacak olursa, emperyalizm çember içinde kalacak ve sosyalizmin zafer çanları çalacaktır.’’ |