|
Dünya Sultan Süleyman’a kalmadı; ama, Türkiye’de meydan Süleyman’a, yani Süleyman Demirel’e kaldı, kalacak gibi. Süleyman Demirel, Cumhurbaşkanı, Başbakan, muhalefet lideri olarak Türkiye’nin 40 yılına damgasını vurdu. 2000 yılında Çankaya Köşkü’nden inerken, yaşı ilerlediği için köşesine çekilir sanıldıysa da siyasetten hiç kopmadı. Cumhurbaşkanlığından “emekliliği”nin daha birinci yılında “Siyaset noktalanmış değil. Unumu elemedim, eleğimi asmadım” diyordu. (Milliyet, 12 Temmuz 2001) Süleyman Demirel siyaseti noktalamadığını hep söyleyegeldi, ‘eski cumhurbaşkanı’ diye anılmasına bile tepki gösterdi; birkaç gün önce Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan söyleşide, kendisine biçilen “siyaset bilgesi” rolüyle yetinmeyeceğini bilmem kaçıncı kez tekrarladı: “Bir şey yapma ihtiyacı doğduğu zaman, gayet tabii ki ‘Neme lazım? Türkiye ne yaparsa yapsın’ diyemem. Halkımın benden istediği bir şey olursa, ona kapımı kapatamam. Ancak bugün yapacağım şeyin ne olduğunu ben de bilmiyorum. Başka birisinin yapamayacağı bir hizmet şayet olursa o zaman ben varım.” (Cumhuriyet, 1 Mayıs 2006) Süleyman Demirel nabza göre şerbetin, ölçülü politikanın, iktidarda başka muhalefette başka türlü konuşmanın, sermaye eksenli oportünist sağcı siyasetin anıtlaşmış ustası. Siyaset arenasında başkalarına attığı kazıklar, eylemi ve söylemi arasındaki tutarsızlıkları, eşsiz demagojisi, aforizmaları siyaset tarihine geçti. Hangi birini anımsatmalı ki?! Demirel’in iktidar olduğu dönem, Soğuk Savaş dönemiydi. ABD’nin liderliğindeki emperyalist blok yeşil kuşak politikası, yani halkının çoğunluğu müslüman olan ülkelerde sosyalizme karşı dinci-milliyetçi partileri güçlendirme politikası uyguluyordu. İşte Türkiye’de 1950’li yıllarda iktidara tırmanan işbirlikçi dinci-milliyetçi politikalar, Demirel’in 1965 yılında ilk kez Başbakanlık koltuğuna oturmasıyla birlikte iç ve dış siyasetin omurgasını oluşturdu. “Tam bağımsız ve demokratik Türkiye” sloganıyla yolları aşındıran gençler, Demirel’in iktidarları döneminde resmi gayriresmi katiller tarafından kurşunlandılar, Amerikan 6’ncı Filosu’nu protesto eden gençler Dolmabahce Camii’nden çıkan kalabalık tarafından linç edildiler, linçten kurtulanlar sonraki tarihlerde ipe çekildiler. Ama Süleyman Demirel’e göre “tetik çekenle tespih çeken bir olmaz”dı, “sağcılar ve milliyetçiler cinayet işlemez”di! “Ortanın solu Moskova’nın yolu”ydu, komünistlerin gitmesi gereken yer Moskova’ydı. Aradan 30 yıl geçtikten sonra Demirel, bu sloganı ortaya atmadaki marifetini gazeteci yazar Şakir Süter’e şöyle itiraf etmişti: “Gayet acımasızca 'Ortanın solu Moskova Yolu' falan dedik; siyaset bu.” (Akşam, 20 Nisan 2004) Kim bilir, o tarihlerde Demirel’in aklına uyup, “Komünistler Moskova’ya!” diye slogan atan kalabalıklar içinde bugünkü siyaset sahnesinin aktörleri Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç da vardı. Önemle vurgulanmalı ki, Demirel, Türkiye’de işbirlikçi dinci-milliyetçi politikaların en usta aktörü, yönetmeni ve öğretmeni oldu. Sonraki ortakları ve halefleri Necmettin Erbakan, Turgut Özal, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Tayyip Erdoğan, hepsi Demirel’in açtığı yoldan yoldan geçtiler. Kiminin ‘abi’si, kiminin ‘baba’sı, kiminin hocası oldu Demirel. O artık laikçi Geçmişte “Komünistler Moskova’ya!” diye bağırtan dinci Demirel şimdi türbancılara Arabistan’ın yolunu gösteriyor. Demirel bir televizyon programında dedi ki: “Türban özgürlük değil, gericiliktir. Başı bağlı okumak isteyen, başı bağlı olarak okunabilen yerler var, Arabistan'da falan, oraya gitsin!” Demirel’in sözleri siyaset ve medya sahnesinde dinci, milliyetçi, hatta solcu rolünü oynayanların maskelerini anında düşürdü. Türkiye’nin yoksullarına Arabistan’daki gibi bir düzeni reva görüp kendileri Avrupa ve Amerika ile halvet olanların, “Türbancılar Arabistan’a” deyişine tepkileri kara mizah örneğiydi. Bir gazete “CEVAP VİYANA’DAN” başlığı altında, türbanlıların Arabistan’a değil Avrupa ve Amerika’ya gittiklerini yazdı. (Yeni Şafak, 2 Mayıs 2006) Kızgınlıkla ne yazacağını bilemez hale gelen bir gazete ise “Başörtülüler Arabistan'a, Demirel Ermenistan'a!” gibi bir slogan yerleştirdi başlığa. (Vakit, 2 Mayıs 2006) Kendi çocuklarını Amerika’da okutan Başbakan Erdoğan’ın Demirel’e tepkisi de kara mizah örneği olmanın yanı sıra acizliğin ifadesiydi: “Bu ülkenin evlatlarının adresi bellidir; 780 bin kilometrekarelik Türkiye topraklarıdır. Bu toprakların içerisinden hangi tasarrufla sen kalkıp da ’Suudi Arabistan’a git’ diyebiliyorsun? Bu yetkiyi nereden aldın? Kim sana bu yetkiyi veriyor? Bu adresi nasıl gösterebiliyorsun? Eğer bu noktada hala birilerinin teşvikiyle yeniden bir şeyler yapma gayreti içindeysen olabilir, bu da hakkınızdır. O zaman çıkarsın meydanlara... Meydanlara çıktığın zaman, bu ülkenin, bu düşüncelerine nasıl teveccüh gösterdiğini görürsün. Eğer yok mesele tarihte olduğu gibi bir yeğen-kardeş meselesiyse onun yeri de yargıdır zaten. ”Elbette Demirel, Erdoğan’ı karşılıksız bırakmadı, türban ve imam hatipler konusundaki acizliğini ve ikiyüzlülüğünü yüzüne çarptı: “Türk evlatlarının okuyacağı adres Türkiye’dir. Buyrun okutun. Niye okutamıyorsunuz? Engeller var. Kaldırın bu engelleri. Niye kaldıramıyorsunuz? Gücünüz yetmiyor, acizsiniz. Hem vaat ediyorsunuz hem gücünüz yetmiyor. 3.5 senedir neredesiniz? Sonra bu ülkenin çocuklarının dış ülkelerde okuması o kadar ayıp birşey değil. Eğer ayıp bir şeyse kendi çocuklarınızı evvela Türkiye’de okutun.” Erdoğan bu sözlerin altında kaldı. Kalkması da mümkün değil. Çünkü, Demirel’in söylediği gibi “Türban sorunu icat edilmiş bir sorundur” ve Tayyip Erdoğan’ın “Kızlarım Türkiye'de özgürlük olmadığı için ABD'de okuyor” mazereti inandırıcılıktan yoksun propagandif söylemden ibarettir. Malum, türban sorunu olmayan mahdumu Bilal de Amerika’da okumuştur. Çankaya’ya kim çıkacak kavgası Erdoğan ile Demirel durup dururken kavgaya tutuşmadılar. Kavganın kökü derinlerde.Tayyip Erdoğan, Demirel’in siyaset ortağı Necmettin Erbakan’ın himayesinde dinci siyaset okulunda feyzaldı. Sonra şark kurnazlığında ustalarını geçerek dinci siyasetten vazgeçtiği izlenimi verdi. Seçim sisteminin azizliği sayesinde anayasayı değiştirecek çoğunlukla iktidara geldi. Doğrusu Tayyip Erdoğan Başbakan olarak, mezun olduğu siyaset okulunun başöğretmeni Demirel’e saygıda kusur etmedi, zaman zaman ziyaret ederek akıl danıştı.Şimdi ise kavga ediyorlar. Eğri oturup doğru konuşmalı. Erdoğan takiyyeci ya da değil, laiklikten yana Demirel, Tayyip’in eline su dökemez; Erdoğan’ın dinciliği de Demirel’in dinciliğinin semtinden bile geçemez. İmam hatip okullarının yarısı Demirel döneminde açıldı, Erdoğan ise dincilikten yana boş konuşmak, devletteki arpalıklara yandaşlarını doldurmak dışında bir şey yapmadı. Anayasa’yı bile değiştirecek çoğunluğa sahipken ne türbanı üniversitede serbest bırakabildi ne imam hatip liselerinin sorununa çözüm getirdi. Daha ilerisini söyleyelim, dinci politika kulvarında Demirel’in geçmişte söylediklerini bugün Erdoğan söylese, “zinde güçler” bir dakika durmaz, dağa bile çıkarlar. Erdoğan ile Demirel’in kavgası bir yönüyle Çankaya’ya kim çıkacak kavgası. Ama bu kadar değil. Tayyip Erdoğan’ın yaşı kadar siyaset deneyimine sahip Süleyman Demirel’in çıkışını gözü çöplükte kalan kanatlının horozlanmasından ibaret sanmak yanıltıcı olur.Entelektüel ve beşeri donanımı yetmediğinden Tayyip Erdoğan Türkiye’yi yönetemiyor. İşbirlikçilikten yana Demirel’i aratmadıysa da halkın ağzına bir parmak bal çalmayı ihmal etti, kamuoyu anketlerinin aksine seçmen nezdindeki itibarını ve Amerika’nın desteğini yitirdi. Bu gibi durumlarda Çin atasözündeki deyişle “Bir hükümete saygı azalmışsa, yenisi yoldadır.” Tayyip Erdoğan azalan itibarı tümüyle tükenmeden erken seçim yoluyla yeniden güç kazanmayı ve Çankaya Köşkü’ne kapağı atmayı planladı. Demirel’in çıkışı bu planı fena halde boşluğa düşürdü, moda deyişle Erdoğan’ın ezberini bozdu. Erdoğan ezberi bozulmakla kalmadı, Çankaya yolunda çok güçlü bir rakibe tosladı. Oysa ne güzel haddini bildiriyordu Deniz Baykal’a, Erkan Mumcu’ya, Devlet Bahçeli’ye ve diğerlerine. Demirel ile başa çıkmak ise kolay değil. Çünkü, Erdoğan’ın yaşı kadar siyasi deneyimi var Demirel’in, Türkiye’nin siyasi ve diplomatik dengelerindeki değişmeyi izlemekte üstüne yok. Tayyip Erdoğan’ın siyasette gidici olduğunu kavrayan Demirel, Erdoğan’ı en zayıf olduğu noktadan dövmeye başladı. “Cumhurbaşkanı'nı halk seçmeli. Eğer bu TBMM seçerse bu halkın değil AKP'nin Cumhurbaşkanı olur” (Akşam, 5 Mayıs 2006) diyerek, Erdoğan’ın Çankaya hayalini şimdiden tartışmalı hale getirdi. Demirel’in son bir yılda özel diyet uygulayarak 20 kilo vermesi de siyasette kararlı olduğunun işareti.Erdoğan Demirel’e kızmasın da kime kızsın?! “Sol”un da umuduSüleyman Demirel’in, “Türbancılar Arabistan’a!” diye bayrak açması dincileri kızdırmakla kalmadı, Kemalist ve sol olarak bilinen bazı çevreleri de hayli heyecanlandırdı. 35 yıl önce askeri darbe ile Demirel’i devirmeye çalışan bir ekip içinde yer alan İlhan Selçuk bile AKP’yi yolcu etmenin çaresini Demirel’de buldu. Kırk yılın kaşarlanmış dincisi Demirel’i “dindar”, dincilik kulvarında Demirel’in yanında çömez bile olamayacak Tayyip Erdoğan’ı “dinci” ilan eden İlhan Selçuk, Türkiye’yi AKP’den kurtaracak siyasi oluşumun başına geçmesi için Demirel’e çağrıda bulundu.Hayattan hiç ders almamak, Türkiye’nin emperyalizme bağımlı ve yoksul kalmasının, modern dünyada aşağılanmasının en baştaki kişisel sorumlusundan medet ummak… Anlama yetisini yitirmemişler için yeterli bir ayıp! Burası Türkiye! |